10882345_1566014633644050_203301601858217299_n Aralık 28

Veda Seksi – Ölen Eşle Seks


10882345_1566014633644050_203301601858217299_n

MURAT BARDAKÇI – “Bizdeki ilk ‘veda seksi’ni, Muhteşem Yüzyıl’daki Bâlî Bey’in karısı yapmıştı!”

Şeyh Abdülbâri Zemzemî’nin ortalığı birbirine katan “ölen eş ile ölümden sonra seks yapılabileceği” fetvası ile gündeme getirdiği “veda seksi”nin bizde bilinen ilk ve tek kayıtlı örneği Yavuz Sultan Selim zamanına aittir ve rezaletin kahramanı da “Muhteşem Yüzyıl” dizisindeki Bâlî Bey’in mezardan çıkarttığı sevgilisi ile birşeyler yaptığı bilinen karısıdır.

FASLI Şeyh Abdülbâri Zemzemî’nin “erkeklerin ölen eşleriyle ölümden sonraki ilk altı saat boyunca seks yapabilecekleri” yolunda bir fetva verdiği veMısır’da parlamentonun fetvayı kanun haline getireceği iddiaları üzerine Kahire’de ortalık karıştı… Kanun teklifi sadeceMısır’ı değil bütün İslamdünyasını ayağa kaldırdı, kadın kuruluşları şimdi kıyametleri kopartıyorlar, Mısır parlamentosu ise gündemde böyle bir tasarının bulunmadığını duyuruyor… Zemzemî’nin fetvasını destekleyen bazı Arap fıkıhçılar ise, fetvada sözü edilen cenaze ile ilk altı saat içerisindeki cinsel ilişki hakkının sadece erkeğe değil, kadına da ait olduğunu söylüyorlar.

YAHYA PAŞALULAR
Şeyh Zemzemî’nin “ölümden sonraki ilk altı saat boyunca mübahtır” dediği “veda seksi”nin bizde bilinen yani “kayıtlı” ilk örneğine, 16. yüzyılın başlarında Edirne’de rastlanır. Olayın taraflarından biri MuhteşemYüzyıl dizisi sayesinde tanıdığımız ve tarihte hakikaten vârolan Bâlî Bey isimli akıncının zıvanadan çıkmış karısı, diğeri de “Dellâkoğlu” adındaki genç bir hafız, daha doğrusu hafızın cesedi idi…
İşte, padişah torunu olan ve “Bâlî Bey’in avradı” diye bilinen kadının sebep olduğu bundan 400 küsur sene önceki rezaletin öyküsü… Rumeli taraflarında sancakbeyi olan Bâlî Bey, Yavuz Selimzamanının önde gelen akıncılarındandı. Cesaretiyle, özellikle de muharebe planları hazırlamadaki ustalığıyla tanınırdı. Fetihler yapmış bir aileye, “Yahya Paşalular”a mensuptu. Ama, bu büyük savaşçının şansı, evliliği bakımından hiç de parlak değildi. Gerçi karısı da hanedanamensup sayılırdı, İkinci Bayezid ile Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın torunu olan Ahmed Göde Bey’in kızı idi. Fakat, iki hükümdar soyundan gelen ve büyük bir servete sahip olan kadın, Bâlî Bey’e lâyık bir eş olamaması bir yana, çıkarttığı rezaletlerle kocasının ismini de kirletmişti. Kocasının yokluğunda varını-yoğunu genç erkeklerle yemekte, çıkan dedikodulara ve hakkında anlatılanlara aldırış etmemekteydi.

İlk rezalet, Üsküp’te yaşandı. Bâlî Bey sınır boylarında akınlar yaparken Üsküp’te kalan karısı, bir delikanlı ile beraber yaşıyordu. Günün birinde dedikodular arttıkça arttı, kadının evi basıldı ve Bâlî Bey’in hanımı yatağında genç bir erkekle o zamanın tabiriyle “aradan kılıç geçmeyecek” vaziyette yakalanınca her ikisi de kadı efendinin huzuruna çıkartıldılar.

GİYİM KUŞAM JİGOLOSU
“Bre namussuz” diye haykırıp hiddetlenen kadı efendinin falakaya yıktırdığı delikanlı daha ilk sopanın inmesiyle “Ama bana hempara veriyor hemşık elbiseler alıyordu…” dedi. Delikanlı, bu sözleriyle kayıtlı ilk jigolomuz olma şerefini kazandığını, hattâ tarihlere Fransızlar’ın tâbiriyle “gigolo de robe” yani “giyim kuşamjigolosu” olarak geçtiğini tabii ki bilemezdi…

Çıkan rezalet Bâlî Bey’in Üsküp’teki arkadaşlarının kanına dokundu ve yalın kılıç mahkeme salonuna dalan bir akıncı, tarihimizin kayıtlara geçmiş bu ilk jigolosunu kadı efendinin gözlerinin önünde bir güzel doğradı. Sonra hızını alamadı ve işe karışan altı kişiyi daha hemen oracıkta öldürdü. Mahkeme mezbahaya döndü. Kadı efendi kadını bir başka konağa kapattı. Asıl rezalet, işte bundan sonra yaşandı… Kadın, Üsküp’ten kaçıp İstanbul’a geldi. Parası ve pulu boldu, dolayısıyla kimselere muhtaç değildi, hemen bir konağa yerleşti ve kendisine bir başka sevgili buldu: Dellâkoğlu adında genç bir hâfız… Üstelik hâfızla düşüp kalkmakla da yetinmedi ve bir de bebek peydahladı.

GİTTİ, MEZARI AÇTIRDI
Dedikodular gene başını alıp yürüyünce iş bu defa İstanbul’daki kadılardan birinin önüne geldi. Kadı genç hâfızı buldurup huzurunda temiz bir sopa çektirince kellesinin derdine düşen delikanlı kadını da, yeni doğmuş çocuğunu da unutup Edirne’ye kaçtı ama Trakya’yı kasıp kavuran sıtmaya yakalandı. Bâlî Bey’in karısı o sırada delikanlıyı yeniden İstanbul’a getirtmenin yollarını ararken hâfız birkaç gün hiç durmadan titreyip durdu, sonra da ölüverdi. Bâlî Bey’in bu sevgilisi de elinden giden karısı artık zıvanadan çıkmıştı. Edirne’ye gidip hâfızın mezarını ziyaret etti ama hasreti daha da arttı, ziyaretle kalmayıp mezarı açtırdı. Başında saatlerce tek başına kaldığı cesedi gömdürüp İstanbul’a döndü ve bu defa da Hâfız’dan kalan tek canlı hatıra ile, hâfızın “Dellâkoğlu Bakı” adındaki kardeşiyle beraber yaşamaya başladı.

PADİŞAHA JURNAL
Olup bitenlerden habersiz halde cephelerde akından akına koşan Bâlî Bey’in dostlarının artık yapacak tek bir işleri kalmıştı, gözleri önünde cereyan eden rezaletleri zamanın hükümdarı Yavuz Selim’e rapor etmek… Yavuz Selim’e hitaben kaleme alınan bu belgede yazılanları, rahmetli Çağatay Uluçay’ın 1956’daki bir yayınından naklettim. Yahya Paşazade Bâli Bey, yaşadığı acıları düşmanlarından çıkardı. Rumeli’de akından akına koştu. Karısı ise, tarihlere “mezardan çıkarttığı ölü ile birşeyler yaptığı bilinen ilk hatun” olarak geçti.

Azgın kadının cesed macerası padişaha böyle rapor edilmişti

İŞTE, Bâlî Bey’in karısı hakkında Yavuz Sultan Selim’e gönderilen raporun günümüz Türkçesi ile tam metni: “Sultanım hazretleri şöyle bilsin ki, Semendire Sancakbeyi Bâlî kulunuzun karısı Üsküp’te bir erkekle yakalandı. Herif getirtilip birkaç kadı marifeti ile sorguya çekildi ve suçunu kabul etti. Ben, duruma katlanamayıp oğlanı katleyledim. Bundan başka kapıcılardan ve pezevenk kadınlardan altı kişi daha öldürüldü.

ÇOCUK ÖLDÜ
Bâlî Bey’in karısı bu hadiseden sonra benim rızam olmadan İstanbul’a gitti ve orada da nice kabahatler işledi. Dellâkoğlu diye tanınan hafız bir oğlanla sevişip hamile kaldı. Bir kız çocuk dünyaya getirdi ve kızı Sultan Mehmet Camii hafızlarından Hafız Hasan’ın evinde bıraktı. Çocuk, beş-altı ay sonra öldü.

CESEDİ SEYRETTİ
İstanbul Kadısı durumu haber alınca Dellâkoğlu’nu getirtip dövdürdü. Dayağı yiyen oğlan Edirne’ye gitti. Ama burada ateşli bir hastalığa yakalandı. Bâlî Bey’in karısı durumu haber alınca adam göndererek oğlanı yeniden İstanbul’a getirmeye çalıştı. Gönderdiği adamlar Dellâkoğlu ile yolda iken oğlan Babaeski’de ölüp gömüldü. Haberi alan Bâlî Bey’in karısı ‘İstanbul’da salgın hastalık var’ bahanesi ile Yenihisar’a, kıyafet değiştirip oradan da Babaeski’ye oğlanın mezarına gitti. Mezarı açtırıp Dellâkoğlu’nun ölüsünü çıkarttı. Oğlanın ölüsünü gördükten sonra cesedi tekrar gömdürdü.

KARDEŞİNİ AYARLADI
Bâlî Bey’in karısı on bir gün sonra İstanbul’a geldi. Şimdi o ölen oğlanın Dellâkoğlu Bakı diye tanınan hafız küçük kardeşi ile beraberdir. Şehzâde Mahmud’un kızı, Bâlî Bey’in karısını hamile iken gördü yüzüne tükürdü ve ‘Böyle işler edip hanedan kızlarını öldürtmek mi istersin? Bu padişahı diğer padişahlarla mı kıyaslarsın? Eğer padişahımız yaptığın işlerden birini bile haber alacak olursa hem bu işlere karışanları hem de seni katl eder’ dedi.

KADINA ERKEK BULANLAR
Bâlî Bey’in karısının Kamarveş isimli cariyesi ve Ferayet isimli bir Çerkes kulu vardır, kadına pezevenklik edenler bunlardır. Eğer olanları tam olarak öğrenmek isterseniz bu cariyeyi getirtip, konuşturunuz. Her yerden kovulan Şehzade Ahmet’in hadımlarından biri de hadiselerin bütün esrarını bilmektedir. Bâlî Bey’in karısının İshak isimli bir kulu daha vardır ki onun da bu olan işlerde parmağı bulunmaktadır. Kuruçeşme kemeri altında oturan ölü bir çavuşun karısı da olan bitenleri bilir. Bâlî Bey’in karısı bu işleri parası sayesinde yapar. Malının haddi hesabı yoktur. Sultan Bâyezid Gazi’nin ruhu için, Sultan Mehmed Gazi’nin ruhu için soruşturup adaleti yerine getiriniz. Bu olup bitenlere en kötüler bile razı olmazlar ki, padişahımız razı olsun. Başka ne diyeyim? Fermân sultanımındır.”

Şeyh Zemzemî daha önce öyle bir ‘havuç’ ve ‘şişe’ fetvası vermişti ki…
FAS’ın şu anda en tanınmış din âlimlerinden olan Şeyh Abdülbâri Zemzemî, şöhretini cinselliğe yaklaşımı ve bu konuda verdiği fetvalarla elde etti… 1943’te Tanca’da doğan Abdülbâri, ilk fıkıh derslerini babasından aldı. 30 yaşına kadar Tanca’da yaşadı, fetva verme yetkisine sahip ve her zaman fikri sorulan din adamlarından biri olarak tanındı. 1976’da Casablanca’ya taşındı, önce oradaki Yusufî Camii’nin hatibi oldu, ardından da diğer büyük camilerde Cuma hutbelerini okudu. 2009’da “Uluslararası İslamUleması Birliği”ni kuran Şeyh Zemzemî, şu anda yine Casablanca’da, Elhamra Camii’nin hatipliğini yapıyor ve fetva veriyor. Zemzemî, cinsellik konusunda verdiği fetvalarla Fas’ta daha önce de yine gündeme gelmiş ve seks dükkânları ile buralarda satılan bazı oyuncakların çiftlerin cinsel hayatını renklendirdikleri gerekçesi ile desteklemişti. Ama asıl şöhrete, evlenmemiş ve dul kadınların cinsel ihtiyaçlarını karşılamaları konusunda verdiği bir fetva ile ulaştı. Fetvada “İleri yaşına kadar evlenmemiş, evlenme ihtimali ve umudu kalmamış kadınlarla dulların cinsel ihtiyaçlarını gidermeleri için havuç gibi kök sebzeler, bazımutfak araçları ve şişe kullanarak doyuma ulaşmalarında dinî bakımdan bir sakınca yoktur” diyordu.

Murat Bardakçı