gay-073F-FAC3-FB4A Mayıs 18

Erkeğin erkeğe aşkına üç yıl hapis cezası


gay-073F-FAC3-FB4A

Korkumuz soyumuzu-sopumuzu kurutacak olmaları falan da değil. Korkumuz,  çoğunluğu hetero erkek ve hetero aile modelinden oluşan toplum ve görgüsüzce içi tıka basa doldurulmuş, dominant ‘erkeklik’ kavramının tehlikeye girecek olmasından başka bir şey değil.

Kamerun’da genç bir adam başka bir adama ‘galiba sana aşık oldum’ diye mesaj attı diye üç yıl hapis cezasına çarptırıldı, diye anlatıyor insan hakları, seksüel azınlıklar kolu başkanı Boris Ditrich.

Mesajı gönderen adam evli, çocukları var.

Onu savunan avukata, ailesine tehditler yağıyor. Öldüreceğiz sizi, diyorlar.

Avukatın korunma talebini ‘homoları savunmaktan vazgeçersen sorun kendiliğinden çözülür’ diyerek reddediyor polisler.

Jamaikalı homoseksüeller, lezbiyenler, transeksüeller de şiddetten nasibini alanlardan. Birçok insan evini, ailesini, yaşadığı çevreyi, hatta ülkesini terk etmek zorunda kalıp, yaşamını  sokakta sürdürdüğü halde yine de grup şiddetinden kurtaramıyormuşyakasını.

Rusya ve Ukrayna’da parlamento ‘homoseksüel propoganda’yı, renkli, yakasız tişörtler giyen oğlanları bile, çocuklara kötü örnek olur diye yasaklamak istiyormuş. Rusya’da LGBT’lerin gösteri yapmalarına bile izin yerilmiyormuş.

Malezya ve Kuveyt’te polisler gördüğü transgender kadınları yakalayıp içeri atıyormuş, çünkü karşı cinsten birisiymiş gibi davranmak yasalarca  yasaklanmış ve giyilen elbiseler suçun delili olarak kullanılıyormuş.

Polis yakaladığı transgender kadınların elbiselerini şubede çıkarttırdıktan sonra, onları erkeklerle aynı yere koyup kapıyı üzerlerine kapatıyormuş.

Dün 17 Mayıs’tı, uluslararası homofobi ve transfobi’ye karşıt olma günü olarak ilan edilmiş. Bilenler biliyordur.

Birleşmiş Milletler üyesi olan 193 ülkenin 76’sında homoseksuel hareketlerde bulunmak cezaya tabi imiş şu an. 76 karşıt ülkenin 38 i Afrika’dan.

Yukarıdaki örneklerin LGBT’lerin dünyada, Türkiye’de, yaşadıkları zorluklardan sadece birkaçı olduğunu, herkesin gücü yettiğince onlara dünyayı dar etmek için elinden geleni ardına koymadığını, ‘benim gibi erkek olacaksın ulan’ diyen hemcinslerince, aileleri tarafından kafalarının ezildiğini, homoseksüelliğin batının gelişmekte olan ülkelere bir dayatması olarak görüldüğünü biliyoruz.

Erken tedavi ile iyileştirilme şansının olduğunu düşünenlerle, dinlere, kültürel değerlere uymadığını düşünenlerin çoğunlukta olduğunu da.

Suç bu, diyorlar bazıları da.

Cezalandırırsak bir daha yapmazlar, konuşmazsak unuturlar, göstermezsek bilmezler diyorlar da öyle demekle olmuyor işte. Oldu mu oluyor ve onlara yapılan bu bezdirme, sindirme, dayatma ve değiştirme çabaları ne din ne dil ne de kültürün korunması adına yapılıyor bence. Kandırmayalım artık birbirimizi.

Korkumuz soyumuzu-sopumuzu kurutacak olmaları falan da değil.

Korkumuz,  çoğunluğu hetero erkek ve hetero aile modelinden oluşan toplum ve görgüsüzce içi tıka basa doldurulmuş, dominant ‘erkeklik’ kavramının tehlikeye girecek olmasından başka bir şey değil.

İnsanların şu üç günlük dünyadaki yaşamlarının birileri tarafından standart ölçülerle belirlenmesi, bu yaşamı kabul etmesi için sürekli kafasının ezilmesi hangi akla hizmet ya.

Neyimiz artacak ki  her yer heteroya kesse?

Daha mı bir insan olacağız, insanlığımıza insanlık mı katılacak.

Kalbin ancak karşı cinsten birisi için atabilir, yoksa söküp atarız ellerimizle ha, benden demesi, diyoruz resmen birilerine.

Bu ne ukalalık, ne haddimize  ya.

Nereden alıyoruz bu kendimiz için gani gani istediğimiz, ailemizle, sevdiklerimizle, komşularımızla, bildiklerimizle, kardeşlerimizle birlikte yaşama özgürlüğünü, bizim gibi olmayanların elinden alma, hatta bu konuda konuşma hakkını.

Kimiz biz ya…

Bron, İnsan hakları, seksüel azınlıklar kolu başkanı Boris Ditrich’in Volkskrant’taki, 17 Mayıs ’13 tarihli yazısı.

Nafiye Gölbaşı

Radikal Blog