Mayıs 27

İleri Demokrasi’nin Temelleri: Demokrat Parti


dp-10FD-29FC-EC1A

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ile Serbest Cumhuriyet Fırkası gibi girişimlerin ve Avrupa’da bile diktatörlüklerin varlığı göz ardı edilerek Cumhuriyet’in ilanı sonrası 1950’ye kadar olan dönem “tek parti” dönemi ve demokrasinin olmadığı felaket yılları olarak bir kalemde eleştirilir. 1950’den sonrası ise demokrasinin gelişim süreci gibi sunulur Türkiye’deki üçüncü sınıf, biçimsel demokrat gözüyle.

Refik Koraltan’ın kızı Ayhan Koraltan tarafından ismi verilen Demokrat Parti, “Yeter Söz Milletin” sloganının ve muhafazakar söylemlerinin etkisiyle geniş kitlelere ulaştı. Demokrasi, din ve vicdan özgürlüğü, özel mülkiyet serbestisi ve hür teşebbüs anlayışı gibi hedeflerle kurulan partinin asıl amacı her köylüye işleyebileceği kadar toprak öngören “Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu”nun yasalaşıp yürürlüğe girmesini engellemekti. 1946’da kurulup 1950 yılındaki seçimlerle iktidarı devralan Demokrat Parti, Halk Partisi’ne yıllardır muhalif olan geniş muhafazakar kesimlerin desteğini aldı. Takip eden yıllarda seçimlerdeki oy oranıyla beraber kendinden olmayan her türlü muhalefete de baskıcı tutumunu arttırdı. Dış siyasi konjonktürün de vermiş olduğu itici güçle 1954 Seçimleri sonrası mecliste ezici bir üstünlüğe sahip olan Demokrat Parti, o zamanlar Anayasa Mahkemesi gibi bir denetim mekanizması olmadığından istediği yasayı istediği zaman istediği şekilde meclisten geçirebiliyordu.

Demokrat Partililerin iktidar sarhoşluğu CHP’nin tek parti dönemini aratan uygulamalar ortaya çıkardı: 1951’de Demokrat Parti iktidarının Kore’ye asker göndermesini eleştiren ve bildiriler yayımlayanlar, Behice Boran, Adnan Cemgil gibi siyasi şahsiyetlerin de dahil olduğu isimler göz altına alındılar ve haklarında ölüm cezaları bile istendi. Aynı yıl Nazım Hikmet siyasi görüşleri yüzünden T.C. vatandaşlığından çıkarıldı. 1953’te sudan sebeplerle Cumhuriyet Halk Partisi’nin mallarına el kondu. Takip eden yıllarda DP karşıtı yazılar yazan gazeteciler tutuklandı (İsmet İnönü’nün damadı Metin Toker de bu isimlerin içindedir), muhalif gazeteler kapatıldı, toplantı ve gösteri hakkı ortadan kaldırıldı, basın ve ifade özgürlüğü ortadan kaldırıldı. Demokrat Parti’nin içinden doğan bir diğer muhalefet, Millet Partisi bir gecede kapatıldı. DP’ye oy vermeyen Kırşehir ilçe haline getirildi. 1955’te CHP’de o zamanlar genel sekreter olan Kasım Gülek tutuklanarak cezaevine gönderildi. Ve en önemlisi gayri müslimlere karşı 6-7 eylül olayları tertiplendi. Gayri müslimlerin malları yağmalandı. Kamyonlarla taşınan insanların ve adeta aynı fabrikadan çıkmış sopalar bu tertibin oldukça organize bir iş olduğu sonucunu ortaya çıkardı. DP, bu durumu örtbas etti. İsmet İnönü çıktığı yurt gezilerinde DP’liler tarafından taşlı sopalı saldırılara uğradı, Uşak gezisinde atılan taşla başından yaralandı, Topkapı’da linç edilmekten son anda kurtuldu. Gerek mecliste gerek gezilerde CHP milletvekilleri yaralandı.

Ülkede yeni yeni yer edinen biçimsel demokrasiyi bile baltalama girişimleri olan yukarıda saydığım olaylardan öte, en son, demokrasiyi tamamen ortadan kaldırma girişimi sayılabilecek “tahkikat komisyonu” uygulamasıyla Demokrat Parti artık muhalefeti tamamen tasviyeye hazırlanıyordu. 15 Demokrat Parti milletvekilinden oluşan ve komisyona, “iktidara muhalefet eden herkesi göz altına alıp çeşitli mazeretlerle tutuklama yetkisi” veren bu girişim büyük tepkilere sebep oldu. “Güçler ayrılığı” ilkesinin ortadan kaldırılması ve “demokratik rejim”in sona ermesi anlamına gelen bu komisyonun oluşturulmasına karşı üniversitelerde protesto gösterileri düzenledi. Bu sırada polis kurşunuyla vurulan Turan Emeksiz adındaki bir öğrenci hayatını kaybetti. Zamanın İstanbul Üniversitesi rektörü Sıddık Sami Onar polis tarafından yerlerde sürüklendi. Sonrasında 27 Mayıs askeri müdahalesiyle Demokrat Parti iktidarı sona erdi ve Yassı Ada yargılamaları başladı.

Askeri müdahalelerin ya da darbelerin savunulacak hiç bir tarafı yoktur. En kötü demokrasi, en iyi darbeden iyidir. Ancak bunları söylerken demokratik rejimin askeri yolla değil, sivil hamlelerle ortadan kaldırılmasını görmemek ya da bunu eleştirmemek gerçek demokrat anlayışla bağdaşmaz. Aslolan, demokratik rejimi ortadan kaldıran (askeri veya sivil) bütün yaklaşımlardan uzak durmaktır. Ancak demokrasinin ortadan kaldırılmasını, askeri müdahale yapıldığı kılıfıyla örter ya da görmezden gelirsek, o takdirde çağdaş demokrasiye hiç bir zaman ulaşma imkanımız olmayacaktır.

Burak Diniz

Radikal Blog

Reklamlar