armen_b Ağustos 22

KÜRTLER NASIL MÜSLÜMAN OLDU?


Aşağıdaki şiir Kuzey Irak’ta bulunmuş ve günümüz Kürtçesine çevrilmiş. Şiirin Arapların saldırıları ve katliamlarına bir ağıt olarak yazıldığı ifade ediliyor. Şiirde Zerdüşt inancında olan insanların Arapların saldırısına uğradığı, erkeklerin katledildiği, kadınların kızların ise esir yapılıp götürüldüğü belirtiliyor. Bu şiirin Kürtlerin kılıç zoruyla müslümanlaştırıldığının kanıtı olduğunu söyleyen araştırmacılar saldırıların 639 – 644 yılları arasında Ömer’in halifeliği zamanında başladığını öne sürerek şöyle kurguluyorlar:

Hürmüzgân ruman, atiran kujan
Hoşan sureve gevre gevregan
Zorkeri arep kırdine Xabur
Gehane pale pese sari Zor
Jin u kenikan ve dil beşinan
Merdi azad tilen erui hevinan
Kevişte Zerdeşt maye bey dest
Bizika na kit Hürmüz ve hiç kes.

Tükçesi:

Hürmüz gahlar virane oldu, ateşler söndü
Büyük büyükler saklandılar
Sitemkâr Araplar her tarafı harap ettiler
Hatta şehri zora yetiştiler
Kadınları kızları esir götürdüler
Azad erkekleri kana boyadılar
Zerdeştin ayini sahipsiz kaldı
Hürmüz kimseye yardım etmedi.

Kimilerine göre Kürtler İslam’a Halife Ömer’in zamanında kılıç zoruyla girmişler. Kimilerine göre kandırılmışlar hatta Zana’ya göre yanlışlıkla müslüman olmuşlar. Kimi İslamcılara göre ise İslam’ı duyan Kürtler akın akın müslüman olmuş.

Yukarıdaki şiir Kuzey Irak’ta bulunmuş ve günümüz Kürtçesine çevrilmiş. Şiirin Arapların saldırıları ve katliamlarına bir ağıt olarak yazıldığı ifade ediliyor. Şiirde Zerdüşt inancında olan insanların Arapların saldırısına uğradığı, erkeklerin katledildiği, kadınların kızların ise esir yapılıp götürüldüğü belirtiliyor. Bu şiirin Kürtlerin kılıç zoruyla müslümanlaştırıldığının kanıtı olduğunu söyleyen araştırmacılar saldırıların 639 – 644 yılları arasında Ömer’in halifeliği zamanında başladığını öne sürerek şöyle kurguluyorlar:

640′lı yıllarda Arap orduları Anadolu’ya iki koldan girmeye başlarlar.
Kürt bölgesi Bizans ve Sasanilerin arasında bölünmüş ve Kürt Halkı merkezi bir örgütlenmeye sahip olamadığından, işgaller karşısında güçlü direniş gösterememiştir. Bunun yanında Sasani ve Bizans devletlerinin baskıcı ve despotik egemenliklerine tepki duyan, ağır vergiler altında ezilen şehirlerde ve ovalardaki halkın bu tepkisinden yararlanan Araplar, bazı alanlarda işgali geliştirirken kimi bölgelerde direnişle karşılaşmadan uygun politikalarla, işbirlikçiliğini geliştirerek, Bizans ve Sasani karşıtlığı tepkiyi kullanarak halkı yanlarına almayı başarmışlardır.

İslamiyetin Kürt bölgesinde yayılışı, fiziki ve kültürel alandaki katliamla, ihanetin iç içe örülmesi biçiminde geliştirilmiştir. Zayiflayan Bizans ve Sasani egemenlikleri Kürtlerde belli bir uyanış ve canlanmaya neden olurken, İslamiyet ile birlikte bunun önüne geçilmiştir. Dinlerinden vazgeçmek istemeyen ve direnişe geçen Zerdüşt inancına sahip Kürtler kılıçtan geçirilirken, Zerdüşt dininin kitabı ve diğer kutsal metinlerle birlikte kültürel değerlerinde talan ve imhası yaşanmaktaydı.
Kürt bölgesini işgalle görevlendirilen Arap komutan, Halife Ömer’e bu bölge halklarının inançlarına ve kutsal kitaplarına rastladığını ve ne yapması gerektiği konusunda danışmak istediğini yazar. Ömer:
“Eğer bu belgeler Kuran ile uyumlu iseler bunlar gereksizdir. Çünkü Kuran vardır. Eğer bu belgeler Kuran’a aykırı iseler yanlıştır. Halkın yanlışı öğrenmesi gerekmez.”

(Kaynak: Ethem xemgin, Kürdistan’da dini inançlar ve etkileri.)

Dikkat edilirse Ömer’e göre iki ihtimal vardır, fakat iki ihtimalde de gereksiz olduğunu ve bulunan belgelerin yok edilmesini emretmektedir.

Araplar belli direnişlerle karşılaşsalar da egemenlik kurabildikleri şehirlerde ve ovalık alanlarda kendilerine bağımlı işbirlikçi sınıf yaratma yoluna gitmişler. Bu işbirlikçiler eliyle işgali meşru göstermeye çalışmışlardır. Arapları “Kavm-i Necip – Üstün Kavim” olarak gören ve topluma da böyle yansıtan bu kesim, Kürt kültürünün ve dilinin asimile olmasında, bu dönemde Araplaşmanın gelişmesinde birinci dereceden sayılabilecek önemli bir rol oynadılar. Bu politikanın kendileri açısından yararlarını gören Arap sömürgecileri ise, kendilerine hizmet eden aşiret liderlerine seyit, şeyh vb.ünvanlar vererek, politikayı zamanla derinleştirerek, halkın hem mezhepler biçiminde bölünmesinin zeminini yaratmış, hem de halkı kendilerine bağlamanın kurumlarını yaratarak, kendi gerçeklerine yabancılaşmasını sağlamıştır.

Özellikle yabancı egemenliğinin kurulamadığı dağlık alanlara çekilen Kürtler,ayaklanmalarla İslamiyetin sunni biçiminde gelişimine uzun yıllar direnmiştir.
Araplar,Kürt halkının kültürü, dili ve inançları üzerinde tam bir imha savaşı yürütmüşlerdir. Arap çıkarlarına hizmet eden bir sömürge toplumu örgütlenmesine gitmişlerdir. Bunun bir sonucu olarak ilk dönemlerde başlayan ve Arap egemen sınıfının çıkarlarını yansıtan İslam’ın sunni mezhebinin gelişimi, Kürt halkının kendi içerisinde bölünmesini getirmiştir. Kendi halk kimligi ile yaşamak isteyen kesimde ise, dağlarda ve Arap egemenliginin gelişim göstermediği bölgelerde bazen tek başına, bazen bölge halkları ile ittifaklar halinde, kimi zaman mezhepler biçiminde, kimi zaman da sosyal mücadele yönü daha belirgin siyasal taleplerle 10.yüzyıla kadar süren nafile direnişler gösterdiler. Sonuçta diğer zorla müslüman yapılan halklar gibi, en katı İslamcı toplumlardan biri olup çıktılar.

Zaza ( Kırmanc-zaza-dımıli) halkının Yükselen Mücadelesi Üzerine-I
Her halk özgürlük ve demokrasi mücadelesini kendisi verir. Ancak her halk bu mücadelede diğer halklarla dayanışma içinde olmalıdır. Bu dayanışmada halklarımızın çıkarları, varlığının tanınması önemlidir. Zaza halkı ve onun önder örgütleri, kendi halkını tanımayanlarla ve halkını asimilasyon, inkar ve imha etmek isteyenlerle ortak mücadele içerisinde olamaz, olmak zorunda da değildir. Böyle bir ortak mücadele kendi ulusal-demokratik mücadelesiyle çelişir, kendi varlık nedenini ortadan kaldırır, kendi yolunu kapatır.

Zaza halkı, Laz halkıyla, Arap halkıyla, Çerkez halkıyla Türk halkıyla, Pomak halkıyla ve Anadolu’nun diğer bütün halklarıyla yan yana gelmekten, ortak mücadele vermekten bir rahatsızlık duymuyor. Ancak Kürt milliyetçiliğinden ve Kürt milliyetçiliğinin asimilasyoncu, inkarcı ve imhacı amaçlarından rahatsızlık duyuyor. Bir çok bilim adamı ve akademisyenin ortaya koyduğu gerçekler gibi öteden beri baskcı ve imhacı olan TC devleti bile son süreçte Zazaca’ nın lehçe değil, bağımsız bir dil olduğunu kabul eti ve bunu Milli Eğitim Bakanı aracılığıyla 12/12/2012 tarihinde Bingöl’de açıkladı.

Konumuza dönersek, Zazaca ve Kürtçe birbirinden ayrı dilerdir. Bu ayrılık dünyaca ünlü dilbilimciler tarafından ortaya konulmuştur.

Zazaca kendi başına bir dildir. Herhangi bir dilin lehçesi değildir. Bu bilimsel bir gerçektir.Zaza diline, ideolojik-siyasi ön yargılarla yaklaşılamaz. Haliyle bilimsel bakışla Zazaca ayrı-müstakil bir dil olunca zaza halkının etnik yapısı ve tarihi de ayrıdır. Bunu açıkça ortaya koymak gerekir.

Kürtler ve Zazalar İran dünyasının iki ayrı halkları ve konuştukları dilde İran dünyasının iki ayrı dilidir.

Dilbilim alanında Dünyanın en büyük ismi olarak nitelendirilen Noam Chomsky, Avrupalı öğrencilerin Zazaca üzerine yaptığı bir araştırmada Zazaca için “Müstakil bir dildir” ibaresini kullandı.

Gelmiş-geçmiş en büyük kürdolog olan Viladimir Minorski, Zaza dili ve zazalar hakkında Kürt olmayan bir dil ve Kürt olmayan bir halk ibaresini kullanmıştır.

Türkiye’nin etimolojisini çıkarmış olan Sevan Nişanyan’da Zazacanın Kürtçenin lehçesi olmadığını ayrı-müstakil bir dil olduğunu ortaya koymuştur.

Zazaca’nın İranoloji bilimindeki yeri yıllar önce belirlenmiş, kendi başına bir dil olduğu kanıtlanmış, bu doğrultuda özellikle Almanya’da dilbilimsel araştırmalar yapılmış ve bu konuda doktora tezleri yayınlanmıştır. Bu konuda ilk akademik çalışmaları 1900 lü yıllarda Oskar Mann, Karl Hadank ortaya koymuştur. Karl Hadank, Oskar Mann’ın asistanıdır ve onun ölümünden sonra Karl Hadank’ın çalışmalarını devam ettirmiştir. Bu çalışmalarından sonra ortaya koyduğu akademik tezlerde Karl Hadank’ın işaret ettiği konuları-tezleri doğrulamıştır.

Zazaca’yı ilk olarak başlıbaşına bir dil olduğunu, yaptığı derleme, araştırma ve incelemeleriyle kanıtlayan dilbilimci Oskar Mann’dır. Oskar Mann’ın 1903’ten 1907’ye kadar yaptığı araştırmalarını ilerletip kitap haline getiren Karl Hadank, Die Mundarten der Zâzâ adlı eseri 1932 yılında basılan Böylece İranoloji dilbilimde Zaza dili bugüne kadar dilbilimcilerin hemfikirliliğiyle başlı başına olarak tanınma durumunu korumakta. Oskar Mann’dan önce Peter Lerch (1856), Friedrich Müller (1864), Albert van Le Coq (1901) gibi araştırmacı ve dilbilimcilerin eserlerinde de Zazaca hakkında folklorik yazın derleyip kısmen analiz de etmişlerdir.

Daha sonraları bunları takiben, Ludwig Paul ve Zülfü Selcan’a ek olarak Almanya ve Avusturya üniversitelerinde Terry Lynn Tood, Jost Gippert, Agnes Korn, Heiner Eichner gibi profesörler de Zazaca üzerine yaptıkları çalışmalar ve araştırmalar ile Zazaca’nın ayrı bir dil olduğunu teyit etmişlerdir…

Daha geniş bir ifade ve ayrıntılarıyla yapılan çalışmaları eserleriyle, akademisyenleriyle, tarihleriyle birlikte somutlaştıracak olursak, onu da şöyle örneklemek mümkün :

W.B. Henning (1954) , D.N. MacKenzie (1961-95), T. L. Todd (1985; A Grammar of Dimili [also known as Zaza], Michigan 1985, 277 s.), G.S. Asatrian / F. Vahman (1987-95), Joyce Blau (1989), P. Lecoq (1989), C. M. Jacobson (1993-97; Rastnustena Zonê Ma / Handbuch für die Rechtschreibung der Zaza-Sprache, Verlag für Kultur und Wissenschaft, Bonn 1993 / İstanbul 2001, Tij Yayınları; Zazaca Okuma Yazma El Kitabı, Bonn 1997 / İstanbul, Tij Yayınları), J. Gippert (1993-96), M. Sandonato (1994), Ludwig Paul (1994-98; Zazaki: Grammatik und Versuch einer Dialektologie, Dr. Ludwig Reichert Verlag, Wiesbaden 1998, 366 s.), Zılfi Selcan (1987-98; Grammatik der Zaza-Sprache, Nord-Dialekt (Dersim), Wissenschaft und Technik Verlag, Berlin 1998) gibi dilbilimcilerin analiz ve araştırmaları günümüze dek sürmektedir.

Zaza (Kırmanc-Zaza-Dımıli) halkının Yükselen Mücadelesi Üzerine-II
Gerçekten de iki halk günümüzde de birbirinin dilini anlamamaktadır. Bu halklarda dünyanın başka yerlerinde birbirine uzak yerlerde değil ki birbirlerinin dilini anlamasınlar birbirine yakın yerde yaşamaktadırlar. Türkler gibi bir kısmı Orta Asya’da bir kısmı Anadolu’da olduğu gibi uzakta olurda haydi neyse deriz. Ayrılık da yüzyıllarca öncelere dayanıyorsa haydi neyse deriz. Türk’ler Anadolu’ya gelmeden önce yıllarca İran dünyasında kaldılar ve İslam dinini kabul ettiler. İran dili, dini ve kültürünün etkisinde kaldılar Orta Asya’daki soydaşlarına ‘’kafir’’ diyerek saldırdılar. Anadolu’ ya gelinceye kadar çok şeyler biriktirdiler, çok şey öğrendiler. Hatta İran’lılarla evlenerek biraz da onlara benzediler. Dolayısıyla Orta Asya’da edindikleri dil, din, kültür gibi özelliklerinde çok ciddi değişiklikler oldu. Zazalarda böyle bir durum yok, Zazalar çok dolaşmıyor, Hazar Denizinin güneyinden kalkıyor Fırat ve Dicle nehirleri arasına daha doğru bir ifadeyle Erzincan’dan ( bazı dostlar Gümüşhane’yi de eklemektedirler) Siverek’e kadar olan alana yerleşiyordu Bu bölgede Zazalar kendi yaşam alanında da bir yerden bir yere göçler ediyor ama o kadar detaya girmeyeceğim.

Günümüzde bağımsız-yurtsever Zaza aydınları yaptıkları çalışmalarda Zazaca’nın lehçe değil, Kürtçe’den ayrı bağımsız bir dil olduğunu savunmaktadır. Bu görüşü savunan aydın-entellektüel-düşün-sanat insanları hızla artmaktadır. Bu tartışma eskisi gibi kapalı kapılar ardında sürdürülemez. Hem halk hızla bir bilinçlenme içine girmekte, hem de aydınlar hızla bir bilinçlenmeyi yaşamaktadır.

Kürt milliyetçileri Zaza halkına siz Kürtsünüz, konuştuğunuz dil Kürtçe diyorlardı ancak Zaza halkının anlamadığı ve anlamasının mümkün olmadığı bir dili Kürtçeyi (Cizre Kürtçesini resmi dil olarak kabul ettiklerini duyuyoruz) resmi dil olarak kabul edip Zazaca’yı yok saydılar. Kurdukları televizyon kanallarında, Azadiye Welat gibi dergilerde Zazaca yayın yapmadılar, bir çok kanal kurmalarına rağmen kurdukları kanalların hiç birisini Zazaca dilinde çalıştırmadılar. Bu durum Zaza aydınlarını rahatsız etti. Öyle ki gelişmeler Zaza aydınları arasında Kürt milliyetçiliğine yakın duranlarında bile rahatsızlığa yol açtı. Hal böyle ilerlerken Zaza aydınları kendi yollarını çizmeye karar verdiler ve olabildikleri yerde görüşlerini açmaya yöneldiler ve etkili de oldular.

Bu aydınların etkinliğinden korkan Kürt milliyetçileri zamanla Zaza halkından elde ettikleri devşirme ve misyonerlerle daha farklı bir çalışmaya yöneldiler. Bu çalışmalarında ikiyüzlülük yaparak Zaza halkını savunuyor görünmeye ,aldatmaya, yanıltmaya çalıştılar.

Devamla Kürt milliyetçileri elde ettikleri devşirme ve misyonerler aracılığıyla Zazaca’nın aralarına Zazaca’da hiç olmayan Kürtçe kelimeler sokmaya veya kelimelerin Zazaca uzantılarının yerine, Kürçe uzantılar ekleyerek Zazaca’yı ortadan kaldırmaya yöneldiler. Bunun da adına Zazaca’nın ilerletilmesi dediler Zazaca böyle ilerletilemez olsa-olsa ortadan kaldırılır.

Zaza dili ve halkı için daha tehlikelisi ise yakın zamanda Kürt milliyetçileri tarafından Diyarbakır’da yapılan toplantı ve bu toplantıda Zazaca’yı hep yaptıkları gibi Kürtçe’nin lehçeleri arasına sokup Kürtçe’nin lehçelerini birleştirme amacıyla Zazaca’nın tamamen ortadan kaldırılması çalışmasıydı. Durmadan aşağılık-sinsi-karanlık amaçlara yöneldiler. Bu tür çalışmalar Zaza halkını ortadan kaldıramaz bunu iyi öğrensinler. Bizim gibi aydınlar varken Kürt milliyetçileri bu amaçlarına ulaşamayacaklardır. Her adımda bunların gerçek yüzünü ortaya koyacak ve halkımızı uyaracağız.

Kimse bizden halkımıza karşı böylesine haince çalışma yapıp, karanlık, sinsi, alçakça, planlı, programlı bir şekilde yok etmeye yönelen şer odaklarıyla ittifak yapmayı ve enternasyonalist dayanışma adı altında bir araya gelmemizi beklemesin. Böyle karanlık amaçları olmayan halklar ve onların önder örgütleriyle seve-seve bir araya geliriz.

Dersim’liler zazalar, dımıliler, kırmanclar Kürt ve Türk değildir. Dersim’lileri ve söz konusu halk gruplarını bu katagorilere sokmak asimilasyon, inkar ve imhadır. Bunu yapmayı zorlayan hainler Dersim’e ve bileşeni olduğu halka ihanet eden devşirme ve misyonerlerdir. Amacına ulaşamayacaklardır. Dersim alevi toplumu Kırmanç-Zaza-Dımıli halkının soydaşı-bileşenidir. Dili de kırmancki, Dımılki, zazaki dil ailesindendir. Dolayısıyla ulusal demokratik mücadelesini bu bileşimle birlikte verecektir. Alevisiyle, kızılbaşıyla, sunisiyle, şafisiyle, hanefisiyle birlikte bu mücadeleyi demokratik esaslara dayanarak vereceklerdir…

Erzincan’dan Siverek’e kadar olan bölgede yoğun olarak yaşayan ve aynı dili konuşan Kırmanç-dımıli-zaza adını kullanan halk aynı ulusal kökenden gelmektedir. Söz konusu halk grupları tahminen Otlukbeli ve daha sonrasında 1514 Çaldıran savaşından sonra inanç-mezhep eksenli bir toplumsal doku ayrışmasına uğradı. Aralarındaki bu ayrılıkları bir kenara bırakıp bu sahada yaşayan bütün halkı bir çatı altında bir araya getirip örgütlemeye çalışacağız. Bu toplumsal doku ayrışmasını da göz ardı etmeden her toplum grubumuzun geleneklerine inançlarına yaşamına saygıyı-hoşgörüyü elden bırakmayacağız.

Öncelikli hedefimiz, dil, kimlik, kültür, inanç, vicdan, adalet, hukuk, ana dilde eğitim-öğretim, televizyon-radyo yayınları gibi yaygın-örgün günün iletişim olanakları haklarını elde etmektir. Söz konusu taleplerimizin anayasal düzenlemeyle güvenceye alınmasını istiyoruz. Çalışmalarımızı şiddet içermeyen barışçıl-demokratik yollardan ve halk kitlelerine dayanarak yürüteceğiz…

Halkımıza karşı nereden gelirse gelsin asimilasyon inkar ve imhaya izin vermeyeceğiz…
recep gul