Kasım 23

Halife Osman


a) Halife Osman’ın Yönetimine Karşı Gösterilen İlk Tepkiler

Halife Osman’ın kötü yönetimine karşı ilk sert tepkiyi gösteren “Cebele el-Ansari”dir. Bu adam Bedir harbine katılmış önemli ashabdandır. Bir gün evin yanında iken Osman oradan geçiyormuş. Osman o zaman halifeymiş ve millet ondan şikâyetçiymiş. Cebele de Osman’ın yönetiminden memnun olmayanlardan biriymiş. Bu yüzden Osman’a, “Ey N’asel! Seni öldürür cesedini bir deveye bindirip sıcak bir yere götürür atarım.” demiş. Adam önemli biri olduğundan Osman ona bir şey diyemeden doğruca camiye gitmiş. Cebele de arkasından gitmiş, o da camiye girmiş. İçeri girdiğinde Osman’ın minbere çıktığını görmüş. Osman’ın kolundan tutup aşağı indirmiş ve şerefini rencide edecek şekilde davranmış. Burada olay kapanıyor.

Başka bir gün elinde bir iple geliyor ve Osman’a, “Ya senin boğazına getiririm, ya da yanlışlarından vazgeçersin” diyor ve şöyle devam ediyor: “Sen Haris b. Hakim’e şehrin piyasasını teslim etmişsin, alış-veriş yapanlardan usulsüz bir şekilde haraç alıyor.” Osman icraatına devam ediyor, adamı kale almıyor. Bu arada birileri Cebele’ye, “Vazgeç, nasıl olsa halifedir, sen baş edemezsin” deyince o, “Yarın Allah huzuruna çıksam, biz amirlerimize saygı gösterdik; ancak onlar bizi dalalete götürdüler” diyeceğim, onu şikâyet edeceğim diyor. Yine henüz Osman’a karşı kitlesel isyanlar başlamadan, Ceh’cah’ adında bir başka sahabiden Osman’a uyarı ve hatta tehdit geliyor. Öyle ki, daha sonra Osman’ın evine yapılan baskında, bu adam bastonla Osman’ı dövmeye başlıyor. (349)

Osman’a karşı çıkmak sadece halkın bireysel ve amatörce tepkisinden ibaret değildi. Görevden aldığı önemli insanlar da halkla birlikte onun aleyhinde çalışıyorlardı. Mesela halife Osman tarafından Sad b. Ebi Vakkas Kufe valiliğinden alınıyor, yerine Velit b. Ukbe atanıyor. Velit, halife Osman’ın kardeşiydi, anneleri aynıydı. Yine daha sonra atadığı Sait b. As onun akrabasıydı. Ebu Musa’el Eş’ari’yi Basra valiliğinden alıyor, yerine de dayısının oğlu Abdullah b. Amır’ı tayin ediyor. Amr b. As’ı Mısır eyalet valiliğinden alıp yerine kendi sütkardeşi Abdullah b. Sad b. Ebi Serh’i görevlendiriyor. Halife Ömer zamanında Şam valiliğine atanan Muaviye’ye daha fazla imtiyazlar tanıyor, Şam’ın gelirini ona bırakıyor. Bunlar, Osman’nın icraatından birer örnek ve tabii ki görevden uzaklaştırılanlar da halkla birlikte onun aleyhinde çalışıyorlar…

Hatta Muaviye Şam’dan gemilerle içki ticareti yapıyor ve Osman’ın izniyle buradan sağlanan parayı kendine alıkoyuyordu. Şam’da askeri komutan olarak görev yapan Ubade b. Samıt, gemi içinde bu içkileri görünce hepsini yere döküyor. Saf adam, bilmiyor ki Osman bundan haberdardır, bunu yaparsa aleyhine olur. Elbette ki Muaviye bundan rahatsız oluyor. İçki olduğu için korkudan konuyu da irdeleyemiyor. Ancak bu olay Ubade için artık bardağı taşıran son damla oluyor ve Şam’da Osman ve Muaviye’yi eleştirmeye başlıyor. Bu yüzden Osman, Ubade’yi merkeze alıyor.

Ebu Musa Osman’a karşı muhalefete geçiyor ve onun kötü yönetimini anlatmaya başlıyor. Halife Osman, Hz. Muhammed zamanında bile hazineye ait olan Medine’ye bağlı Mehnz bölgesini, yine amcası Hakem’in oğlu Haris’e veriyor Fedek köyünü Hz. Muhammed kendine almıştı ve zaten Kur’an’a göre veraset yoluyla kızı Fatma’ya verilmeliydi Ama Ebubekir’le Ömer el koymuşlardı; bunu daha önce Anlattım. Halife Osman bunu da Hakem’in oğlu Mervan’a veriyor. Afrika’yı alınca, oradan sağlanan 1/5’lik geliri de Mervan’a hibe ediyor. Osman’ın bu ayrıcalığı o dönemde yaşayan şairlere bile konu olmuş.

Osman arafindan sürgün edilen Abdurrahman b. Hanbel bir şiirinde özetle şunu anlatmaktadır: “Kâinatın rabbi bize öyle bir fitne bırakmış ki (Osman’ı kastediyor), ya o bize bela olur ya da biz ona. Nasıl olur da millet aç iken sen kalkıp Afrika’nın beşte birini tek insana veriyorsun” diyor. Bilindiği gibi şu an var olan Kur’an, Osman zamanında Yahudi asıllı Zeyd b. Sabit başkanlığında bir komisyon tarafından hazırlanmıştır. İşte zaman içinde Osman bu Zeyd’e yüz bin dirhem hibede bulunur. Zeyd ölünce, ondan kalan mal-altın-külçe o kadar çoktur ki, varisleri bu külçeleri balta ile kırıp bölüşmüşlerdir. Hepsi Afrika’dan surdan burdan sağlanan talan malıydı ve haddi hesabı yoktu. (350) İşte Osman’ın yönetimine karşı gelmenin ilk işaretleri bireysel başlamıştır, daha sonra kitleselliğe dönüşmüş ve zamanla kontrolden sıkmıştır.

 

b) Halife Osman Müslümanlarca Katledilir, Cesedi de Bir Çöplüğe Atılır

Hüzeyfe b. Yeman bir ara halife Osman’a, “Öküz gibi ortaya çıkacaksınız, deve gibi kesileceksiniz ve kolay da can vermeyeceksiniz.” şeklinde çok ağır bir cümle kullanmıştır. Bunlara daha önce kısmen değindim. Gerçekten Osman’ın ölümü çok fecidir ve işkenceyle gerçekleşmiştir. Hz. Muhammed ve Ebubekir’in cinayetleri Müslümanlardan gizlenmeye çalışıldığı gibi, halife Osman cinayetinin gerçek yanı da hep gizlenmek istenmiştir. Sanki çok basit bir suikastla, bir kazayla ölmüş gibi gösterilmiş. Ama gerçek hiç de böyle değildir. Cinayetiyle ilgili güvenilir İslami kaynaklardan derlediğim çarpıcı bir bölümü buraya alıyorum. Hakkında sunacağım bilgiler okunduğunda görülecektir ki, halife Osman’ın halk nezdinde bilinen ölümüyle gerçek ölümü arasında çok fark vardır.

Önce Osman’a karşı yapılan baskını özetlemek istiyorum. Daha sonra da cenazesinin nereye atıldığını, nasıl ve nerede gömüldüğünü ve baskının nedenlerini özet şeklinde anlatmaya çalışacağım.

Osman değişik heyetler tarafından: “Yapma, millet senin yönetiminden memnun değil, sonun kötü olur” diye defalarca uyarılır. Ancak, “Size mi düştü, siz mi bana akıl veriyorsunuz?” diyerek onları dinlemediği gibi, üstelik gelen elçileri cezalandırır. Müslümanlar en son, Amir b. Abdullah Temimi adında yaşlı birini temsilci olarak Osman’la konuşmaya gönderirler. Adamcağız Osman’a, “Ben temsilciyim, arkadaşlar senin için toplanıp icraatını konuştular. Senin büyük yanlışlar içinde olduğunu, dolayısıyla Allah’a tövbe etmeni, ondan korkmanı ve yaptığın yanlışlardan dönmeni istiyorlar.” der; Osman, “Hele buna balon! İnsanlar da sanır ki bu da bir şey biliyormuş; sonra gelip benimle icraatımı konuşuyor. Hâlbuki Allah’ın nerde olduğunu bilmeyen bir cahildir.” diyerek onunla alay eder.

Adam hem akılı, hem de çok önemli kişiler tarafından görevlendirilmişti. O arada Osman’a, “Ben Allah’ın nerde olduğunu çok iyi biliyorum, merak etme o seni gözetleyecektir.” der.

Benzer heyetler sık sık Osman’a gelir, yanlış yapıyorsun, böyle olmaz diyerek onu uyarıyorlardı. Ama giderek durum daha da kctüye gidince, Osman değişik eyaletlerdeki önemli valilerinden Muaviye b. Ebi Süfyan, Abdullah b. Sad b. Ebi Sarf, Sait b. As, Amr b. As, Abdullah b. Amir gibilerini merkeze/yanına çağırıyor, onlarla durum değerlendirmesi yapıyor. Bunlardan Abdullah b. Amır’ın önerisi şu: Birilerine karşı kazanılması zor olan bir savaş başlat, bunları savaşa gönder, savaşla meşgul olsunlar, sen de rahat edersin; sonunda onlar gelip sana yalvarırlar. Sait b. As’ın önerisi deşu: Sana bağlı olan her kabilenin, aşiretin, bölgenin bir lideri vardır. Sen onu ortadan kaldırırsan onlar sahipsiz kalır dağılırlar diyor. Muaviye’nin önerisi de şu: Eyaletlere vergi memurlarını daha fazla gönder, biz de yardımcı oluruz, tu sorun ancak bu yöntemle biter: Yani hem baskı, hem de ağır vergi yükü asayişi sağlar diyor. Abdullah b. Sad da, ‘Ey Osman; insanlar menfaatle yola gelir, sen en iyisi buralara maddi bir şeyler ver kurtul” diyor…  Amr b. As’a gelince, “Ey Osman, sen insanların istemedikleri şeyleri yapıyorsun. Karar ver! Bunlardan vazgeç ve adaletli davran” şeklinde karşı bir öneri getiriyor. Osman bu öneriye sert tepki gösteriyor ve bundan dolayı araları açılıyor. Amr Mısr valisi iken görevden alınıyor ve onun yerine de Hz. Muhammed’in hiç sevmediği, münafık ilan ettiği Abdullah b. Ebi Serh tayin ediliyor. Amr’ın Osman’a kafa tutmasının başka bir nedeni de vardı. Toplum içinde Amr’ın kabilesi, Osman’ınkinden daha itibar ve şöhret sahibiydi. Hatta zaman zaman Amr bunu Osman’a karşı dillendiriyordu. (351) İşte bu toplantıda da bir bakıma bu büyüklüğünü, farkını ortaya koyuyor; ancak fayda vermiyor.

Osman giderek daha da sertleşiyor, radikal tedbirler almaya başlıyor. Bazı yerlere yeni atamalar yapıyor. Bu arada Sait b. As’ı Kufe valiliğine tayin edince, oranın halkı hem kabul etmiyor, hem de yönetime karşı silahlanıyor. Öyle ki, Sait geri dönmek zorunda kalıyor ve yerine de Ebu Musa el-Eş’ari atanıyor. Ama olaylar durmak bilmiyor ve adım adım Osman’ın sonu gelmeye başlıyor. Peki, neymiş Osman’ın suçu, neler yapmış ki insanlar beğenmiyor? Bunu birazdan detaylıca anlatacağım.

Müslümanlar Osman’ın icraatından o kadar huzursuz olmuştu ki, bu konu caddede, sokakta, her yerde konuşuluyordu. Ahnef bin Kays, “Camide toplanmıştık, kalabalık hayli fazlaydı. İçimizde Hz. Ali, Talha, Zübeyir, Sad gibi ünlü isimler de vardı. O arada halife Osman da geldi ve hemen konuşmaya geçti. Kendi iyiliklerini anlatıyordu. Ben de bu arada Talha ve Zübeyir’e dedim ki, bu adam gidicidir, sonunda katledilecek” şeklinde anlatıyor. Bunu aktaran, Buhari’nin sarihi Askalani ve tabii ki değişik kaynaklarda da geçiyor. (352) Bu arada Medine’deki sahabiler, değişik coğrafyalara yayılmış Müslümanlara mektuplar göndererek “Geri gelin, siz Allah için İslamiyet’i yaymaya çıkmışsınız; ama maalesef din elden gitmiş, uzaklara gitmenize gerek yok, geri gelin asıl cihat burada, içerde” diyorlardı. Öyle olmuştu ki, bir ara Osman camide hutbe okurken-konuşurken, Hz. Ali, Talha ve Zübeyir gibi cennetle müjdelenen önemli kişilerin de bulunduğu o ortamda bazıları, “Adama bakın, eninde sonunda öldürülecek, ölümü hak etmiş.” gibi ağır sözler söylerdi. Yani iş bu noktaya gelmişti. (353)

Ve sonuçta Halife Osman’a bağlı tüm coğrafi bölgelerden isyan sesleri yükselmeye başlıyor. Sadece altı yüz süvari, kimi rivayetlere göre bin süvari Mısırlılardan ve dört kafile halinde başlarında da Abdurrahman b. Udeys, Kenane b. Bişr, Amr b. Hamık ve Sudan b. Hamran olmak üzere Osman’ı ablukaya almak, onu katletmek için yola çıkıyorlar. Kimse bilmesin diye, Umre niyetiyle yola çıktıklarını söylüyorlar. Ancak niyetleri Osman’ı ortadan kaldırmak.

Yine iki yüz kişilik bir başka baskın grubu, Irak’ın Küfe kentinden harekete geçiyor. Tüm grupların birbirlerinden haberi var. Bunların da başlarında Malik b. Ester var. Yüz kişilik bir isyan grubu da Irak’ın Basra kentinden yola çıkıyor. Onların başlarında da Hükeym b. Cebele var. Osman’ın da istihbaratı vardı, onların niyeti hakkında bilgi almıştı ve kendince de tedbirliydi ama baskın o kadar güçlüydü ve kontrol edilmesi o kadar zordu ki, Osman’ın taraftarları bunları önleyecek durumda değildi.

Şehre varınca Hz. Ali devreye giriyor ve sonuçta onlar Ali’yi dinleyerek davalarından vazgeçip memleketlerinin yollarını tutuyorlar. Ancak yolda, halife Osman’ın yazdığı, mührüyle mühürlediği bir mektup ele geçiriliyor. Üzerinde mektup bulunan kişi de halife Osman’ın bir görevli memurudur; hatta onun bindiği hayvan bile Osman’a/devlete ait bir hayvandır. Mektupta, ilgili valilerine, “Bu isyancıları yakalayın, bir kısmını infaz edin, önemli elebaşlarını da çarmıha germek suretiyle-işkenceyle öldürün, bazılarının da kol ve bacaklarını kesin.” gibi talimatlar vardı. Zaten onlar, daha önce Hz. Ali’nin araya girmesiyle isteksizce eylemlerinden vazgeçmişlerdi. Ama bu mektup olayından sonra artık onları durdurmak mümkün değildi: Tekrardan geri dönüyorlar ve sonunda Osman’ı feci bir şekilde katlediyorlar.

Osman korkudan imza ve mührün sahte olduğunu, kendisine ait olmadığını iddia ediyor; ancak inandırıcı gelmiyor, güven sarsılıyor ve gereken yapılıyor.

Değişik yörelerden gelen bu insanların hepsi ittifak halinde halife Osman’ı ablukaya alıyorlar. Onu yakalayınca saçını, sakalını yoluyor, çenesini çekiyorlar, ağzı açık kalıyor. Bu arada isyancılar Osman’a ‘Na’sel’ diye bağırıyorlar. Değişik İslami kaynaklarda Na’sel şöyle tanımlanıyor: O sırada Medine’de Mısır asıllı budala biri varmış, adı da Na’sel. Osman’a bu amaçla bu lakabı takmışlar. Veya Na’sel demek, beyinsiz kişi/ahmak-bunak demek. Her ne ise alaylı bir söz olarak Osman’a karşı kullanıyorlardı. (354) Veya Na’sel, Medine’de ihtiyar, aptal bir Yahudi varmış, o yüzden hakaret anlamında Osman’a bu isimle hitap ediyorlar.

Mısırlı grubun başındaki şahıslardan Kinane b. Bişr, Osman’ın alnından ve kafasının ön kısmından demir parçasıyla vurunca, Osman yere yığılıyor. Aynı gruptan Sudan b. Hamran adındaki şahıs da Osman’ı döve döve komalık ediyor. Yine Mısır grubundan Amr b. Hamık, Osman’ın göğsüne çıkıyor, ona dokuz darbe vuruyor; bunlardan üçü Allah için olsun, kalanı da ben rahat edeyim, kendim için vurdum diyor, tabii ki bu arada Osman onlara çok yalvarıyor: ‘Ben ilk Müslümanlardanım, peygamberin iki kızıyla evlendim, insan ancak dinden çıkarsa, zina yaparsa, cinayet işlerse öldürülür. Ben bunlardan hiçbirini yapmadım’ gibi yalvarmaları artık fayda etmiyor. Millet ona karşı öylesine kızgın ki, öldürdükten sonra da kafasını gövdesinden koparmak, onu ustura-makas gibi aletlerle parçalamak istiyorlar, hatta şeytan taşlaması gibi naaşını taşlamak istiyorlar. Bu arada Osman’ın hanımları Naile ile Ümmü’l Benin ve kızları kafasını gövdesinden koparmalarına izin vermiyorlar, araya giriyorlar, onların ellerinden çıplak kılıçları almak istiyorlar. Onlar kılıçlarını güçlü bir şekilde çekince, Osman’ın eşlerinden Naile binti Ferafise’nin parmakları kesiliyor. Bu manzara karşısında tüm aile ağlaşmaya başlıyor, Hz. Muhammed’in eşlerinden de araya girenler oluyor ve Hz. Ali de baskın liderlerinden Abdurrahman b. Udeys ile konuşunca (yapmayın diye) bu eylemlerinden vazgeçiyorlar, tabii ki daha sonra bu kadının parmakları Şam’da hutbelerde çok dile getiriliyor, Muaviye tarafından propaganda aracı olarak kullanılıyor. Bu ayrı bu konu. (355)

Şu da var ki, isyancılar yaklaşık 40 gün Osman’ı evinde mahsur bırakıyorlar, sudan, yemekten mahrum bırakıyorlar. Birilerin ona su vermelerine bile izin vermiyorlar. Bu arada Osman’ı savunanlardan çok sayıda insan öldürülüyor. Mesela Abdullah b. Veheb, Abdulah b. Ebi Meysere ve Muğire b. Ahnes gibileri. Hatta Osman’la birlikte öldürdükleri bazı kişilerin gömülmelerine izin bile vermiyorlar: Kurda-kuşa, köpeklere yem olsunlar diyorlar. Osman’a, istifa edersen sana karışmayız dedikleri halde Osman, ben ölümü tercih ederim; ama istifa etmem karşılığını veriyordu. (356)

Aslında detaya gerek yok. İnsan biraz düşünürse zaten işin vahametini anlar. Şöyle ki, madem bu kadar isyancı Müslüman Kufe’den, Basra’dan, Mısır’dan değişik coğrafyalardan geldiler, peki ya Mekke, Medine, çevre Müslümanları ve hele hele Hz. Ali nerdeydi diye insan merak ediyor? Demek ki çevresi dışında kimse onun yönetiminden memnun kalmamış ki sonuç böyle olmuş. En başta Ebubekir’in oğlu Muhammed, ta Mısır’dan gelen heyetin içinde ve aktif bir şekilde Osman’a karşı cephe alanlar arasında. Osman’a ulaştığında da, çok hakaretvari bir şekilde sakalından tutup çekiyor, böylece Osman’ın ağzı açık kalıyor ve daha önemlisi onu yerde süründürüyor. Burada şu hatırlatmayı yapayım:

Hani Ebubekir’in cinayetinde Osman’ın da parmağı vardı diye yazmıştım. Sanırım İslam tarihinde bu konuda bazı açıklanmayan noktalar var. Mesela neden tüm sahabeler arasında Ebubekir’in oğlu Osman’a böyle davranmıştır? En azından Osman babasının çocukluk arkadaşıydı! Kanımca Ebubekir’in oğlu babasıyla ilgili planları bildiği için, burada adeta onun rövanşını alıyordu. Bu uzak bir ihtimal değildir. (357)

Başta da belirttim; Müslümanlar Osman’ı defalarca uyardılar, temsilci gönderdiler; ama o hep ceza veriyordu. Hatta bir ara Hz. Ali’yi temsilci olarak gönderiyorlar. Gidip halife Osman’a önemli uyarılarda bulunuyor. Osman ise onu da dinlemediği gibi, minbere çıkıp şunları söylüyor; Bu ümmetin fitnesi, ayıplayanlar ve eleştirmenlerdir (tabii ki isim vermeden Hz. Ali’yi kastediyor) diye başlıyor ve eleştirel bir konuşma yapıyor. Bu arada Osman’ın sağ kolu Mervan sert çıkıyor, gerekirse seni eleştirenlerle savaşırız diyor. Mervan, Osman’ın veziriydi. Osman, işin vahametini bildiği için olayın fazla büyümesini istemiyor/Mervan’a izin vermiyor. (358)

Şunu da bilmekte yarar var, tüm halifelerin devrilmesinde Yahudilerin rolü çok büyüktür. Her ne kadar bu sebep pek öne çıkmamışsa da, aslında bu önemli bir faktördür. Yahudiler artık o coğrafyada onlara iktidar verilmeyeceğini biliyorlardı. O yüzden hep bozmaya ve karışıklıklar çıkarmaya çalışıyorlardı. Savaşla kazanamıyorsak, bari planlarla, farklı komplolarla işi götürmeye çalışalım diyorlardı ve nitekim de bunu çok mükemmel başardılar…

İsyancılar Osman’ı öldürdükten sonra cenazesini bir mezbeleye, tuvalet olarak kullanılan bir yere atıyorlar ve onların korkusundan en yakın akrabası bile yanaşamıyor. Cenaze, atılan yerde üç gün kalıyor. İslam tarihçileri, Kur’an yorumcuları, ‘Osman’ı katlettikten sonra cenazesini Haşşı Kevkeb’ denilen yere attılar. Burası öyle bir yer ki, o zaman Yahudiler tarafından tuvalet olarak kullanılıyordu, şeklinde açıklama yapıyorlar.

Konu garip gelebilir. O bakımdan Osman’ın bu tuvalet yerine atıldığına ve cenazesi üç gün orada kaldığına, baskıncıların korkusundan kimsenin gidip onu alamayacağına ilişkin bir yığın güvenilir İslami kaynak veriyorum şu dipnotta. (359)

 

c) Halife Osman’ın Cenazesi, Bir Tuvalete Gömülüyor

Osman’ın cenazesinin Yahudilerin tuvalet olarak kullandıkları bir mezbeleye atıldığını ve orada üç gün kaldığını, korkudan kimsenin gidip onu defnedemediğini yukarıda yazdım. Bu arada onu öldürenler şeytan taşlar gibi cesedini taşlamaya başlıyorlar ve gömülmesin, herhangi bir yere atılıp kalsın ve bu şekilde çürüyüp gitsin istiyorlardı. Sonunda yine Hz. Ali’nin devreye girmesiyle isyancılar defnine izin verdiler. Tarihçi İbni Şebbe bu konuda, “Ebu Süfyan’ın kızı ve aynı zamanda Hz. Muhammed’in de eşi olan Ümmü Habibe ortaya çıkıp ya bu adamın defnine izin vereceksiniz, ya da ben Hz. Muhammed’in perdesini (başörtüsünü kastediyor) başımdan alır atarım” diyor. (360)

İşte Hz. Ali ile Ümmü Habibe’nin araya girmesi, hem eşlerinin ağlamaları nedeniyle isyancılar eylemlerinden vazgeçiyorlar, bundan sonra birkaç kişi gidip cenazesini alıyor, onu gece karanlığında gömüyorlar (tabii ki cenaze işinde, kabir başında Hz. Ali yoktur, kendisi katılmıyor). Osman’ın cenaze namazının kılınıp kılınmadığı konusunda farklı rivayetler var.

Kimileri, “Katledenler namazına izin vermeyince, üzerinde namaz kılınmadan gömülüyor” diyorlar. Mesela Ebu Cehm adındaki kişi onun namazını kılmak isteyince isyancılar izin vermiyor; bu arada adam, “Siz üzerinde namaz kılınmasına engel olursanız sorun değil. Çünkü Allah ve melekler cenaze namazını kılmışlardır.” diyor.

Maşallah o dönem herkes Tanrı ile Cebrail ile irtibat halindeymiş, normal vatandaş da yukarılardan ilham alıyormuş.

Kimileri de, birkaç kişi onun cenaze namazını kılıp Baki kabristanında defnetmek isteyince, isyancılar bunu duyuyorlar ve kesinlikle normal bir mezarlıkta defnetmeyeceksiniz, diyerek engel oluyorlar. Bu nedenle, daha önce atıldığı yere, o tuvalet olarak kullanılan yere götürülüp orada gömülüyor ve belki tekrar isyancılar cenazesini çıkarırlar korkusuyla, mezarını yerle tesviye ediyorlar.

Bu arada isyancılar defne izin verdiklerinde şu koşulu da öne sürüyorlar, Osman’ın yakınları onu mezara götürürken biz de yolun sağından ve solundan yürüyerek hacda şeytan taşlar gibi ona taş atacağız diyorlar. Yine her zamanki gibi Hz. Ali’nin araya girmesiyle bu koşuldan vazgeçiyorlar.

Gece gizlice, alelacele o tuvalet olarak kullanılan bataklığa götürüp bir çukur kazarak içine atıyorlar; böyle normal bir kabir hazırlayamıyorlar. Üzerine mezar taşı bile koyamıyorlar. Hatta Osman’ın kızı ağlayınca, mezarı kazanlardan biri ona kızıyor: “Biz o kadar titiz davranıyoruz ki kimse duymasın. Peki, bağırıyorsun, ya muhalifler senin sesini duyup gelir, babanın cenazesini tahrip ederlerse iyi mi olacak?” diyerek, onu susturmaya çalışıyorlar. Gömenler arasında bir de Osman’ın eşlerinden Naile var. Karanlık olduğu için, o da eline bir mum alarak kabirde rahat çalışılabilmesi için mezarın başında duruyor. İslami eserlerde anlatıldığına göre, çalışanlar, isyancılar görmesin diye insanların olduğu tarafla mezar arasına perde gibi veya kerpiçten bir duvar yapıyorlar. (361)

Cenaze namazı kılınmıştır diyenlere göre de ihtilaf vardır. Genel kanı, cenaze namazının bir veya dört kişi tarafından kılındığı yönündedir. Hatta bazı kaynaklarda, korkudan kimse onu gömmek istemeyince; ancak Mervan’la, Osman’ın eşlerinden Naile onu geceleyin gömmüşler şeklinde bilgi var. Osman’ın eşlerinden dedim; çünkü Osman öldürüldüğünde yanında dört hanımı vardı: Remle, Naile, Ümmü Benin ve Fahite. (362) Yani öyle ki, Osman’ın cenazesi ortada kalıyor, korkudan kimse onu defnedemiyor. Hatta önemli İslami kaynaklarda çok farklı bilgiler de var. Mesela onu öldürdükleri zaman, eşi Naile araya girmek istiyor. Bu arada onun da elini, kimilerine göre de parmaklarını kesiyorlar. Hele halife Ebubekir’in oğlu Muhammed, Osman’ın kolundan tutup kapıya kadar sürükleyince Osman, “Senin baban dostumdu, neden bana böyle yapıyorsun’ diyor. Ebubekir’in oğlu, “Sen gerçek Kur’an’ı yaktın, kendince yeni bir Kur’an ortaya çıkardın” diyor. Kimi rivayetlere göre de Ebubekir’in oğlu onun kulağına şiş sokup boğazından çıkarıyor.

Şurası çok önemli, baskını düzenleyenler Müslümanlar ve Ebubekir gibi birinin oğlu da aşırı derecede ona işkence ediyorsa ve Hz. Ali de savunma niyetiyle hiç ortalıkta bulunmuyorsa, artık Osman’ın o günkü Müslüman halk nezdindeki değerinin nerelere kadar düştüğü anlaşılıyor.

Bazı İslami kaynaklarda Osman katledildikten sonra, baskını gerçekleştirenlerden Umeyr b. Dabi-i adındaki kişi gidip onun canından parçalar kopararak, “Sen ki babamı zulmen/suçsuz yere hapse attın ve orada öldü. İşte senin de sonun böyle olacak.” diyor. Yukarıda da belirttim, onu katledenler, bedenini tahrip etmek, parçalamak istiyorlar; ancak bazılarının aracı olmasıyla eylemciler bundan vazgeçiyorlar. (363)

Bir de şu var, Osman’ın cenazesini, bir kapı tahtası üzerine bağlayıp o şekilde kabre götürürken, belki birileri duyar, gelir engel olur kaygısıyla koşarak götürüyorlar. Cenazeyi götüren şahıslardan biri, “Biz korkudan öylesine koşuyorduk ki Osman’ın kafası, üzerinde taşıdığımız tahtaya çarpıp tak-tuk diye ses veriyordu” diyor. Bu olay, az sonra bölüm sonunda ekleyeceğim kaynakların hemen tümünde vardır.

İşte halife Osman’ın halk arasında bilinen ölümüyle gerçek ölümü arasındaki fark bu kadar büyüktür. Osman’ın Müslümanlar tarafından katledildiği, cenazesinin Yahudilere ait bir çöplüğe atılıp orada üç gün kaldığı, daha sonra Hz. Ali’nin, Hz. Muhammed’in bazı eşlerinin ve Osman’ın eşlerinin hatırı için gömülmesine izin verildiği ve bunun da ancak aynı çöplükte gerçekleştiği, mezara da yangından mal kaçırırcasına, sür’atle götürüldüğü ve bu arada başının hep tahta üzerinde sağa sola çarparak ses çıkardığı, cenazesinin korkudan birkaç kişi tarafından gizlice defnedildiği, katledilirken işkence yapıldığı ve hatta canından parçalar koparıldığı, baskın anında haftalarca evde aç ve susuz mahsur kaldığı, yardım etmek isteyenlere izin verilmediği, o dönemde var olan Kur’an’ları yakıp yeni bir Kur’an ortaya koyduğu, kötü yönetimi yüzünden vurulduğu gibi konular, birçok İslam düşünürü tarafından kaleme alınmıştır. Ne yazık ki, geniş halk kitlesi bunları bilmemektedir. Bu olup bitenleri içeren İslami kaynaklar gerçekten çok fazladır. (364)

 

d) Halife Osman Neden Müslümanlarca Katledildi?

Az önce de anlatıldığı gibi, Halife Osman’ı feci bir şekilde katledenler Müslümanlardır. Peki, Osman bunu hak etmiş miydi, neydi bunun en önemli nedenleri ki, insanlar ta Mısır’dan, Basra’dan, Küfe’den… değişik yörelerden gelip eylem birliği yaparcasına toplanarak Osman’ı katlettiler? Demek ki ortada çok ciddi bir sorun vardı ki Osman’ın çevresi, hele Hz. Ali bile bu baskınları artık durduramamıştır. Bu nedenlerden önemli gördüklerimi İslami kaynaklardan özetlemek istiyorum.

(Etrafındakilere ayrıcalık tanımak-iltimas)

 

1) Hakem b. Ebi-l As olayı

Hz. Muhammed’e karşı olduğu, onunla anlaşmadığı, hatta Muhammed konuşunca, kendisi kaş-göz işaretleriyle onunla alay ettiği için, Muhammed hem Hakem’i lanetler, hem Medine’den çıkartıp Taif taraflarına sürgüne gönderir. Bu konuda birçok İslami kaynakta hadisler var. Mesela İmam Ahmet b. Hanbel, Bezar, Heysemi, Fakihi, İbni Asakir ve daha birçok İslamolog, Hakem’in sürgün edilmesi ve lanetlenmesi konusunda hadisler aktarmışlardır. (365)

 

Taberani şöyle bir olay da aktarıyor: Bir ara Hz. Muhammed kendi arkasına dönünce görüyor ki, Hakem el işaretleriyle kendisiyle alay ediyor; bazen de oğlu Mervan’la birlikte Muhammed’in minberine çıkıp iniyor (taciz niyetiyle). Yani hem Muhammed’in davasına inanmıyordu, hem de değişik davranışlarla onu psikolojik olarak rahatsız ediyordu. Daha sonra Ebubekir ve Ömer halife olunca, yine Taif’ta kalmaya devam ediyor/ bunlar Medine’ye dönmesine izin vermiyorlar. Hatta geri dönsün diye bu konuda Ebubekir’e teklifte de bulunuyorlar. Ama o kabul etmiyor. Ancak Osman halife olunca, onun ve oğlunun geri gelmesine izin veriyor, adam gelip Medine’ye yerleşiyor ve ölene kadar orada kalıyor, ayrıca o günkü parayla kendisine devlet malından (ki devlet malı zaten haraçtan, ganimetten, talandan, çapulculuktan sağlanıyordu) yüz bin dirhem para veriyor.

Şu not da önemli, Hakem b.Ebi-l As, aynı zamanda halife Osman’ın amcasıydı. Şu da önemli: Tarihte şöhret sahibi olan Muaviye de Osman’ın amcaoğullarındandır. Osman, Hakem’in oğluna da, maliye müdürü gibi Medine’de bir görev veriyor: Yapılan alış-verişlerden sağlanan verginin 1/10’unu, karşılıksız ona tahsis ediyor. Daha sonra Mervan, Osman’ın damadı olunca, ona aşırı derecede ayrıcalıklar tanıyor. Mesela Hz. Muhammed’e ait olan ve vefat edince, kızı Fatma’m hakkı olduğu halde Ebubekir’le Ömer’in vermediği Fedek arazisini de Mervan’a veriyor. Osman, yine Afrika halkından alınan 1/5 vergi, talan her ne ise damadı Mervan’a veriyor. Bunları zaten birazdan Mervan konusunda anlatacağım.

Muhammed’e rağmen, Osman’ın bu insanlara tanıdığı imkânlar, o zamanki şairlerin şiirlerinde de sıkça işlenmiştir.

Osman katledilince, Müslümanların mezarlığı olan Baki’de gömülmesine engel olan Eşlem bin Evs, bir şiirinde şöyle diyor: “Allah’a yemin olsun ki, hiç kimsenin yaptığı kötülük yanında kâr kalmayacak, cezasını çekecektir. Sen ey Osman, Muhammed’in lanetlediği o insanı (Hakem’i) getirdin ve ona imkânlar tanıdın. Devlet malının 1/5’ini alıp Mervan’a verdin, ayrıca devletin malını kendine ve çevrene tahsis ettin. Ebu Musa el-Eş’ari’nin getirdiği ganimetleri sen istediklerine dağıttın.” (366)

Yine halife Osman’ın sürgün ettiği bir başka şair Abdurrahman b. Hanbel el-Cemhi bir şiirinde, “Allah’a yemin ederim ki hiçbir suç karşılıksız kalmaz” diye başlıyor ve Osman’ın kötü yönetimini işledikten sonra şiirin bir yerinde, “Bize öyle bir fitne (Osman için diyor) yaratıldı ki, hem biz onunla ceza çekiyoruz, hem de o kendisi için baş belası oldu” diyor… Şair burada, Osman’ın feci bir şekilde katledildiğini ve kendilerine de bela olduğunu belirtmek istiyor. (367) İşte sonunu getiren sebeplerden biri, hem Hz. Muhammed’in lanetleyip sürgüne gönderdiği bu insanı geri getirmek, hem de ona ve oğluna aşırı derecede ayrıcalıklar tanımak, tabii ki bu, halkta olumsuz etki yapıyor.

 

2) Mervan b. Hakem

Az önce de belirttim, Mervan da babasıyla birlikte Hz. Muhammed tarafından Taif şehrine sürgüne gönderilmişti; Osman babasıyla birlikte onu da geri getiriyor ve üstelik de kendi kızı Ümmü Eban’la evlendiriyor ve kendine vezir-başdanışman yapıyor. Afrika’dan sağlanan ganimet-talan ne varsa hepsinin 1/5’ini damadına tahsis ediyor. Bir örnek vereyim. Afrika alındığında oranın yöneticisi Cürcir’le bir anlaşma yapıyorlar ve 2 buçuk milyon dinar (altın para) onlardan haraç olarak alınıyor. Ayrıca her katılımcı askere bin dinar, kimisine göre de üç bin dinar (altın para) düşüyor. Yani Mervan’a verilen bu gelir büyük bir rakam oluşturuyordu. Yine Osman zamanında Kıbrıs adası alınınca, halkından her yıl yedi bin dinar (altın para) cizye/haraç alıyordu.

Yine halife Osman, Mervan’ın kardeşi Haris b. Hakem’e, devlet malından üç yüz bin dirhem yardım yapıyor; ayrıca Medine merkezinde ona çok önemli bir alış-veriş merkezini hibe ediyor. (368)

Az önce de vurgu yapıldığı gibi bu aile Hz. Muhammed nezdinde cezalıydı; özellikle babaları.

Zaman içinde öyle oluyor ki, Mervan, Osman’ı tamamen kontrol altına alıyor. Damattır diye ona öylesine geniş yetkiler veriyor ki, artık o Osman’ı yönlendirir hale geliyor. Zaten İslami kaynaklarda, Osman’ın Mısır valisine gönderdiği ve isyancıların katlini istediği mektubun Mervan tarafından yazıldığı iddia ediliyor. Bu mümkün olabilir. Çünkü Osman’ın veziriydi ve zaten tüm yetkiler ondaydı. Yalnız tek bu olaya bakarak Osman’ı temize çıkaranlar olsa da, her taraftan Medine’ye Osman’ı linç etmeye gelen o insanların öfkesini bununla atlatmak mümkün değildir. Kaldı ki Osman’a, yeter ki istifa et kurtul denildiği halde görevinden ayrılmıyordu. Demek ki sorun Osman’daydı. Hatta Osman’ın eşlerinden Naile ve son zamanlarda Hz. Ali de Osman’ı Mervan konusunda uyardıkları halde Osman onları dinlemedi, yoluna devam etti.

İşte Hz. Muhammed’in, babasıyla birlikte sürgüne gönderdiği böylesine bir adamın, Osman sayesinde geldiği aşama budur. Bu, Osman’ın sonunu getiren çok önemli bir nedendir. Ömer kısmında belirttiğim gibi, Ebü Lü’lü hem marangoz, hem ressam, hem de demircilikte uzman biridir ve hatta onun o zaman rüzgârla çalışabilen değirmen yapabilecek kapasitede bir insan olduğunu yazmıştım. Ama patronuna günde 2 dirhem vergi bile ödeyemiyordu. Osman ise bir çırpıda kendi adamlarına ve üstelik de Muhammed’in lanetlediği ve sürgüne gönderdiği insanlara ve daha nicelerine müthiş imkân tanıyordu. Osman’ı katletmek için bu insanlar ta Mısır’dan, Kufe’den, Basra’dan boşuna geliniyorlardı. Onlar çalışsın, para kazansın, Osman da vergi adı altında onlardan alıp yakınlarına dağıtsın, tabii ki güçleri varsa kabullenemezlerdi. Nitekim de onu en ağır bir şekilde cezalandırdılar. (369) İşte Osman’ın sonunu getiren sebeplerden biri de Mervan’dır: Hem Muhammed’e rağmen onu babasıyla birlikte geri getiriyor, hem maddi ve siyasi olarak ona ayrıcalıklar tanıyor, tabii ki bunlar halk nezdinde olumsuz etki yapıyor.

 

3) Sütkardeşi Abdullah b. Ebi Serh

Daha önce Mısır valisi Amr b. As idi. Osman bunu Medine’ye geri alıyor ve yerine/Afrika’ya, sütkardeşi olan Ebu Serh’i tayin ediyor, böylece onu ödüllendiriyor, ona büyük imkânlar sağlıyor, tabii ki bu olaydan sonra Osman’la Amr b. As’ın arası açılıyor, o da Osman aleyehinde çalışıyor. (370) Osman’ın atadığı Ebu Serh öyle bir insandı ki, Hz. Muhammed kendi zamanında onun hakkında ölüm fetvası vermişti. Olayın Özeti şu:

Bu adam daha önce Hz. Muhammed için kâtiplik yapıyor ve Kur’an ayetlerini yazıyordu.

Zamanla Muhammed’i tanıyınca anlıyor ki, onun davasında tanrısal boyut yok. Adam şunu diyor: Muhammed bana başka şeyler yazmamı öneriyordu, ben ise, “Acaba farklı şeyler yazarsam anlar mı?” diye onun isteklerine ters olan şeyler yazıyordum ve tekrardan ona okuyordum. Oda bana, “iyi iyi, güzel” diyordu. Kur’an, benim bu tür sahte yazılarımla doludur” diyor ve “Durum bu ise, ben Kur’an’dan daha mükemmel bir kitap ortaya çıkarabilirim” ifadesini kullanıyor. Bu açıklamayı yaptıktan sonra artık Muhammed’le kalmıyor. Hem bu açıklama, hem de İslamiyet’ten çıktığı için, Muhammed’in korkusundan (Belki öldürür diye) Medine’yi terk edip Mekke’ye kaçmak zorunda kalıyor. Adam, ben de Kur’an gibi bir kitap yazabilirim dediği için, Muhammed burada yine işi Cebrail-Allah’a havale ediyor ve şöyle bir ayet indiriyor.

Ayetin anlamını Diyanet’in çevirisinden vereyim: “Allah’a karşı yalan uyduran veya kendine bir şey vahyedilmemişken, ‘Bana vahyolundu’ diyen, ya da ‘Allah’ın indirdiğinin benzerini ben de indireceğim’ diye laf eden kimseden daha zalim kimdir? Zalimlerin şiddetli ölüm sancılan içinde çırpındığı; meleklerin, ellerini uzatmış, ‘Haydi canlarınızı kurtarın! Allah’a karşı doğru olmayanı söylediğiniz ve onun âyetlerinden kibirlenerek yüz çevirdiğiniz için bugün aşağılayıcı azap ile cezalandırılacaksınız’ diyecekleri zaman hallerini bir görsen!” deniliyor Kur’an’da. Adam onu deşifre ettikten, iş işten geçtikten sonra o kalkıp ayet oluşturma yöntemiyle insanlara tehdit savuruyor, gözdağı veriyor. Bu ayetin, en çok adı geçen kişi için indiği/oluştuğu anlatılıyor tefsirlerde ve diğer İslami kaynaklarda; ancak Muhammed’in peygamberlik konusunda önemli bir rakibi olduğu için, bu ayetten Müseyleme de kastedilmiştir diyenler de var. Hatta Yemenli olan ve peygamberlik iddiasında bulunan Secah adındaki kadın ve yine ben de peygamberim diyen Rahman Yemami ve Esvet Ansi’nin de bu ayetin sebep-sonuç ilişkileri arasında isimleri geçiyor. Bunlar sonucu değiştirmiyor. Çünkü onlar da bu peygamberlik formülünü kullanmak istiyorlardı, bu yöntemle iktidar sahibi olmayı arzuluyorlardı. Dolayısıyla Muhammed, oluşturduğu bu ayetle tüm muhaliflerini hedeflemiştir demek isabetlidir. (371)

Zamanla Muhammed Mekke’yi alınca, “Bu adam ‘Ka’be’nin içinde de olsa onu yakaladığınız an öldürün” talimatını veriyor. Adam gizlice halife Osman’a sığınıyor. Çünkü Osman’ın sütkardeşiydi. Osman onu belli bir süre saklıyor, uygun ortam yakalamaya çalışıyor ve bir gün adamı da yanına alarak birlikte Muhammed’in yanına gidiyorlar, “Bu adamı bağışla” teklifinde bulunuyor. Muhammed uzun süre bekliyor, sessiz kalıyor ve daha sonra onu bağışlıyor. Bunu yaparken de şunu söylüyor: Aslında Osman onu yanıma getirince ben onun bağışlanmasını istemedim, bir süre beklememin nedeni şu: Ona karşı yaklaşımımı biliyorsunuz. Onun için belki bana görev düşmeden içinizden biri kalkıp onu öldürür dedim. Yani ben bu beklememle bu fırsatı vermek istedim; ancak içinizden biri çıkmayınca ben de bağışladım diyor.

Tabii ki bunu söylemekle, severek bağışlamadığını, hâlâ ona karşı kininin devam ettiğini belirtiyor ve aynı zamanda arkadaşlarını da eleştiriyor: Neden biriniz onu katletmediniz diye! İşte Osman kendi halifeliği zamanında Muhammed’in sevmediği, hatta Kur’an sahtedir, sağdan soldan toplanan bilgilerdir, içinde birçok yalanım var, ben de Kur’an gibi bir kitap rahatlıkla yazabilirim diyen birini ve üstelik Muhammed’in hakkında ölüm fermanı verdiği bu adamı, Mısır’a vali olarak tayin ediyor. Hâlbuki Osman’ın görevden aldığı eski vali Amr b. As, bu adamdan daha deneyimliydi: Hem Muhammed, hem de Mısırlılar Amr’ı severdi. Bu da Osman’ın sonunu getiren önemli nedenlerden biridir. Hem halkın hoşuna gitmiyordu bu görev değişikliği, hem de Osman’ın yönetimine karşı Amr anti propaganda yapıyordu. Hatta görevden alınan Amr b. As’a Osman’ın öldürüldüğü haberi verilince o, “Ben bir insana bir darbe vurdum mu, kanatırım” karşılığını vermiştir. (372)

 

4) Halife Ömer’in oğlu Ubeydullah’ı korumak 

Halife Örner, Medine’de bir Müslüman’ın yanında köle olarak çalışan Ebu Lü’lü tarafından katledilince, oğlu Ubeydullah da gidip buna karşı Hürmüzan, Ebu Lü’lü’nün küçük kızı ve bir de Hıristiyan asıllı Cüfeyne adında başka birini katlediyor. Hürmüzan Müslüman olmuştu; ancak Cüfeyne Hıristiyandı ve Medine’ye okumaya gelmişti. Bu haksız cinayetler Müslümanlar arasında çok tartışılır, bu konuda Osman’la birlikte toplantılar yapılır; ancak sonunda Osman Ubeydullah’ı serbest bırakır, ona ceza uygulamaz. Hâlbuki Ubeydullah masum insanları katletmişti. Hz. Ali, Ubeydullah cezasız kalmasın, öldürülsün diyordu. Hatta bir ara: Peki senin babanı katleden başka, ya sen onun suçsuz kızını niye öldürdün, diye suçluyordu onu. Nitekim sıra Hz. Ali’ye gelip kendisi halife olunca, Ubeydullah’ın katline karar veriyor. Bu yüzden Ubeydullah kaçıp Muaviye’ye sığınıyor ve daha sonra Sıffin savaşında öldürülüyor. Kimi rivayetlere göre Hz. Ali onu katlediyor. İşte Osman’ın bunu koruması da halkta olumsuz etki yapıyor: Osman, fakir-fukaraya ceza veriyor, ancak sıra dostlarına, yandaşlarına gelince torpil yapıyor, şeklinde konuşuluyordu. (373)

 

5) Velit b. Ukbe olayı

Bu adam, Halife Osman’ın kardeşiydi: Anneleri Erva binti Küreyz’di, babaları ise farklıydı. Velit’in babası Ukbe, Bedir harbinde sağ olarak ele geçirilmiş ve Muhammed’in talimatıyla öldürülmüştü. Daha sonra Beni Mustalık kabilesi Müslüman olunca (tabii ki Muhammed onlara karşı savaşmıştı ve bunlar kılıç zoruyla Müslüman olmuşlardı), Hz. Muhammed onlara diyor ki, ben falan tarihte adamımı gönderirim, zekâtınızı/verginizi ona teslim edersiniz. Günü gelince Hz. Muhammed Velit b. Ukbe’yi bu işle görevlendiriyor. Ancak adam yarı yoldan geri dönüyor. Dönmesinin nedeni de korkudur: Çünkü daha önce bu kabile ile Velit b. Ukbe arasında husumet olduğu için, korkudan gitmeye cesaret edemiyor: Ya gittiğimde başıma bir şey gelirse diye evhama kapılıyor ve geri dönüyor. Bu arada Muhammed, “Ne yaptın?” diye sorunca o, “Ben gittim, meğerki onlar tekrardan İslamiyet’ten dönmüşlerdi, ben zor kurtuldum; yoksa beni de öldüreceklerdi. Üstelik zekât da vermeyeceklerini söylediler” diyor. Bunun üzerine Muhammed onlara karşı savaş hazırlığına başlıyor. Aslında böyle bir şey de olmamıştı. Adam oraya hiç uğramamıştı.

Diğer taraftan Muhammed’in elçisi belirlenen zamanda gitmeyince, Beni Mustalık tarafında da bir evham başlıyor ve hemen liderleri olan ve aynı zamanda Muhammed’in eşlerinden Cüveyriyye’nin de babası olan kişi Medine’ye gelip durumu öğreniyor ve “Yalandır, biz zekâtımızı topladık, hazır; ancak memur bekliyorduk. Fakat bize herhangi biri uğramadı” diyor. Bunun üzerine Muhammed tahkikat yapıyor ve sonuçta elçisi Velit b. Utbe’nin onlara uğramadığı ve üstelik de onlara karşı büyük bir iftirada bulunduğu ortaya çıkıyor. Bu olay üzerine Muhammed, Hucurat suresinin altıncı ayetini indiriyor. Anlamı şu: “Ey inananlar! Bir fasık/kötü insan size bir haber getirirse onu tahkik edin/araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz/ onlara karşı yanlış yaparsınız da sonra yaptığınıza pişman olursunuz.” Hemen hemen tüm önemli tefsirlerde ve ayetlerin sebep-sonuç ilişkisini irdeleyen kaynaklarda, bu ayette sözü edilen fasık/kötü insandan kasıt, bu olaydan dolayı Velit b. Ukbe’dir. Askalani, el-İsabe adlı yapıtında, İbni Abdi-I Berr, bu ayetin Ukbe için indiğine ilişkin İslam âlimleri arasında ihtilaf yoktur diyor.

Burada bir not düşüp konuya devam edeceğim: Hani Hz. Muhammed geçmişten geleceğe her şey biliyordu? Peki, bu olayda adam gelmeseydi ve böylece bu yalan ortaya çıkmasaydı ne olurdu? Çünkü Muhammed, onun yalanları üzerine savaş hazırlığına başlamıştı ve tabii ki büyük bir katliam olacaktı.

İşte Osman böylesine bir insanı vali olarak tayin ediyor. Hz. Muhammed’in sevmediği, hakkında fasıktır/kötü insandır diye ayet indirdiği bir insana, önemli bir konuda (halkı yönetmede) görev veriyor. Kaldı ki, bu adam öylesine içki içerdi ki, bir gün kendisi cemaate sabah namazını kıldırırken, 4 rekât kıldırır (ki sabah namazı iki rekâttır) ve namaz içinde cemaate dönüp, “Daha fazla kıldırayım mı?” diyecek kadar ayyaş biriydi. Öyle ki halk onu içki konusunda Hz. Osman’a şikâyet etmiştir. Osman sonuçta, Hz. Ali’nin de baskısıyla mecbur kalıp, onu hem görevden alıyor, hem de içki içtiği için kırk kırbaç içki cezası uyguluyor. Bu ceza uygulamasını Sahih-i Müslim’den aktarayım. Şahitler toplum içinde halife Osman’a ifade verirler ki, bu adam içki içti ve kustu diye.

Sonuçta Osman Hz. Ali’ye, “Kalk sen cezayı uygula” diyor. Ali bunu yapmıyor ve oğlu Hasan’a sen kalk kırk kırbaç vur diyor. Hasan da, buna karşı çıkıyor, bana ne bu işlerden diyor. En son Abdullah b. Cafer cezayı uyguluyor. Evet, bu açıklama Müslim’dendi. (374) Hatta öylesine içerdi ki, zaman zaman kusardı diye İslami kaynaklarda bilgiler var. Cezanın uygulanması için Hz. Ali’nin oğlu Hasan’a görev verilince o, “Halifeliğin iyi tarafından yararlanan o, kötü tarafını da o uygulasın” diyor. Böylece Osman’a sen yap, ben niye bu işe bulaşayım gibi sözlerle karşı koyuyor. Sonuçta Velit 40 kırbaçla cezalandırılıyor ve artık bu olup bitenlerden sonra görevden de uzaklaştırılıyor.

Osman, daha önce Küfe’de valilik yapan Sad b. Ebi-l Vakkas’ı görevden alıp yerine bu Velit’i atamıştı. Velit’i görevden alınca, bu kez de yerine Sait b. As’ı tayin ediyor. Hatta Rumlara karşı bir savaşta bile Velit içki içerken, arkadaşları ceza verelim diyorlar; ama Hüzeyfe b. Yeman engel oluyor, savaş var karşımızda biz içki ile mi uğraşacağız diyor. Bu arada Velit, “Haram da olsa, size rağmen ben içki içerim” diyor. Osman’ın sonunu getiren yanlışlardan biri de böylesine bir adama yaptığı iltimas-ayrıcalıklardır. (375)

Bütün bu olup bitenlere karşı yine İslam düşünürleri Osman’ı savunmuş, onun cinayetinde parmağı olan sahabeler hakkında ağır konuşmuşlardır. Mesela İbni Teymiye, Osman’ın ölümüne çalışanlar, bunu gerçekleştirenler suçludur, isyancıdır, haddi aşanlardır diyor. Zehebi de bu doğrultuda açıklamalarda bulunmuştur; ama olaylar öylesine açıktır ki, Osman’ı savunabilecek hiçbir haklı neden yoktur. İbni Teymiye gibilerine kalırsa, Osman’ın bu zulmüne karşı çıkanların hepsi cehennemliktir. Hâlbuki Osman’ın ölümünü isteyenler arasında, Hz. Muhammed’den cennet müjdesini alanlar da vardı. Mesela Talha ve Zübeyir gibi. (376)

 

6) Damadı Abdullah b. Halit b. Üseyd olayı

Osman kızını bu adama verince, hazine yetkilisine, bunlara altı yüz bin/kimi rivayetlerde de dört yüz bin dirhem yardım ver, diye talimat verir ve bu kadar para devlet malından kızına ve damadına verilir. Ayrıca bu çifte, devlete ait mallardan çeşitli hediyeler verir. Hatta Osman ölünce o günkü para birimiyle elli bin civarı dinar (altın para) onun muhasebecisinde bulunur. Yine 30 milyon üzeri gümüş para (dirhem) ve 1000 deve ile birlikte Vadi’l kura, Hayber, Rebeze gibi yerlerde 10 milyon dinar (altın para) değerinde servet bırakır. Şunu hep hatırlatırım: Bunların tümü talandan, ganimetten, haraçtan… sağlanan gelirlerdir. (377)

Bu iltimas kısmını özetleyecek olursam:

– Amcası Hakem’i Muhammed’e rağmen sürgünden geri getirmek ve yüz bin dirhem devlet malından ona bağışta bulunmak.

– Hakem’in oğlu Mervan’ı da sürgünden getirmek, kendine vezir yapmak, kendi kızı Ümmü Eban’ı ona vermek, Afrika’da ele geçirdiği yerlerin 1/5 vergilerini ona bağışlamak vs.

– Yine Hakem’in bir diğer oğlu olan Haris’e, üç yüz bin dirhem para bağışında bulunmak ve ‘Mehruz’ denilen Medine’deki önemli bir alış-veriş merkezinin gelirini ona hibe etmek.

– Kardeşi olan Abdullah b. Ebi Sarh’a aşırı derece imkân tanımak, Afrika’ya vali atamak, oranın gelirini kendisine tahsis etmek.

– Yine akrabası olan meşhur Ebu Süfyan’a, hazineden iki yüz bin dirhem para hibe etmek.

– Ebu Musa el-Eş’ari’nin Irak’ta topladığı vergileri, kendi yakın akrabasına ve Emevi soyuna bağlı kişilere dağıtmak.

– Abdullah b. Halit b. Üseyd’e kızını vermesi ve bu damadına hazineden altı yüz bin dirhem bağışta bulunması, başka hediyeler vermesi.

– Yine kardeşi olan Velit b. Ukbe’yi Kufe valiliğine ataması ve Sad b. Ebi Vakkas’ı görevden uzaklaştırması.

– Şam’ın tüm vergilerini Muaviye’ye hibe etmesi.

– Ebu Musa ve Osman b. Ebil As’ı görevden alıp yerlerine dayısının oğlu Abdullah b. Amr’ı ataması ve daha niceleri. İşte bütün bunlar, halkı galeyana getiren son derece kötü örneklerdir.

(Muhalif olanlara şiddet uygulaması ve sindirme politikası)

 

1) Ammar b. Yaser olayı

Hatırlanacağı gibi Ammar b. Yaser, Tebük suikastında Hz. Muhammed’in devesini önden çeken kişi ve o olaya karışan insanları da bilen ikinci tanık. Halife Ömer tarafından Kufe’ye görevli olarak atanıyor, yanı sıra Abdullah b. Mesut da bir nevi talim-terbiye ve hazineden sorumlu bir görevli olarak oraya gidiyor. (378)

Osman iş başı yapınca onu Medine’ye alıyor.

taraftan Osman’ın yönetimine karşı başkaldırılar çoğalınca, Medine’de de ciddi bir muhalefet oluşuyor Osman’a karşı. Bir gün, her kabileden önemli kişiler toplanıp Osman’ı uyarmak için bir ültimatom/metin hazırlıyorlar. Bunlar arasında Mikdad b. Amr, cennetle müjdelenen Talha ve Zübeyir gibi toplamları elli civarında olan önemli bir seçme heyet kendi aralarında Ammar’ı temsilci olarak seçip o ültimatom yazısıyla birlikte Osman’a gönderiyorlar.

Ammar, Osman’a konuyu açınca, Osman çok kızıyor ve o kâğıdı alıp yere atıyor. Ammar ona, “Bu iş çok ciddi, sen Hz. Muhammed’in arkadaşlarının sana karşı haklı olarak yazdıkları mektubu yere atamazsın, saygısızlık yapamazsın” deyince, Osman adamlarına talimat veriyor, Ammar’ı yere yıkıp kol ve bacaklarını bağlıyorlar. Bu arada Osman onu tekmelemeye başlıyor. Sonuçta Ammar baygınlık geçirip fıtık oluyor. Osman hem onu dövüyor, hem de “Allah seni rezil etsin” gibi sözleriyle de hakaret ediyor. Ammar daha sonra baygın haldeyken Hz. Muhammed’in eşlerinden Ümmü Seleme’nin evine alınıyor. Kimi rivayetlere göre Ümmü Seleme gelip Osman’a kızıyor, neden bu adamı komalık yaptın diye; kimilerine göre de Ammar’a, “Sen madem biliyordun ki bu adam halife,  yetki var elinde, seni bu hale getirecek, o zaman niye karşı çıktın?” denildiği gibi farklı bilgiler de var. Bu arada Hz. Ayşe de olayı duyuyor ve Osman’a kızıyor, bu olaydan dolayı Ayşe ile Osman’ın arası açılıyor.

Osman’ın Yaser’i komaya sokması hakkında farklı rivayetleri de var. Değişik baskınlarda ele geçen talan malları arasında altın mücevheratı da varmış. Osman bunları kendi ailesi ve yakınlarına dağıtmaktadır, tabii ki bunları başka insanlar ele geçirmişti; ama o kendi yakınlarına dağıtıyordu. Halk bunu duyunca karşı çıkıyor ve onu protesto ediyor. Osman buna karşı, “Bu talan malından kimilerin hoşuna gitmese de biz ihtiyacımızda kullanırız” diyor. Böyle deyince Hz. Ali onu uyarıyor, sen asla böyle yapamazsın diyor. Bu arada Ammar da Osman’a sert çıkıyor. İşte burada Osman ona, “Sen ha, içinde idrarı durmayan falancanın oğlu, kim olursun da bana karşı bunları söylersin” diyor ve adamlarına da, “Tutun bunu” emrini veriyor. İşte burada onu tekmeleyince komalık oluyor ve üç namaz kılamaz hale geliyor. Yani yukarıda anlatılan o komalık halinin hikâyesi böyle.

Sonuçta Ammar hem sevilen biri, hem de onun bağlı bulunduğu aşiret güçlü. Onlardan Hişam b. Velit gelip Osman’ı tehdit ediyor: “Aynı sözleri Hz, Ali de sana söyledi; ancak sen ona bir şey diyemedin. Bu sahipsiz olduğu için bak sen ne hale getirdin. Şayet başına bir şey gelirse, şunu bil ki, sizden en önemli kim ise o da öldürülecektir (Osman’ı kastediyor)” diyor, tabii ki Osman ona da kızıyor; ancak birini komalık yaptığı için artık onu dövdürmekten vazgeçiyor. Bu arada adamlarına “Bunu burdan çıkarın” diye talimat veriyor ve oradan uzaklaştırılıyor. Bu arada Hz. Ayşe ona, “Bak Hz. Muhammed’in daha ayakkabısı, elbisesi duruyor, siz ne çabuk değiştiniz, işi laçkalaştırdınız” diyor. Ayşe’nin bu sözlerinden sonra Osman çok bozuluyor ve camiye gidiyor, orada ters konuşmaya başlıyor. Cemaat ona şaşkın şaşkın bakıyor, bu ne diyor diye.

İşte Muhammed’e karşı suikastta bulunanları bilen Hüzeyfe ve Ammar’ın başına gelenler bunlardır.

Bir tarafta halife Osman bu adama bu şekil haksızlık yaparken, diğer taraftan da kendisine yapılan baskın sırasında, yardımcı olması için Ammar b. Yaser’e haber yolluyor.  Ammar’ın verdiği yanıt olumsuzdur; üstelik de haklı olarak sert tepki gösteriyor. Bu konuda anlatılanlar arasında az fark görünüyorsa da, Osman’ın onu tekmelediği ve adamı sakat bıraktığı gibi bir gerçek var ortada. Bu, birçok İslam tarihçisinin ortak olarak işlediği bir konudur. (379)

 

2) Abdullah b. Mesut’a yapılanlar

 

Osman, Abdulah b. Mesut’u döve döve kaburga kemiklerini kırar; ayrıca onu görevden de alır. Olayın özeti şu: Abdullah b. Mesut Kufe’de hem talim-terbiyeden sorumlu/eğitimci, hem de maliyeden sorumludur. Osman tarafından eski vali Sad b. Ebi Vakkas görevden alınıp yerine Velit b. Ukbe atanınca, Velit ondan, devlete ait/hazine malından bir miktar yardım ister, İbni Mesut da verir. Başkalarına da bu şekilde borç vermiştir; daha sonra müsait olduklarında onlardan geri almıştır. Onun Velit’e, “Bu borçtur, ödemen lazım” demesi Velit’in hoşuna gitmez. Çünkü Velit’in amacı geri vermemek üzere almaktır. Velit, bu davranıştan dolayı İbni Mesut’u halife Osman’a şikâyet eder. Osman kendisine bir mektup göndererek “Sen bir memursun, Velit’ten hesap soramazsın” der. Bunun üzerine İbni Mesut anahtarları teslim edip sivil bir vatandaş olarak Kufe’de yaşamaya devam eder. İslami kaynaklardaki bilgilerden anlaşılıyor ki İbni Mesut yumuşak başlı ve zararsız bir insandı. Hz. Muhammed’in çok samimi arkadaşı olduğunu bilen halk ona saygı gösterirdi. Bu arada İbni Mesut, halife Osman’ın icraatını ve oraya vali olarak atanan Velit’i her fırsatta eleştirmeye devam ediyordu: “Zannediyordum ki ben Müslümanların hazinesinden sorumluyum; bilmiyordum ki Osman ve ona bağlı kişilerin hazinesine bakan bir memurum” diyerek tepkisini gösteriyordu, tabii ki bu da ne Velit’in, ne de Osman’ın işine geliyordu. Bu yüzden Velit onu Osman’a bir daha şikâyet etti, “İbni Mesut’un kendisi aleyhinde propaganda yaptığını, halkı kışkırttığını” anlattı, Osman onu Medine’ye çağırdı. Osman’ın hutbe okuduğu bir sırada camiye girdi. Osman, “İşte bakın şu an kötü bir hayvan içeri giriyor” diyerek ağır hakaretlerde bulundu. O da, “Ben Hz. Muhammed’in arkadaşıyım ve Bedir, Rıdvan Biatına katılan biriyim” (Osman Bedir ve Rıdvan’a katılmadığı için turada aynı zamanda dolaylı bir şekilde onu eleştiriyor da) dedi. Bu arada Hz. Muhammed’in eşlerinden Ebubekir’in kızı Ayşe bunu duyunca, o da Osman’a kızdı ve tıpkı Ammar olayında olduğu gibi burada da Osman’a karşı tavır aldı.

Bazı İslami kaynaklarda İbni Mesut’un en son Osman’la anlaştığı ve onunla helalleştiği iddia ediliyor. Hatta bunu ispatlamak için İbni Mesut’un Osman hakkında, “Yanlışlıkla bir ok atsam, Osman’a isabet edip de öldürülse, buna karşı Uhud dağı kadar altın da bana verilse yine mutlu olamam” dediği söyleniyor. Bununla Osman’dan çok memnun olduğunu öne sürmek isteniyor. Hatta Osman onu sürgüne göndermek isterken birçok insan kendisine, “Sakın sürgüne gitmeyi kabul etme. Biz seni destekleriz, bırakmayacağız” deyince İbni Mesut, “Hayır; emrini dinleyeceğim. Çünkü bazı olaylar ve fitneler ocaktır. Bu yüzden ben istemiyorum ki bunun ilk kıvılcımın kendim yakayım” diyor. Daha önce de ifade edildiği gibi, Osman’ın, “Başka yere göndersem orayı da karıştırır” endişesinin yanı sıra Hz. Ali ve bazı insanların araya girmesiyle beni Mesut’un sürgüne gönderilmesinden vazgeçiliyor.

Açıkçası, Osman’ın hazırladığı Kur’an dışındaki nüshaları yakması, halk üzerinde çok olumsuz etki bırakırken; en başta bu Kur’an konusu ve onun genel ifşaatı Osman’ın sonunu da getiriyor.

İşte burada uyduruyorlar, İbni Mesut demiş ki, eğer Osman’ı katlederlerse artık bir daha onun gibi bir halife bulamayacaklar. Hatta İbni Mesut daha fiyatta iken Osman hakkında her yerden muhalefet oluşuna kendisi, ben Osman’a ok atmak istemiyorum demiş. Bellidir ki bazı uyduruk uzlaşma cümleleri kurmuşlar; ancak becerememişler.

Çünkü mademki memnun kalmış, o zaman daha örnek mi kalmadı ki, kendisi kalkıp Osman’ın ölümüyle ilgili örnekler versin. Görüldüğü gibi savunmuşlar; ancak ilkel bir savunma, inandırıcılığı yok. (380)

Osman, İbni Mesut’a toplum içinde hakaret ediyor, haysiyetini kırıyor ve onu camiden kovuyor; bu yetmiyormuş gibi, onu dövdürmek için ayrıca adamlarına talimat veriyor. Onlar adamı komaya sokuyorlar ve kaburga kemiklerini kırıyorlar. Hz. Ali bu arada Osman’ı uyarıyor: “Sen Velit b. Ukbe yüzünden adama nasıl bu cezayı veriyorsun?” diyor. Ama Ali’nin bu çıkışı fayda etmiyor; Osman bildiğini yapıyor. Bunca olup bitenlerden sonra da onu sürgüne, tenha bir yere göndermek istiyor; ancak Mervan, Osman’a, “Sen Küfe ‘ye gönderdin, oradakileri senin hakkında örgütledi/alarma geçirdi. Durum bu iken sen Şam’a göndersen oradaki insanları da örgütler. En iyisi burada kalsın bari kontrol altında olur” deyince, Osman bunu uygun buluyor ve ücretsiz bir şekilde Medine’de yaşamaya mahkûm ediyor.

İbni Mesut, arkadaşlarından Ammar b. Yaser’e vasiyet ediyor, “Eğer Osman’dan önce vefat edersem sakın cenazeme katılmasın” diyor. Abdullah b. Mesut, Osman’dan önce vefat ediyor ve arkadaşı Ammar b. Yaser onun vasiyeti gereği Osman’a haber vermeden gömüyor. Daha sonra Osman bunu duyunca Ammar’a, “Allah rahmet eylesin” diyor. Amr da, Osman’a alay edercesine, “Evet hepimiz tarafından Allah rahmet eylesin” karşılığını veriyor. Osman bunun alay olduğunu anlıyor ve orada onunla tartışıyor. Hatta sürgüne göndermek istiyor. Hz. Ali burada da Osman’a karşı çıkıyor ve aralarında sert tartışmalar da meydana geliyor. Sonuçta olay orada kapanıyor.

İbni Mesut, ta Mekke’den beri Muhammed’le beraberdir ve ilk Müslümanlardan olup Kur’an hafızıdır. Osman kendi keyfine göre Kur’an adı altında ve Yahudi asıllı Zeyd bin Sabit başkanlığında bugünkü dünya piyasasında bulunan kitabı hazırlarken, İbni Mesut karşı çıkıyor ve bildiği farklı bir Kur’an nüshasına göre hareket ediyordu. Kufe’de iken de halka kendi Kur’an’ını anlatıyordu. İşte Osman onu geri çağırmış, diğer Kur’an nüshalarını yaktığı gibi onun da Kur’an nüshasını alıp yakmıştır. Bu konudaki detaylı bilgiyi, farklı bir çalışmamda işleyeceğim. O yüzden burada bunun üzerinde fazla durmuyorum. Sadece bir hatırlatmada bulundum. Ancak şu da muhtemel ki, İbni Mesut, Osman’ın hazırlattığı Kur’an’a karşı çıkmıştır. Osman’ın ona karşı asıl kini buradan kaynaklanmaktadır. Yukarıda özetlemeye çalıştığım nedenler de oluşunca, artık olay patlak veriyor. (381)

 

3) Ebu Zer-i Gıfari’yi sürgün etmek

Halife Osman döneminde çok kişi sürgün edildi, karşı çıkanların aldığı en hafif cezaydı sürgün. Halife Osman’ın talimatıyla Kufe’den, Sait b. As yönetiminden Suriye’nin Şam tarafına, yine Basra’dan Şam tarafına Muaviye emrine kitlesel bir şekilde sürgüne gönderilen pek çok insan vardı. (382) Sonuçta Muaviye onlarla anlaşamamıştır. Bunlar hakkında Osman’a mektup gönderiyor, bunlarla uyum sağlayamıyoruz diyor. Bu defa da başka bölgeye sürgüne gönderiliyorlar. Evliya Çelebi gibi oradan oraya sürgün hayatı yaşayan insan çoktu o zamanlar. Yine halife Osman Basra’dan, Abdullah b. Amir himayesinde yaşayan insanlardan başka bir grubu Şam tarafına sürgüne gönderiyor.

Şunu da belirteyim; İslami kesim Osman’ı kurtarmak, onun eksiğini kabul etmemek için çeşitli uyduruk savunmalar yapmıştır. Örneğin; bunlar hırsızmış, zinakârmış gibi yakıştırmalar vardır. Olay bu kadar basit olsaydı Osman’ın en yakın çevresi ona düşman kesilmezdi ve onu feci bir biçimde katletmezdi. Güya Ebuzer sürgün edildiği köye gönüllü olarak gitmiş. (383) Mesela İbni Sad gibi. Ama bu savunma yetersiz ve inandırıcı değildir. Çünkü adam Hz. Muhammed’e bağlı biriydi ve Muhammed’in gömülü olduğu Medine şehri varken herhalde kalkıp da ölene kadar ıssız bir köye gönüllü olarak yerleşmezdi.

Aslında olay şudur: Şam valisi Muaviye şöyle söylüyor: Şam diyarı Allah’ındır, yani ganimettir, devlet malıdır, dolayısıyla benimdir demek istiyor. Ebuzer de o sırada oradaydı ve bu sözlere karşı çıkıyor: Muaviye’nin ve bu arada halife Osman’ın yanlışlarını, zulümlerini kabul etmeyip halka anlatıyor. Bu olup bitenlere karşı Muaviye onun hakkında Osman’a rapor veriyor, bu bizi eleştiriyor, icraatımız hakkında propaganda yapıyor diye. Osman da Muaviye’ye, onu bana alelacele Medine’ye gönder diye talimat veriyor. Ebuzer Medine’ye gelince Osman’ın kötü yönetimini orada da anlatıyor. Osman ona, sen burdan gideceksin. Bir yer iste seni sürgüne göndereceğim diyor. Adam, beni Mekke’ye gönder diyor; Osman bunu kabul etmiyor.  Adam Kudüs olsun diyor. Osman onu da kabul etmiyor. Basra ile Kufe’den biri olsun diyor. Osman bunları da kabul etmiyor. Çünkü bunlar önemli merkezler, o gün için metropol durumunda olan bölgeler. Osman, onun halkla temas kurup, aleyhine çalışmasından korkuyor. Onun için bunları kabul etmiyor ve ona, “Seni Rebeze köyüne göndereceğim” diyor (Medine-Kufe arasında ıssız bir köy). Ebuzer buraya zorla gönderiliyor ve ölene kadar burada sürgün hayatı yaşıyor. Daha sonra Osman onun ölüm haberini alınca, “Allah rahmet eylesin” diyor. Osman’ın bu ifadesi Ammar b. Yaser’in zoruna gidiyor; Ammar buna karşı Osman’a şunu söylüyor: “Evet biz de diyoruz Allah rahmet eylesin.” Tıpkı İbni Mesut’un ölümündeki gibi bir durum yaşanıyor burada. Tabi ki bu sözlerle Osman’ı zımnen eleştiriyor: Yani ‘hem adamı sürgüne gönder, ona ceza ver, hem de alay edercesine Allah rahmet eylesin de’ mesajını iletmek istiyor ve tabii ki Osman bunu anlıyor. Bu yüzden Ammar’a sert çıkışıyor, görevlilerine “Bunun haddini bildirin” diye talimat veriyor. Adamları Ammar’ı döve döve komalık yapıyorlar.

Sonuçta Osman bunu da sürgüne göndermek istiyor; ancak kabilesinin araya girmesiyle Hz. Ali, Osman’a gidip şunları anlatıyor: Temiz bir insanı (Ebuzer’i kastederek) sen sürgüne gönderdin ve orada vefat etti. Sen buna benzer başka bir örnek daha mı uygulamak istiyorsun deyince, bu kez Osman’la Hz. Ali arasında sert tartışmalar oluyor, hatta Osman Ali’ye, “Asıl sen sürgüne gitmelisin” diyor. Hz. Ali de, elinden ne geliyorsa yap, bakalım başarabilir misin karşılığını veriyor. Bu arada bu olup bitenleri duyanlar toplanıp halife Osman’a, “Kim sana karşı çıkarsa, seni eleştirirse sen de ona ceza verip sürgünlere yollarsan bu iş yürümez” deyince, Osman hem Ammar’ın sürgün olayını orada kapatıyor, hem de Ali ile tartışmalara son veriyor. Daha sonra Müslümanlar arasında meydana gelen Sıffin harbinde Ammar öldürülüyor. (384)

 

c) Halife Osman’ın bazı savaşlardan kaçması

Hz. Muhammed zamanında meydana gelen Bey’at-i Rıdvan’a ve Bedir’le Uhud gibi önemli savaşlara, halife Osman’ın sudan bahanelerle katılmaması, Müslümanlar üzerinde olumsuz etki bırakmıştı. Zamanla onun hakkında olumsuz düşünceler çoğalınca, halk nezdinde bu katılmama da artık mazeretten çıkıp önemli bir eksiklik olarak değerlendirilmeye başlandı. Her fırsatta yüzüne karşı şu şu savaşlardan kaçtığı açıkça söyleniyordu. İki savaşa katılmaması ve üstelik Bedir’de ele geçen ganimetlerden onun da pay alması, bir nevi açıkgözlük olarak değerlendiriliyordu ve Müslümanlar nezdinde itibarına gölge düşürmüştü. Kısacası, bu da Osman için bir eksiklik olarak değerlendiriliyordu, onun bu davranışı Müslümanların zoruna gidiyordu. Aşağıda A. Rahman b. Avf konusunda bu konuda somut örnekler vereceğim.

 

d) Osman’ın, tüm Kur’an nüshalarını yakması

Bu konuda elimde yeni bir çalışmam var, orada detaylıca anlatacağım. Olayın özeti şu: O zaman, şu an var olan Kur’an ortalıkta yoktu. Herkes Muhammed’den ayet adı altında bir şeyler almıştı. Bugün nasıl basın mensupları başbakanın peşine takılıp bilgi alıyorlarsa, o zaman da böyleydi; ancak imkânlar farklıydı tabii ki. Bu bilgileri herkes aynı derecede Muhammed’den almıyordu. Bir gün bir kişi o günkü bilgileri alıyordu, bazen birlikte birkaç kişi oluyorlardı, bazen uzun süre bazıları hiç bulunmuyordu. Yani Muhammed’in konuşmalarının bugünkü Kur’an gibi bir araya gelebileceği hiç kimsenin aklından geçmiyordu. Bu, Muhammed’den sonra bir ihtiyaçtan dolayı ortaya çıkan yeni bir durumdur. İşte Osman, birçok kişide güya parça parça bulunan bu ayetleri bir araya getiriyordu. Pek çok insanın hazırladığı bazı ayetler varmış. Adeta herkesin cebinde farklı bir Kur’an vardı. Ömer, Yahudi asıllı Zeyd b. Sabit’e görev verip yeni bir Kur’an (bugünkü) hazırlatınca, o dönem var olan tüm Kur’an nüshalarını yakıyor. Hatta Hz. Ali’nin Kur’an’ı vardı ayrıca, İbni Mesut’un, Übey b. Ka’b’ın ve daha birçok sahabenin ayrı ayrı Kur’an’ları vardı. İşte bu yeni Kur’an’ı ortaya koymak ve var olanları yakmak milletin zoruna gidiyor, Osman’ınki adeta bir darbe yasası gibi algılanıyor ve bu konu da Osman’a karşı ciddi tavır alınmasına neden oluyor. Dediğim gibi bu konuda yeni bir çalışmam olduğu için fazla detaya girmiyorum; bu aşamada bu kısa bilgi yeterli. İşte bu konu da Osman’ın sonunu getiren önemli sebeplerden biridir.

 

e) Halîfe Osman’ın Katledilmesine Katkı Sunan Önemli Kişiler

1- Muaviye b. Ebu Süfyan

Osman’ın en önemli adamı ve o dönemde Şam valisi olan Muaviye bile ona yardım etmek istemedi. Bu konuda İmam Suyuti ve İbni Asakir gibi meşhur İslam tarihçileri şunu aktarıyorlar. Ebu Tufeyl (385) ile Muaviye arasında bir diyalog geçiyor: Muaviye soruyor, sen de Osman’ı katledenler arasında var mıydın diye? Ebu Tufeyl hayır yoktum; ancak ben de hazırdım ve ona yardımcı olmadım. Çünkü ne Mekkeli, ne de Medineli Müslümanlar ona yardımcı olmadılar, kimse ona yardım etmedi diyor. Ebu Tufeyl, Muaviye’ye, “Sen de yardım etmedin” diyor. “Hâlbuki sen Şam valisiydin, yetkin daha fazlaydı; ama yardıma gelmedin?” Muaviye burada alay edercesine, “Benim onun kan bedelini almam daha iyiydi/bir bakıma gitmesi kalmasından daha iyiydi” karşılığını veriyor. Bu arada adam ona bir şiir de hatırlatıyor: Fırsatçısınız diye. (386)

Zehebi tarihinde, halifelere ayırdığı özel kısımda şöyle farklı bir olay da aktarıyor. İbni Abbas bir gün Amr b. As’a, sen öyle Osman’ın aleyhinde çalıştın ki, Medine’yi alarma geçirdin, milleti ayaklandırdın. Muaviye’ye de, sen de Şam valisiydin, adama yağcılık yaptın; ama sonuçta senden yardım isteyince yapmak istemedin ve hatta öldürülmesini istedin diyor. (387)

Herkesin bir hesabı vardı. Muaviye daha yüksek bir yer hedeflemiş olabilir veya Osman’ın kurtuluşu yok; bari ben geleceğimi riske atmayayım diye düşünmüş olabilir. Yani mutlaka bir hesap yapmıştır. Çünkü Muaviye çok kurnaz bir insandı. Önemli bir ailenin çocuğuydu, babası Ebu Süfyan hem Bedir, hem de Uhud savaşında karşı tarafın lideri, başkomutanıydı.

 

2- Hz. Ayşe Osman’ın aleyhinde çalışıyordu

Birçok İslami kaynakta Ayşe’nin Osman için, “öldürün, onun katli vaciptir” gibi ölüm fetvaları verdiği anlatılıyor (Hatta Osman’ın yaptıklarına karşı Ayşe, “Muhammed’in henüz ayakkabısı, gömleği, saçı bile duruyor; ama ne yazık ki onun getirmiş olduğu din gitti kayboldu (Osman’ın icraatını kastediyor)” diyor. (388)

Kimi rivayetlere göre de, hacca giden Ayşe henüz Medine’ye varmadan yolda Osman’ın ölüm haberini alınca, “Gök yere düşse bile hiç umurumda değildir.” karşılığını veriyor. Mervan, Zeyd b. Sabit ve A. Rahman b. Utab gibileri Ayşe’ye soruyorlar: “Bu insanlar senin sözünü dinliyorlar. Dolayısıyla Osman’a karşı bu tehlike var iken sen niye hacca gidiyorsun?” Ayşe şöyle diyor, Korkarım ki halk Osman hakkında benimle danışıp ona göre hareket eder; bunun sonucu olarak da, Ümmü Habibe’ye yapıldığı gibi bana da yapılır. O yüzden gidiyorum” diyor. Bunun üzerine onunla Mervan arasında tartışmalar oluyor; ama tabii ki Ayşe yoluna devam ediyor.

Hatırlanacağı üzere daha önce Ümmü Habibe hakkında bazı bilgiler vermiştim. O da Muhammed’e Tebük’te suikast yapmak isteyen Ömer, Osman gibilerin listesini bildiği için hep rahatsız ediliyordu.

İşte Osman’a baskın yapanlar, onu uzun süre evde mahsur bırakınca, su, yemek izni vermeyince, Hz. Muhammed’in eşlerinden Ümmü Habibe müdahale ediyor. Çünkü o aynı zamanda Ebu Süfyan’ın kızı ve Osman’ın akrabasıydı. Ama neredeyse onu da öldüreceklerdi, güçlükle onu olay yerinden uzaklaştırıyorlar. Ayşe az önce aktardığım konuşmasında bu olayı kastediyor, böyle bir şey benim de başıma geleceğinden korktuğum için çareyi hacca gitmekte buluyorum diyor. (389)

Aslında Ayşe, Osman’ın saf dışı bırakılmasını çok istiyordu; ama korkuyordu. Daha önce de anlatıldığı gibi Ayşe’nin öz kardeşi Muhammed b. Ebubekir, Mısır’dan gelen ekip içindeydi ve Osman’ı yakalayınca yerde süründüren, sakalından tutup çeken, yüzüne vuran bir muhalifti, tabii ki Ayşe kardeşini bırakıp da Osman’a destek vermezdi. Kaldı ki, Osman da Ömer gibi Ebubekir’in ölümünden sorumluydu.

İşte Ayşe ve kardeşinin Osman aleyhinde faaliyet yürütmeleri bundan dolayıdır demek yanlış olmaz. Resmi İslam tarihinde ancak bu kadar bilgi kayda geçmiş; yani Ebubekir’in çocuklarıyla Osman arasındaki hoşnutsuzluğun asıl nedeni, Osman’ın Ebubekir’in cinayetinden sorumlu olmasıdır. Ayşe ve kardeşinin babalarının cinayetine dair bilgilerinin düzeyini İslami kaynaklardan tespit edemedim. Ancak Ayşe’nin bunun farkında olduğu, bildiğine ilişkin bazı işaretler var. Mesela Muaviye ona mektup gönderiyor, Osman konusunda yardımcı ol diye; o şunu diyor: Hz. Muhammed bir gün Osman’a şu açıklamayı yaptı: “Ey Osman Allah sana bir fistan giydirdiği zaman (yani halifeliği kastediyormuş) sakın tehlike de olsa onu bırakmayasın.” (390)

Hâlbuki Ayşe’nin bu açıklaması Osman için son derece tehlikeliydi. Çünkü isyancılar gelmiş kapıya dayanmışlardı ve eğer Osman görevi bırakırsa, karışmayız diyorlardı; Ayşe ise Osman’ı direnişe teşvik ediyordu. Osman sadece bu söz dolayısıyla direniyordu demiyorum. Burada maksat, Ayşe’nin niyetini okumaktır. Bir kere Muhammed’in kimin halife olacağı konusunda açıklaması yoktu. Yani bu hadis Ayşe’nin kendi şahsi açıklamasıdır. Böyle yapıyor ki adam dirensin ve öldürülsün.

İşte bu gibi belirtiler, aslında Ayşe ve kardeşinin, Osman’ın Ebubekir cinayetinde parmağının olduğunu anlamışlardır sonucunu gösteriyor. Ayrıca asırlar sonra bazı kaynaklardan o zaman Ebubekir’e karşı yapılan bu plandan biz bile haberdar oluyoruz da, onlar o zaman bundan haberdar olmasınlar: Büyük ihtimalle bilgileri olmuştur. Yoksa durup dururken adamın ölüm fermanını niye versin kil Demek ki aralarında çok ciddi bir sorun varmış.

Ayşe kendini koruduğu halde yine zaman zaman tehditler alıyordu. Ayşe bir gün Mesruk adında bir sahabiye şunu diyor: “Sizler ilk önce Osman’ı beyaz elbise gibi öne sürdünüz, onu halife seçtiniz, şimdi de bir koç gibi onu kesiyorsunuz.” Mesruk da, “Ey Ayşe, bu senin işin, insanlara talimat verip de onları Osman aleyhine kışkırtırsan sonuç böyle olur” diyor. Ayşe, “Ben hep evimde oturdum, kimseye mektup yazdığım falan yok” karşılığını veriyor. Hâlbuki Ayşe karışıyordu, onu öldürün, katli vaciptir diyordu. Nitekim Osman’ın ölüm haberini alınca bunu itiraf ediyor, onu öldürmek için ben de halkı teşvik ettim diyor. (391)

Hâlbuki İslami kaynaklarda önemli kanıtlar var ki Ayşe, “Osman dinden çıkmış, onu öldürün” şeklinde insanlara talimat veriyordu ve ona hakaret anlamında Na’sel (Yani bunak, ahmak, Yahudi kişiye benzetme) lakabıyla ilk seslenen Ayşe’nin kendisiydi. Medine’deki Yahudi veya Mısır asıllı bunak adama benzetmek bir yana; bir kere Na’sel’in kelime anlamı kötüydü. İbni Manzur şöyle diyor: Nasel demek, ahmak-beyinsiz demektir.

Şimdi İslam âleminde meşhur bir müfessir (Kur’an yorumcusu) ve aynı zamanda tarihçi olan İmam Taberi’den Ayşe’nin Osman’la ilgili yaklaşımı konusunda bir özet bilgi vereyim. Taberi dışında birçok İslam düşünürü de aynı şeyleri kaleme almış. Ayşe hacdan dönüp yolda Abd b. Ümmi Kilab/b. Ebi Seleme ile karşılaşınca, “Benden sonra Medine’de neler oldu?” diye soruyor. Adam ona, senden sonra Müslümanlar Osman’ı katletti diyor. Bu arada Ayşe, “aslında Osman zulmen katledildi, ben onun kan bedelini isteyeceğim” diyor. Adam buna karşı Ayşe’ye, “Allah’a yemin olsun ki Osman hakkında ilk kışkırtıcı sözleri sen söyledin, ‘Onu öldürün, Na’sel’in katli vaciptir’ diye sen talimat verdin” diyor. Ayşe, “Evet ben de söyledim, halk da söylüyordu; ancak adam artık ölmüş ben isterim ki son sözüm onun hakkında olumlu olsun” diyor.

Adam burada Ayşe’nin çelişkileriyle ilgili irticalen 6 mısralık bir şiir okuyor. İçeriği (özetle) şöyle: Halifenin katlini isteyen, insanlara talimat veren sen idin, kâfirdir diyen yine sen idin. Biz de seni dinledik ve gerekeni yaptık. Bizim yanımızda katil kişi, öldüren değil, öldürmeye emir verendir şeklinde devam ediyor. İlginçtir ki, Ayşe’nin az önceki açıklamasını (ki Ali halife olmuş, kendisi yarı yolda tekrardan Mekke’ye dönüyor ve Osman’ı öldürün sözü gibi) Taberi gibi (310.hicri ölüm) bir Kur’an yorumcusu ve tarihçi anlatırken de hiç savunma yapmıyor, olduğu gibi kaynağında işliyor.

Fahrettin er-Razi de şu farklı bilgiyi veriyor. Halife Osman Ayşe’nin bazı alacaklarını geciktirince, Ayşe ona karşı gazaba geliyor/kızıyor ve “Ey Osman; sen emanete riayet etmedin, insanların haklarını göz ardı ettin ve yakınlarından zalim kişileri insanların başına getirdin. Beş vakit namazın hatırı olmasaydı insanlar seni, deve keser gibi keseceklerdi.” eliyor.

Osman da buna karşı Tahrim suresinde geçen ve Ayşe-Hafsa ikilisiyle ilişkili olan bir ayet okuyor, onu Nuh ve Lut peygamberlerin hanımlarına benzetiyor, yani senin eşin peygamber; ancak kötü bir kadınsın demek istiyor. Bunu zaten daha önce Hz. Muhammed’in zehirlendiğine ilişkin açtığım bölümde anlatmıştım. Fahrettin Razi devamla diğer ünlüler gibi şöyle anlatıyor: Ayşe insanlara, Osman’ı öldürün, Na’seli öldürün. Hz. Muhammed’in henüz gömleği ortada iken Osman ne çabuk bu dini bitirdi gibi açıklamalar aktarıyor. Bu da hemen hemen Taberi’nin aktardığı açıklamaları veriyor, bu arada Ayşe’nin Mekke’ye döndüğünü, adamın Ayşe’ye, sen çok çelişkilisin dediğini de yazıyor.

İşte Osman’la Ayşe arasındaki olup bitenler hakkında birkaç örnek. Ayşe’nin Osman’ın katli vaciptir sözlerine ilişkin eski hadisçilerden Sam’ani (h.562) de kaynağında açıklamalarda bulunmuş. Orada konuya ilişkin şu bilgi var: Muammer Zühri’den, o da Urve’den aktararak Ayşe’nin, “Ben Osman’a ne kötülük yaptıysam hep başıma gelmiş. Eğer ölümünü istemişsem bu da başıma gelsin” şeklinde bir açıklama. İşlenen bir cinayetten sonra Ayşe’nin, “Ey ahali, kusura bakmayın bu işin içinde ben de vardım ve başroldeydim” demesinin bir anlamı yoktur. Aklı başında biri bunu zaten söylemez. Kısacası, Ebubekir’in ölümünden sonra ve hele Osman’ın halifeliği döneminde bu iki ailenin arası açılmıştır. (392)

 

3- Zübeyir b. Avam

Zübeyir b. Avam’a, “Halife Osman’ı ihmal ettiniz, ta ki katledildi ve şimdi de kalkmış onun kan bedelini istiyorsunuz” diyorlar. Zübeyir, Osman’nın cinayetiyle ilgili kendi sorumluluğunu kabul ediyor ve Kur’an’dan “Sakının o fitne ve beladan ki, geldiğinde herkesi (suçlu suçsuz) kapsar” ayetini okuyor. (393) Maalesef biz de bu Osman olayında hadisenin içine çekildik diyor. İmam Suyuti, Zübeyir’in bu açıklamasını, mezhep lideri Ahmet b. Hanbel, Bezar, İbni Munzir, İbni Merdeveyh ve İbni Asakir gibilerinden alıyor. Heysemi, İmam Ahmet b. Hanbel’in bunu iki yerde aktardığını belirtiyor. (394) Bu Zübeyir denilen seçme sahabi Cemel Vak’ası’nda öldürülünce, arkasında şu mal varlığını bırakıyor: On bir ev Medine’de, 2 ev Basra’da, bir ev Kufe’de, bir ev Mısır’da, büyük miktarda arazi ve elli milyon iki yüz bin o günkü para… Bunu anlatanların başında meşhur Buhari gelmektedir. Nerden gelmiş bu mal! Hep talan, hep çapulculuk! Mekke’den gelip Medine’ye yerleştiler ve zaten bunlara muhacir deniliyordu; ama çok kısa zamanda zengin oldular. (395)

 

 

4- Abdurrahman b. Avf

Bu da Osman’a karşı olan önemli bir isimdi; cennet müjdesini alan kadrodan… Sait b. Müseyyeb anlatıyor: “Bir gün Osman, A. Rahman’a karşı sesini yükseltiyor, ona kızıyor. Buna karşı A. Rahman, ben senin gibi Uhud ve Bedir savaşlarından kaçmadım, bana karşı neden sertleşiyorsun diyor. Osman da, Bedir harbine katılmadım. Çünkü eşim hastaydı ve nitekim de o sırada vefat etti. Hatta Bedir harbine katılmadığım halde Hz. Muhammed bu savaşta elde ettiği ganimetlerden bana da pay verdi (İşte bu mantalitede olanlar ganimet malını paylaşmaktan zevk alıyorlar!) diyor. Osman savunmaya devam ediyor; Uhud savaşına gelince, haksız olduğumu kabul ediyorum; ancak Allah beni affetti diyor”. Bu bağışlama olayını biraz açmak istiyorum; bu da ilginç bir durum. Uhud harbinde Muhammed yüzünden yaralanıyor, dişi kırılıyor ve hatta öldürüldüğü haberi yayılıyor. Bu yüzden safında yer alan bazı arkadaşları onu savaş meydanında bırakıp kaçıyorlar. Bunların arasında halife Osman da var. Daha sonra ölüm haberinin yanlış olduğu ortaya çıkıyor. Müslümanlar tekrar kaçanlar geri dönüyor. (396) Savaş bittikten sonra zararın neresinden dönülürse kârdır misali, Muhammed, onlarla uğraşmanın, neden kaçtınız diye onları sorgulamanın gereksiz olduğunu anlıyor. Çünkü olay Medine döneminin üçüncü yılında gerçekleşmiştir ve ordusu güçsüzdür. Burada yapılması gereken, kaçanların gönlünü almak ve onları tekrar kazanmak… Bunun da en sağlam yolu ayetten geçer. Bir ayet indirip, Allah sizi bağışladı demesi kadar makbule geçen bir formül olamazdı; nitekim o da bunu yapıyor ve ‘Al-i İmran’dan falanca ayet geldi, Allah savaştan kaçan Müslümanları affetti’ diyor. Ayetin anlamı şu: “İki topluluğun karşılaştığı gün (Uhud günü), içinizden yüz çevirip kaçanları (savaşı terk edenleri), şeytan ancak yaptıkları bazı hatalardan dolayı yoldan kaydırmak istemişti. Ama yine de Allah onları affetti.” (397) Bu ayetin Uhud harbi bağlamında ve Osman’ın da içinde bulunduğu savaştan kaçanlar hakkında indiği birçok tefsir ve kaynakta anlatılmaktadır. Bunda ihtilaf yoktur. İşte Seneca ‘nın da dediği gibi “din sıradan insanlar için gerçek, aydınlar için yalan, iktidarlar için de kullanışlıdır.” (398)

Velit b. Ukbe bir gün A. Rahman’a, neden Osman’a karşı tavır takınıyorsun deyince, o yine az önceki sözlerini söylüyor. A. Rahman, “Ben ölürsem ne Osman üzerime gelsin, ne de namazımı kılsın” diye vasiyet ediyor. Ölünce namazını Zübeyir veya Sad b. Ebi Vakkas kılıyor; vasiyeti üzerine Osman’a haber verilmiyor. (399)

 

5- Talha b. Ubeydullah

İbni Şebbe (h. 173-262), Talha b. Ubeydullah, Osman aleyhinde şiddetle çalışanların başında geliyordu diyor ve bu konuda birçok hadis aktarıyor. Hatta daha sonra, Ali ve Muaviye arasında meydana gelen iktidar kavgaları sırasında, Muaviye taraftarları, Hz. Ali’nin Osman’ı katlettiğini bile öne sürüyorlar, tabii ki cinayet sırasında Medine’de bulunanlar bu anlatımın yalan olduğunu bilirler. Amaç, diğer coğrafyalarda bulunanları Ali’nin aleyhine çevirmektir; ama bu inandırıcı olmuyor. Çünkü isyancıları birinci baskında geri çeviren Ali’nin kendisidir; Osman’ın yazdığı mektup Osman’ın sonunu getirmiştir ve onu kimse kurtaramamıştır. Bunları daha önce detaylıca anlattım zaten. Ev ablukası devam edince, Osman ve içerdekilerden yemek-su kesilince, Muhammed’in eşlerinden Ebu Süfyan’ın kızı Ümmü Habibe, Hz. Ali’ye gelip ricada bulunur; ancak o ‘Bu mektup olayından sonra artık yardım edemem’ diyor. Ümmü Habibe Osman’ın akrabasıydı; bunu da belirtmek lazım. Yine Hayber baskınında Muhammed’in ele geçirip kendi nikâhına aldığı Safiye de gelip ricada bulunuyor, bunlara su verilsin-yemek verilsin, engel olmayın diye. İsyancılar onun bindiği hayvanı dövüyor, kadıncağız kendini zor kurtarıyor. Taberi kendi tarihinde, Hz. Ali’nin Talha ile tartıştığını, insanları neden Osman’ın aleyhine kışkırttın diye Ali’nin Talha’yı suçladığını yazıyor. (400) Talha’nın ablukaya alınan Osman’a su ve yemek yardımı yapılmasını engellediğini yazıyor. Hatta Osman bunu biliyor ve şöyle söylüyor: “Bu su vermeme ve yemek ambargosu aslında Talha’nın işidir…” Somut bir örnek vereyim. Adam anlatıyor, Osman’ın ablukasında insanlar öylesine toplanmıştı ki, atılan bir taş yere düşmezdi, illaki bir insana değerdi. O sırada Osman seslendi, içinizde Talha var mı diye? Talha sesini çıkarmadı. Osman bunu üç kez tekrarlayınca Talha elini kaldırdı ‘ben buradayım’ dedi. Burada derken, eve su verilmesini yasaklayan kesimin içindeydi, o da yardıma engel olmak isteyen muhaliflerin içindeydi. Osman orada kendisiyle Talha arasındaki anılarını anlatmaya başlıyor; ancak fayda etmiyor. Bu kırk günlük ev ablukası süresince genelde Talha namaz kıldırıyordu cemaate. (401) Bu anlatılanların doğru olup olmadığı Talha’nın öldürülmesiyle test edilmiştir. Cemel Vak’ası’nda Osman’ın damadı ve aynı zamanda veziri olan Mervan, Talha’yı katletmiştir. Kısacası, aktif bir şekilde Osman’ın katlinde görev alan önemli bir isim olan Talha, cennet müjdesini alan on kişiden biriydi. (402)

Burada dikkate alınması gerek bir nokta daha var. Hani Kur’an’da Ahzab suresinde deniliyor ki, Muhammed’in hanımları tüm Müslümanların anneleridir ve Muhammed öldükten sonra da onlar artık başkalarıyla evlenemezler. (403) Çünkü onlar artık annedir. Bu yasak ayetlerin oluşum nedenleri hakkında farklı rivayetler var. Bunların başında Talha ile Ayşe’nin isimleri geçiyor.

Olay şu: Talha b. Ubeydullah (güya Muhammed’den cennet müjdesi almış; ama baksanıza Muhammed’e ne diyor!) bir gün, “Eğer Muhammed ölürse ben Ayşe’yi eş olarak kendime alırım.” diyor. Üstelik bu konuda birçok kaynakta ve özellikle de tefsirlerde malumat var. (404) İşte bunu duyan Muhammed rahatsız oluyor ve hemen bu yasak ayetlerini indiriyor: “Ben ölsem de artık eşlerim hiçbir Müslüman erkekle evlenemezler” diyor. Şunu da hatırda tutalım ki, Muhammed’den sonra 10 civarında hanımı dul kaldı ve hepsi (Şevde biraz yaşlıydı) genç yaştaydı. Bu yasak ayetler yüzünden resmiyette evlenme hakları ellerinden alınmıştı. Ancak benim demek istediğim bu değil; acaba Ayşe ile Talha’nın özellikle halife Osman’dan itibaren başlamak üzere ve Hz. Ali döneminde tam da zirveye çıkan aynı siyasi harekette bulunmaları, birlikte Kufe’ye, Basra’ya gitmeleri, bu eski aşkın hikâyesi olamaz mı! Zaten Cemel Vak’ası’nda Ayşe hakkında İfk olayı gibi bazı dedikodular çıkıyor; ancak üstü hemen kapanıyor. (405) Şunu hep vurguluyorum: Ayşe’nin bir erkekle yaşaması normaldir; Ayşe’nin bu konuda zerre kadar bir eksiği yok; üstelik o bir kurbandır. Yanlış, onu kurban seçen sistemdedir. Ayşe hakkında böyle bir itham varsa ayıp karşılamak doğru değildir. Kadın gençti ve onun da yaşamaya hakkı vardı.

Burada farklı bir şey daha eklemek istiyorum; sanırım konulara uyuyor. Ahzab suresinin 52. ayeti içinde ufak bir cümle var. Bu cümleyle ilgili farklı yorumlar da var (biraz ters geldiği için yapılan yorumlar zorakidir); ancak en yaygın olan yorum mantıklı olduğu kadar ilginçtir de. Ayet Muhammed’in evlilik hayatından söz ediyor. Zaten bu ayetten önceki ayet de sonrakiler de hep onun evlilik durumundan söz ediyor. O dönemde şu adet vardı: İki insan istedikleri zaman eşlerini değiştirebilirdi, becayiş yapabilirdi. Biri eşini başkasına, başkası da ona verebilirdi. İşte çok önemli biri ki Muhammed sözünü edeceğim o kişiye Havazin harbinde elde ettiği ganimetlerden 100 deve ikramda bulunmuştu, adı Uyeyne bin Hısn. Bu adam bir gün ansızın Muhammed’in yanına gidiyor ve orada bulunan Ayşe’yi de görüyor, tabii ki en azından genç bir kadın olduğu için onun hoşuna gidiyor ve hemen Muhammed’e, “Ne dersin; becayiş yapalım mı, ben bir eşimi sana vereyim, sen de Ayşe’yi bana ver!” diyor. Muhammed buna hayır diyor. İşte bu Ahzab 52. ayetin oluşum hikâyesi de böyle. Ayette şu var: “Artık siz bundan sonra kadınlarınızı becayiş etmeyeceksiniz.”

Adam gidince Ayşe Muhammed’e adamın kim olduğunu soruyor. Muhammed, işte bu da ahmak/beyinsizin biri, güya bir kabilenin de başıdır diye yanıt veriyor. Ama Muhammed aynı adama, başka kabilelere yaptığı baskın sonucu ele geçirdiği ganimet-talan develerinden 100 deve bağışta bulunmuştu, torpil yapmıştı ki kalbi İslam’a ısınsın. Şimdi de gelmiş Muhammed’den kadın istiyor. Bu konuda, en başta tefsirler olmak üzere İslami kaynaklardan geniş bir listeyi aşağıya alıyorum. Çünkü adeta hakaret içeren bir olayı, sanki ben söylüyorum gibi olmasın. (406)

 

6- Amr b. As.

Bu adam Filistin’deki evinde kalıyordu, kendisi Hz. Ali, Talha ve Zübeyir b. Avam gibi önemli şahsiyetleri Osman aleyhine kışkırtmaya çalışıyordu. Hatta kendisi, ‘yolda giden çoban, tüccar kim olursa olsun ben hep onlara Osman’ın kötü yönetimini anlatıyordum’ diyor. Osman’ın ölüm haberini alınca keyiften, “Ben Abdullah’ın babasıyım, birine bir darbe vurdum mu kanatırım” cümlesini kullanıyor. (407) Filistin’de yaşarken gelen gidenden, ne var ne yok diye soruyordu hep. Bundan amaç, Osman’ın akıbetini öğrenmekti: Görevden uzaklaştırılmış mı veya katledilmiş mi?

Baştan beri anlattığım gibi Osman, gelen ganimet-talan malını hep yakınlarına, ailesine veriyordu, tabii ki millet bundan şikâyetçiydi. Bir gün ailesine yeni bir şey verdi, millet de dedikoduya başladı, dedikoduları Osman duydu. Hemen toplantı yapıp şunu söyledi: “Ben halifeyim yetki benimdir. Elimin altındakini kime vereceğim konusunda özgürüm. Birilerinin zoruna gitse bile, onlara rağmen yine yaparım…” Ammar b. Yaser de ‘ben rahatsız olurum’ diyor. Bunun üzerine Osman onu döve döve komaya sokuyor. O sırada Ammar, ne yapayım benim bunu ilk çektiğim değildir ki diyor. O sırada Amr b. As ile Osman arasında sert tartışmalar oluyor ve Ayşe de “Hz. Muhammed’in ayakkabısıyla saçı bile henüz dururken ne çabuk bu dinden uzaklaştın ey Osman?” diyor. İbni Abdilber, Amr b. As bazen Medine’ye geldiğinde milleti Osman’ın aleyhine kışkırtırdı diyor. (408) İşte bunlar seçme, halk nezdinde göze çarpan kişiler; yoksa bunlar kadar nice sahabe Osman’ın katlini ya isterdi, ya da aktif olarak eylem içindeydi. Dikkat edilirse içinde cennet müjdesini alan seçme kişiler var (Zübeyir, Talha gibi).

İbni Teymiye gibi İslam düşünürleri bütün bu olup bitenlere karşı Osman’ı savunuyorlar. Hâlbuki çok kolay bir yol vardı. İsyancıların teklifi çok basitti: Osman ya istifa etmeli ya da Mervan’ı kendilerine vermeliydi. Aksi takdirde Osman’ın kellesini istiyorlardı. Makam çok tatlıydı, vazgeçilmezdi. Osman bunların hiçbirini kabul etmeyince sonuçta canından olmuştur.

Osman katledildiğinde 80 ile 90 yaş arasında olduğu genel kabul görmektedir. İşte Muhammed de, iki kızını bu dedeleri durumundaki adama verince, “Cebrail geldi, Allah’tan vahiy getirdi, bu yüzden kızlarımı Osman’a verdim. Hatta yüz tane kızım da olsa, teker teker ölseler en son kızıma kadar hepsini Osman’a verirdim; bunu da yine vahye dayanarak yapardım” demiştir. (409)

 

Dipnot:

349) Belazuri, Ensab’ul Eşraf, 6/160.

350) a- İbni Kuttybe, Maarif, 112-113.

b- Belazuri Ensab., 6/149.

c- İbni Kutıybe, Maarif, s. 112.

d- Başka bir eserim olan Sümerlerden İslam’a Kutsal kitaplar ve Dinler, s. 23.

351) İbni Kesir, Bidaye-Nihaye, 7/190.

352) Feth’ül Bari, Kitab’ül fiten, bab’ü iza ilteqe’l müslimani bi seyfihima, cilt 13/35.

353) a- Taberi Tarihi, 4/333-367.

b- İbni Teymiye, Minhac’ü Sünne, 3/206.

c- ibni Kasir, Bidaye… 7/222 Zehebi’den alıntı yaparak.

d- Askalani, Feth’ül Bari, 13/35.

354) Tüm bu kaynaklarda Na’sel’in ne anlama geldiği ve niçin Osman’a Na’sel dendiği anlatılıyor:

a- ibni Asakir, Tarih-ü Medinet-i Dımaşk, 39/327.

b- Kamus’ül Muhit, Na’sel md.

c- Zamahşeri, el-Faik, 4/52.

d- Ibn’ül Esir, el-Nihaye 5/177

e- Zebidi, Tac’ül Arus, 1 cilt Na’sel md.

f- İbni Manzur, Lisan’ül arab, 11 /669.

355) a- İbn-i Kesir, Bidaye-Nihaye, cilt 7/211 vd.

b- Hindi, Kenz, no: 36306

356) a-lbni Asakir, Tarih’ü Medinet’i Dımaşk, 5/521-26.

b- İbni Esir, El-Kamil, Osman kısmı.

357) İleride bu önemli şahsiyetlerle ilgili bilgi vereceğim zaten. Mesela; aktif olarak onun ölümünde görev alan Amr b. Hamik, Şebes b. Rab’i, Abdurrahman b. Udeys, Ferve b. Amr Ensari, Ekder b. Hamam ve Muhammed b. Ebi Hüzeyfe gibi şahsiyetler. İbni Hacer, Isabe, no: 486, 3959, 5267 ve 5822. İbni Esir, Üsd. Muhammed b. Ebi Huzeyfe, Ferve b. Amr ve Amr b. Hamik maddeleri.

358) Taberi Tarihi, 4/338 vd.

359) a- İbni Asakir, Tarih u Medinet’i Dımaşk, 39/532.

b- Taberani, Mucemi Kebir, 1/78-no: 107.

c- Taberi Tarihi, 4/412 ve devamı.

d- Ebu Naim Asfahani, Marifet’ü Sahabe, no: 248.

e- Heysemi, Mecme-ü Zevaid, 9/95, no: 14558.

f- lbni-l Manzur, Lisan’ül Arab, 6/283 Heşş Kevkeb md ve Na’sel md.

g- İbnil Esir, El-Nihaye fi Garibi-1 Eser, 1/966.Heşş Kevkeb/Na’sel.

h- Yakut Hamevi, Mucem’ül Buldan, 2/262.

ı- Ibni Kesir, Bidaye ve’l Nihaye, 7/213.

j- ibni Esir, Üsd. Eşlem b. Evs kısmına.

k- Tehzib-i Kemal, 19/457.

360) İbni Şebbe, Tarih’ül Medine, Osman’ın kabri kısmında no: 321-323.

361) a- Taberi, Tarih 4/412 vd. ve Asbahani, Marifet-ü Sahabe, no: 265-266.

b- lbni-1 Esir, El-Kamil. halife Osman kısmı 2. cilt

c- İbni Kuteybe, imame Siyase, 1/64.

d- Askelani, Isabe, no: 1082. Cebele b. Amr b. Evs kısmında.

e- ibni Asakir, Tarih-i Dımaşk, 39/532.

f- Taberani, Mucem-i Kebir, 1/78-no: 107.

g- Heysemi M.Zevaid, no: 14558-9/95.

h- Yakut Hamevi, Mucem’ül Buldan, 2/262.

i- ibni Hacer, Talhis-ül Habir, 2/145.

j- İbni Sad, Tabakat, 3/37-44.

362) Taberi Tarihi, 4/415-421.

363) a-Taberi Tarihi, 4/412-414.

b- İbni Kesir, Bidaye-Nihaye, 7/207 vd.

c- İbni Kuteybe, Maarif, s. 113.

364) Yukarıda Osman’ın ölümüyle ilgili açıkladığım bilgiler şu kaynaklarda geçiyor. Daha nice kaynaklar da var:

1- İbni Sad, Tabakat, 3/37-43.

2- Taberi Tarihi, 4/412 vd.

3- Ali b. Yunus el-Amili, Sırat’ül Müstakim, 3/30.

4- İbni A’sem, el-Fütuh, 1/64.

5- Ebü’I Feda, el-Muhtasar fi Ahbar’il Beşer, 1/172.

6- İbni Abdirabbih, Ikd’ül Ferid, 4/270.

7- Zebidi, Tac’ül Arus, 8/139-141.

8- Ibn’il Manzur, Lisan ül Arab, 1 1/670 Nasel ve Haşş Kevkcb md

9- Ibn’il Esir, a) En-Nihaye fi Garibil Hadis’i ve’l Eser, 1/969 ve 5/80. b) el-Kamil fi Tarih, h.35. yılı, halife Osman bölümü, c) Üsd’ül Gabe, Eşlem b. Evs b. Becre el-Ansari bölümünde.

10- İbni Asakir, Tarih’ü Medinet’i Dımaşk, 39/532 vd Hz. Osman konusu.

11- Taberani, Mucem-i Kebir, halife Osman kısmı. 1/78-no: 107-109.

12- İbni Hacer, a) Isabe, no: 1081 Cebele b. Amr kısmında. Ve Eşlem b.Evs b. Becre el-Ansari bölümünde, b) ‘Telhis’ül Habir’, 2/145 ve 5/275.

13- Heysemi, Mecme’ü Zevaid, 9/95, no: 14558.

14- İbni Abdilberr, Istiab, A.Rahman b. Udeys ile Eşlem b. Evs. B. Becre bölümleriyle halife Osman kısmında.

15- İbni Şebbe, Medine Tarihi, Osman’ın kabri bölümünde, no: 321 vd.

16- Hindi, Kenz’ül Ummal, no: 36172 ve 36298, halife Osman kısmında.

17- İbni Kesir, Bidaye-Nihaye, Osman bölümü, 7/192 vd.

18- Muhibbüddin Taberi, Riyad’ü Nadre, Osman konusunda, s. 3/70 ve sonrası.

19- Müzi, Tehzib-i Kemal, 19/457-no: 3847 Osman b. Affan kısmında.

20- Yakut Hamevi, Mu’cem-ül Buldan, 2/262 Haşş Kevkeb kısmında.

21- Ebu Naim Asbahani, Marifetli Sahabe, Osman kısmı, I. cilt, no: 263 ve sonrası.

22- Belazuri, Ensab’ül Eşraf, 6/160 ve devamı.

365) a- İbni Asakir, Tarih’ü Medinet’i Dımaşk, 57. cilt/270 vd. No: 3712.

b- Heysemi, Mec’me’ü Zevaid, no: 431 ve 9233.

c- Taberani, Mucem-i Kebir, Abdullah kısmında no: 13770.

d- Bezar, Bahr’ü Zihar, no: 2060.

e- Fakihi, Ahbar-u Makke, no: 706.

366) Belazuri, Ensab’ül Eşraf, 6/149.

367) a- İbni Kuteybe, Maarif, s. 112 ve 199 Mervan kısmında.

b- İbni Abdil’ber, Istiab, no: 529. Hakem b. Ebi-I As kısmında,

c- Muhibbüddin Taberi, Riad’ü Nadre, 3/72 ve devamı,

d- Hakim, Müstedrek, 4/479-481. Hakem b. As kısmında,

e- ibni’l Esir, Üsd, 4/348 Mervan kısmında; ayrıca Hakem kısmında da bilgi verir.

f- İbni Hacer Askalani, Isabe no: 8324 Mervan kısmında.

g- İbni Sad, Tabakat. Taberani, Mucem-i Kebir. Zehebi, Siyer-i A’lam. Ve daha birçok tabakat kitaplarında bu konuya yer verilmiştir.

368) a- Taberi Tarihi, 4/256-272.

b- ibni Kuteybe, Marif, 112.

369) a- İbni Asakir, Tarih’ü Medinet’i Dımaşk, 57.cilt/270 vd. No: 3712. İbni Asakir bu eserinde ona 56 sayfa yer vermiş. 224’ten 280. sayfaya kadar.

b- İbni Kesir, Bidaye-Nihaye. Osman’ın katli bölümünde,7/290 ve devamında.

c- Ahmet b. Hanbel, Müsned’ül müksirin, Müsned’ü Abdullah, no: 6233.

d- Taberi, Riyad’ü Nadre, 3/79 vd.

e- lbni-l Esir, Üsd, Mervan ve hakem kısmında.

f- Suyuti,Tarih ül Hulefa, s. 130 ve devamı.

g- İbni Kuteybe, Maarif, 112.

370) İbni Kesir, Bidaye, 7/190.

371) Suyuti, Dürrül Mensur, Taberi Tefsiri, Kurtubi ve diğer tefsirler, Enam suresi 93. ayetin açıklama kısmında ve İbni Kuteybe, Maarif, s. 169 vd

372) 1- istiab, no: 1553.

2- Zehebi, Siyer-i a’lam, 3/33 vd.

3- ibni Sad, Tabakat, no: 3997-7/230.

4- İbni Kuteybe, el-Maarif, s, 169.

5- ibni Asakir, Tarih’ü Medinet’i Dımaşk, 29/34 vd.

6- Ebu Davud, Hudud hemen başta.

7- Nesai, Tahrim-i dem, mürted kısmında.

8- M.Taberi, Riyad’ü Nadre, 2/112 vd

373) a- ibni Asakir, Tarih-i Dımaşk, 38. cilt/60ve devamı,

b- M. Taberi, Riyad’ü Nadre, 3/77.

374) Sahih-i Müslim, Hudud, İçki cezası kısmında.

375) a- Müslim, Hudut, Hadd’ül Hamr kısmında,

b- İbni Kuteybe, Maarif, s. 180 vd.

c- Zehebi Siyer-i A’lam, 3/412 vd. No:67. Burada kitabı tahkik eden, dipnotta ayrıca imam Ahmet b. Hanbel, Taberani, Tehzib-i Kemal, Bidaye- Nihaye, tstiab, Isabe, Ağanı, Üsd’ül Gabe, El-Kamil fi Tarih, el-Marife ve Tarih (Besevi) Neseb’ü Kureyş gibi kaynaklarda da geçtiğini belirtiyor,

d- ibni Asakir, Tarih-i Dımaşk, 63. cilt/218 vd. no: 8033.

e- Askalani, Isabe, Velit b. Ukbe kısmında. No: 9153.

376) a- Taberi Tarihi, 3/433.

b- İbni Esir, El-Kamil 2/535.

377) a-Muhammed Rıda (1865-1935), ‘Osman b. Affan’ adlı eseri, Osman’dan kalan servet kısmında,

b- İbni Kuteybe, Maarif, s. 112-113.

378) Muhammed Rıda, Hz. Osman b. Affan, s. 204.

379) 1- Mühibbüddin Taberi (694.Ö) Riyad’ü Nadere fi Menakıb’il Aşere, 3/75.

2- Belazuri (279.Ö) ‘Ensab ul Eşraf 6/161 vd.

3- lbni’l Arabi Ebubekir (543.Ö)’ El-Avasim’ü ımin’el Kavasım.’ s. 280 vd.

4- İbni Kesir (h.774.ö), Bidaye, Nihaye, 7/80 ve sonrası, Osman kısmı.

5- Suyuti,Tarih’ül Hulefa, s. 130 ve sonrası.

380) a-İbni Abdilber, İstiab, İbni Mesut md. No: 1659.

b- Heysemi M.Zevaid, no: 14548, cilt 9/109

c- Belazuri, Ens’ab, 6/148

381) a- Belazuri, Ensab, 6/140-164.

b- Taberi Tarihi, 4/251 ve devamı,

c- İbnil Arabi, el-Avasım’u min’I Kavasım, s. 280.

d- Şehristani, Milel ve Nihal, s. 14. Nizamiye mezhebi kısmında.

382) Mesela Küfe’den Sabit b. Kays, Sa’saa b. Savhan, Amr-el Huzai, Amir b. Abdi-I Kays, Malik-i Ester, Malik b. Kab, Kümeyi b. Ziyad gibi şahsiyetler, Suriye tarafına Muaviye emrine gönderilirler.

383) a- Taberi Tarihi, 4/317 ve devamı.

b- ibni Kuteybe, Maarif, s. I 13 ve 146.

c- Tabakt-i İbni Sad, 4/429.

384) Belazuri, Ensab’ül Eşraf, 6/166 vd.

385) Bu adamın asıl adı, Amir b. Vasile b. Abdullah el-I Cenani. Muhammed zamanında vardı ve Muhammed’in sahabelerinden en son ölen kişi. İbni Asakir, no:3064, cilt 26/113 ve devamı.

386) a- Suyuti, Tarih’ül Hulefa, s. 200.

b- İbni Asakir, no:3064, cilt, 26/117 ve devamı.

387) Zehebi Tarihü’l İslam, Halifeler kısmı özel bölüm, s. 95.

388) a- Ebül Feda, el-Muhtasar fi Ahbar’il Beşer, 1/239.

b- Hakim Müstedrek, İsrail b. Musa’dan, 3. cilt no: 4607.

c- ibni A’sem, Futuh, 1/420.

389) a-Taberi Tarihi, 4/386.

b- ibni Kesir, Bidaye-Nihaye, 7/210.

c- İbni Esir, El-Kamil 2. cilt, Osman kısmında.

d- İbni Sad, Mervan b. Haken kısmında. 5/19 vd.

390) Ahmet bin Abdullah b. Kays o da Numan b. Beşir’den.

391) a- A. Razzak, Musannaf, no: 20967, cilt 11/447.

b- Halife b.Gayyat Tarihi, s. 98.

392) a- Taberi, Tarih: 4/459.

b- Fahrettin er-Razi, el-Mahsul fi ilmi Usuli’l fıkıh, 4/343.

c- İbni Sad, Osman kısmında.

d- İbni Manzur, Lisan’ül Arab, Na’sel md, 11/669.

e- Ebül Feda, Muhtasar’ü Ahbar’il Beşer, 1/172 Hz. Ali kısmında.

f- İbni Kuteybe, Imame-Siyase, s.80-88.

g- İbni Abdirabbih, Ikd, 4/270.

h- Ibnil Esir, El-Nihayefi garib’il hadis, 5/80. Na’sel md.

i- Zebidi.Tac’ül Arus, Na’sel md. 8/141.

j- İbni Kesir, Bidaye-Nihaye, 7/209.

k- İbni A’sem, el-Fütuh, 1/420.

I- Ibnil Esir, el-Nihayefi Garib-il Hadis, 5/64. Na’sel maddesinde,

m- A. Razzak, Musannaf, 11/447, no: 20967.

n- Heysemi, Mecmeu Zevaid, no: 14568.

393) Enfal, 25.

394) a- İbni Hacer, Feth’ül Bari, Buhari şerhi, Kitab’ül Fiten, hemen ilk başta, cilt 13/6.

b- Suyuti, Dürrü’l Mensur, İbni Kesir ve daha birçok müfessir, Enfal suresi, 25. ayet açıklamasında.

c- Heysemi, Muceme’u Zevaid, Tefsir kısmı no: 11027. Ayrıca Zehebi, İslam Tarihi, özel bölüm, Halifeler kısmı, s. 504.

395) Buhari, Farz’ul humus, Bab’u bereketi’! Gazi.

396) Kaçanlardan birkaçı: Halife Osman, Rafi b. Mualla, Harise b. Zeyd, Ebu Hüzeyfe b. Utba, Velit b. Utbe,

397) Al-i İmran 155. Ayet.

398) a- İmam Suyuti, Dürrü’l Mensur, İbni Kesir, Kurtubi ve daha birçok müfessir, Al-i İmran 155. ayette.

b) İbni Asakir, Tarih’ü Medinet’i Dımaşk, 39/257-262 ve 42/139. Filozof, Seneca (m.ö 4, l.s. 65)

399) a- Belazuri, Ensab, 6/172.

b- Heysem, M. Zevaid, 9/84.

c- Taberani Mucem-i Kebir, 7/226

d- Suyuti, Dürrü’l Mensur, Al-i İmran suresi 155. ayet yorumunda.

400) a- Taberi Tarihi, 4/ 405.

b- İbni Şebbe, Tarih’ü Medine, s. 1160 ve sonrası, dördüncü cilt.

401) a-Taberi Tarihi, 4/371.

b- İbni Kesir, Bidaye-Nihaye 7/199.

c- Mecme’ü Zevaid, 9.cilt no: 14544 Osman kısmı.

402) a- Taberi Tarihi, 4/ 405.

b- İbni Abdilberr, Istiab, Talha md.

c- İbni Esir, el-Kamil, 2/541 Osman kısmı.

d- İbni Hacer, Isabe, Talha kısmı.

e- Belazuri, Ensab’ul Eşraf.

403) Ahzab, 6 ve 53. ayetler

404) a- İbni Sad, Tabakat, 8/349. Yasak içeren Ahzab 53. ayeti Talha’nın sözü üzerine inmiştir diyor.

b- A. Razzak, kendi tefsirinde ilgili ayette Talha adını veriyor. 53. ayet.

c- Belazuri, Ensab, 10/123. Talha ve Ayşe isimini veriyor.

d- Begavi (516). Kendi tefsirinde Talha’nın adını veriyor. Ahzab 53. ayet.

e- İbni Ebi Hatem er-Razi (h.327) tefsirinde Ahzab 53 yorumunda.

f- İbni Kesir tefsirinde yine Talha-Ayşe diyor. Ahzab 53. Bu arada Ahzab 6. da önemli.

g- Vahidi (468) tefsirinde yine aynı şeyleri söylüyor ve daha birçok kaynak.

405) İbni Sad, Tabakat, 8/275.

406) a- Suyuti, Dürrü’l Mensur, Ahzab 52. Ayet.

b- Abdurrazzak, Tefsir. Ahzab, 52. ayet.

c- Begavi, Mealim…, Ahzab 52. ayet.

d- İbni Kesir, Ahzab, 52. ayet açıklamasında.

e- Kurtubi, Ahzab, 52.

f- İbni Abdilberr, Istiab, Uyeyne b. Hısn md. No: 2055.

g- Darekutni, 3/218 ve ayrıca I. Hacer Askalani, Buharı şerhi Fethü’lbari, 10/455. ve Buhari Şerhi. U. Kari 15/74. Daha niceleri.

407) a- Taberi Tarihi, 4/357. Hicri 35. yılı bağlamında halife Osman kısmı,

b- İbni Esir, El-Kamil, 35. hicri yılı olayları,

c- Zehebi, İslam Tarihi, Halifeler kısmı özel bölüm, s. 95.

d- İbni Asakir, Tarihi Dımaşk, 13/ 262.

e- Istiab, Amr b. As md, no: 1931.

408) Belazuri, Ensab, 6/209. Istiab, no: 1931, Amr b: As md.

409) İbni Asakir, 39/40. Bu konudaki kaynaklar, kitabın sonlarına doğru gelecek olan Muhammed’in kızları bölümünde geçiyor.

 

Arif Tekin, Bilinmeyen Yönleriyle Hz.Muhammed’in Ölümü, s.290-344

Hazırlayan: ArapŞükrü

 

 

 

Reklamlar