vvvvv Şubat 03

Ezgi Başaran: “Barış dini olarak İslam’ın kanlı tarihi”


Şu basit iki paragrafı önünüzde bulduğunuzda “Bizi Batı bu hale getirdi” cümlesinin ötesine geçilmesi gerektiğini görüyorsunuz. Çok net.

Son derece etkileyici bir kapakla çıktı #tarih dergisi bu ay. “Tanrı böyle buyurmadı” diyor kapaktan. Dosyanın başlığı ise “Din adına işlenen günahlar.” Ayşen Gür, İncil’deki “Dağdaki Vaaz” bölümünden yola çıkarak Hz. İsa şiddete bakışıyla, yandaşlarının ve tabii Hıristiyan dünyasının katliamlarını, bu katliamların nasıl rasyonalize edildiğini müthiş yazmış.

İslam’ın şiddetle ilişkisini ise İhsan Eliaçık ile yapılmış röportaj ele alıyor: ‘Barış dini ve kanlı tarihi.

Son derece önemli bulduğum ve çok sarih bir dille meseleyi ortaya koyduğu için kendimce bir özetini sizlerle paylaşmak istiyorum.

**

Şöyle anlatıyor İhsan Eliaçık: “Müslümanlar ancak kendilerini savunmak için silaha başvurabilirler. Savunma sözkonusu değilken bir yeri işgal etmek, fethetmek, haraca kesmek, birilerini din adına öldürmek diye bir şey yoktur.Peygamber zamanındaki durum da genel hatlarıyla böyleydi… Müslümanlar arası şiddetin kökeninde bir siyaset ve iktidar mücadelesi vardı… Kerbela olayında olduğu gibi zorbalık yapıp büyük günahlar işleyenler, yaptıklarını meşrulaştırmak için kelam üretmeye, uydurmaya başladılar. Mesela, büyük hadis kitaplarından herhangi birinin iman bölümü açıldığı zaman şunların yazıldığı görülür: Kalbinde hardal tanesi kadar imanı olan bir kimse deniz köpüğü kadar günah işlemiş olsa bile affolur. Yani Kerbela’da bu katliamları yaptım ama kalbimde iman var. O zaman bu günahların iffedilmesi lazım çünkü peygamberimiz böyle buyurmuş. Bu uydurmalara daha başka bir çok örnek verebiliriz: İkindi namazı kılanların o günkü günahları affolur, Cuma namazı kılanların o haftaki günahları affolur, hacca gidenlerin bir yıllık günahları affolur. Arafat’a çıkanın kul hakkı da affolur. Bunların hepsi uydurmaydı ama hadis kitaplarına geçince nesilden nesile aktarıldı, bunların etrafında bir ilahiyat üretildi ve günümüze kadar ulaştı… Emevilerden sonra gelen Abbasiler, Selçuklular ve Osmanlılar dönemleri bu açıdan birbirinin devamıdır. Bu 14 asır boyunca İslam dünyasında barış içinde geçen 10 yıl bile yoktur.”

**

Yine aynı dosya için “Halifelerin marifetleri…” başlıklı bir makale yazan Necdet Sakaoğlu ‘boyun uçurma ve kafir kesme kültürünün’ halk arasında nasıl günlük bir sohbet malzemesi olarak yayıldığını anlatıyor. “Günümüzde giderek kabaran bir insanlık tehdidi, her bombayı, mermiyi bir Allahü ekber nidasıyla atmak… Asıp kesmenin sevap olduğunu anlatan, Dört Halife, Muaviye-Yezid savaşımlarını özendiren yayınlar, inanç ve saplantılarını besleyen yüzlerce yıllık bir gaza literatürü de mevcut. Bunlar dünlerde cami kapılarında, Namaz Hocası, İlmihal, Mevlid-i şerif kitapçıkları yanında ve onlardan çok satılırdı… Olağanüstü asıp kesme öyküleri anlatılan bu kitapçıklar, kasaba çarşılarındaki iş durgunluğunda üçü beşi bir araya gelen esnaf arasında ve kahvelerde sesli okunur, ilkokul-ortaokul çocuklarının çantalarından eksik olmaz, okuryazar köylüler de söğüt gölgesinde okurlardı. Kitapların ortak kurgusu kafir kesme, öteki dinlerden olanları boynunu uçurarak öldürmektir.”

**

Şu basit tarihi izleği iki paragraf halinde önünüzde bulduğunuzda, Selefiliğin ve Vahabiliğin nasıl oluştuğunu, ne manaya geldiğini de bir lokma okuduğunuzda “Bizi Batı bu hale getirdi” cümlesinin ötesine geçilmesi gerektiğini görüyorsunuz. Çok net. Asıl hüzünlü olan bu konuların Müslümanlar tarafından böylesine açık ve basit biçimde tartışılamaması. İşte bu yüzden #tarih dergisinin yaptığı işi ‘dev hizmet’ olarak yorumlayıp, herkesin haberdar olmasını istedim.

Çoğunluğun bunlardan haberdar olduğu günlerden bir gün, belki, iyi insan olmak ile dindar insan olmak arasındaki bağın cılızlığını, dürüst insan ile dini metinleri kötülüklerine bahane diye kullanan insan arasındaki farkın kıymetini de konuşabiliriz. Bir gün, belki, sekülerizmin faydalarını dile getirebiliriz.

#openlysecular #ayanbeyanseküler

Ezgi Başaran

Radikal