murtedin oldurulmesi Ocak 07

Soru 32: İslâm’dan Çıkanların Öldürülmelerini Uygun Bulur musunuz?


murtedin oldurulmesi

Soru 32 – “Şu ya da bu şekilde İslâm’dan çıkanların öldürülmelerini uygun bulur musunuz? Örneğin: -‘… Her kim dinini (ki Müslümanlıktır) değiştirirse onu hemen öldürünüz’- , ya da ‘-Dinini değiştiren ve cemâatten ayrılan kimsenin (kanının dökülmesi câizdır)’- şeklindeki buyrukları insanlıkla, hoşgörü anlayışiyle ve insanlar arası kardeşlik ilkeleriyle bağdaştırır mısınız?”

Söylemeye gerek yoktur ki, eğer akılcı bir eğitimden geçmiş iseniz, bu soruya “Hayır bağdaştıramam!” diye yanıt vereceksinizdir. Fakat bunu yapacak olursanız, müslümanlık sınavını kaybetmek bir yana, fakat müslümanların saldırılarına uğrayarak yaşamınızı bile yitirmeniz mümkündür. Çünkü yukardaki buyruklar Muhammed’in ağzından çıkmış şeylerdir, ve siz bu buyrukları kabul etmemekle Muhammed’e karşı gelmiş olmakta, ve aslında kendinizi Tanrı’ya baş kaldırmış duruma sokmaktasınız. Çünkü Kur’ân’da, Muhammed’e baş eğmenin Tanrı’ya baş eğmek demek olduğu, ve Tanrı’ya ve Elçisine karşı gelenlerin, hem yeryüzünde ve hem de gelecek dünyada çok büyük azaba uğrayacakları yazılıdır.

Ve fakat eğer bu yukarıdaki soruyu “Evet bağdaştırırım, çünkü bunlar Muhammed’in ağzından çıkmış şeyledir” diyecek olursanız, iyi bir müslüman olarak övünebilirsiniz. Şöyle ki:

Başta Diyânet yetkilileri olmak üzere din adamlarımız ve genel olarak İslâmcılarımız, İslâm’in, “şiddet ve terör yoluyla insanlara fiili saldırıda bulunmayı yasakladığını”, “sevgiyi, kardeşliği emretttiğini” vb…, söylerler ve bu tür sözleriyle “barış” ve “hoşgörü” zihniyetinin temsilciliğini yaparmış gibi görünürler. Ne var ki bunu yaparken, insanlarımızı, İslâm’dan gayri din ve inançtan olanlara, ya da İslâm’ı eleştirenlere karşı düşman kılan, bağnaz ruhla yetiştirmeğe yeterli bulunan şeriât verilerini gözardı ederler. Yıllardan beri bu verileri sergilemekle meşgulûm. Bu vesileyle konuyu burada tekrar ele almakta yarar bulmaktayım. Kuşkusuz ki söylenmek gereken şeylerin tümünü burada, dar bir yazı çerçevesine sığdırmam olası değil. Fakat kısaca fikir edinmek üzere bir iki örnek vermeliyim.

Bilindiği gibi “terör” sözcüğü, korku yaratmak, dehşet salmak, ölüm saçmak gibi anlamlara gelir. Şimdi geliniz hep birlikte, Diyânet’in yayınladığı “Sahih-i Buharî Muhtasarı Tecrid-i Şarîh Tercemesi” adlı seri’nin 8ci cildi’nin 388. sayfasında, İslâm’ı terkedenlerin öldürülmeleri gerektiğine dâir Muhammed’in şu buyruğunu okuyalım:

“… Her kim dinini (ki Müslümanlıktır) değiştirirse onu hemen öldürünüz”.

Bu buyruk:

“Dinini değiştiren ve cemâatten ayrılan kimsenin (kanının dökülmesi câizdir)”

şeklindeki bir başka buyrukla bağlantılıdır. Diyânet’in aynı yayınlarının 10cu cildi’nin 349cu sayfasında, yukardaki buyruğun uygulanmasiyle ilgili örneklerden biri bulunmaktadır ki, Muhammed tarafından Yemen’e vali olarak gönderilen Muâz İbn-i Cebel’in, İslâm’dan çıkan bir kişi hakkında: “Bu mürted öldürülmedikçe devemden inmem!” diye konuştuğunu içermekte. Onun bu konuşması üzerine o kişinin öldürüldüğü, bunun üzerine Muâz’ın devesinden indiği bildirilmekte!

Yine Diyanet yayınlarında:

“Allah ve peygamberleriyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuğa uğrayanların cezâsı öldürülmek, veya asılmak, yahut çapraz olarak el ve ayakları kesilmek ya da yerlerinden sürülmektir. Bu onlara dünyâda bir rezilliktir. Onlara âhirette de büyük azâb vardır…” (K. Mâide sûresi, âyet, 33)

şeklinde buyruklar bulunmakta. Burada “suç” diye anlatılmak istenen şey, sadece silahlı eşkiyalık gibi toplum ve devlet düzenini bozan davranışlar değil, fakat şeriât’ı şu veya bu şekilde eleştirici davranışları da kapsamakta. Bundan dolayıdır ki bugün, İslâm ülkelerinde, Muhammed’i ya da İslâm’ı eleştirmeğe kalkışanlar, ya da laikliği savunanlar, ya da “şeriât çağımızda uygulanamaz” diyenler “mürted” (din’den çıktılar) diye öldürülmüşlerdir; öldülmektedirler. Ülkemizin en değerli aydınları da, bu yukardaki buyrukların kurbanı olmuşlardır.

Ve ne vicdan sızlatıcı bir şeydir ki bu tür buyruklar, Diyânet İşleri Başkanlığı başta olmak üzere, din adamlarımız tarafından insanlarımıza belletilmektedir. 1400 yıl önce bu buyrukları yerleştirmiş olan Muhammed, kendisi de aynı şekilde iş görürdü: örneğin kendisini eleştirenleri, ya da İslâm’ı terkedenleri, “Tanrı’yı ve Muhammed’i inkâr ettiler” gerekçesiyle insafsızca öldürtürdü. Onun o zamanlar yaptığını, bugün aynen tekrar edenleri biz şimdi “mürteci” ya da “Kara yobaz” ya da “terörist” olarak tanımlamaktayız!

İlhan Arsel, Müslümanlık Sınavı
“Hoşgörü”, ve “İnsan Sevgisi” Konularında Bir Kaç Soru

Hazırlayan: Subat