Eylül 30

Tanrıya inanmayınca insan canının istediğini yapabilir mi?


– Ne de olsa tanrıya inanmamak çok kolay, inanmayınca insan canının
istediğini yapabilir.

– Yani size göre tanrı olmadan ne ahlak olur ne etik ne de iyi davranışlar.

– Aynen öyle, tanrı yoksa her şey mübahtır.

– Bu dediğiniz ancak tanrı ahlakın bekçisi veya kurucusu olsaydı doğru olurdu.

– Bekçisi ve kurucusu zaten!

– Aksine, tanrı olmasa bile, insanlar yaşamaya, birlikte yaşamaya devam eder.
Birlikte yaşamalarına olanak veren bir toplumsal yasalar bütünü yaratırlar daima.

– Tanrısız toplumlar yok olmaya mahkûmdur.

– Bana sorarsanız hayır, değiller. Şimdi bile hiçbir konuda tanrıya bel
bağlamayan ve hâlâ yok olmamış toplumlar var. Birlikte yaşama kurallarının
gelişmesi için yasaları iyi belirlemek yeterlidir. Hatta daha ileri gideceğim: Sırf
düşünmekle günah işlemiş birine ceza vermenin imkânı yoktur; örneğin,
komşunun karısını arzulamayı cezalandırmak mümkün değil.

– Tabii ki. Tam da bu yüzden zaten bu günahtır, ahlaki bir günah.

– Evet, ama komşunun karısı çekiciyse ve âşığımız gençliğinin baharındaysa
bana tamamen normal görünen bu arzu hepi topu bir arzudur işte. Hayata
geçirilirse, o zaman işin içine ceza hukuku ve korku girer.

– Anlayamıyorum.

– Aslında anlamak çok zor değil: hayalî günahlara hayalî cezalar, gerçekten
suç oluşturan günahlara ise gerçek ceza ve yaptırımlar. Anlatabildim mi?

– Tanrı da böyle yapmıyor mu nitekim?

– Emin değilim… hatta, hiçbir şey yapmıyor diyebiliriz. Tanrıya inanmak veya
inanmamak hayalgücü alanına bağlıdır, böyle bir şey de ne ödüllendirebilir ne de
cezalandırabilir.

– Sırf tanrısal ceza korkusuyla mümin daima iyi davranışlarda bulunur.

– Olabilir, ama ateist de sırf ortak, sivil, laik ahlaka saygı göstermek için hep
iyi davranışlarda bulunur. Ben ateisti yeğlerim, çünkü saygılı davrandığı halde
hiçbir ödül beklemez, insanlığa inanmakla, başkasına saygı duymakla, kabul
etmediği bir şey uğruna değil sırf insan adına yaraşır bir insan olmakla sınırlar
kendini.

– Öyleyse sizin yapmak istediğiniz şey, tanrı düşüncesinin yerine Ceza
Kanunu’nu geçirmek.

– İstememe bile gerek yok, şu anda olan bu zaten. Sizin sözgelimi bağışlama
dediğiniz şeyi şu anda laik kurumlar hiçbir dinsel düşünce olmaksızın
gerçekleştiriyor. Burada söz konusu olan tanrı düşüncesi yerine herhangi bir
davranış kanununu geçirmek değil. Bu davranış, “iyi davranış” dine gerek
kalmadan gerçekleşmekte.

– İyi de mesela misyonerleri inkâr edemezsiniz…

– Bakın, sözgelimi, Sınır Tanımayan Doktorlar örgütüne mensup bir doktor
misyonerden çok daha faydalı oluyor, çünkü o da aynı işi yaptığı halde
karşılığında hiçbir dinsel düşünceyi dayatmıyor, yani karşısına çıkan dine saygı
gösteriyor. Bilmem farkında mısınız, insanlara yardım ederken, gökten de bir
şeyler beklemiyor!

– Kendisi adına çok yazık.

– Evet, ama hasta için çok güzel.

Hızlandırılmış Ateizm Dersleri
Antonio Lopez Campillo ve Juan Ignacio Ferreras

Dördüncü Tartışma Alıştırması
Sayfa: 25-26