ahmet-davutoglu-nun-reyhanli-olayina-siritisi_445605 Mayıs 15

Reyhanlı saldırısının gerçek sorumlusu kim?


ahmet-davutoglu-nun-reyhanli-olayina-siritisi_445605

Yüreğimiz kan ağlıyor

11 Mayıs’ta Reyhanlı’da Cumhuriyet tarihinin en acı gününü yaşadık. Türkiye 30 senedir terörle mücadele ediyor, hiç böylesini görmemişti. 50 kadar vatandaşımız hayatını kaybetti; 100’lerce yaralımız var. En vahşi PKK saldırısında bile şimdiye kadar böyle bir şey yaşanmamıştı.

Terör, zayıfın, güçlüye karşı kullandığı bir araçtır. Ancak hiçbir terör örgütü, hem kendi kamuoyunu kaybetmemek, hem de uluslararası toplumun şimşeklerini üzerine çekmemek için, sivil halka yönelik böylesine nefret uyandıracak bir saldırı yapmaz. Bu anlamda Reyhanlı saldırısı bir terör örgütünün veya siyasi bir grubun işi olamaz. Ayrıca bu saldırıyı terör kelimesiyle ifade etmek de mümkün değil; bu başka bir şey, ama hangi kelimeyi kullanacağımı, ne diyeceğimi bilemiyorum.

Irak’a, Libya’ya, Afganistan’a bakın, saldırının adresine ilişkin net bir fikriniz olacaktır

Dünya bu tür saldırıların ilk örneklerini Irak’ta gördü. Hani Sünniler Şiilerin, Şiiler de Sünnilerin camilerini bombalamışlardı ya… Pazar yerlerinde bombalar patlatılarak masum insanlar katledilmiş böylece Irak’ı parçalanmaya götüren iç savaş çıkmıştı. İşte Reyhanlı saldırısı da aynı onlara benziyor.

Bu tarz bir saldırının arkasında mutlaka istihbarat örgütleri ve güçlü bir devlet vardır. Sıradan bir devlet bunu yapamaz. Çok ağır sonuçlar doğurarak kamuoyunu etkileyip, karar vericileri baskı altına almaya yarayan bu tür saldırılar, daha çok CIA ve MOSSAD gibi istihbarat örgütleri tarafından taşeronlar kullanılarak yapılmaktadır. Tabi şu anda doğrudan suçlu onlardır diyecek somut kanıtlardan yoksunuz. Ama zaten bu örgütlerin temel özellikleri, arkalarında kolay tespit edilecek iz bırakmamalarıdır. Biz daha çok, bu tür eylemleri yapmaya kimin “yeteneği” vardır ve eylem kimin işine yarıyor gerçeklerinden hareketle bir tespitte bulunuyoruz.

Doğruyu bilen ama yanlış hedef gösteren devlet Bu tuzaklarda mekanizma öyle çalışır ki, devlet doğruyu bilse bile, hedef gösterileni suçlamak zorunda kalır.

Muhtemel failleri düşünerek ihtimalleri şöyle bir sıralayalım: 1. Esad, 2. CIA, 3. MOSSAD, 4. El-Kaide, 5. El-Nusra, 6. “M”İT, 7. El Kaide’nin Afganistan ve Pakistan’da askeri eğitim verdiği 2 bin Türk’ten bazıları, 8. İngiltere, 9. Fransa, 10. Almanya, 11. Rusya, 12. İran… Listeyi uzatmak mümkün.

Farkında mısınız, Esad haricindeki hiçbir aktör AKP’nin işine yaramıyor. Listeden Esad dışında kimi seçerseniz seçin, sorumluluk AKP’nin üstüne yıkılır.

Açıklayalım: AKP, İran ve Rusya hariç, listede adı geçen diğerleri ile işbirliği halinde Esad’ı devirmeye çalışıyor. AKP’nin bu saldırılardan işbirlikçilerinin sorumlu tutması, onu siyaseten bitirir. İran ve Rusya’ya seçeneklerine gelince; bu tarz onların tarzına benzemiyor, şimdiye kadar dünyaya benzer bir örnek vermediler. Fail bu ikiliden biri olsa dahi, AKP en önemli komşu ve ticari ortaklarından birini daha kaybederek Türkiye’nin kuşatılmasına katkıda bulunan taraf olarak yine kaybeden olur.

Geldiğimiz noktada AKP hükümeti gerçek sorumluyu tespit etse dahi, Suriye haricinde hiç kimseyi sorumlu ilan edecek durumda değil.

AKP halkın yükselecek tepkisini önleyemez

Olaydan hemen sonra telefonla canlı yayına bağlanan görgü tanığı paniğe kapılmış bağırıyor: “Nerede bu Allahsız oğlu Allahsız başbakan!..” Bağlantıyı hemen kesiyorlar. Halk infiale kapılmış, Suriyeli mültecilere saldırıyor; polis olayları ancak havaya ateş açarak yatıştırabiliyor. Anlayacağınız halk, olayın sorumlusu olarak AKP politikalarını görüyor. Hal böyle olunca, 2 yıldır Suriye’ye karşı ABD-İsrail koalisyonunun taşeronluğunu yapan hükümet için failleri “yakalamak” da hiç de uzun sürmüyor.

İçişleri Bakanı açıklama yapıyor: “Saldırıyı düzenleyen örgüt ve mensuplarının Suriye’deki rejim yanlısı El Muhaberat ile irtibatta oldukları belirlenmiştir. Örgüt ve kişiler de büyük oranda bellidir”. Saldırı üzerinden daha 24 saat geçmeden, kimliğini bilmediğimiz 9 kişi suçlu sıfatıyla hemen gözaltına alınıyor.

Televizyonlar, gazeteler saldırının ne kadar profesyonelce yapıldığını bas bas bağırıyor. Ama hükümetin saldırgan diye ilan ettiği “profesyoneller”, saldırıda “profesyonel”, fakat kaçarken acemi mi acemi çıkıyorlar. Daha ilk saatlerde kuzu kuzu yakalanıyorlar. Hatta bu da yetmiyor, içlerinden bazıları itiraflarda bulunuyor. Böylesi bir katliamın sorumlusu olarak bir daha gökyüzü görmeyecek adamlar bülbül gibi şakıyorlar. İnsanın aklına kötü şeyler gelmiyor değil! Ya bizim güvenlik kuvvetleri hala çok güzel işkence yapıyor, ya da bu adamlar özel yetkili mahkemelerde şakıyan şu bizim bildiğimiz, “gizili tanık” bülbüllerinden.

Normalde milletin başına böyle bir felaket geldiğinde yas ilan edilmesi gerekir. Fakat yas ilan edilirse olayın etkisi AKP aleyhine daha da büyür. Peki, ne yapmak lazım? Hemen Cumhuriyet Savcılığının talebi üzerine Reyhanlı’da meydana gelen patlamaya Sulh Ceza Mahkemesi tarafından yayın yasağı getiriliyor. Böylece medyanın bölge halkının AKP Hükümetine duyduğu tepki gözlerden kaçırılmaya çalışılıyor.

Reyhanlı katliamının faillerinin bulunmasının gecikmesiyle doğru orantılı olarak AKP Hükümetinin Suriye politikası darbe yiyecekti. AKP faili hemen bularak ilk salvoyu atlattı. Ya da atlattığına inanmak istiyor. Ama bu katliamı Esad dışında bir aktör yaptıysa, Suriye’yi parçalama koalisyonunu zor günler bekliyor demektir. Davutoğlu kimseye söylemese bile kara kara düşünmeye başlamıştır şimdiden.

Sonuç: 24 saat içinde olay Esad’ın üzerine yıkılarak, AKP Politikaları temize çıkarılıyor, ya da temize çıkarıldığı zannediliyor. Peki, bölgeye barış gelecek mi? Bir daha böyle saldırılar olmayacak mı? Savaş tehlikesi azaldı mı, arttı mı?

Savaş ve saldırılar sadece güvenlik tedbiriyle Değil, esas olarak politikayla önlenir

900 km’lik Suriye sınırımız yolgeçen hanı olmuş. Irak sınırını saymıyorum bile. Bir ülke, sınırlarını ancak karşısında muhatap alacağı bir devlet ve bir hükümet varsa güven altına alabilir. Karşı tarafın devlet otoritesi zayıflamış ve sınırların kontrolü ne olduğu belli olmayan grupların eline geçmişse, buradan kaynaklanan problemlerden siz karşı tarafı sorumlu tutamazsınız. Üstelik ülkede yaşanan iç savaşta, tuttuğunuz tarafı desteklemek için sınırların güvenliğini kendi elinizle ortadan kaldırdıysanız diyecek bir lafınız da yoktur.

Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan beri uyguladığı “yurtta barış dünyada barış” politikası, Dışişleri Bakanı Davutoğlu ile çok keskin bir dönüşüm yaşayarak “aktif barış” adı altında bir saldırganlık politikasına dönüştü. Bu politika, iç savaş yaşayan komşusunda, tarafları barıştırmak yerine bir tarafı destekliyor. Suriyeli kardeşlerimiz bizim Reyhanlı’da yaşadığımız acıyı haftada birkaç kez yaşıyorlar. Bizim Davuotoğlu, Esad’ın yaptığı mücadeleyi abartarak duyuruyor, ama kendisinin silah verdiği paralı askerlerin katliamlarını görmezden geliyor. Sonrada Reyhanlı’da olanlara yüreğim yandı diyor!!!

Bölgemizde emperyal bir güç gibi davranmaya çalışmak sadece ve sadece emperyalistlerin işine yarar, bize ise yarardan çok zarar getirir; görüyoruz. Bu anlamda Reyhanlı katliamının sorumlularını uzaklarda aramaya lüzum yok, içimize bakalım. Hani şu parlayan dış politikamızın yıldızı var ya, Davutyıldızı, bence sorumlu o.

Bu arada Reyhanlı da yaşadığımız terör tipine de, ne diyeceğimizi buldum; bundan sonra bu tür saldırılara Yıldızlı Davut Terörü diyelim.

Mehmet Bori