Mirioğlu fotoğraf Aralık 25

18 yaşında ateizmin kutsal kitabını yazdı


tanrinin_banner

Uzak olmayan bir gelecekte​ ​ateistlerin el kitabına dönüş​me potansiyeli taşıyan​ ​”Tanrı’nın​ alfabesi” kitabıyla adından söz ettiren ​ODTÜ ​Makina ​Mühendisliği ​bölümü ​öğrencis​i​ Mehmet Mirioğlu’yla din felsefesi ve ateizm üzerine söyleştik.

Mehmet Miroğlu, 18 yaşında Ateizm’in felsefesine yönelik kitap yazdı. Kaynak Yayınları’ndan çıkan ve “Tanrının Alfabesi”adını verdiği çalışmasında Mirioğlu, Türkiye’deki din eğitimi, ateizm, evrimsel köken, iman- akıl ilişkisinde, ‘Katı Rasyonalistler’, ‘İmancılar’, ‘Eleştirel Akılcılar’ gibi ekoller arasındaki tartışmaları ve kitapla ilgili birçok detayı Odatv’ye değerlendirdi.

İşte o röportaj:

-Kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

Sanıyorum kendimi tanıtacak kadar çok şey yaşamış değilim. Hatay’da doğup büyüyen, 18 yaşında bir gencim. Dört yıla yakın zamandır kendimce bir şeyler yazıp çiziyorum. Düşünceleri aktarma konusunda yazı yazmanın gerekliliğini biliyorum. Bununla birlikte 2014’te “Tanrının Alfabesi” adında, şu an Kaynak Yayınları’nın basmaya cesaret ettiği ve çıktıktan bir hafta sonra birinci baskısının tükendiği bir kitap yazdım. Kitap çıktığı zaman benim de beklemediğim bir ilgiyle karşılandı ve buna kitabın içeriğinin sebep olduğunu düşünüyorum. Bu kitapta felsefi ateizmin temellerini anlatırken yaygın sorulara da cevap vermeye çalıştım. Bu sorular arasında “Allah varsa inançsızlar ne kaybeder?”, “Ahlakın dini veya Tanrıya atıf yapmayan temellendirmeleri mümkün mü?”, “İnançsızlar için hayatın anlamı olabilir mi?” gibi insanların kafasına takılan sorularla birlikte “Arzuların evrimsel kökeni nelerdir?”, “Dinin evrimsel, psikolojik ve sosyolojik olası kökleri neler olabilir?” “Aklın ve mantığın Tanrısız temellendirmesi mümkün müdür?” gibi felsefi ve bilimsel problemler de yer alıyor. Sanıyorum din felsefesi bağlamında kitapta aktardığım kadar argümanı bir arada sunan/eleştiren Türkçe bir yapıt daha yok. Bu konuda bir ilke imza attığımı da düşünüyorum. OdaTv takipçilerinin de kitabımı beğenmesini umuyorum.

-Kabul ettiğiniz ya da tutarlı bulduğunuz dini düşünce biçimleri neler?

“Kabul ettiğim ve benimsediğim” kavramı ile “tutarlı bulduğum” kavramının birbirinden farklı olduğundan bahsetmeliyim. Tutarlı bulup kabul etmediğim bir görüş bizatihi mümkündür. Misal “Dünya dışı yaşam” fikrini tutarlı bulurken bu fikri kabul etmemem mümkündür. Bu sebeple tutarlı bulduğum görüşleri açıklarken o görüşleri kabul etmek zorunda olmadığımı belirtmeliyim.

Belirgin şekilde kabul ettiğim iki din felsefesi ekolü bulunuyor: Ateizm ve Agnostisizm. Kısaca bu iki görüşün birleştimi olan Negatif Ateizm de diyebiliriz. Bu görüşe göre Tanrı’nın varlığı hakkında her ne kadar kesin sonuçlara ulaşamasak da akıl ve mantık süzgecinden geçirildiğinde ateizmin daha mantıklı ve rasyonel olduğu görülecektir.

Bununla birlikte her ne kadar açıklama konusunda eksiklikleri bulunsa da Tanrının varlığını kabul edip dini duruşları reddeden deizmi de tutarlı bulduğum söylenebilir. Deizmin Tanrısı kesin olarak çürütülememesine rağmen bu Tanrıya inanmak için yeterli sebebin olmadığı gösterilebilir ki bu da deizmi şüpheli kılar. Buna rağmen Deizmde çok bariz bir çelişki bulmak zordur. Belki Tanrı ve zaman ilişkisi konusunda belli problemler ortaya konulabilir ki farklı zaman teorileri kabul edildiğinde bu sorunlar da aşılabilir. Bu sebeple rasyonel bulmamakla beraber deizmi de tutarlı buluyorum.

Ek olarak İman-Akıl ilişkisinde Katı Rasyonalistler-İmancılar- Eleştirel Akılcılar arasındaki tartışmada eleştirel akılcılığın baskın geleceğini düşünüyorum. Bu ekolleri kısaca açacak olursam katı rasyonalistler Tanrı ile ilgili her görüşün akıl ile çözülebileceğini ve her vahiynin akılla çözülebileceğini savunur. İmancılar, Tanrının varlığına dair herhangi bir kanıt olmadığını iddia edip ona iman etmenin gerektiğini çeşitli yollarla kabul ettirmeye çalışır. Eleştirel akılcılar ise her ne kadar Tanrının akılla kavranabileceği geçerli olsa da Tanrının özellikleri arasından akla uymayan özelliklerin olduğunu ve kutsal kitabın yalnızca büyük bir kısmının akılla çözülebileceğini savunur. Bir teist olunacaksa eleştirel akılcılık hem kutsal kitaplarla hem de genel olarak Tanrı tasavvurlarıyla en tutarlı açıklamayı yaptığından eleştirel akılcı olunmalıdır.

Daha detaylı bir inceleme yapılabileceği gibi bu kadarının şu an için yeterli olduğunu düşünüyorum. Zira daha geniş incelemeyi bizzat bahsi geçen kitabımda yaptığımı da belirtmeliyim.

-Sizi sorgulamaya iten şey ne oldu?

Evrenin hayranlık uyandırıcı yapısını araştırmak için özel bir sebebe ihtiyaç var mı bilemiyorum. Küçüklükten beri bilime ilgi duyuyordum. Teolojik konulara da… Teoloji üzerine araştırma yapma sürecim ise bir zamanlar kutsal olduğunu varsaydığım kitap olan Kuran’ı anlama ihtiyacı duyduğumda başladı. Daha sonra teolojiye duyduğum ilgi ve araştırma beni din felsefesine ardından pozitif bilimlere yöneltti.

-Kaç yaşındayken sorgulamaya başladınız?

Tam bir tarih vermem mümkün değil zira bir çocuk doğası gereği soru sorar: Her konu hakkında… Tanrı kavramını gerçekten bilmek için sürekli soru sorarken bir yandan da günah işleme korkusuyla bunları bastırdım. Misal Tanrının her yerde olduğunu söyleyen iddialara karşı “Tanrı benim içimde de var mı? Eğer benim içimde Tanrı varsa ben de Tanrı olmaz mıyım?” gibi çocuksu soruları kendime sormuşumdur.

Küçükken bana “Her işin başında ‘Bismillah’ deyip besmele çekeceksin” diye öğütlemişlerdi. Eğer her işin başında besmele çekeceksem, besmele çekmeden önce de besmele çekmeliyim. Bu besmele de bir iş olduğuna göre bundan da önce besmele çekmeliyim. O halde ömrüm boyunca besmele çekmeliyim diye düşünürdüm. Gülüp geçerdim tabi. “Bir kere besmele çeksen yeter!” derdim kendi kendime. Şimdi, o anki halime yine gülüyorum. Ne garip sorular varmış aklımda.

-Ülkedeki din eğitimi ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

İki farklı soru sormalıyım bu soruyu cevaplayabilmek için:

1. Din eğitimi gerekli mi?

2. Gerekliyse nasıl olmalı?

Birinci sorunun cevabı açık bir şekilde “Evet”tir. Din olgusu ilgi çekicidir. Sosyal hayatın şekillenmesinde etkilidir. Çok sayıda felsefi konuyla ilgilidir. Tüm bu sebepler din eğitimini gerekli kılmaktadır. Din eğitimi ve din felsefesi karşı konulmayacak şekilde hayatımızla iç içeyken garip olan dini araştırmamaktır. Bu konuda apateizm kavramından bahsedebilirim. Apateizm, ateizmin pekiştirilmiş hali olan “en kral ateist ekol” olarak görülmemeli; aslına bakılırsa bu kavramın ateizmle ilişkisi çok zayıf bile denebilir. Apateizm, dini konulara kayıtsız kalmayı ve bu konuları araştırmamayı öğütleyen bir görüştür. Kısaca din eğitimini gereksiz gören biri apateizme yakındır. Bu sebeple din eğitiminin gerekli olduğu lehine getirilecek argümanlar, apateizme getirilecek eleştirilere eşdeğerdir.

“Tanrıya, tanrısal olana ve dinsel düşüncelere kayıtsız kalmak doğru bir tutum olabilir mi?”

Bu soru din felsefesinin gerekliliği açısından muhakkak cevaplanması gereken sorulardan biridir. Bir ateist olarak din ile ve din felsefesiyle uğraşmanın gerekli olduğunu düşünüyorum. Bu insanlara garip gelebilir. Zira bunu “İnanmıyorum desen bile içten içe tanrıya inanıyorsun. Yoksa neden bu kadar uğraş veresin ki?” diyen dindarların gülünç argümanlarından anlayabiliyorum.

Günümüz felsefesinde din felsefesine ayak basmamak büyük bir talihsizlik olacaktır. Zira on dokuzuncu ve yirminci yüzyıllara kıyasla din felsefesi derin bir canlanma içine girmiştir. Günümüzde diğer felsefe dallarıyla bu kadar ilişki içerisinde olan bir dal daha bildiğimi söyleyemem. İncelerseniz ‘Kelam kozmolojik kanıt’ gibi argümanlar nedensellikle, metafizikle ve zaman felsefesiyle ilgilidir. ‘Bilinç argümanı’ gibi konular zihin-beden teorileriyle ve zihin felsefesiyle ilgilidir. Ahlaki argümanlar meta-etikle ilgilidir. Din dili ile ilgili felsefeler dil felsefesiyle ilgilidir. Din ve bilim ilişkisini ele alan konular bilim felsefesiyle ilişkilidir. Tasarım kanıtları bizzat bilimle, biyolojiyle ilgilidir. Darwinci kötülük problemi evrim felsefesi ile ilgilidir. Kozmolojik kanıtlar fizikle ilgilidir. İman ve akıl ilişkisi bilgi felsefesiyle alakalıdır. Bu kadar felsefe ve bilim dalı ilişkiye giren bir dal daha yok gibiyken din felsefesine karşı kayıtsız kalmak derin bir kayıp halini alacaktır.

Sonuç olarak din eğitimi, dinin doğası gereği gereklidir. Peki ya bu nasıl olmalıdır veya Türkiye’de gerektiği gibi uygulanmakta mıdır? Din eğitimi kanımca “karşılaştırılmalı” olmalı ve din felsefesini tarafsız bir şekilde kapsamalıdır. Karşılaştırılmalı din eğitiminde, Türkiye’de olduğu gibi bir “İslam görüşleri empozesi” yerine “Her dinin temel inanç esaslarının aktarılması” esas olacağından, tarafsız bir din eğitimi olacaktır. Türkiye’deki din eğitiminin bununla uzaktan yakından bulunmamaktadır.

-Son olarak, yeni kitap projeleriniz var mı? Okuyucularınız sizden ne bekliyor?

Öncelikle hâlihazırda yazdığım ve içeriğini daha fazla sevdiğim bir kitap şu an inceleme sürecinde. “Tanrının Alfabesi II” olarak yayımlamayı düşündüğümüz bu kitap, birinci kitabın devamı niteliğinde olacak. İlk kitabımda genel olarak din felsefesinin temel kavramlarını, problemlerini, insanların inançsızlara yönelik önyargılarını ve temel felsefi problemleri işlemeye çalıştım. İkinci kitabım ise bu konuya duyulan ilgiden sonra ortaya çıkacak yeni soruları cevaplamaya çalışıyor. Örneğin “Evrenin kökeninde ne var?”, “Büyük patlamadan önce neler olmuş olabilir?”, “Neden hiçlik yerine bir şey var?”, “Evrim kuramını doğrulayan veriler neler?”, “Evrim sadece bir teori mi?”, “Yeryüzünde yaşam nasıl başladı?” gibi görece daha derin konuları işlemeye çalıştım.

Bunun dışında gelecekte bu seriye benzer şekilde ateizmin temel argümanlarını ele alan birkaç eser vermeyi düşünüyorum. Umarım ileride daha iyi projelerle insanların karşısına çıkabilirim.

Mirioğlu fotoğraf(Mehmet Mirioğlu)

Sinan Acıoğlu

Odatv.com