17-araplar Ocak 16

Soru 36: İslâm Şeriâtı’nda ‘Irk’lar’ ve ‘Toplumlar’ Arası Eşitlik Yoktur, Arap’ın Üstünlüğü İlkesi Vardır! İslâm’a göre Tanrı Türk’leri İnsanlığa Felâket Getirici Irk Olarak Tanımlamıştır! ” Deseler Bu Sözlere İnanır mısınız?


17-araplar

Soru 36 – Size: “İslâm şeriâtı’nda ‘ırk’lar’ ve ‘toplum’lar’ arası eşitlik diye bir şey yoktur, Arap’ın üstünlüğü ilkesi vardır! İslâm’a göre Tanrı Türk’leri insanlığa felâket getirici ırk olarak tanımlamıştır! ” deseler, bu sözlere inanır mısınız?

Eğer bu soruya: “Hayır inanmam! Çünkü İslâm, her hususta olduğu gibi, ırk’lar ve topluluk’lar arasında da eşitlik ilkesine bağlı bir din’dir; Arap’ları Arap olmayanlara üstün tutmaz!” şeklinde karşılık verecek olursanız, müslümanlık sınavından başarısız çıkmış olursunuz, çünkü İslâm, her hususta olduğu gibi, ırk’lar, toplum’lar ve kişiler bakımından da eşitliğe yer vermeyen, esas itibariyle Arap’ın üstünlüğünü, Arap kavmıinin yüceliğini öngören bir din’dir. Şöyle ki:

İslâmcı’lar, İslâm’ın ırk farkı gözetmediğini, eşitlik dini olduğunu söylerler; söylerken de Muhammed’in:

“Ben Arap’tanım, ama Arap benden değildir”,

ya da:

“İnsanlar, bir tarağın dişleri gibi eşittirler. Arap’ın Arap olmayana üstünlüğü yoktur”

dediğini öne sürerler. Oysa Muhammed bu sözleri, eşitlik ilkesine bağlı olduğu için değil (çünkü hiç bir konuda eşitlik getirmemiştir), fakat günlük siyâsetinin gereksinimi nedeniyle söylemiştir. Her ne kadar Arap bedevîsini, ya da Kent’li Arap’lardan bazılarını küçümsermiş gibi görünmüş ise de (örneğin bkz. Tevbe sûresi, âyet 98, 107; Fetih sûresi, âyet 16) bunu, Arap’lardan bâzılarının İslâm’a girmemeleri, direnmeleri, ya da kendisiyle birlikte savaşa katılmamaları nedeniyle yapmıştır. Oysa gönlünde ve kafasında yatan şey, Arap kavminin insanlığın en üstünü ve diğer toplumların “efendisi” olduğudur; bundan dolayıdır ki Arap’ı her bakımdan yüceltmiş, “kavm-i necib” ” (temiz, saf ve aşîl ırk) olarak nitelendirmiş, ve Arap olmakla her zaman övünmüştür. Muhammed’in söylemesine göre Arap’lar, “üstün ve şerefli” bir soy olan İbrahim “peygamber”in ve onun oğlu İsmail’in soyundan gelmişlerdir. Ve bu soy içerisinde Kureyş kolu, ve bu kol’a dahil Benî Haşim’in aşireti (ki Muhammed’in mensup bulunduğu aşiret’tir) asâlet ve üstünlük bakımından önde gelmiştir. Bunun böyle olduğunu anlatmak üzere şöyle demiştir:

“Arap’ların en mükemmeli Kureyşlilerdir, ve Kureyşlilerin en mükemmeli de Benî Haşim’dir”.

Daha başka bir deyimle Muhammed, Arap kavmini, Arap olmayan kavimlerden üstün görürken, Arap’lar içerisinde dahi derece farkı gözetmiştir. Fakat saplı olduğu temel fikir o’dur ki Arap’lar, tüm olarak diğer kavimlerin üstündedir, ve çünkü Tanrı onları üstün niteliklerle yaratmıştır. Bundan dolayıdır ki, Arap olmayan kavimlerin Arap’ları sevmeleri, Arap’ları yüceltmeleri, Arap’ları saymaları gerektiğini söylemiştir. Bir bakıma Arap’lığı İslâmiyet ile ayniyet haline getirmiş, şöyle eklemiştir:

“Arap’ları sevmek (ve saymak) şu üç nedenle şart’tır: çünkü ben bir Arap’ım; çünkü Kur’ân Arapça inmiştir; çünkü cennet sakinleri Arapça konuşur”.

Yâni, müslüman olabilmek için Arap’ları sevip saymanın koşul olduğunu anlatmak istemiştir. Bu konuda aynen şöyle demiştir:

“Arap’ları sevmek demek iman sahibi olmak demektir; onlardan nefret etmek demek, imansız kalmak demektir. Arap’ları seven, beni seviyor demektir. Kim ki Arap’tan nefret eder, benden nefret ediyor demektir”.

Bununla da yetinmemiş, bir de İslâm’ın varlığını Arap’ın varlığına bağlamış, ve İslâm’a dahil toplumlara şu uyarıda bulunmuştur:

“Arap’ları sevin ve onların yer yüzündeki varlığına destek olun, çünkü onların yaşamı ve varlığı, İslâmiyet bakımından ışık demektir; onların yok olması demek İslâm’ın karanlığa dalması demektir”.

Yine Muhammed’in söylemesine göre Arap’lar, esas itibariyle Nuh’un oğlu Sem’in soyundan gelmedirler, ve bu nedenle “El Arabu-l Arba” (yâni “Asâlet sahibi Arap’lar”) olarak çağırılırlar. Bununla beraber, Arap asıllı olmamakla beraber daha sonraki bir tarih itibariyle Araplaşmış olup Yemen’de ve Hicaz’da egemenlik kurmuş olan Arap’ları dahi (ki bunlara “El Arabu’l- Musta’ribe” deniyor), Asâlet sahibi Arap’lardan saymıştır. Çünkü Muhammed, Yemen denen bölgeyi “İman’ın yurdu” ve “dinsel kavrayışın” kökeni olarak göstermiş, ve “iman” denen şeyin özellikle Hicaz halkında olduğunu bildirmiştir.

Ve yine şunu bildirmiştir ki, Arap’lara karşı düşmanlık “kâfirlik”tir, “müşrik’lik”tir (Tanrı’ya eş koşmaktır). Şöyle demiştir:

“Arap’lara hakâret eden, Arap’lar hakkında kötü konuşan, Arap’ları aşağılatan kişi müşrik sayılır; zirâ Arap’ları küçültmek İslâm’ı küçültmek demektir”.

Bütün bu hususlar, İslâmî kaynaklara dayalı olarak “Arap Miliyetçiliği ve Türkler”adlı kitabımda açıklanmıştır. Yukarıdaki kısa özetlemeden anlaşılacağı gibi İslâm şeriâtı, ırk’lar ve toplumlar arası eşitlik diye bir şey tanımaz; İslâm şeriâtı, Arap’ın “Kavm’i necip” olduğu inancına dayalıdır. Muhammed’e göre, Arap’tan sonra Acem ırkı gelir. Türk’ler ise Arap’lara ve tüm insanlığa felâket kaynağı olan bir ırk’tır!

İlhan Arsel, Müslümanlık Sınavı
İslâm Şeriâtı’nın Tarihî Türk Düşmanlığı Konusunda Bir Kaç Soru!

Hazırlayan: Subat