Ekim 2008: Turan Dursun’un sitesi de kapatıldı Ocak 12

Turan Dursun’un SHP Genel Başkanlığı’na gönderdiği mektup


“…Demokrasiyi benimsemiş olanlar, demokrasinin yaşayamayacağı bir güce ve ortama ‘izin’ veremezler. Demokrasi Şeriât düzeninde yaşayamaz. Demokrasi, bilindiği gibi ‘aralarında hiçbir ayrım gözetilmeksizin tüm yurttaşların katılacağı yönetim (hükümet) biçimidir. Demokraside belirleyici ve egemen olan, ‘halk’tır, ‘toplum’dur. Şeriât düzenindeyse belirleyici ve egemen olan, ‘göksellik’ yutturmacasıdır, yutturulan ‘Tanrı’ ve ‘aracı’sıdır.

…İslâm ve Yahudilik gibi dinlerin, demokrasiyle bağdaşır yanı yoktur. Ne denli zorlamalı yorumlar yapılırsa yapılsın -ki politika ve çıkarları gereği, iman karıştırarak aklın ve bilimin ırzına geçen kimi bilim adamları bunu yaparlar- gerçek budur. Bu dinler, yaşamın her kesitine ilişkin olarak, binlerce yıllık ilkel hukuklarıyla ortaya atılmış bulunuyorlar. Özellikle İslâm, İslâm Şeriâtı. İnsanlara, dahası toptan insanlığa:

‘Elini yönetimden çek, ben yöneteceğim!’ der. ‘Tanrı adına yöneteceğim!’ der. ‘Tek egemen (hâkim) olan Tanrı’dır, Tanrı buyruklarıdır ve bu buyrukları içine alan kitabıdır (Kur’an), peygamberinin ‘hadis’leridir’ der…

Bakara Suresi’ndeki ‘Dinde zorlama yoktur’ sözü aldatmasın. Bu ayetin Kur’an’a ne zaman sokulduğu belli değildir. Sözleriyle Kur’an’ın bütününe aykırıdır. Ayetin ‘nüzûl sebebi’ adı verilen gerekçesine bakıldığı zaman da, anlaşılan anlamda ‘din seçme özgürlüğü’ verme amacının güdülmediği görülür. ‘Zorlama’ anlamı verilen ‘ikrâh’ sözcüğü, ayette, ‘kerih (tiksinilen, hoşlanılmayan şey) gösterme’ anlamındadır. Medineli iki Hıristiyan gencin özel durumuyla ilgilidir. Kaldı ki İslâm uleması da genellikle bu ayetin ‘mensuh (hükmü geçersiz) olduğu’ görüşünü paylaşır. ‘Vurun, öldürün!’ buyruklarını taşıyan ‘hüküm’lerle geçerliğinin ortadan kaldırıldığı savunulur.

İslâm’da, yalnızca ‘kitap ehli’ olan din inanırlarına, anlaşma yapılarak ve belirli vergiler (‘cizye’, ‘haraç’) karşılığında yaşama hakkı verilebileceği belirtilir. Ne var ki bu da güvenceli değildir. Çünkü antlaşma her an, İslâm kesiminden -tek yanlı olarak- bozulabilir. Kur’an’da da bu açıkça görülür. Tevbe Suresi’nin birinciden başlayan 9 ayetinde dile gelir bu. Ayetlerin ‘putataparlar’la ilgili olması, durumu değiştirmez. Önemli olan, ‘antlaşma’nın İslâm kesiminde ‘tek yanlı olarak’ bozulabilir olmasıdır…

‘Putataparlar’a hiç yaşam hakkı yoktur İslâm’da. Bunlar gösterilerek, ‘nerede bulursanız orada öldürün!’ (Tevbe/5, Nisa Suresi’nin 91. ayetinde de bu buyruk vardır. Öldürülmeleri buyurulanlarsa, Müslümanlara kötülük düşündükleri ileri sürülen ‘kitap ehli’nden kabilelerdir.)

‘Nerede bulursanız orada öldürün!’

Bu korkunç buyruk ‘tekrar’lanır Kur’an’da. İnanç değiştirip İslâm’dan dönenlerin de yaşatılmamaları buyurulur. Bu yoldaki buyruk da kesindir. Yani bir insan, İslâm’a her nasılsa inanmıştır, ama aradan zaman geçer, inancını yitirir. Tümden inançsız kalmıştır ya da bir başka dine girmiştir (‘mürted’). İslâm’a, Kur’an’ın ve hadislerin açık hükümlerine göre bu insan da yaşatılmamalıdır (‘katledilmelidir’)…

‘Ceza hukuku’nda ‘yorum’la ceza verilmez. Ama İslâm’da yorumlarla da çok rahat ceza verilir ve tarih boyunca verilegelmiştir. Yani bir insan, kimi tutum ve davranışları yorumlanarak cezalara, hem de en ağırlarına çarptırılabilir. Öldürülmesi için bile hüküm verilebilir.

Müslümanlar, yalnızca ‘kâfir’leri değil; yorumlarla ‘kâfir’ sayarak birbirlerini de kesip öldürmüşlerdir. Sayısız örneklerden biri ‘Cemel Olayı’nda görülür (9 Aralık 656’da). İki kesim savaşıyor, iki kesimde de bulunanlar, yalnızca Müslümanlardır. …savaşan iki kesimden birinin başında Muhammed’in karısı (daha doğrusu karılarından biri olan) Aişe; öbür kesimin başında damadı Ali bulunuyordu. Sonuç: 15 bin ölü. Aişe kesiminden 13 bin kişi, Ali kesiminden de 2 bin kişi olmak üzere bu 15 bin kişi hayvan gibi boğazlanıp öldürülmüştür. Din ve Tanrı adına! Durum buyken İslâm’da ‘özgürlük’ bulunduğu söylenebilir mi? Ne ‘temel haklar’ vardır İslâm’da, ne de özgürlük.

Öyleyse ‘demokrasi’den, ‘temel hak ve özgürlükler’den vazgeçilmedikçe, ‘İslâm egemenliği’ne ‘evet’ denemez. ‘Demokrasi’nin gereğidir denerek, ‘İslâm’la aynı anlamda olan ‘Şeriât’ın toplumda egemen olması yolundaki çabalara seyirci kalınamaz, ‘partisi’nin kurulmasına ‘izin’ verilemez.

Buna ‘izin’ vermek, demokrasi düşmanlığına, özgürlük düşmanlığına, demokrasi ve özgürlük adına izin vermektir. İslâm düzenine izin vermek, adam öldürmeye, işkenceye ve bunun din adına egemenliğine izin vermektir. Faşizme izin vermek bile, bunun yanında ‘hafif’ kalır.

Solculuklarını dar kafalılıkla birlikte yürüten cücelerin bunu anlayabileceklerini sanmıyorum… Cüce politikacılar, akılları sıra ‘taktik’ kullanıyorlar, ‘ittifak’ yoluna gidiyorlar. ‘Karanlık’la, ‘öldürme sistemi’yle, özgürlük düşmanlığıyla ‘ittifak’ olunmaz. Bunlara karşı ‘ittifak’ olunur. Bu tür cücelerin ‘taktikleri’nin acısını İran’dakiler çekmiştir ve daha da çekecektir…”*

Turan Dursun
“Ünlülere Mektuplar”, Kaynak Yayınları, 2. Basım Aralık 1993, s.16 vd.

* Yukarıda kısa bir alıntı yaptığımız 11 Aralık 1988 tarihli bu mektup Turan Dursun tarafından SHP Genel Başkanlığı’na gönderilmiştir.