FF_182_atheism3_f Temmuz 22

Ateizm Hakkında Bilinen 10 Yanlış – Sam Harris


FF_182_atheism3_f
Değişik anketler, Amerika’da ‘ateizm’in bir utanç kaynağı olduğunu ve ateist olmanın politik kariyer yapmak için çok büyük bir engel olduğunu göstermektedir (ki zenci, müslüman veya homoseksüel olmak böylesi bir engel değildir). Son zamanlardaki yapılan anketler, Amerikalılar’ın sadece %37’sinin bir ateiste başkan olması için oy verebileceğini göstermektedir.
Ateistler sık sık hoşgörüsüz, ahlaksız, depresif, doğanın güzelliğini göremeyecek kadar kör ve doğaüstüne ilişkin kanıtları görmeye kapalı kişiler olarak düşünülür.
Aydınlanmanın en önemli isimlerinden olan John Locke bile, ateizmin kesinlikle hoşgörüsüz olduğuna inanmıştı. Çünkü o, “İnsan topluluğunun temeli olan söz vermeler, anlaşmalar ve yeminler ateistler açısından geçerli olmayabilir.” demişti.
Bu 300 yıl önceydi. Fakat Amerika’da bugün, çok az şey değişmiştir. Nüfusun çarpıcı şekilde %87’si kuşkusuz bir şekilde Tanrı’nın varolduğunu düşünüyor; %10’undan azı kendisini ateist olarak tanımlıyor ve onların da itibarları zedelenmiş görünüyor.
Ateistlerin çoğu, toplumun entellektüel ve okumuş aydın kimselerinden çıkıyor. Bu da, aslında, ateistlerin ulusal konumda önemli bir rol alamaması mitini önemli bir biçimde önlüyor gibi görünüyor.
1) Ateistler hayatın anlamsız olduğuna inanır.
Aksine, dindar insanlar sık sık hayatın anlamsız olduğu konusunda endişe eder ve anlamın sadece ölümden sonra vadedilen sonsuz mutluluğun sağlanmasıyla anlamlı olabileceğini düşünürler. Ateistler hayatın tamamen değerli olduğunu düşünmeye meyillidirler. Hayat gerçekten ve tamamen yaşam dolu olarak aşılanmıştır. Sevidiğimiz tüm ilişkilerimiz şimdi anlamlıdır, bunun sonsuza dek sürmesine gerek yoktur. Ateistler, aksi görüşü anlamsızlık korkusu olarak değerlendirir.
2) Ateizm insanlık tarihindeki en büyük suçlardan sorumludur.
İnançlı insanlar sık sık, Hitler’in, Stalin’in, Mao’nun ve Pol Pot’un işlemiş oldukları suçların, inançsızlığın kaçınılmaz sonucu olduğunu ileri sürer. Oysa faşizm veya komünizmdeki sorun, dini karşıtı olmaları değil, bilakis dinleri çok sevmeleridir.
Bunun gibi rejimler genellikle kişisel inançların dine yönelik olan inançlardan ayırt edilmemesine neden olmaktadır.
Auschwitz kampı ve öldürme alanları insanlığın dogma dinleri reddetmesi sonucu oluşan duruma örnek sayılmaz, bunlar politik, ırksal ve milliyetçiliğe dayanan çılgınlığın örneğidir. İnsalık tarihinde, çok fazla mantıklı olduğu için acı çeken hiçbir toplum yoktur.
3) Ateizm dogmatiktir.
Yahudiler, Hristiyanlar ve Müslümanlar kendi kutsal kitaplarının ileriyi gören ve insanlığın ihtiyaçları çerçevesinde her şeyi bilen bir ilahın kontrolünde yazıldığını ileri sürerler. Bir ateist, bu iddiayı dikkate almış, kitapları okumuş ve bu iddiayı gülünç bulmuş olan kimsedir. Kimse inanca dayalı fikirleri kabul etmek zorunda değildir; diğer bir deyişle, dogmatik olmak zorunda değildir. Tarihçi Stephen Henry Roberts’ın da (1901-71) bir keresinde dediği gibi: “İkimizin de ateist olduğunu ileri sürüyorum. Ben sadece senden bir tanrı daha ileri gidiyorum. Diğer olası tanrılara neden inanmadığını anladığında, benim de seninkine neden inanmadığımı anlayacaksın.”
4) Ateistler evrendeki her şeyin şans eseri ortaya çıktığını düşünür.
Kimse evrenin neden varolduğunu bilmiyor. Aslında, evrenin ‘varoluş’u ya da ‘yaratılış’ı hakkında tutarlı bir şekilde konuşabilmemiz pek mümkün görünmüyor. Tüm bu fikirler zaman kavramına dayanıyor ve biz burada, uzay-zamanın kendi kökeni hakkında konuşuyoruz.
Ateistlerin her şeyin şansla yaratıldığına inanmasına yönelik eğilim aynı zamanda, devamlı, Darwinist evrimin eleştirisi olarak ortaya atılıyor. Richard Dawkins’in olağanüstü kitabı olan Tanrı Yanılgısı’nda açıkladığı gibi; bu, su katılmamış bir şekilde evrim teorisinin yanlış anlaşılmasının sonucudur. Kesin olarak yeryüzünün erken kimyasal döneminin biyolojiye nasıl yol açtığını bilmememize rağmen, yaşadığımız dünyada gördüğümüz çeşitlilik ve kompleksliğin kör bir şansın ürünü olmadığını biliyoruz.
Evrim mutasyonal olasılıkların ve doğal seçilimin bir kombinasyonudur. Darwin, doğal seçilimin çiftlikteki hayvan üreticilerinin uyguladığı yapay seçilime benzediği sonucuna vardı. Her iki durumda da seçim, türlerin meydana gelmesi için büyük ölçüde tesadüf dışı bir rol üstlenmektedir.
5) Ateizmin bilimle bir bağlantısı yoktur.
Bir kişinin bilim adamı olması ve hala da tanrıya inanması mümkün olmasına rağmen -ki çoğu bu durumu iyi idare ediyor gibi- bilimsel düşüncenin dini inancı desteklemekten ziyade aşındırmaya yönelik eğilimi olduğuna dair bir şüphe yok. Amerikan nüfusunu bir örnek olarak ele alalım: Bir çok anket genel halkın % 90’ının kişisel bir tanrıya inandığını; buna rağmen Uluslararası Bilim Akademisi üyelerinin % 93’ünün inanmadığını gösteriyor. Bu da demek oluyor ki bilimde, dini inanca uygun az sayıda düşünce yöntemi vardır.
6) Ateistler küstahtır.
Bilim adamları bir şeyi bilmedikleri zaman -evren nasıl oluştu veya ilk kendini kopyalayan molekül nasıl şekillendi gibi şeyleri- bunu kabul ederler. Bilimde bir şeyi bilmeyen kimsenin biliyor gibi yapması çok büyük bir sorumluluk oluşturur. Ancak yine de bu, inanç temelli dinlerin can damarıdır. Dini nutuklarla ilgili koca ironilerden biri, insanların kendi inançlarını mütevazi olduğu için sık sık övmeleri ve kozmoloji, kimya ve biyoloji hakkında bir olgudan bahsederken bilimsel hiçbir bilgiye dayanmamalarıdır. Evrenin doğasına ve bizim evrendeki yerimize ilişkin sorular göz önünde tutulunca, ateistler bilimsel olarak kendi görüşlerini çizmeye eğilimlidir. Bu küstahlık değildir, entellektüel dürüstlüktür.
7) Ateistler ruhani deneyimlere kapalıdırlar.
Aşkı, heyecanı, beğeniyi ve korkuyu tecrübe etme bakımından ateistlerin önünde hiçbir engel yoktur; ateistler bu değerleri deneyimleyebilirler ve devamlı olarak bunları yaşarlar. Ateistler bu tarz deneyimleri esas alan doğanın gerçeklerini haksız (ve yersiz) görme eğiliminde değillerdir. Bazı Hristiyanların İncil’i okuyarak ve İsa’ya dua ederek hayatlarını daha iyi şekillendirdiklerine yönelik şüphe yoktur. Ancak bu neyi ispatlar? Bu, ilginin kesin disiplinlerini ve yönetimin prensiplerinin insan zihni üzerinde derin etkileri olabileceğini ispatlar. İsa’nın insanlığı kurtardığına yönelik Hristiyanların olumlu bir deneyimi var mı? Uzaktan yakından yok. Çünkü Hindular, Budistler, Müslümanlar ve hatta ateistler bile devamlı olarak benzer deneyimler yaşar.
Bu dünyada hiçbir Hristiyan İsa’nın bakireden doğduğuna veya ölüyü dirilttiğine hatta İsa’nın bıyığı olduğuna bile kesinlikle emin olamaz. Buna benzer iddialar ruhani deneyimlerin olabileceğine belge niteliğinde değildir.
8) Ateistler insan hayatı ve insan anlayışının ötesinde hiçbir şeyin olmadığına inanırlar.
Ateistler insanlığın anlayışının sınırlarını kabul etmede oldukça özgürdürler oysa inançlı insanlar değillerdir. Şurası çok açık ki, evreni tamamen anlamıyoruz; fakat şu da çok açıktır ki, ne İncil ne de Kur’an bizim en iyi anlayışımızı yansıtmamaktadır. Evrende başka bir yerde kompleks bir yaşamın olup olmadığını bilmiyoruz, fakat olabilir. Eğer varsa, doğa kanunları bakımından bizim sınırımızı çok aşan anlayışları olan çeşitli varlıklar da olabilirler. Ateistler özgürce böyle olasılıkları akılda bulundurabilirler. Aynı zamanda dünya dışı zeki yaşam varsa bunu kabul edebilirler, İncil ve Kur’an’ın içindekiler onlara daha az etkileyici gelecektir.
Ateistin bakış açısından dünya dinleri, evrenin sınırsızlığını ve güzelliğini tamamen önemsizleştirmektedir. Kimse dini bakımdan insan ötesi bir gözlem yapmak için yetersiz kanıtları kabul etmek zorunda değildir.
9) Ateistler dinin toplum üzerindeki yararlı etkisini yok saymaktadırlar.
Dinin iyi etkilerinin üzerinde duranlar, dini doktrinlerin gerçeği göstermede başarısız olmalarının birçok etkilerini hiç fark etmiyorlar. Bu sebeple biz buna ‘meyilli düşünce’ ve ‘kendini kandırma’ diyoruz. Gerçek ile yanılgıyla kendini kandırma arasında çok büyük bir fark vardır.
Herhalükarda, dinin iyi etkileri tabii ki iddialı olabilir. Bir çok durumda, dinin insanlara iyi davranmaları için kötü sebepler verdiği görülür, iyi sebepler durmasına karşın. Kendinize hangisi daha normal diye sorun; köşedeki fakir adama ızdırabından dolayı mı yardım etmek yoksa evrenin yaratıcısı yardım etmeni istediği, yaparsan ödüllendireceği, yapmazsan cezalandıracağı için mi yardım etmek?
10) Ateizmin ahlak için hiçbir temeli yoktur.
Eğer bir insan işkencenin yanlış olduğunu zaten bilmiyorsa, -insanlık ve ilahilik açısından zulmün kutlanması ile coşan- İncil ya da Kur’an’ı okuyarak bunun yanlış olduğunu keşfedemeyecek. Biz kendi ahlakımızı dinden almıyoruz. Biz neyin iyi olduğuna -kimi durumda- bize sıkı sıkıya bağlı olan ve binlerce yıldır üzerinde düşündüğümüz olaylardan ve insan mutluluğu için gerekli ihtimallerden elenerek oluşturulan iyi kitaplara bakarak karar veriyoruz.
Yılar yılı hatırı sayılır bir ahlaki ilerleme kaydettik ve bu ilerlemeyi İncil veya Kur’an okuyarak yapmadık. Her iki kitap da özel köleliğe göz yummaktadır ve şimdi uygar olan her insan topluluğu, köleliği iğrenç buluyor. Yazıtlarda iyi olan şeyler -altın kural gibi- evrenin yaratandan bizlere miras kaldığı inancı olmadan da kendi etik anlayışı bakımından değerli olabilir.
Sam Harris
Çeviri: Hayyam
Kaynak