Namaz_Kilan_Robot_Video_2010-05-01_16_50_30 (1) Şubat 12

Ve tanrı ılımlı müslümanı yarattı


Namaz_Kilan_Robot_Video_2010-05-01_16_50_30 (1)

Bu konuyu anlamak için Evangelizmi” (Evanjelizm) anlamak gerek.

Çok ama çok kısaca Evangelizm’den bir kaç satır bahisle başlayayım.

Evangelist, eski Yunanca’da Evangel, Evangelion: İyi Haber, Sevindirici/ Kurtarıcı anlamına gelir.

Evangelic, Evangelical, Evangelist ise; İncile ait, İncilsel, İncile bağlı, İncilci anlamları kapsar.

Hristiyanlığın bir kolu, mezhebidir (FİKİR, DÜŞÜNCE, GÖRÜŞ, DOKTRİN).

Evangelizm, mistik anlamı yönünden, Kutsal Kitab’a yönelmek, dönmek anlamını taşır. Ayrıca “Hz. İsa’nın gerçek öğretisi” yerine de kullanılmaktadır.

Evangelizmin aslı, Protestanlığa yani Martin Luther’e dayanır. Luther, Papa’ya, Vatikan’a karşı olarak kurduğu yeni kiliseye “Evangelist Kilise Hareketi” ismini vermiş, Papalığın yaptıklarına karşı çıktığı, protesto ettiği için bunlara “Protestan “denildiğini önceki yazılarımda bahsetmiş idim..

Martin Luther hakkında uzatmayım. Reformları önemlidir. Katoliklerde faiz yasak iken Protestanlar serbestçleşmesi, ahiretten çok, dünya işlerine ağırlık verilmesi.. gibi liberal harektelerle İbadetler önemsizleştirildi.

Harvard Üniversitesi’nde ilâhiyat profesörü olan Harvey Cox “ Tanrı’ya Dönüş “adlı kitabında, iki Hıristiyandan birinin Evangelist olacağını ve 21’inci asrın en büyük dininin Evangelizm olacağını iddia etmektedir.

1985 Ağustos’unda Basel’de Katılanların çoğu Yahudi kökenli olmayan, Üç gün süren kongrede, dünya Yahudilerinin İsrail’e göç etmeğe çağrılması ve İsrail’in 1967’de işgal etmiş olduğu Batı Şeria’yı resmen ilhak etmesinin talep edilmiş idi.

Ilımlı bir Yahudi ise şöyle demişti.
“İfadeleri sert buluyorum, İsrail halkının üçte ikisi de Batı Şeria’nın ilhakına karşıdır” demişti.

Bunun üzerine Uluslararası Hıristiyan Elçiliği temsilcisi Van der Hoevn sinirleniyor ve bağırarak:

“İsraillilerin ne düşündüğü önemli değil; biz Tanrı’nın dediğine bakarız. Ve Tanrı o toprakların Yahudilerin malı olduğunu söylüyor.”

Şimdi bukadar açıklama yeter.
Bir arkadaş çok ilginç bir yorum yapmış.
Diyor ki:
Anlayamadığım bu robotu yapanlar mutlaka yabancı. Türk ya da müslüman değil…
Neden ayin yapan bir rahip değil, bir papaz vs.. değilde namaz kılan bir robot?

Gerçekten de ilginç bir tesbit.

Yani şimdi robot müslüman mı olmuş oluyor?

Öyle ise, tüm 4 dini bilgilerin yüklendiği bir robot yapsalar, her dine göre ibadet yapabilse, tüm dinlerin en ince ayrıntılarını yükleseler o zaman bu robot acaba Diyanet işleri başkanı olabilir mi?

Ya da başka dinlerin lideri, Vatikan yerine görev yapar mı, haham olur mu?

Belki de her eve böyle bir robot istenilen şekil verilmiş topluluklar yaratmanın bir başlangıcı olmasın.

Bu başlancıçta, ilk olarak müslümanlar üzerinde denemeyle başlayacak olmasın?

Bunu bir espiri olarak değerlendireceğinizi biliyorum.

Zaten o anlamda da yorumladım. Ancak bir de gerçek olma ihtimalini düşünsenize.

İstediği kadar aç kalabildiği için Oruç ibadetini hiç zorlanmadan yapan, namaz esnasında aklına kötü hiçbirşey gelmeyeceği için namaz ibadetini hiç hatasız yapan, tüm din bilgisine sahip olduğu için de hatsız bir iman eden ne kadar da aranan bir vasıf öyle değil mi?

İlerde teknoloji biraz daha gelişince robot düşünmeye başlar ise ne olacak?

O vakit yandı gülüm keten helva.

Daha önceki bir yazımda bahsettiğim gibi 1957’de 3’lü dini merkez, daha sonra dinler arası diyalog, daha sonra da medeniyetler ittifakı adı ile içimize ve dünya inanç sistemlerine sokulan yeni ve tek tanrı inancı, yeni ve tek tanrılı bir din anlayışını getirmektedir demiş idim.

İşte başta da izah etmeye çalıştığım Evangelizm bunun tek değilse de en büyük kurucusudur.

Çünkü onlar şuna inanmaktadırlar.

Dinlere hükmeden dünyaya hükmeder.

Evet doğrudur da.

Zira dünya insanlarının % 98’i ne yazık ki bilinçli olarak bilimden uzaklaştırılmış, hurafelerle, uydurmalarla, insanlar tarfından yaratılmış birtakım dinlerle yönetilmiştir.

Burada dinler diyorum.

Çünkü bu uyduruk din benzerleri masallar, mezhepler (görüş, düşünce, fikir, doktrin)kökenli olmasına rağmen, tanrısal roller verilerek dinmiş ve tanrı adına konuşuyormuş gibi algılattırılmış ve yeni, garip, değil tanrısallığa akla dahi uymayan dinler yaratılmıştır.

Yaklaşık tüm mezhep kurucuları da kendilerinin tanrı adına konuştuğunu, tanrıdan gelen mesajları yorumladıklarını (bu bazen de teviller olarak karşımıza çıkmaktadır), daha da ileri gidecek olurlarsa yeni peygamber olduklarını söyleyebilmekte olup, garip olanın ise bunlara karşı olduğunu söyleyenlerin dahi ezelden beri uygulama alanı bulan bu tür sapkınlıkların içinde olduklarını ne yazık ki görmedikleri, anlamadıkları belinmektedir.

İşte ılımlı Yahudi, Ilımlı Hristiyan, Ilımlı müslüman, hatta ılımlı ateist dahi yaratma çalışmalarının ortak özelliği yeni dünya dinidir.

Belki bu yeni dine herkesin kullanabileceği yeni bir isim konmamış olabilir.

Ancak çok yakın gelecekte bunu da açıklayacaklardır.

Bazı coğrafyada bunu ılımlı islam adı ile görmekteyiz.

Düşününüz, Tanrı’nın oğlu İsa Mesih’i Yahudiler çarmıha gerdiler ve işkence ile öldürdüler diye inanan, yahudileri hiç sevmeyen Hıristiyanlar, “Rab”lerini öldüren Yahudileri neden birden bire sever oldular ki?.

Düşününüz, dünyadaki Antisemitizm İdeolojisinin kaynağı neydi ki ne oldu?

Bütün bunları yazmam sebep olan o namaz kılan robot ve arkadaşımın kafalarda soru işareti bırakan sorusu oldu.

Öyle ya Dünya dinine giden yolda dünya dini olarak lanse edlmeye çalışılan yeni dinin müritleri, tapanları, inananları da olmalı idi. Nasıl olsa özellikle islam dininde tıpkı diğer dinlerdeki gibi şekil önemli değil midir?

Yani önemli hale getirilmemiş midir?

Birisine hangi dine inanıyorsun diye soramazsınız. Diyelim ki size müslümanmısın diye soruldu. Evet dediniz.

Hemen ibadet yapıp yapmadığın, komşun ise neden camiye gitmediğin vs… ahiret soruları başlar.

Çünkü onlar sizin alnınızı secdeye giderken görmek isterler.

Çünkü, onlar için secde, olmaz ise olmazdır.

Allah(cc) nün koymadığı yeni başka kurallar da koyarlar, onu yapıp yapmadığınızı takip ederler.

Başınızın, kıçınızın örtülümü açık mı olduğu onlardan sorulur.

Şimdi bunların hiç birine gerek kalmadı.

Programlayın robotunuzu, sizin yerinize ibadet dahi yapsın.

Yeni bir akım başlayacak.

Robot oruç tutar mı? Namaz kılar mı? Hac görevi farz olur mu?
Hatta hastalarınızın yerine robot namaz kılabilir mi? Hacca gidebilir mi?

Aslında bunları tartışmaya hiçte gerek yoktur.

Zira her dini yükleyebildiğiniz için, tüm dinlere göre yorumu en doğru şekilde o size söyleyecektir.

Sorun söylesin.

Tek şart siz sakın düşünmeyin.

O herşeyi bilendir.
O herşeye kadir olandır.

O yeni tanrınız, yeni dininizin yaratıcısı, kendi yarattığınıza tapınan yeni dininizin ilahı olacaktır.

Siz sadece tüm dinlerde olduğu gibi, düşünmeyiniz.
Kayıtsız şartsız itaat ediniz.

İnanç düşünce istemez.
Adı üzerinde inanan ister.

En iyi inanan da cennetten en iyi yere sahip olma garantisini elinde tutan demektir.
İşte isze yeni dinden birkaç satır özet sundum.

Arkadaşımın dediği gibi düşünüyorum, neden acaba bir robot ilk önce islami şekilde ibadet etti de başka dinlere göre ibadet yapmadı.

Hatta bir istavroz dahi çıkartmadı?

Düşündükçe kendine soracak, yahu bunların hangisi doğru söylüyor?

Hepsi de aynı allahtan bahsediyor ancak birbirlerini beğenmiyor hatta düşmanlık içindeler.

Acaba bu dinler ilahi değil de beşeri olmasın diye düşünemez mi dersiniz?

Aman en iyisi düşünmeyen sadece kendisine uygun görülen (programlandığı şekli ile)tarzda ibadet yapan dır.

Yoksa ortalıkta din falan kalmayacak….

Neyse uzatmayım… yoksa saçmalamaya başlayacağım.

Sonuçta robot adına konuşmak olmaz ki.

Ne malum belki de robot olan bizleriz…

Yazının başlığına bahsettiğim tanrının nasıl bir tanrı olduğunu sanırım ki anladık.
Ne de olsa bilim insanları tanrı rolünü oynamaya başlmadı mı?

Sentetik hücer yapmadılar mı?

Yakında robotlar sentetik hücrelerle dontılıpta düşünmeye başlarsa işte o zaman bu dinde yıkılır ortada ne din kalır, ne inanç.

Belki de işin özü de bu değil midir?
Bizde bilm insanları değersizleştirildiği için, az sayıda olduğu için belkide bizim korkmamıza gerek dahi yoktur.
Ne malum?
Saygı ile…
28 Mayıs 2008
Ahmet Dursun

 Milliyet Blog