Eylül 20

Etiketler

Kuran Terminolojisindeki Süryanice Etkisi


Geleneksel anlatıya göre Kur’an, Kureyş lehçesinde yazılı olduğu iddia edilen bir kitaptır.

Kur’an’da ciddi bir Süryani Dili hakimiyeti vardır. Bütün dini terminoloji kelimeleri Süryanicedir.

Sorun sadece kelimeler olsaydı bir dereceye kadar tolere edilebilir, ve/veya tartışılabilirdi. Sorun, sadece kelimeler değil, cümle yapıları, kalıplar, formüller , teoloji bunların tamamı Süryanice kurgulanmış. Üstelik teolojinin tamamı Doğu Suriye Teolojisi üzerinden alınmış. Yani yaklaşık 1500 km. Kuzeyden Ölü deniz civarında yaşayan ve 7. Yy sonlarında ortadan tamamen kalkan en eski Süryani Hristiyan mezheplerinden birinin Teolojisi üzerinden yazılmış. Diatesseron’un bu mezhep tarafından teolojik yorumu çok belirgin kalıplar içerir. Kuran’da bulunan bütün Biblikal kişi isimleri Eski Ahid İbranicesi veya diğer Semitik dillerden değil direk Süryaniceden alınmıştır.

Arapça ve İbranice bir çok ortak gramer kuralı paylaşırlar. Örneğin bu kurallar çerçevesinde İsmail ve İshak isimleri Hismail ve Hishak olarak Kuranda yer alması gerekirken Süryanice şekli ile yazılmıştır. Bu anlaşılamaz ve coğrafik olarak da mümkün değildir. Hicaz da Süryanicenin ne işi var?

İbranice olsa bir derece anlayabilirim ki o bile çok ciddi sorunlar çıkarır.

Bakınız sadece basit kelimelerden bahsetmiyorum

KURAN, SURE, AYET gibi sözcükler bile Süryanicedir.

Kurandan Biblikal isimler dışında iki de melek ismi vardır ve bunlarda Süryanicedir.
Dini terminolojinin % 80 gibi çok büyük bölümü Doğu Suriye Süryani Hıristiyanlığına aittir.
İslamiyetin beş şartı Süryanicedir.

Zekat,
Şehadet,
Namaz,
Oruç,
Hac,

Bu kelimelerin Arapçası, kelime köklerinin Suryanicedeki anlamları kazanmasıyla teolojik içeriğiyle birlikte Kurana girmiştir.

Onlarca örnek yazabilirim. Hicaz’da yazıldığı iddia edilen Kur’an’da Doğu Suriye Süryani Hristiyan kökenli Lut Gölü civarinda yasayan 7. Yüzyılda tamamen kaybolmuş bir mezhebin teolojisinin ne işi var?

Üstelik Kur’an Kuzey Suriye’de Süryani Hıristiyanlar tarafından kullanılan Kuzey Arapçasıyla yazılıdır. Avrupa’da ceşitli üniversitelerde bulunan ve 8. Yy başlarına tarihlenen en eski Kuran Fragmentleri Kuzey Arap Alfabesi ile yazılıdır.

Hicaz da hiçbir yerde bu alfabe ile yazılı Epigrafi veya Paleografi bulamazsınız ama Suriye de 7. Yüzyıldan kalma kiliselerde bu alfabe ile yazılmış epigrafi bulursunuz. 7. Yüzyılda Hicaz Lahmi Devletinin kontrolünde bir yerdi. Bu devlet Nesturi Hristiyan bir devlettir. Başkent Hire kültür ve şiire çok önem verilirdi. Arap dili, edebiyatı ve yazısı büyük gelişmeler göstermiş , tıp ve felsefede de çok ilerlemişlerdi.

Ve Hire’de Müsned yazı kullanılırdı. Hicaz’ın tamamında Mekke’de Yesrib’de de Müsned yazı kullanılırdı. Bölge de hem yazı hem de edebiyat dili 28+1 harfli(1 harf İbraniceden geçer ) bölge diline en uygun alfabe olan Müsneddir. Hicaz Arapçasını Kuzey Arap Alfabesiyle yazamazsınız transkripsiyona uygun değildir.
Onlarca problem vardır burada.

Kur’an’ın bölge de kullanılan Müsned ile yazılmamasını Islâm ilahiyatciları da bilmez, cevaplayamaz muammadır bu konu onlar için bu yüzden bu konuları hiç tartışmazlar.

Bunları duyamaz okuyamazsınız.

Süryanice kurgu, formül, teoloji, formulasyon nedendir okuyamazsınız.

Mekke’nin ticari rotaların uzağında önemsiz bir köy oldugunu okuyamazsınız.

15. Yüzyılda bile Muhammed’in mezarının bir Mekke’de bir Medine’de olduğunu okuyamazsınız.

500 yıl önce Haccın, Muhammed’in Mekke’de olduğuna inanılan mezarına yapıldığını ve insanların bir kuyunun dibine bakarak nuru gördüm diye koşturduğunu ve hacı olduğunu okuyamazsınız.

Geleneksel anlatımda Tüccar diye uydurulan Mekke’lilerin, Kuranda kendilerine hitaben anlatılan tarım ürünlerinin hasadını çorak Mekke ve civarında nasıl yaptıklarını okuyamazsınız.

Akdeniz bitkisi olan zeytinin Mekke’de nasıl oluyor da yetişebildigini okuyamazsınız.

Üzümün, incirin Mekke’de ne işi olduğunu okuyamazsınız.

Mekke’lilere hitaben Kur’an’da sık sık geçen tatlı su ve deniz ürünlerini Mekke’lilerin nasıl oluyor da yediklerini okuyamazsınız.

Siz inanırsınız, okumazsınız.

Ben bilim insanıyım.

Okurum…

Din ve bilim arasındaki keskin fark da budur.

İnanç okuduklarınızı görmezden gelmenize sebep oluyorsa, O İnanç insanlığa hiçbir katkıda bulunamaz.
O dine inananların tamamını kapsayan ve kaynağını dinin içinden alan hiçbir ortak erdemi de olmaz.
İslam Dini mensupları maalesef gerçeklerle yüzleşmekten kaçınıyor.

Sorunu sürekli Batı da arıyorlar.
Kendi dinleri ve tarihleriyle yüzleşmiyorlar.
Bu yüzden de perişan durumdan çıkamıyorlar.

Bir din düşünün ki kendi dininden kaynaklı bütün müslümanları kapsayan tek bir ortak erdeme sahip olmasın.
Bir din düşünün ki tarihlerinin tamamı yalanlarla örtülü olsun.

Sonuç?
Bin yıllık İslam Tarihine, coğrafyasına, dününe ve bugününe bakınca ilkel, hastalıklı bir kültürde gelişemeyen debelenen yok olan insanlar.

Çok yazık..
-Özer Uçak-

Reklamlar