Dinlerin Evrimsel Kökenine Dair


Üç milyon yıl önce bir Afrika vadisindeki savan boyunca yürüyen bir insansı olduğunuzu hayal edin. Otların arasından gelen bir hışırtı işitiyorsunuz. Bu sadece rüzgâr mı, yoksa tehlikeli bir yırtıcı mı? Cevabınız ölüm ya da kalım anlamına gelebilir.

 

Otların arasından gelen hışırtının tehlikeli bir yırtıcı olduğunu varsayarsanız ve sadece rüzgâr olduğu ortaya çıkarsa, kavrayışta yanlış pozitif ya da gerçek olmayan bir şeyi gerçek sanma olarak da bilinen Tip I hatayı işlemiş olursunuz. Yani, var olmayan bir kalıbı saptarsınız. Otların arasından gelen bir hışırtıyı (A) tehlikeli bir yırtıcıya (B) bağlarsınız; oysa bu durumda A, B’yle bağlantılı değildir. Sakıncası yok. Hışırtı sesinde uzaklaşır, daha tetik ve sakıngan kesilir, varacağınız yer için başka bir yol bulursunuz.

Otların arasından gelen hışırtının sadece rüzgâr olduğunu varsayarsanız ve tehlikeli bir yırtıcı olduğu ortaya çıkarsa, kavrayışta yanlış negatif ya da gerçek olan bir şeyin gerçek olmadığını sanma olarak bilinen Tip II hatayı işlemiş olursunuz. Yani, gerçek bir kalıbı gözden kaçırırsınız. Otların arasından gelen bir hışırtıyı (A) tehlikeli bir yırtıcıya (B) bağlamaktan kaçınırsınız; oysa bu durumda A, B’yle bağlantılıdır. Yem olursunuz. Tebrikler, bir Darwin Ödülü kazandınız. Artık insansı hen havuzunun bir mensubu değilsiniz.

Beynimiz bir inanç motorudur, noktaları birbirine bağlayan ve doğada gördüğümüzü sandığımız kalıplardan anlam çıkaran, gelişkin bir kalıp tanıma makinesidir. Bazen A gerçekten B’yle bağlantılıdır; bazen de değildir. Asıl mesele Tip I ve Tip II hataları arasındaki farklılığı saptamanın son derece sorunlu oluşudur; özellikle de atalarımızın yaşadığı ortamda, çoğu kez ölüm ve kalım arasındaki farkı belirleyen anlık zamanlama açısından. Bu yüzden geçerli tutum, bütün kalıpların gerçek olduğunu, yani otların arasından gelen bütün hışırtıların rüzgâr değil, tehlikeli yırtıcılar olduğunu varsaymaktır.

Boş inanç ve büyüsel düşünme dahil bütün kalıpsal-yaklaşım biçimlerinin evrimi bu temele dayanır. Bütün kalıpların gerçek olduğunu, bütün kalıpsal-yaklaşımların gerçek ve önemli fenomenleri ifade ettiğini varsaymaya dayalı bilişsel süreç yönünde bir doğa seçilim yaşanmıştır. Bizler kalıpsal-yaklaşımı en başarılı uygulayan primatların soyundan gelmekteyiz. Yine belirteyim, bu düpedüz çağrışımla öğrenmedir ve bütün hayvanlar aynı şeyi yapar. Evrim çok yavaş bir seyir izlediğinde, canlıların sürekli değişen ortamlara uyum sağlama yolu budur. Genler değişen ortamlara uygun olup olmamalarına göre seçilir; ama bu zaman, hem de kuşaklar boyu süren bir zaman alır. Beyin ise öğrenen bir organdır ve neredeyse ânında öğrenebilir; zaman bir sorun değildir.

Michael Shermer: “İnanan Beyin”

Reklamlar