Kasım 11

Kutsal Kitaplarda Kısas Cezası


Kısas, bir kişinin başkasına verdiği herhangi bir bedensel zararın aynısının kendisine uygulanmasıdır. Başkasını yaralama, herhangi bir organına zarar verme veya öldürme gibi. Bunu az sonra örneklerle açıklayacağım. Had ise, dinen işlenmesi yasak olan bazı şeylerin, kişi tarafından başkasına yapılması durumunda kendisine uygulanan bedensel cezalardır: Zina, zina iftirası, hırsızlık cezaları gibi.

a) Sümerler’de

Hammurabi Kanunlarına göre bir insan başkasının gözünü çıkarsaydı onun da gözü çıkarılırdı, kemiğini kırsaydı onun kemiği, dişini kırsaydı dişi kırılırdı. Ayrıca bir insan bir beyin/ünlü kişinin kızını öldürdüğü zaman onun kızı da öldürülürdü. Bu ağır ceza konusunda Ur-Nammu ile Esnunna daha esnek davranmışlar; burun, göz, kulak gibi organların cezaları hakkında; “Burun, kulak, göz, diş, tokat atma, parmak kesme ve yaralamaya karşı para cezası ödenir.” demişler. (17)

Orta Asur Kanunları’nda cinayeti işleyen kişi, öldürülenin akrabasına teslim edilirdi; onlar kendisini öldürme, karşılıksız veya mal karşılığı serbest bırakma konularında özgürdü. (18) Sümerlerle ilgili benzer örnekler çoğaltılabilir; ancak konumuzu aydınlatma bakımından bu kadar ipucu yeterlidir.

b) Tevrat’ta

Tevrat da kısas konusunda Hammurabi gibi sert yaptırımlardan yanadır: “Hiç acımayacaksın! Can yerine can, göz yerine göz, diş yerine diş, el yerine el, ayak yerine ayak, yanık yerine yanık, yara yerine yara, bere yerine bere, sakatlık yerine sakatlık vs. uygulanacaktır!” (19)

Tevrat’ta var olan bu ağır cezaların, daha önce Tanrı tarafından Musa’ya gönderilen ayetler olduğunu Kur’an da doğruluyor: “Biz (Allah olarak) onlara “İsrailoğulları’na Tevrat’ta) şöyle yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralar birbirine kısastır.” (20)

Tevrat’a göre kısas cezasının uygulanabilmesi için; kişinin bilerek adam öldürmesi koşulu var. Eğer kasten adam öldürmüşse, kendisi de mutlaka öldürülecektir. Yanlışlıkla işlenen bir cinayette kısas uygulanmadığı gibi herhangi bir diyet de alınmaz. Ancak katil, öldürdüğü insanın akrabasının bulunduğu yerden uzaklaştırılarak özel yerlere, din adamlarının himayesine verilir. Tevrat’a göre kasten cinayet işleyen kişi öldürülenin akrabasına teslim edilir, cezayı kendileri uygulardı. Yine Tevrat’a göre, suçun şahsiliği vardır; kimse başkasının yerine cezalandırılamaz. (21)

c) İncil’de

Konuya ilişkin İncillerde şu bilgiler var: İsa; “İşittiniz ki eski zaman insanlarına (Musa ve kavmini kastederek) ‘Katletmeyeceksin; kim katlederse hükme müstahak olacak. Fakat ben size derim ki, kardeşine kızan bir adam hükme müstahak olur; kim kardeşine karşı hakaret içeren bir söz söylese, meclisin hükmüne müstahak olur, kim birine ‘ahmak’ diyorsa cehennem ateşine müstahak olur.” şeklinde açıklamalarda bulunmuş, devamla; “Göz yerine göz, diş yerine diş denildiğini/kısas olması gerektiğini işittiniz. Ben de derim ki, kötülüğe karşı kötülükle karşılık vermeyin! Kim sağ tarafınıza vurursa ona öbür tarafınızı da gösterin, kim gömleğinizi alırsa ona abanızı da verin…” diyor. (22)

İncil’deki bilgilere bakıldığında, İsa’nın bu konuda Tevrat’la Kur’an’dan farklı düşündüğü görülmektedir. O, ceza vermenin çare olmadığına; bunun yerine anlayış değişikliğinin daha önemli olduğuna vurgu yapmıştır. Kendisi, az önce de belirtildiği gibi, özellikle cezalar konusunda Tevrat ve Kur’an’dan farklı düşünmüştür.

Ben Muhammed’le Musa’yı bir kefede, İsa’yı da ayrı bir kefede değerlendiriyorum. Musa ile Muhammed, davalarından sonuç alabilmek için işi savaşla, savaş esiri cariyelerle, ganimet, talan gibi primlerle götürmüşler; ancak İsa, savaş yerine toplumun zihniyetinde yapılan değişikliğin daha önemli ve sonuç alıcı olacağını benimsemiştir. Ne olursa olsun onun projesinde tanrısal bir boyut yoktur. Bazı noktalarda faydalı, bazılarında da faydasız beyanatta bulunmuş olabilir; ama onun söylediği herşey kul yapısıdır.

Benim inancıma göre; insanlar için kurtarıcı olan sadece ve sadece insanın kendisidir.

d) Kur’an’da

Kısas konusundaki ayetler değişik surelere yayılmıştır. Bir yerde, “Ey iman edenler! Haksız yere öldürülenler hakkında sizin üzerinize kısas farz kılındı. Hür olana karşı hür, köleye karşı köle, dişiye karşı da dişi olmak üzere kısas uygulanır. Ancak katil, öldürülenin kardeşi/varisi tarafından bir şey karşılığı bağışlanabilir; o zaman örfe göre diyetini/kan bedelini güzellikle ödemek lazım. Ey akıl sahipleri! Şüphesiz sizin için kısasta hayat vardır. Umulur ki siz sakınır, korunursunuz.” denilmektedir.

Diğer bir yerde; “Haklı bir sebep olmaksızın Allah’ın haram kıldığı cana kıymayın. Her kim haksız yere öldürülürse, biz onun velisine bir yetki vermişizdir. Bununla birlikte cana kıyma konusunda o da ileri gitmesin…” açıklaması var. (23)

Kur’an’da en ağır ceza şu ayette geçiyor: “Allah ve peygamberine karşı cephe açanların ve yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların cezası, ya öldürülmelerinden, ya asılmalarından, ya eller ve ayaklarının çapraz biçimde kesilmelerinden veya bulundukları yerden sürgün edilmelerinden başkası olamaz. Bu, dünyada çekecekleri bir zillettir; ahirette ise kendilerine daha büyük bir azap vardır.” (24)

Yine Maide suresinin 32. ayetinde; “Biz İsrailoğulları üzerine şöyle yazdık: İnsan karşılığı (yani kısas) olmaksızın ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlar dışında (Kur’an’ın sözünü ettiği bozgunculuk kendine özgüdür) her kim bir insanı öldürse, sanki tüm insanları öldürmüş gibidir. Yine her kim bir insanı yaşatsa, sanki tüm insanları yaşatmış gibidir.” deniliyor.

Asarak adam öldürme, sürgün etme cezası Sümerlerde çok yaygındı. (25) Ayrıca İslami kaynaklar da kaydeder ki, Muhammed henüz peygamberlik iddiasında bulunmadan önce Yemen ve Hire Emirleri bu yöntemi uyguluyorlardı. Mesela, Numan bin Munzir, adamın birini, yol kestiği için asarak öldürmüştü. (26) Kur’an’a göre kasıt olmadan bir insanı öldürenin cezası, bir esiri azat etmek, öldürülenin varislerine kan bedelini ödemek ve eğer bunu da yapamıyorsa, 60 gün üst üste oruç tutmaktır. Elbette ki varisleri isterlerse ondan bir şey almadan da kendisini bağışlayabilirler; Kur’an bunu da yazıyor. Şu var ki, Kur’an bu diyetin miktarını belirlememiş; buna ilişkin düzenleme Muhammed Peygamber’in hadislerinde 100 deve olarak belirtilmiştir.

Bu 100 deve adeti, Muhammed’den önce, Cahiliyye devri denilen, kendisinin henüz “peygamber” olmadan bizzat yaşadığı dönemde de uygulanıyordu. Kimi İslam tarihçileri, bu 100 deve olayını, Muhammed’den önceki dönemde dedesi A. Muttalib icad etmiştir diyorlar. Muhammed’den önce Haşimoğulları’ndan bir çoban, bir başka kabilenin adamları tarafından öldürülünce, Hz. Ali’nin babası Ebu Talib buna karşı katilden diyet olarak 100 deve istemiştir. Yine daha önce Kureyşle Havazin kabilesi arasnıda Ukaz’da yapılan savaşta Kureyş, Havazin’den öldürdükleri her fazla şahıs için 100 deve diyet/kan bedelini ödemişlerdi. Bu konuda başka örnekler de verilebilir. (27)

Muhammed Peygamber’in kısas uygulamalarına dair bir örnek vermek gerekirse; Enes bin Malik; “Adamın biri bir cariyeyi, kafasını taşla ezerek komaya sokmuştu. Kadın henüz ölmeden Muhammed’e getirdiler; fakat daha sonra öldü. Bundan ötürü Muhammed katil olan adamın kafasını iki taş arasına almak suretiyle öldürdü.” diye hadis aktarıyor.

Muhammed’in hem “Kim dinini değiştirirse, onu öldürün.” dediğine, hem de kendisinin bizzat İslam’dan dönen insanları öldürdüğüne ilişkin varolan bilgiler, İslam’da sağlam/sahih diye kabul edilen kaynaklarda geçmektedir. (28)

Dipnot:

17) Hammurabi Kanunları, md. 196, 197, 200, 210; Ur-Nammu Kanunları, md. 15-16; Esnunna Kanunları, md. 42-47

18) Asur K. Tablet, B/2.

19) Tevrat, Çıkış 21/23-25, Levililer 24/19-20, Tesniye 19/21

20) Maide suresi, 45. ayet

21) Tevrat, Sayılar 35/16-31, Tesniye 4/41, 19/11-12, Yeşu 20/5-6

22) Matta İncil’i, 5/21-42

23) Bakara suresi 178-179; İsra suresi, 33. ayetler.

24) Maide suresi, 33. ayet.

25) Hammurabi Kanunları, md. 22, 154, 227.

26) İbn Habib 245-859, Muhabber, 327; Şehristani, 548-1153; el Milel ve’l Nihal, 2/249.

27) Nisa suresi, 92. ayet; Buhari, 4/237; Nesai, 8/4; Ebu Davud, 8/40; İbni Mace, 2/872; İbni Sad, Tabakat 1/41; Halebi, İnsan’ül Uyun, 1/210; El Kamil fi’l Tarih, 2/15; Balezuri, Ensab’ul Eşraf, M. Hamidullah Tahkiki, s. 72.

28) Tecrid-i Sarih, Diyanet tercemesi, no: 1081; El Lu’lu ve’l Mercan, no: 1087; Müslim, Kasame, no: 1672; Buhari, 8/50; Ebu Davud, 4/520; Tirmizi, 4/59; İbni Mace, 7/104; Nesai, 2/848; Müslim 3/1296.

(Arif Tekin, Sümerler’den İslam’a Kutsal Kitaplar ve Dinler, s.147-151)

Hazırlayan: ArapŞükrü

Reklamlar