sweden19 Ocak 07

İsveçliler ateist mi yoksa agnostik mi?


Kral Carl 16. Gustaf ve Kraliçe Silvia, geçtiğimiz hafta sonu Stockholm’de minaresinden ezan okunmasına izin verilen Fittja Ulu Cami’yi ziyaret ederek yetkililerden bilgi aldı. Yapılan sunumdan sonra Kral Gustaf, hangi vakit namazının daha önemli olduğunu; Kraliçe Silvia da caminin minberini ve mihrabını göstererek ne olduklarını sordu.

Bu detay cemaate yansıyınca bazıları, ziyaretçilerin, ülkede ikinci büyük din olan İslam’ın kutsal ibadet mekanı bir camideki temel unsurları bilmemelerini yadırgadı. Bu eleştiriyi yapmakta sonuna kadar halkı olabilirler ancak madalyonun bir de diğer yüzü var. Yıllardır kapı kapıya yaşadığımız İsveçli komşularımızın kutsal mekanları olan kiliselerinin ana öğeleri hakkında bizler ne kadar bilgi sahibiyiz.

İncil ya da ayin kitabının okunduğu Kürsü, imanlıları etrafında toplayan Hz. İsa’yı temsil eden Sunak Masası, takdis edilmiş (kutsanmış) ekmeğin (özellikle hastalara verilmek üzere) muhafaza edildiği Kutsal Dolap, fitilinin Hz. İsa’nın ruhunu ve alevinin de bedenini temsil ettiğine ve yanarak insanları aydınlattığına inanılan mumlar, Kutsal Su gibi öğeleri kaçımız biliriz.

Ya da genel anlamda İsveçlilerin dini tercihleri konusunda doğru bilgiye sahip miyiz?  Burada kendi kimliğimizi koruyup geliştirirken, içinde yaşadığımız toplumun da en azından temel kültürel değerleri hakkında bilgi sahibi olmamız gerekmez mi?  Bu ülkedeki ortak hedeflerimizi planlarken bir birimizi tanımamız ve anlamamız için sizce bu elzem değil mi?

İsveçlilerin inceleme, araştırma, öğrenme anlamında kullandıkları güzel bir atasözleri var.

“Bulunduğun yeri eşele.”

Bulunduğumuz toplumu eşelemekle, göçle birlikte artan kültürel, dini ve etnik farklılıkları gerginliklerin kaynağı olarak takdim edenlerin önüne geçmiş oluruz. İsveçli komşularımız da bu farklılıkları toplum için bir zafiyet değil, aksine bu ülkeyi zenginleştiren bir faktör olarak görmeli. Ancak bu zenginliğin farkına varabilmek için iki tarafın da karşılıklı olarak bir birlerinin değerleri hakkında bilgi sahibi olması gerekiyor.

Başlıktaki sorunun cevabına dönersek;

İsveç bin yılı aşkın bir süredir Hıristiyan olan bir ülke. 16. yüzyıla kadar Katolik ve Papalığa bağlı olarak faaliyet gösteren İsveç Kilisesi, Reform hareketini takiben Kral Gustav Wasa’nın da emriyle Protestanlığı seçmiş ve Vatikan’dan bağımsızlığını kazanmış. 2010 yılı istatistiklerine göre İsveç nüfusunun yaklaşık yüzde 70’i İsveç Lutheran Kilisesi’ne üye.

İstatistiki bilgiler bazen yanıltıcı olabiliyor. Zira İsveç, bugün Estonya ve Çek Cumhuriyeti’nden sonra dünyada en az inanan ülke. 

Bir diğer istatistik:

Avrupa Birliği’nin resmi kamuoyu araştırma kurumu Eurobarometre’nin 2010 verilerine göre, İsveçlilerin sadece yüzde 18’i Allah’a inanıyor. Geri kalanların yüzde 45’i “agnostik”, yani “bu konuda bir hükmüm yok, bilemem, bir güç var ama…” diyen ilgisiz ve kuşkucular; yüzde 34’i ise Ateist, yani Allah veya herhangi ruhsal bir gücün varlığına inanmıyor. (The World Factbook’a (dünya veri kitabı) göre dünya genelinde ateistlerin oranı ise yüzde 2 olarak tahmin ediliyor.)

Kiliseye üye olanların sayısının yüksek olmasının sebebi ise şu:

Köklü demokrasilerden biri olan bu kuzey ülkesinde 1951 yılına kadar din özgürlüğü yoktu, herkes devlet kilisesine üye olmak zorundaydı. Bu tarihten önce devlet kilisesinden ayrılmak isteyene ancak devletin onayladığı başka bir kiliseye geçmek şartıyla izin veriliyordu. Yani 2000 yılında yapılan kanuni değişikliğe kadar kimse kilisesiz olma hakkına sahip değildi. 2000 yılında İsveç laikliğe geçti. Zorunluluk kalkınca üyelerin bir kısmı kaydını sildirdi, ancak büyük bir kısmı inanmamasına rağmen düğün ve ölüm gibi törenlerini burada yapmak için hala üyeliğini sürdürüyor.

Ateizim ya da Agnostizim bugün, papazlar ve kilisenin diğer din görevlileri arasında da oldukça yaygın. Kendilerini ifşa etmede mahzur görmeyen bu din adamlarının birçoğu kiliseyi sadece geçim kapısı olarak görüyor. Geçtiğimiz aylarda Danimarka’da bir kilise, papaz bulmak için yayınladığı iş ilanına ‘Allah’a inanma’ şartını eklemek zorunda kalmıştı. Daha önce de bir papaz, Allah’a inanmadığını açıklamış ve bu yüzden işten atılmıştı. Ancak kilise yönetimini mahkemeye veren papaz, davayı kazanmış ve işine geri dönmüştü.

Geçtiğimiz günlerde bir İngiliz gazetesi “İsveç’te kilise, inanmayanlar için” başlığı ile verdiği bir haberde, yaklaşık 10 milyon nüfuslu ülkede sadece 400 bin insanın ayda bir defa kiliseye gittiği bilgisini vermişti. Haberde son yıllarda nikah ve cenaze törenlerinin yapıldığı yerler konuma gelen kiliselerde verilen vaazların dilinin de değiştiğine dikkat çekilerek, vaazlarda inanç konularından ziyade milli değerler, gelenekler, yaşlı ve fakirlere yardım, çevre meseleleri gibi konuların daha yoğunluk kazandığı belirtilmişti.

Sonuç olarak; bugün İsveç’te kilise, eşcinsel papazlara göz yumacak kadar, modern dünyanın neredeyse tüm taleplerini hoş gören ve bu talepler yönünde fetvalar çıkaran bir kurum konumunda. İnsanın düşünce ve davranışlarını yönlendiren disiplin aradan çekilince, talepler de sınır tanımaz oldu. İsveç’te dini tablo özetle böyle…

Haber İsveç