muslim_population Ocak 12

FIRAT BAYRAM – AVRUPA’DAKİ İSLAMOFOBİYİ ANLAMAK


Avrupa’da İslam’a dönük tepkiler giderek artıyor. Almanya’da kitlesel gösteriler düzenleniyor. Uzun süredir İslam’a tepki veren partiler oylarını artırmaktaydı. Oy vermekle sınırlı bu tepkinin artık sokağa da yansımaya başladığı görülüyor. İsveç’te bu tepkinin boyutu cami yakmaya dek vardı. Elbette bu tür eylemlerin savunulacak yanı yoktur. Ama sorulması gereken esas soru, Avrupa’da İslam’a dönük tepkinin neden yükseldiğidir. Türkiye televizyonlarındaki yorumculardan dinlediğim kadarıyla bunun nedeni ‘tarihten gelen İslam korkusu’ ve ‘Avrupa derin devletinin Avrupa toplumunu yanlış yönlendirmesi’ şeklinde anlatılıyor. TV’deki İslamcı yorumcuların söylediğine göre Batı, İslam’ın imajını bozmak için elinden geleni yapıyormuş, IŞİD vb.’nin de ardında Batı varmış, harika bir din olan İslam Batı toplumlarında bıraksalar son hız yayılırmış, ‘derin Avrupa’ bunun farkındaymış, bu yüzden İslam’ın imajını bozmak için onu kötü gösteriyormuş, dünyadan haberi olmayan saftorik Avrupalılar da imaja bakıp gaza geliyorlarmış, halbuki Avrupa’ya biraz Mevlana’yı falan anlatsaymışız İslam’ın ne kadar da barışçıl olduğunu kavrayıp İslam karşıtlığına tövbe ederlermiş.

Bu üstteki açıklamaları (çoğu İslamcı olsa da) çok farklı siyasi ve ideolojik görüşten insan tekrarladı. Adeta herkes ne kadar da dinle barışık olduğunu gösterme derdindeydi (CHP’li yorumcular dahil). Kimse çıkıp da ‘Yahu Avruplalıların da haklı olduğu yerler yok mu?’ diyemedi. Zira böyle söyleyen kişi anında bir nefret objesi kılınabilir, hedef gösterilebilir, yaftalanabilirdi. Mahalle baskısı, gerçekleri söyleyebilecek insanları sindirmek üzere abanmaya hazır biçimde pusuda bekliyordu. Yorumcular, her ne pahasına olursa olsun taraflı davranıp İslam’ı savunmakta hemfikirdiler. Zira karşı tarafla empatiye dönük en küçük girişim, failini İslamofobik olmak suçlamasıyla yüz yüze bırakabilirdi.

Şeytanlaştırılmayı göze alarak gerçekleri söyleyivereyim: Ne İslamofobisi kardeşim? Avrupa’da Hristiyanlığın yüz yıllarca birbiriyle savaşmış mezhepleri kardeşçe yaşıyor. Adamlar hoşgörünün, demokrasinin, çoğulculuğun, özgürlüklerin en ileri örneğini ortaya koymuş. Budistinden Hinduistine, paganından ateistine, hatta satanistine dek herkes birarada yaşıyor. Senin kendi ülkende hakkını vermediğin Alevilerin cemevini de tanımış, Alevilik dersini de okullara koymuşlar. Avrupa’nın bir kısmı (Almanya), zamanında Yahudilere eziyet etmiş, sonrasında diz çöküp özür dileme erdemini göstermiş (Tarihte herhangi bir konudan ötürü özür dileyen İslam ülkesi var mı?). Avrupa’da Müslümanlar da hep bulundu. Yoğun göçler sonucu son yüzyılda sayıları hızla arttı. Gayet de güzel, en azından bir İslam ülkesine göre bin kat güzel yaşıyorlar. Öyle olmasa İslam ülkelerinden Avrupa’ya yoğun göç hala sürmezdi. Her türlü hakları tanınmış vaziyette. Yaklaşık 40 milyon Müslüman yaşıyor bu kıtada. Adamlar kucak açmış, buyur gel demiş, iş vermiş, ev vermiş, oy hakkı vermiş, yurttaşlık vermiş. Elbette babasının hayrına değil, ucuz emek gücü olarak görmüşler ama daha ucuz olduğu için sana iş verip kendi yurttaşını işsiz bırakmış neticede. Avrupa’yı eleştiren her Müslüman, bir fırsatını bulsa çocuğunu Avrupa’da okul okumaya veya işe girip yaşamaya göndermez miydi? Elbette Avrupa mükemmel değil. Özellikle kapitalizmden kaynaklanan emek sömürüsü had safhada! Ama her halükarda tüm İslam ülkelerine üçyüz yıl fark atmış haldeler. Hatta ne üçyüzü? Beşyüz!

Peki, sen ne yapmışsın İslamcı kardeş? Adamın toprağının kaymağını yiyip imkanlarından faydalanırken ‘Şeytan Batı’ düsturundan bir adım geri gitmemişsin. Adamın ülkesinde kara çarşaflı eylemler yapıp ‘Şeriatı getireceğiz, canınıza okuyacağız’ türünden mesajlar vermişsin. Acaba dışarıdan bakılınca nasıl görünüyorum sorusunu hiç sormamışsın kendine. Adamın ülkesinde adamın mini etekli, şortlu karısına-kızına fahişe demeye getirmişsin. Sürekli nefret saçmışsın. Hala nefret saçıyorsun. Özeleştiri denen şeyden haberin yok. Sürekli mağdur, mazlum ve haklı olduğuna da iman etmiş halde gibisin. Hinduistin bile dünyanın öbür ucundan gelip uyum gösterdiği bir kültüre uymamakta direniyorsun. Sürekli olarak bir din ve kültür yarıştırma huyun var. ‘Benimki sizinkinden iyi ve siz de bunu kabul edeceksiniz’ türünden çocukça hislere hapsetmişsin kendini. Başkasının inancını, ifadesini, giyimini, yaşamını umursamadan kendi işine bakmak denen şeyden bihabersin. Batı karşısındaki son 300 yıllık geri kalmışlığının hıncını her gün Batı’yı suçlayarak dindirmeye çalışıyor, etrafa nefret saçıyorsun.

Adam farklı kültürleri bir arada yaşatmak için merkezinde evrensel insan hakları bulunan asgari müşterekler belirlemiş, ‘sen dinimize ters’ deyip tanımamışsın. Hala şeriatçısın, hala özgürlüğü çarşafta arıyorsun. Hala ‘Dinimi eleştirmeyin, dellenirim ha!’ tehditleri savuruyorsun. Adamlar neyse ki bireyselliğe çok önem veriyor. Çoğu, kapı komşusunun adını bile bilmiyor. Farklı olanı görmezden gelmek, umursamamak gibi bir yetenekleri var. Seni de umursamıyorlar (idi). Ama sen, adamın sana dikkat kesilmesini sağlayacak ölçüde uyumsuz, nefret dolu, saldırgan olmuşsun. Orada bile kendini ‘millet-i hakime’ sanmaya devam ediyorsun. Sana dönük eleştirileri hakaret gibi algılıyor, hemen karşı saldırıya geçiyorsun. En çok da bu tavrın uyuz etmiş adamları.

‘IŞİD’i Batı kurdu’ deyip tüm suçu başkasına atıyor, hiç kendine dönüp bakmıyorsun. Velev ki Batı kurmuş olsun, sizin içinizden niye onbinlerce genç koşa koşa ona katılıyor? Birilerinin kafasını kesmeye neden dünden hazırsınız? Var mı bunun bir yanıtı? Bir yandan şeriatı hakim kılmaya niyetlenip beri yandan demokrasi sözcüğünü dilden düşürmemek ikiyüzlülük değil mi? Bir yandan çarşafa laf edenleri ırkçı ilan edip beri yandan açık giyinen herkesi yanmayı hak eden ahlaksızlar olarak kodlamak nefret söyleminin daniskası değil mi? Bak, adamların sabrı taştı. Ne olacak şimdi? Bunca yapılanlara hiç tepki olmamasını mı bekliyordun sahiden? Yani sen fevkalade uyumsuz olacaksın, içine kapanacaksın, etrafına nefret saçacaksın, insan hak ve özgürlüklerinden bir yandan istifade edecek ama diğer yandan onların kaldırılıp şeriatın konmasını savunacaksın, İslamcı terör örgütleri vahşette her gün kendi rekorlarını kıracak ama Avrupalılar bunları görmezden gelecekti öyle mi? Görüp (son derece doğal olarak!) tepki verene de sen çıkıp ‘Yoksa İslamofobik misin, ırkçı mısın!’ diye çıkışacak, sindireceksin öyle mi? Alışmışsınız tabi Müslüman çoğunluklu ülkelerde kendi doğrusunu söyleyeni sindirmeye, aynısını Avrupa’da da yapabileceğinizi sanıyorsunuz. Bir yandan İslam adına türlü kötülükler yapılırken beri yandan senin her gün tekrarladığın ‘’Yo, yo, dinimiz aslında hiç böyle değil, bunları görmezden gelelim, aslında barış dinidir’’ ezberini Avrupalıların da sonsuza dek tekrarlamasını mı bekliyordun? Yap, yap ama hiç sorumluluk alma! Ne kolaydı değil mi?

Avrupa ülkelerinden de IŞİD’e katılanlar olmuş. Hem de yüzlerce! Adamlar bunu gördükten sonra tavır değiştirdi dikkat ettiysen. Demek ki baştan beri size dair umutları varmış. ‘Bunlar’ demişler, ‘Aramızda yaşadıkça, bizi tanıdıkça, onlara her türlü hak ve özgürlüğü verdiğimizi gördükçe nefretlerinden arınır, bize alışır, hatta sever; özgürlükçü ve demokratik sistemde yaşadıkça şeriatçı-despotik ideolojik hedefleri bırakırlar, kim bilir belki bizim onlara sunduğumuz özgürlüğü onlar da bize kendi ülkelerinde sunarlar’ diye ummuşlar. Malum Avrupa’ya laf ediyorsun da Şeriatçı ülkelerde ateistlerin kafasını kesiyorlar, Batı tarzı giyim ve yaşam biçimi hedef kılınıp kadınlar sokaklarda toplu tecavüze uğruyor (bakınız: Mursi dönemi Mısır meydanları). Bunlar unutulmadı. Bu tepki uzun bir birikimin ürünü olsa gerek. Kendi ülkelerinden IŞİD’e militan olmaya gidenleri görünce hepten şoke oldular. Anlaşılan o ki size dönük umutları tükenmiş. Belli ki sizinle iyilik ve güzellikle iletişim kurulabileceğine dair umutlarını tüketiyorlar. Ne olacak şimdi? Yazık! Olan, Avrupa’da kendi halinde yaşayıp giden yüzbinlerce Müslümana mı olacak sizin aşırılıklarınız yüzünden? ‘Normal Müslümanlar’a yegane tavsiyem, İslam şemsiyesi altında sizinle birleşmek yerine medeniyet şemsiyesi altında Avrupalılarla birleşmeleri ve sizin gibi aşırılardan farklarını vurgulu biçimde belirtmeleridir. (Türkiye’de de benzeri olabilse toplumsal kutuplaşma biter ve normalleşirdik ama nerde!)

Öyle tahmin ediyorum ki Avrupalıların önemli bir kısmı İslam’ın başından beri hiç de barışçıl bir din olmadığını biliyordu. Ama Müslümanları dönüştürebilmek için İslam barış dinidir söylemine hız verdiler. Müslümanlar da bir kısmı sahiden buna inandığı ve öyle yaşadığı diğer kısmı ise öyle olmadığını bildiği ama barışçıllık imajından istifade etmek istediği için ses çıkarmadı. Ama Arap Baharı fiyaskosu ve Suriye iç savaşı herkes için soğuk duş oldu. Adamlar şimdi, ‘Ya diğer tüm farklı inançlar gibi düzenimize uyun ya da ülkemizden gidin!’ diyorlar. Siz ise İslam adına onca yapılana karşın ‘İslam iyidir’ diyen o sesin değişmesinin şaşkınlığı ve öfkesiyle bağırıyorsunuz. Çünkü o ses sizi inançlarınızla yüzleşmeye de çağırıyor.

Mesele sadece birtakım İslamcıların yaptıkları vahşetler ve başka birtakım İslamcıların özeleştiri vermeyen, eleştiriyi hakaret gibi kavrayan, iletişime kapalı tutumlarından ibaret değil. Aslında sırf o tavrınız bile, yani IŞİD karşısında dehşete düşen insanların duygularını anlamak yerine, bu insanları ırkçılıkla suçlayıp yine mağduriyet iddiası üzerinden üste çıkmaya çalışan iletişime kapalı tavrınız bile Avrupalıların sizden hoşlanmaması için yeterli bence. Kendinizdeki nefreti sonunda onlara da bulaştırıyorsunuz. Adamlar Nazizme geri dönme işaretleri veriyor. Tebrik ederim! Bir mağduriyet başlığı daha üretme şansı çıktı İslamcılar için. ‘Zalim Batı – Mağdur İslam’ konsepti için bir örnek olaylar silsilesi daha!

Mesele tavrınızdan ibaret değil demiştim, açayım. Malumunuz Avrupa’da okuma yazma oranı yüksek, bir Kuran alıp okumak da fazlasıyla kolay ve adamlar bu kitabı alıp okuyor. Kimsenin sizin ‘Dinimiz aslında öyle değil de böyledir’ sözlerinize itibar edecek hali yok zira adam kitabı açıp kendi bakıyor, öyle mi değil mi kendi karar veriyor. ‘Benim dediğim gibi yorumlayıp algıla’ diyebilir misin? Kendi kitaplarını (İncili) kendileri okumaya karar verip Kilise yorumunu reddedeli 500 sene olmuş, senin kitabını okurken sana mı soracaklardı? Belli ki İslam’ın öğretisinde bir yanlışlık olduğunu düşünmüşler, İslam’a genel bir karşı çıkış günden güne artmış. Aksi olsaydı İslam’ın geneline değil sadece bir yorumuna veya mezhebine (Selefilik gibi) karşı çıkmaları gerekirdi. Ama esas sorunun teoride olduğunu düşünmüşler.

Bu konuda haksızlar mı?
Bakalım…

Kendimizi bir Avrupalının yerine koyup örneğin şu aşağıdaki ayetleri okuyalım. Biraz empati yapalım (‘gavurla empati’, bizim kültürümüze ne kadar yabancı değil mi?) Acaba küçüklükten beri İslam’ın ‘iyilik ve barış dini olduğu’ yönünde sizler gibi koşullandırılmamış Avrupalılar şu ayetleri okuyunca ne düşünmüştür?

“Müşrikleri (puta tapanları) bulduğunuz yerde öldürün!” (Tevbe Suresi, ayet 5)

Dikkat buyurunuz, ‘savaş meydanında öldürün’ demiyor, ‘bulduğunuz yerde öldürün’ diyor.

‘’Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak din İslam’ı din edinmeyen kimselerle, küçülerek (boyun eğerek) kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın.’’ (Tevbe, 29)

Bu ayette de ‘size saldırırlarsa’ demiyor, hak din İslam’ı din edinmeyen herkesle savaşılması gerektiği anlamı çıkıyor.

”Ey Peygamber! Müminleri savaşa teşvik et. Eğer sizden sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüze (kâfire) galip gelirler. Eğer sizden yüz kişi olursa, kâfir olanlardan bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir topluluktur.” (Enfal/65)

Barış dininin, insanları savaşa teşvik etme emri almış peygamberi! Bir Avrupalı şu satırları okusa ne düşünür acaba?

”Eğer savaşta onları yakalarsan, ibret almaları için onlar ile (onlara vereceğin ceza ile) arkalarında bulunan kimseleri de dağıt.” (Enfal/57)

Cezayı abart, korkunç şeyler yap demiş gibi bir anlam çıkmıyor mu bu ayetten?

”Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın!” (Enfal/39)

Herkes Müslüman olana dek savaşın, anlamı çıkmıyor mu? Saldırıya uğrama şartı göremiyorum.

”Allah tuzak kuranların en iyisidir.” (Enfal/30)

Tuzak kuran bir Tanrı! Aslında Avrupalıların tepkisi temelde ahlaksal bir tepki. Adamların Tanrısı ‘Vurana diğer yanağını dön’ diyor. Ahlaken öyle farklı bir yerde duruyor ki!

”(Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü onları; attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı (onu). Ve bunu, müminleri güzel bir imtihanla denemek için (yaptı). Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.” (Enfal/17)

Avrupalılar bu satırları okusalar ne düşünürlerdi acaba? İslam Tanrısını bir tür savaş tanrısı sanabilirler miydi sizce? (Kızmayın, soruyorum sadece)

”Onlarla savaşın ki, Allah sizin ellerinizle onları cezalandırsın; onları rezil etsin; sizi onlara galip kılsın ve mümin toplumun kalplerini ferahlatsın.” (Tevbe/14)

‘Böyle ayetler varken İslam ile şiddet nasıl yan yana getiriliyor hayret doğrusu!’.. diye şaşırmak mümkün mü?

”Ey iman edenler! Size ne oldu ki, “Allah yolunda savaşa çıkın!” denildiği zaman yere çakılıp kalıyorsunuz? Dünya hayatını ahirete tercih mi ediyorsunuz? Fakat dünya hayatının faydası ahiretin yanında pek azdır.” (Tevbe/38)

İnsanları zorla savaşa sokmak için korkutmalar yapıyor gibi görünüyor değil mi? Erdemli bir Tanrının yapacağı iş mi bu, diye düşünür şimdi kafir Avrupalılar!

”Eğer (savaşa) çıkmazsanız, (Allah) sizi pek elem verici bir azap ile cezalandırır ve yerinize sizden başka bir kavim getirir; siz (savaşa çıkmamakla) O’na hiçbir zarar veremezsiniz. Allah her şeye kadirdir.” (Tevbe/39)

Şimdi bu kafir Avrupalılar kalkıp da ‘Eğer savaşa çıkmadıkları takdirde Arapların yerine başka kavim getirebilirse demek ki başlangıçta bu din sadece Arap kavmine gelmiş, tüm dünyaya gelmemiş’ diye düşünebilir. Ama muhtemelen bu düşüncesini dile getiremez, yoksa birtakım İslamcı radikallerin delleneceğinden korkar! Aklında muhtemelen şöyle kaygılar uyanır (empati yapıyoruz, unutmayın): ‘’Ben şimdi ifade özgürlüğümü kullanıp bir şeyler söylesem acaba ne olur? Büyükelçimiz mi öldürülür? Turist vatandaşlarım kaçırılıp kafaları mı kesilir? Veya ülkemde bir cafe basılıp müşteriler rehin mi alınır, fidye olarak Avrupa başbakanlarının böğürerek özür dilemesi, aksi halde herkesin öldürüleceği falan mı söylenir? Tüm bunlar olabilir ve sonra tüm dünyanın İslam’ın barış dini olduğuna inanması istenir yine! Din adına önce her şeyi yapar ve sonra dinlerini işin içinden sıyırırlar.’’ Adam bunları düşünürdü değil mi? Peki, haksız mı olur bunları düşünmekte, bu tür şeyler yaşanmadı mı? (Haklı olur demiyorum, sadece soruyorum). Adam bakınca karşısında, ‘Dinimin barışçıl olduğunu söylemezsen seni öldürürüm!’ türünden bir zihniyet görmüyor mu? Bir yandan İslam adına uygulanan şiddet gırla giderken beri yandan kimsenin bu duruma gıkını çıkarmamasını sağlamak, gıkını çıkaranı hedef gösterip ‘ırkçı’, ‘fobik’, ‘din düşmanı’ vb. ilan etmek de bir şiddet değil mi aslında?

”Üstün durumda iken gevşeyip barışa çağırmayın.” (Muhammed/35)

Bu ayet Avrupalılara ‘hazır üstünken onları mahvedin, merhamet etmeyin’ diyor gibi görünüyor olsa gerek? Asıl soru şu: Başka nasıl görünebilirdi?

“Tanrı katında din, kuşkusuz, yalnızca İslam’dır…” (Al-i İmran Suresi, ayet 19)

Tanrıya giden tek yol vardır, o da İslam’dır. ‘Kuşkusuz!’ Diğer tüm yollar kapalıdır. Çok demokratik bir ayet ama işte ‘fobik Avrupa’ göremiyor. Öyle mi?

“…İslam’dan başka dinlere rağbet edenler tam bir sapıklık ve ziyan içindedirler…” (Al-i İmran Suresi, ayet 85)

Bu ayetten de dinde hoşgörü ve çoğulculuğun yeri anlaşılabiliyor. Mesela bir dinci, Avrupa’ya gidip de şu ayeti okusa, bu ayet gereği Hıristiyanları ‘sapıklık ve ziyan içindeki bir topluluk’ olarak görse, üstelik böyle gördüğünü adamlara belli etse, Hıristiyanlar acaba ne hisseder hiç düşündünüz mü?

“Ey inananlar! Babalarınızı, kardeşlerinizi, (eğer) küfrü imana tercih ediyorlarsa dost edinmeyin “ (Tevbe Suresi, ayet 23)

‘İslam o kadar ‘barış dinidir’ ki aile bireyleri arasında bile sıcak ilişkileri güçlendirir’… demeyi olanaksız kılan bir ayet gibi görünüyor (ama kim bilir ne tür bir iç manası vardır da Avrupalılar bilemiyordur).

‘’Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.’’ (Maide, 51)

‘Dinimiz dostluğa her zaman önem vermiştir. Çünkü kalıcı bir barış ancak sıkı dostluk varsa mümkündür. Dostluğu inanç temelinde bozan biz değiliz’… diyebilir misiniz bu ayetten sonra? Avrupa’da milyonlarca Hıristiyanın bağrında yaşayacak ama şu ayete iman etmeye de devam edeceksin, sonra da ‘Avrupa niye bize düşman’ diye şaşıracaksın! Niye acaba? Dost edinmeye daha en baştan karşı çıktığın insanların arasında niye yaşıyorsun, ne işin var Avrupa’da, madem çok dindarsın şöyle bir ayet varken niye Avrupa’ya yerleştin diye sormazlar mı sana?

“Ey inananlar! Yakınınızda bulunan inkarcılarla savaşın! Sizi kendilerine karşı sert bulsunlar. Bilin ki Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir…” (Tevbe Suresi, ayet 123-125.)

Tartışmaya kalkma, sert ol ve şiddet uygula diyor gibi görünmüyor mu? Şu ayeti okuyan bir Avrupalı İslam’a tepki gösterse ırkçı mı olur gerçekten? Aynı şehirde yaşadığın, komşun olan, sokakta yanından geçen, yani bir biçimde ‘yakınında bulunan’ Avrupalı milyonlarca ‘inkarcı’ senin şu ayete iman ettiğini bilerek nasıl güven içinde yaşayacak hiç düşündün mü? İman ettiğin kitap iman etmeyenlere kendini nasıl hissettiriyor, hayatında bir kez olsun sordun mu kendine?

Ayetle kalsa iyi, bu ‘kafirler’ bir de İslam tarihini, hadisleri falan bilse yandık keten helva!

Muhammed, Medine’de bulunduğu on üç yıllık süre boyunca, Müslüman olmayan toplumlara tam yirmi dokuz savaş düzenler! Yeryüzünü “Dar-ül İslam” (“Müslümanların toprakları”) ve “Dar-ül Harb” (“savaşılması gerekenlerin toprakları”) olarak ikiye ayırır ve tüm yeryüzü “Dar-ül İslam” olana kadar savaşmayı salık verir. Kalbi kazanma, ikna etme niyeti güçsüz olduğu dönemde kalmış, gücü elde ettiği an savaşarak egemenlik kurma niyeti kendini açığa vurmuş gibi bir görüntü var. Nitekim sonrasında da İslam Kuzey Afrika’ya, Endülüs’e, Anadolu’ya, İran’a, Afganistan’a, Hindistan’a hep ordular eliyle gidip yayılıyor. Dinini yayma yöntemi olarak tarih boyunca şavaşı kullanmışsan, köle ve cariye alıp halkları haraca ve cizyeye bağlamışsan şimdi kalkıp da ‘Bunlar bizden niye korkuyor, fobiye ne gerek var?’ diye itiraz etmeye hakkın kalır mı? (Kızmayın, sadece soru bunlar).

Son söz de sola olsun. Sosyalist solun, Avrupa halklarının İslam’a dönük bu son derece anlaşılır ahlaksal ve vicdani tepkisinin olumsuzlanması şeklinde bir siyasi konumlanışa girmesi son derece yanlış olacaktır. Bu tepkiyi istismar etmeye çalışan birtakım Nazi yönelimli odakların varlığı, tepkinin kendisini karalamayı gerektirmez. Avrupa solu bu tepkiye sahip çıkmalıdır. Çünkü bu, kıtada yüzyılların mücadelesiyle ve tarihsel kazanımlarla elde edilmiş Aydınlanma birikimini koruma ve sürdürme kaygısı güden bir tepkidir. Bu kaygı doğrudur veya yanlıştır ayrı bir tartışma konusudur ama bu tepkiyi örgütleyen siyasal odak zaman içinde etkin bir toplumsal güç haline gelecektir. Eğer Avrupa solu bu tepkiyi faşistlere bırakırsa hem tepki insan yaşamını hedef alan yönlere ve şiddete sapabilir hem de bu dalgaya tutunan faşizm hızla kitleselleşerek yeniden bir güç haline gelebilir. Bu durum hem Avrupa hem de Müslümanlar için hiç iyi olmaz. Ama bu tepkiyi sol örgütlerse o zaman hiç değilse Müslüman yaşamı tehlikeye girmez, faşizmin de yükselişinin önü kesilmiş olur. Tepki sağlıklı sınırlar içinde kalır. Bu hem solun hem Avrupa’nın hem de Müslümanların lehine olacaktır. Tepki doğmuştur, anlaşılırdır, kitleseldir, hızla artmaktadır, yok gibi davranılamaz. Siyaset boşluk kabul etmez. Boşlukları Naziler doldurur. Sol, boşluk bırakmamalıdır. Türkiye solu da, kendi ülkemizde bile toplumun İslamileşmesinden endişe ederken, Avrupa’nın benzer endişelerine ‘faşist’ damgası basıp burada Müslümanların gözüne gireceğini sanma yanılgısına ve kolaycılığına (ki buna oportünizm denir) düşmemelidir.

İslamcı çizgide olmayan milyonlarca Müslüman bilmeli ki IŞİD’ler, El Kaideler, El Nusralar vahşet saçarken, pek çok İslam ülkesi şeriatçi baskı rejimleri uygularken, İslamcılar adeta nefretle dolup taşarken Avrupa’nın ve Dünya’nın İslam hakkında iyi şeyler düşünmesini beklemek pek mümkün değil. Bir insana veya topluluğa ‘Bizden niye korkuyorsunuz’ diye suçlama yöneltmek de mantıksız. Zira korkmak değil korkutmak suç olabilir ancak. Müslüman kitleler, İslamcı aşırılarla araya mesafe koymayı öğrenmelidir. Dine göre değil insanlık değerleri ve vicdana göre taraflaşmalıdır. Kendi inancına dönük eleştirilere alışmalı, özeleştiri verebilmelidir. Her şeye karşın benim hala umudum var.

Not: Avrupa’nın İslamofobisini süt dökmüş kediye döndürecek fobiler ülkemizde bulunuyor. Atefobi var örneğin! Bu topraklarda yüzyıllarca ateistlerin kellesi kesildi. Bir özür bile dilenmedi. Dalga geçer gibi, ‘Osmanlının eşsiz hoşgörüsünden’ dem vuruldu! Kelle kesen bir hoşgörü! Sabah haberlerde gördüm, İsveç’te camilere dönük kundaklama girişimlerine karşı İsveçli Hıristiyanlar cami kapı ve duvarlarına sevgi ve dayanışma notları bırakmışlar. Mikrofon uzatılan İsveçliler, ‘’Ülkemizin birliği bozulmasın’’ diyerek Müslümanları da kendi ulusal birliklerinin bir parçası olarak gördüklerini belli etmiş. Ne güzel! Acaba benzer bir durum bizde ne zaman olacak? Yüzyıl başında Anadolu’dan tasfiye edilen Ermeniler, Rumlar, Süryaniler, kısacası Anadolu Hıristiyanları ne zaman ulusal kimliğimizin bir parçası olacak? Onları geçtim, bu ülke kendi inançsız ve Alevi yurttaşlarını ne zaman tam olarak kucaklayacak? Ülkemizdeki bir kilisenin duvarının Müslümanlar tarafından sevgi ve dayanışma notlarıyla kaplandığını hayal edebiliyor musunuz? Bizde kilise binası edinmek için başvuran Hıristiyanlar, görevli memurların –yasal olarak engel olmamasına karşın- başvuruları reddetmesi sonucu apartman bodrumlarında ibadet etmek zorunda kalıyor. Aleviler dernek statüsünde cemevi açıp ibadet etmek için çırpınıyor. Dinsizler ifade özgürlüklerini kullanıp dini eleştirdiklerinde başlarına ne geleceğinin kaygısıyla yazıdan uzun açıklama notlarına girişiyor. Halimiz buyken başkasının ‘fobi’sine laf etmeye hakkınız var mı, onu da siz düşünün.

Fırat Bayram
05.01.2015