islamofobi1-411C-BAC9-7C10 Mayıs 26

Etiketler

Nişanyan’ın ifadesinde suç olan nedir?


islamofobi1-411C-BAC9-7C10

Yazar Sevan Nişanyan, kendi bloğunda yazdığı, ”Buna karşılık, bundan yüzlerce yıl önce Allah’la kontak kurduğunu iddia edip bundan siyasi, mali ve cinsel menfaat temin etmiş bir Arap lideriyle dalga geçmek nefret suçu değildir.”  ifadesinden ötürü davalık olmuştu. Dava sonuçlanmış ve Nişanyan 13,5 ay hapis cezası almış.

Nişanyan’ın bu ifadesinde suç olan nedir? Evvela argümanlara bakalım;
1- Muhammed Allah ile kontak kurduğunu iddia etmiştir, yani aslında kurmamıştır ve sahte bir peygamberdir.
2- Muhammed bu peygamberlik iddiası dolayısıyla;
a) Mali menfaat elde etmiştir.
b) Siyasi menfaat elde etmiştir.
c) Cinsel menfaat elde etmiştir.

Şimdi yeni bir ”suç”(!) işlememek için fikrimi söylemeden (zira bizim fikirlerimiz bu ülkede suç oluyor!) Nişanyan’ın iddialarını inceleyelim. Acaba Nişanyan bu iddialarının hangisi sebebiyle ceza almış olabilir? Yargıyı okuyucu versin.

1- Muhammed’in bir ‘sahte peygamber’ olduğunu yazmak suç mudur? Peki, İsa’nın aslında Tanrının Oğlu olmadığını yazmak suç mudur? Çünkü bu ifade de iki milyarı aşkın Hıristiyan inançlı insanın hislerini incitecektir. Şurası bir gerçek ki büyük dinler de kendilerine göre küfür olan şeyleri birbirine söylemeden duramazlar. Müslümanlar, İsa’nın Tanrısallığı fikrini reddetmeden, İncil’in tahrif edilmiş olduğunu söylemeden duramaz. İslam dışı inançların inanırları da Muhammed’in bir sahte peygamber olduğunu söylemeden duramaz. O halde mahkemelerin gücü sadece ateistlere mi yetmektedir?

2- a) Muhammed, peygamberlik ve ”Allah’la iletişim kurmak” iddiası vasıtasıyla mali menfaat elde etmiş midir? Suç olmaması için yorum yapmayalım ve bizzat Kuran’dan okuyalım;

”Sana savaş ganimetlerini soruyorlar. De ki: Ganimetler Allah ve Peygamber’e aittir. O halde siz (gerçek) müminler iseniz Allah’tan korkun, aranızı düzeltin, Allah ve Resûlüne itaat edin.” (Enfal/1)

”…bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri Allah’a, Resulüneonun akrabalarına, yetimlere, yoksullara ve yolcuya aittir. Allah her şeye hakkıyla kadirdir.” (Enfal/41)

b) Muhammed, peygamberlik iddiası üzerinden siyasi menfaat (güç-statü) elde etmiş midir? Suç işlemiş olmamak için yine ben yorum yapmayayım, bizzat Kuran’dan okuyalım;

“Peygambere boyun eğen, Allah’a boyun eğmiş olur” (Nisa Suresi, ayet 80)

“Ey Muhammed! Şüphesiz sana baş eğerek ellerini verenler, Allah baş eğip el vermiş sayılırlar” (Fetih Suresi, ayet 10)

“Allah ve Resulü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah’a ve resulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur” (Ahzab Suresi, ayet 36)

”Aralarında hüküm vermesi için Allah’a ve Resûlüne davet edildiklerindemüminlerin sözü ancak “İşittik ve itaat ettik” demeleridir. İşte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir.” (Nur, 51)

c) Muhammed, peygamberlik iddiası üzerinden cinsel menfaat elde etmiş midir? Yine suç işlemiş olmamak için ben yorum yapmayacağım, sözü bizzat Kuran’a bırakacağım;

Ey Peygamber! Mehirlerini verdiğin hanımlarını, Allah’ın sana ganimet olarak verdiği ve elinin altında bulunancariyeleriamcanın, halanın, dayının ve teyzenin seninle beraber göç eden kızlarını sana helâl kıldıkBir de Peygamber kendisiyle evlenmek istediği takdirde, kendisini peygambere hibe eden mümin kadını, diğer müminlere değil, sırf sana mahsus olmak üzere (helâl kıldık). Kuşkusuz biz, hanımları ve ellerinin altında bulunan cariyeleri hakkında müminlere neyi farz kıldığımızı biliriz. (Bu hususta ne yapmaları lâzım geldiğini onlara açıkladık) ki, sana bir zorluk olmasın. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.” (Ahzab/50)

“(Resulüm)… Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikahladık ki, evlatlıkları, karılarıyla ilişkilerini kestiklerinde (o kadınlarla evlenmek isterlerse) müminlere bir güçlük olmasın. Allah’ın emri yerine getirilmiştir”(Ahzab Suresi, ayet 37)

”Ey peygamber hanımları! Sizden kim açık bir hayâsızlık yaparsa, onun azabı iki katına çıkarılır. Bu, Allah’a göre kolaydır.” (Ahzab/33/30)  

Harpte elinize geçmiş kadınlar hariç olmak üzere, nikahlı kadınlarla evlenmeniz haram kılınmıştır.” (Nisa Suresi, ayet 24)

”Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi, kadınların da erkekler üzerinde belli hakları vardır. Ancak erkekler, kadınlara göre bir derece üstünlüğe sahiptir.” (Bakara, 228)Sanırım bu kadarı yeterli…

İnanmayan insanların dininize saygı duymasını istiyorsanız, bunu ancak kendi güzel ahlakınızla sağlayabilirsiniz. İnsanlık değerlerine, özgürlüğe, vicdana, kadın haklarına, emeğin haklarına sahip çıkarak sağlayabilirsiniz. Sadece din için değil herhangi bir şey için dahi, oturduğu yerden saygı bekleme hakkı var mıdır? Saygı kazanılan bir şeydir. İnançsız insanların dine saygısı, bu insanlar davalarla tehdit edilerek, ifade özgürlükleri kısıtlanarak sağlanmaz. Böyle yapılırsa dine olan tepki daha da artacaktır.

Şunu da belirtmek şarttır ki, gerçek kişileri hedef alan söylemler ile inançları hedef alan söylemler aynı kefeye konamaz. İslam dinine dönük söylemler ile Müslüman topluma dönük söylemler nasıl bir tutulabilir? Dava açma hakkı ancak gerçek kişilere özgü olmalıdır. Varlığı ve nitelikleri tartışmalı olan bir Tanrı adına veya peygamberliği, hatta yaşayıp yaşamadığı tartışmalı olan biri adına kimse kalkıp da hakaret davası açamaz. Evvela bu kimselerin var olduğunu kanıtlamalıdırlar. Bazı bilim insanları Muhammed diye birinin hiç yaşamadığını söylüyor. Bu doğru ise Nişanyan olmayan birine hakaretten ceza almış olacak! Saçmalığa bakar mısınız? Yüz yıllarca önce yaşamış hiç kimse adına dava açılamaz. Birinin çıkıp Napolyon’a hakaretten dava açması ne kadar mantıksız ise herhangi bir elçi hakkında dava açması da bence o kadar mantıksızdır.

Bu tür davalar, tanınmış ateistleri sindirerek tüm topluma mesaj veren ve bu yüzden ideolojik yönü de bulunan davalardır. Verilen mesaj da şudur: Ateist misin? O halde susacak, bunu bir kusur veya suç gibi gizleyecek, sesini dahi çıkarmayacaksın! Biz millet-i hakimeyiz, sen ise zımmi bile değilsin. Eskiden olsa kellen giderdi, haddini bil!

Evet, bu memlekette yüzyıllardır ateistler bu haldeyken, onları bu hale koyan Müslümanların mağdur ve mazlum geçinmesi de ayrı bir ironidir. Demek ki zulmetmeye başlayınca insanda hiç insaf duygusu kalmıyor. Birçok insanın gözlemi şudur ki, iman arttıkça vicdan ve hakkaniyet azalıyor sanki…

Nişanyan, davalık olan yazısında ifade özgürlüğünü savunurken, söz konusu ifadenin hedef alınan grubu mağdur etme olasılığı olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiğini savunuyordu. Şöyle diyordu; ”Nefret söyleminde suç sayılan şey nefret olgusu değildir. İnsanların diledikleri şeyden ve kişiden nefret etme hakkı saklıdır. Çirkindir belki, ayıptır, günahtır, ama suç değildir. Suç olan şey nefretin, nefret konusu olan kişi veya zümreye karşı saldırı, yağma ve her çeşit hak ihlali doğurabilecek nitelikte olmasıdır. Mesela Paris’in meydanında ‘Fransızlar şöyle böyledir, hepsini kesmeli’ diye konuşmak nefret suçu değildir, çünkü bir hak ihlali sonucunu doğurması ihtimali yoktur. Ama ‘bütün zenci seyyar satıcılar hırsızdır, bunları sınırdışı etmeli’ demek, eğer gerçek bir düşmanlık ve saldırı eğilimi doğurma olasılığı varsa, nefret suçu oluşturabilir.”

Nişanyan, bu akıl yürütmesinden hareketle Türkiye gibi Müslüman çoğunluklu bir ülkede nefret suçu olan bir ifadenin İslam inancını hedef alan bir ifade değil ancak gayrı Müslimleri hedef alan bir ifade olabileceği sonucunu çıkarıyor. Evet, biraz da Nişanyan’ın ifade özgürlüğüne dair fikirlerine değinelim.

Nişanyan nefret etmenin suç olmaması gerektiği hususunda haklıdır. Fakat nefret söylemine hedef olan grup eğer hak ihlaline uğrayabilecek ise bu tür ifadelerin suç teşkil edebileceği hususunda kendisine katılmıyorum. Bence hiçbir ifade, hiçbir zaman suç olmamalıdır. Herhangi bir ifadenin şu veya bu kesimi hedef haline getirme ve mağdur etme olasılığı varsa bunun önlemini almak görevi toplumun ve devletin sırtındadır. Devlet neden var? Bu tür ifadeler sonucunda hak ihlali tertipleyen birileri çıkarsa onları durdurmak ve cezalandırmak için. Toplumun sorumluluğu nedir? Bu tür ifadeleri kullanan kimseleri kınamaktır. Ben bir ifade de bulunmadan evvel, ”Acaba bu ifademin hedefi olan kesim şu an saldırı hedefi olabilecek durumda mı?” diye hesap yapmak veya ”Acaba bu ifademden sonra birkaç ruh hastası sokağa dökülüp yağma, cinayet v.b. yapar mı?” diye düşünmek zorunda olmamalıyım. Herkes, duyduğu ifadelerden suç işlemek için mazeret türetemeyeceğini bilmeli. Örneğin; burjuvazi her toplumda azınlık olan bir sınıftır. Biz şimdi sınıf mücadelesini savunan proleter devrimcileri olarak burjuvaziye dönük bir takım söylemlerde bulunduğumuzda nefret suçu işlemiş mi olacağız? Böyle bir saçmalık söz konusu olamaz. İfade özgürlüğü sınırsız olmalıdır. Devlet bireylerin fikirlerine ve ifadelerine karışmamalıdır. Cezalar, toplumsal kınamadan öteye gitmemelidir. Devletin görevi, saldırı olabilir diyerek ifade özgürlüğüne kısıtlar getirmek değil, hiçbir ifadenin saldırılara yol açmadığı bir kültür oluşturmayı hedeflemek olmalıdır. Böyle yapılırsa, yani nefret ifadesi değil ama bunu bahane edip saldıranlar cezalandırılırsa toplum zamanla hiçbir ifadeden galeyana gelmemeyi öğrenecektir. Bu durum da her şeyi dilediğimiz gibi ve güvenle konuşabilme olanağını doğuracaktır. (İfade özgürlüğünün neden sınırsız olması gerektiğine ilişkin daha detaylı bilgi için, bakınız:http://ozgurlukcu-sol.blogspot.com/2012/10/snrsz-ifade-hurriyeti.html )

Son olarak, biraz da Kuran’da farklı inançlara, kesimlere ve hatta cinslere dönük hakaret, nefret söylemi, tehdit ve ayrımcılık olarak görülmeye müsait ifadelere bakalım mı?

“…İslam’dan başka dinlere rağbet edenler tam bir sapıklık ve ziyan içindedirler…” (Al-i İmran Suresi, ayet 85)

“Ey inananlar! Babalarınızı, kardeşlerinizi, (eğer) küfrü imana tercih ediyorlarsa dost edinmeyin “(Tevbe Suresi, ayet 23)

’Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar).İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.’’ (Maide, 51)

“İnsanların beyinsizleri,‘Yöneldikleri kıbleden onları çeviren nedir?’diyecekler… “ (Bakara Suresi, ayet 142)

“Cehennemlikler orada ne bir serinlik tadabilecekler ne de içilecek bir şey…Yalnızca kaynar su ve irin içecekler…”(Nebe’ Suresi, ayet 25)

“…Ey kadınlar hileleriniz, (düzenleriniz) pek büyüktür sizin…” (Yusuf Suresi, ayet 28)

Tanrı Kuran’da insanlara hitaben şu sözleri kullanır: “yabani eşekler”, “merkepler”, “susamış develer”,“dilini sarkıtıp soluyan köpekler”, “geberesiciler”, “reziller”, “sapık kişiler”, “beyinsizler”, “kof kütükler”, “alçak zorbalar”, “soysuzlar”,“kahrolasılar”, “yalancılar”v.b…

Bunlar gibi pek çok ayet örneği verilebilir. Bakın bakalım sizce başkalarına, dine ”hakaret ettiği” gerekçesiyle kızabilecek bir ‘kibarlık, hoşgörü ve sevgi’ görebiliyor musunuz?

Fırat Bayram