images Ocak 07

Soru 31: Yahudi ve Hristiyanların Müslüman Olmadıkları Takdirde Cizye Vermeye Zorlamak Ödemedikleri Takdirde Öldürmek Gerektiğine Dair Buyrukları Uygun Bulur musunuz?


images

Soru 31 – “Yahudi’lere ve Hıristiyan’lara karşı, müslüman olmalarına kadar savaşmak, müslüman olmadıkları takdirde onları “cizye” (kafa parası) vermeğe zorlamak, ve bu ikisinden birini yapmadıkları takdirde onları öldürmek gerektiğine dâir buyrukları uygun bulur musunuz?”

Sanmam ki aydın bir kişinin aklından, bu tür buyrukları hoşgörü ve insanlık anlayışiyle bağdaştırabilecek bir düşünce geçmiş olsun. Ne var ki “Bu buyruklar akla, vicdana ve ahlaka ters düşer” şeklindeki bir düşünceyi savunduğunuz an, Müslümanlık sınavından sıfır alacak, ve ayrıca da İslâm şeriâtına göre kâfır sayılacaksınızdır. Çünkü bu doğrultudaki buyruklar Kur’ân’da yer alan buyruklardandır ve bunlara “Hayır” demek, Tanrı’yı ve Muhammed’i inkâr etmek demektir. Şöyle ki:

Biraz önce değindiğimiz gibi, Kur’ân’da, Tevbe sûresi’nin 29. âyeti’nde, Hıristiyan’lardan ve Yahudi’lerden İslâm’ı kabul etmeyenlere karşı savaşılmak ve onları cizye (kafa parası) vermeğe zorlamak gerektiği hakkında şu buyruk var:

“Ey mü’minler! Kendilerine Kitap verilip de Allah’a ve âhiret gününe inanmayan, Allah’ın ve resûlünün haram kıldığı şeyleri haram tanımayan ve hak dîni (yâni İslâm’ı), din edinmeyen şu kimseler (Yehûd ve Nasârâ yok mu? İşte onlar) kendi elleriyle Cizye (getirip) zelîlâne verinceye kadar onlara karşı cihâd ediniz” (K. Tevbe sûresi, âyet 29).

Görülüyor ki Yahudi’ler ve Hıristiyan’lar, İslâm şerâtı’nı din olarak kabul etmedikleri takdirde kendi elleriyle ve “zelîlâne” (aşağılanmış) şekilde kafa parası vermelidirler; aksi takdirde onlara karşı cihâd açmak gerekir. Diyânet’in açıklamasına göre söz konusu “Cizye” (kafa parası), hem onların “İslâm diyârında oturmalarının karşılığı olan bir vergidir”, ve hem de: “…Müslümanlıktan imtinâlarının cezâsıdır…” [Yâni, “müslüman olmamalarının ceremesidir”].

Ve yine Diyânet’in açıklamasına göre “cizye”nin ödenme şekli, Yahudi’lere ve Hıristiyan’lara, müslümanlıktan kaçınmış olmalarının kötülüğünü anımsatacak niteliktedir, çünkü bu parayı bizzat kendileri getirip aşağılanmış olarak ödemek zorunluğundadırlar. Diyânet’in açıklaması aynen şöyle:

“… bu vergiyi deruhde eden muâhidlerin vergilerini bizâtihi kendileri getirip zelîlâne bir vez’le vermelerinin şart kılınmış olması da bunu tey’id etmektedir ki, müâhidlere her vergi verdikçe Müslümanlıktan imtinâlarının fenâlığı ihtâr edilmiş olacaktır” (Bütün bu hususlar için, Diyânet’in “Sahih-i Buharî Muhtasarı…” adlı yayınlarının 8.ci cildinin 449-451 sayfalarına bakınız).

Burada geçen “müâhidler” deyimi ile Yahudiler ve Hıristiyanlar kast edilmiştir. Tekrar belirtelim ki, bu aynı Diyânet yayınlarında:

“Yalnız Allah’ın dini (İşlâm) kalana kadar (kâfırlerle) savaşın!” (Bakara 193),

ya da:

“Kim İslâmiyet’ten başka bir dine yönelirse, onunki kabul edilmeyecektir. O âhirette de kaybedenlerdendir” (İmrân 85)

diye hükümler var. Ya da:

“Ey müslümanlar! Yahudileri ve Hıristiyanları dost olarak benimsemeyin! Sizden kim onlara dost olursa, o da onlardandır!” (Mâide 51)

Şeklinde hükümler var. Ya da:

“…Müşrikleri nerede bulursanız öldürün…”

diye buyruklar var. Ya da hattâ ana-baba-çocuklar arasında (İslâm’dan gayri bir inanca bağlı olmak bakımından) düşmanlıklar yaratan buyruklar var (Tevbe 23).

Bütün bunlar “İslâmî veriler” olarak ortada iken, yukardaki soruya ki “Bu buyruklar akla, vicdana ve ahlaka ters düşer” şeklinde yanıt verecek olursanız, hiç müslümanlık sınavında başarı kazanabilir misiniz?

İlhan Arsel, Müslümanlık Sınavı
“Hoşgörü”, ve “İnsan Sevgisi” Konularında Bir Kaç Soru

Hazırlayan: Subat