fft78_mf1452969 Mayıs 12

Ateistim ama çoğu insandan dindarım


fft78_mf1452969

O, zaman makinesiyle günümüze ışınlanmış gibi… Pelin Batu’yla tarihten edebiyata ve inanç meselelerine geniş bir yelpazede sohbet ettik. İlgilendiği konuların yanında, karanlık erkek dünyasının içinde ‘Alice Harikalar Diyarı’ndan gelmiş renkli bir çizgi film kahramanı gibi çıktı karşıma. Kesinlikle bu dünyadan ve hatta bu zamandan değil. Yaşam ritmi genelden farklı. Zaman makinesi ile günümüze ışınlanmış gibi. Ben de onunla zaman kavramı olmaksızın cinsellik, kendisine yöneltilen eleştiriler, ateistlik üzerine ile rahat bir söyleşi yaptım. Tüm çıplaklığıyla sorularımı yanıtladı. 

Dışarıdan bakılınca mesleğinle ilgili bir kavram kargaşası var. Tarihçi, sonra oyuncu, yazar, programcı… Sence bu kavram kargaşası neden kaynaklanıyor? 

Birkaç yıldır üniversitelerde ders veriyorum. Ve jenerasyonlar üzerine konuşuyorum. Sosyolog değilim. Eksperlik alanım değil bu. Ancak şunu fark ettim gerçekten de X’ten sonraki tam arada kalan jenerasyonlar için eskiden olan meslekler, o kategoriler yok. Çünkü dünya öyle bir yer değil. Her şey çok kaygan ve kaypak. Her an her şey değişebilir. Ve ona göre insanlar da haliyle ayak uydurmak durumunda kalıyor. Ben kendimi çok şanslı hissediyorum. Çoğu insanın hayal ettiği şeyleri yapıyorum. Aslında hala bir üniversite öğrencisi gibi yaşıyorum ve bu şekilde yaşamak için de uğraş veriyorum. Bütün kazancımı gezilerime yatırıyorum ki bu bana güzel bir kitap, sergi ya da ilham kaynağı olarak geri dönsün. Ama bu durum bana “bu kızın işi ne” şeklinde geri dönüyor. Oysa eminim ki bir sürü insanın şansı olsaydı böyle yaşamayı tercih edebilirdi.

Birçok filmde oynadın. Okuduğum eleştiriler yazarlığın, hatta fikirlerin üzerine değil, oyunculuğun üzerine. Bu eleştirileri haklı buluyor musun? 

Hiç şaşırmıyorum. Çünkü gördüm ki dünyanın en güzel şiir kitabını yazarsan yaz, körler sağırlar birbirini ağırlar durumu oluyor. Şairlerin bile şiir okumadığı bir dünyada yaşıyoruz. Dolayısıyla ne yazık ki bir mastürbasyon gibi oluyor. Eleştirilerde şöyle haklı bir yön var. Ben de kendi filmlerimi izleyince eleştirilecek çok fazla yön buluyorum. Senaryo kâğıdın üzerinde durduğu gibi durmuyorum. Ana fikri çok güzel olan filmler var ancak realiteye geldiğinde iyi bir sonuç vermeyebiliyor. Sinema filmlerimden tepki çekmem beni hiç şaşırtmıyor. Ben de tepki duyuyorum. Hatta filmlerimi gala gecelerinin dışında izlememişimdir.

Kendini eleştirilere hep cevap vermek zorunda hissediyor musun? 

Hayır. Şunu fark ettim ki ben agresyondan çok korkan bir insanım. Çocukluğumda hiç bağıran çağıran, tokat atan insanlar olmadığı için bende bir yabancılaşma oluşturuyor. Bu televizyon programı, internet mücahitlerinin laf çakmaları, politikacıların bağırmaları karşısında tüylerim hep diken diken oluyor. Cevap vermek demek o kavgaya devam etmek demek. Sinir siniri doğurur. Ben kavga edersem reyting getirir ve onların istedikleri de bu. Efendiliğimi her zaman korumaya çalıştım. Ama bir süre sonra içine atmaya başlıyorsun. Tortu oluşturuyor. Ve sana yol su elektrik olarak geri dönüyor. İçime ata ata öyle hale gelmiştim ki TV programlarından sonra eve gidip yastık yumruklamak geliyordu içimden.

Şimdi söylemiş olduğun şeylerden bir derleme yaptım. Bunların cevaplarını kesinlikle merak ediyorum: “Ateistim, kendisine tapılmasını isteyen bir tanrıya inanmıyorum!”

Ben bir insanın dininin konuşulmasını mahrem bölgeye tecavüz olarak algılıyorum. Ben kimin neye inandığını, ne kadar dindar olduğunu merak etmem. Ve buna burnumu sokmak istemem. Bu cümle neden çıktı? Bir programda reklam arasında kendi aramızda konuştuktan sonra yayında “Pelin sen de ateist olduğunu söylüyorsun. Öyle mi ?” diye sorulunca yalancı davranmamak için beyan ettiğim bir şey. Yoksa ben ateist bayrağı açtım, iktidara tepki koyuyorum durumu değildi bu.

“Hz. İbrahim döneminde mi yaşıyoruz. Kurban yasaklansın! Bu konularda insanlar kendisiyle Tanrı arasına sen giriyormuşsun gibi hissediyorlar”…

Evet. Bunlar cımbızla çekilip provokatif bir cümle olarak sunulunca provokatör bir ajan, kara koyun ve sinir bozucu bir karakter oluyorsun. Provokatör bir ajan gibi anılmaktan hoşlanmıyorum. Ben fetva veren ve bu dinde reformasyon olması gerekiyor diyecek bir insan değilim. Haddim değil. Benim oradaki serzenişim şunun üzerindeydi: Dinin politik nedenlerle kullanılması beni rahatsız ediyor. Görgüsüzce dinin özüyle hiçbir alakası olmadan dinin şatafatı yapılıyor. Mesela havaalanı açılışı yapılırken develer kesiliyor ve binlerce hayvan katlediliyor. Ben iddia ediyorum, ateist olmama rağmen pek çok insandan daha dindar olduğumu düşünüyorum. Çünkü din neden vardır? İnsanlara doğruyu göstermek için, çevreye zarar vermemeleri için, insanlara hakkını vermek ya da insanların bir şeylere arsızca sahip olmamaları, kaosun olmaması için…

Peki, bir kuvvetin varlığına inanmıyor musun? 

Bir kuvvete inanıyorum. Ama ben buna bir ad takmıyorum. Ben hepimizin bir enerji olduğuna ve bu enerjinin de tarif edilemez olduğuna inanıyorum. Ve dinin bu anlamda da dünyadaki en büyük güç olduğuna inanıyorum.

“Fatih için gay diyorlar” dediğinde?

 “Fatih eşcinseldi” lafını ben söylemiyorum. Dönemin Bizans tarihçileri Dukas, Kritovulos bunları yazmış. Fatih’in o dönemde kendi tarihçileri yok. Öldükten 100 sene sonra Âşık Paşazade yazmış onu. Bizans tarihçileri de tabii ki Fatih için çok tozpembe bir portre çizecek değiller. Fatih’e karşı duruş sergilemeleri olası. Benim o programda tek söylediğim şey şuydu: Vakti zamanında bunlar Fatih için yazılmıştır ve büyük ihtimalle bir karalama kampanyasıdır.

Eşcinsellik konusunda ne düşünüyorsun? Bu sence belli dönemlerde artan ya da azalan bir dalgalanma mı? 

Çok dini bir cevap vereceğim: İnsana bakarım… Ben tabular, toplumun baskısı, aileden, dinden, konudan komşudan gelen tepkilerden dolayı pek çok şeyin bastırıldığını görüyorum. Özellikle ikiyüzlüler eşcinsellik konusunda bağırıp çağırıyor ve çirkeflik yapıyorlar. Bazı insanların heteroseksüel doğduğunu biliyoruz. Ama insan hayatında öyle bir şey olur ve karşısına öyle nurlu bir insan çıkar ki onun kadın ya da erkek olduğuna bakmazsın. Bütün kutucuklar, ayrımlar yok olur. Bende daha önce hiç olmadı, ama hayatta ne olacağı belli olmaz ki.

Bu konuya dokunduğunu, sana teğet geçtiğini hissettin mi hiç? 

Bazen keşke biseksüel olsaydım diye düşündüğüm çok oldu. Belki hayatım kolaylaşırdı en azından. Ama heyhat kadınları çok daha akıllı, estetik ve cezbedici bulmakla birlikte onları seksüel bir obje olarak asla göremiyorum.

Evlilik fikri hiç aklından geçmiyor mu? Bir röportajında kaçış sendromu olduğunu söylemişsin. Bu durum bağlanmaktan korkmakla da ilgili olabilir mi?

Ailede iki kardeşiz. Kardeşim evlenip, çocuk sahibi olduktan sonra “Bana yüklenmeyecekler” diye düşündüm, tam tersi oldu. Annem “Evlenmene gerek yok bir çocuk yapsan ben bakarım” demeye başladı.

Hayatım boyunca dünyayı birlikte gezip, aynı heyecanı yaşayacak, yazdığım yazıyı göstereceğim, birlikte Buenos Aires’e yerleşebileceğim insanı arıyorum. Ama heyhat olmuyor.

Ama senin hayatında birileri mutlaka vardır? Ya da yoksa neden yok? 

Ben hep hastalıklı tipleri buluyorum. Bir şeyler yaratırken onu paylaşacak insanlarla olup, birbirimizi doyuralım istiyorum. Bu hastalıklı düşünce nereden kanıma girdi bilmiyorum ama Virginia Woolf – Leonard, Henry Miller – Anais Nin, Kafka – Elena gibi birbirine ilham veren çift örnekleri çok egosantrik oluyorlar. Aslında hayat çok basit: Birlikte zeytinyağına ekmek bandırıp yıldızları izlemek.

Babanla kardeşin sevgililerine lakap takıyorlarmış? Birkaç lakap söylemeni istesek? 

Ben ayrıldıktan sonra öğreniyorum genellikle bunları. Babam ve kardeşim bazen aralarında konuşuyorlar tabii, duyuyorum. Zombi, Toulouse Lautrec, Damat Ferit.

“Evde çırılçıplak yürürüm. Arda da öyle, hiç utancımız yoktur. Türk normlarında belki garip geliyor ama bizim kadar yakın bir aile ve kardeşlik görmedim”… Çıplaklık konusunda ne düşünüyorsun? 

Gerçekten öyle bir cümle kurmadım. Bu soruyu sorduğun için çok müteşekkirim. Beni bir tarafa bırak bu konuda en çok Arda’yı üzdüğü için çok üzgünüm. Birbirimize karşı çıplak davranabiliyoruz. O kadar açık ve yakınız ki dedim. Ama bu o cümle olarak çıktı ve kaldı. Gazetede mikroskobik boyutta bir tekzip yayımlandı, kimsenin ruhu duymadı.

Tan Sağtürk

Radikal