dumuzisheep Mayıs 27

Dünyanın tek ve en büyük hikayesinin keşfedilişi


Bu sorumluluk duygusu, dürüst araştırmacı ruhu, bugün edebiyatın ve inanç tarihinin önünü açan, bakış açısını derinleştiren bir yola dönüşür.

Bir gün bir edebiyat profesörü incelediği mesnevide bir şeylerin yolunda gitmediğini fark eder. Daha doğrusu mesnevi türünde daha önce görmediği bazı tuhaflıklar vardır şiirde. Anlamadığı ifadeler vardır.  O, kendinden önceki araştırmacılar-edebiyatçılar gibi yapmaz ama. Okuyup geçmez, anlamadıklarından vazgeçip, anladığı yerler üzerine yoğunlaşmayı tercih etmez. Bu tuhaflıklara açıklık getirmeyi kendine görev edinir. Ve bu sorumluluk duygusu, dürüst araştırmacı ruhu, yine son derece tuhaf ve beklenmedik bir şekilde bugün edebiyatın ve inanç tarihinin önünü açan, bakış açısını derinleştiren bir yola dönüşür. Evet, bazılarınızın tahmin edeceği gibi o edebiyat profesörü Gönül Tekin’dir, incelediği mesnevi ise Çengname…

 

Divan şairi Ahmet-i Dai’nin Çengnamesi bugün arp da diyebileceğimiz bir müzik aletinin maceralarını anlatan bir şiirdir. Konusu kulağa ilginç geliyor şüphesiz ama divan edebiyatının bilinen sembolleriyle örülü bu şiiri ayrıcalıklı kılan bir şeyler var mıdır içinde? Evet, diyor Gönül Tekin, o şiirin büyük bir kutlama sahnesiyle açıldığını, bu sahnede üzerinde dünyanın her türlü meyvesini bulunduran, köklerinden sular fışkıran devasa bir ağacın gölgesinde insanların yiyip içip eğlendiğini, hatta ne tuhaftır ki Yıldırım Beyazıt’ın şahzadelerinden Emir Süleyman’ın da orada yer aldığını ve hikayenin ona anlatıldığının altını çiziyor.  İşin daha da tuhafı, maceralarını okuyacağımız ‘çeng’in bu sahnedeki ağaçtan yapılmasıdır, diyor. Peki nedir bu ağaç, bu eğlence sahnesi, bu ağacın köklerinden çıkan su ve Emir Süleyman’ın orada bulunması? İşte bu ardı ardına sorulan sorular Gönül Tekin’i zaman içinde geriye doğru bir yolculuğa çıkarır. Hikayedeki ağaca çok benzer bir ağacın Tevrat’ta da olduğunu anımsar Gönül Tekin. Bu tesadüftür ki onu hayatına damgasını vuran, yıllarca sürecek bir büyük çalışmanın içine iter. Bu zaman yolculuğu bugün Harward Üniversite’sinde ders veren bu önemli edebiyat profesörünü Sümerler’e götürür çünkü. Yani hikayenin özüne!

 

Gönül Tekin bir edebiyat profesörüdür ama Çengname nedeniyle çıktığı yolculuk bugün pek çok arkeologa ve hatta tarihçiye nasip olmayacak bir bilgi birikimine, çeşitli keşiflere yol açar. Onun önünde dünyanın tek ve büyük hikayesi açılmıştır çünkü. Bu hikaye en basit haliyle yazıyı kullanan ilk uygarlık olan Sümerliler’in yaşamdöngüsü için var ettikleri hikayedir. Temmuz ve İnanna’nın kutsal evlilik, ölüm ve yeniden doğum hikayesinin, önce tektanrılı dinlerin yaradılış efsanelerine oradan Leyla ile Mecnun, Romeo ve Juliet gibi büyük aşk hikayelerine dönüştüğünü keşfetmiştir Gönül Tekin. Sümerlilerin ülkesini fethedip onların büyük uygarlından etkilenen Akatlar, bu yaşamdöngüsü hikayelerini ticaret yollarıyla Fenikelilere, Fenikeliler gidip yerleştikleri Kıbrıs halkına ve oradan Antik Yunan’a aktarırlar. Yunan’ın ardından Roma’ya geçen bu hikaye Bizans’ta ve Osmanlı’da da yaşar. Temmuz ve İnanna’yı ve onların maceralarını Sümerliler yaratmışlardır belki ama tüm insanlık, özellikle de yakın doğu ve Avrupa halkları bu hikayeyi değiştirerek, kendi yaşam biçimlerine uyarlayarak, zaman zaman kutsallaştırıp (tek tanrılı dinler gibi) zaman zaman da basitleştirerek ve her daim üzerine yeni temalar ekleyerek sürekli bir biçimde yeniden yeniden var etmişlerdir hevesle.

 

Temmuz bitkilerin ve ağacın içindeki yaşam enerjisinin tanrılaştırılmış biçimidir, İnanna ise toprağın içindeki enerjiyi temsil eden aşk ve bereket tanrıçasıdır. Onların hikayesi mevsimlerle bağlantılı döngüsel bir hikayedir; bahar geldiğinde büyük bir törenle evlenirler, bu törende İnanna ve Tammuz’un birleşmesi bolluk ve bereket anlamına gelir (günümüzde hıdırellez, paskalya ve nevruz kutlamalarını anıştırır şekilde). Onların evlilik töreninde İnanna önce hamamda yıkanır, sonra annesinden tavsiyeler alır, gelen çeyizler konuklara gösterilir ve bütün bunlar tamamlandıktan sonra Tammuz’un İnanna’nın yanına girmesine izin verilirdi. Tıpkı tam altı bin yıldır Anadolu’da yapılan her evlilik töreni gibi…  Bu bereket getiren evliliğin ardından yaz geldiğinde ise Temmuz ölerek yeraltına çekilir, tıpkı kuruyan dereler, döktüğü tohumları toprakta derin bir uykuya çekilen sararmış bitkiler gibi… İnanna onu yeraltında arar bulur ve yeryüzüne çıkarır, bu Tammuz’un ve doğanın yeniden doğuşudur.

 

Peki bu hikayelerin çıkış sebebi nedir? Bitki, toprak, su, rüzgar, ateş içindeki yaşam enerjisini tanrılaştırarak somut bir hale getirir Sümerliler. Çünkü o zamanın insan algısı soyut düşünce için hazır değildir henüz. Varoluşunu, içinde yaşadığı doğayı somutlaştırma eğilimindedir. İşin ilginç tarafı yaklaşık on bin yıl sonra artık kendini soyut düşünceyle özdeşleştiren insanlığın halen aynı hikayelerle yaşamı anlamlandırmaya çalışmasıdır tabii.

 

Hikaye öylesine büyük ve eklektik ki, hangi kültürün onu nasıl şekillendirdiğini tek tek anlatmak neredeyse imkansız. Tek tanrılı dinlerdeki kadınların başörtüsü adetinin İnanna için yapılan tapınaklardaki tapınak fahişelerinin takmasından gelmesi; Hz. Meryem’e Madonna, yani bizim büyük hanımefendimiz denmesinin kökeninde yine İnanna’ya sesleniş şeklinin olması; Hz. İsa’nın 25 aralıktaki doğumu; Sümerlilerin eski tanrılarının tek tanrılı dinlerde Hızır, İlyas gibi peygamberlere ya da azizlere, velilere ve hatta meleklere, cinlere dönüşmesi; Sümer’de tarlaya benzetilen kadınların Tevrat’ta ve Kuran’da da aynı benzetmeyle tanımlanmaları, Sümerliler’in kırmızı rahiplerinin tapınağa gelen insanlara Hıristiyanlıktakine benzer şekilde günah çıkarma seansları uygulamaları… vd.

 

Gönül Tekin’i Divan edebiyatından Sümerliler’in yaradılış efsanelerine, inançlarına götüren şey, cesur ve tarafsız bir bakış açısıyla parçaları birleştirmekten ibaret aslında. Biz Tekin’i Türk üniversitelerinden sürmüş, dünyanın en önemli Türkologlarından biri olan eşi Şinasi Tekin’le Cunda adasında açtığı eğitim merkezini lavetmişiz de şimdi televizyon sayesinde iki kere izleyerek, izlediğimizi de pek anlamayıp tek tanrılı dinlere dair kötü bir şey mi demek istiyor acaba diyerek şüpheyle yaklaşmışız, ama ne gam… Onun bu büyük tarihi ve edebi okuması, ne olursa olsun ileriki kuşakları etkileyecektir. Ne de olsa hikaye devam etmektedir.

Sabitfikir.com