Dinsizler daha mı ahlaklı? Ocak 06

Dinsizler daha mı ahlaklı?


Dinsizler daha mı ahlaklı?

Gelecekte dinsizlerin, Batı nüfusunun yüzde 70’ini oluşturacağı iddia ediliyor. Peki bu kötü bir gelişme mi? Aslında cevap “hayır” çünkü dinsizlerin ölüm cezasına, savaş ve ayrımcılığa, dindarlardan daha çok karşı çıktığı, yabancılara ise daha hoşgörülü olduğu söyleniyor.

 

Fransız Devrimi ile simgeleşen “Aydınlanma” ve modernleşme süreci sonrasında, son üç yüzyılda gelinen noktada dinin artık giderek bireyler için önemini yitirdiği konuşuluyor Batı’da. “Dinsiz” olarak adlandırılan grup giderek büyüyor. Bu grubu, herhangi bir dine aidiyet hissetmeyenler, Tanrı’ya inanan ama dine inanmayanlar, ateistler ve agnostikler oluşturuyor. Günümüzde dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 15’inin, yani 1 milyar insanın “dinsiz” olduğu söyleniyor, yani 2.3 milyar Hıristiyan, 1.6 milyar Müslüman’dan sonra en büyük grubu oluşturuyorlar.

 

ABD’de her yıl kiliseler bir milyon üye kaybediyor. Avrupa’da durum daha da çarpıcı: Fransa’da nüfusun yüzde 40’ı, Almanya’da ise yüzde 27’si, Tanrı’ya inanmıyor. Almanya’da yapılan bir araştırmaya göre Protestan kiliseye üye olanların dahi yüzde üçü Tanrı’ya inanmadığını söylemiş. Herhangi bir kiliseye üye olmayan Almanların oranı ise çok daha yüksek: yüzde 67. Münster Üniversitesi’nden sosyoloji profesörü Detlef Pollack, gelecekte Batı’nın yüzde 70’inin “dinsiz” olacağını iddia ediyor. American Physical Society tarafından, yaklaşık yüz yıllık nüfus sayım verilerine dayanarak yapılan araştırma, bu tespiti bir adım ileri götürüyor. Buna göre gelecekte dokuz ülkede din ortadan kalkacak, bu ülkeler Avustralya, Avusturya, Kanada, Çek Cumhuriyeti, Finlandiya, İrlanda, Hollanda, Yeni Zelanda ve İsviçre.

 

İşin daha da çarpıcı yanı, dinsizleşme eğilimi Batı’yla sınırlı değil. Çin, Güney Kore ve Japonya Doğu’da dinsizlerin en çok olduğu ülkeler. İsrail’de de dinsizler artışa geçti. İsrailli yazar Yoram Kaniuk’un, mahkeme kararıyla din hanesini “dinsiz” olarak değiştirmesinden sonra, İsrail’de Kaniuk’un izini takip edenlerin sayısı hızla artıyor. Şimdiden 150 kişi Kaniuk’u takip ederek imza verdi, “Be Free İsrael-İsrail Özgür Ol” hareketi lideri Mickey Gitzin, “Yakında bu sayı binlerle ifade edilecek” diyor. Papa Benedict XVI, Avrupa turunun her durağında Batı’daki dinsizleşmeye dikkat çekti. Birkaç ay önce Vatikan’daki St. Peter meydanında 30 bin kişiye yaptığı konuşmasında “sekülerizmin, insanın Tanrı’yı arayışını yok edemeyeceğini” söyledi. Papaya göre “dua ve dini anlam insanlık tarihinin ortak paydası, tarih boyunca dindar olmayan hiçbir toplum olmadı, dijital insan, mağara adamı gibi, sınırlarını aşmak için dine başvuracak”.

 

Dinsizlerin sayılarını artması tartışıladursun, “dinsizler” hakkında her geçen gün yeni araştırmalar da yapılıyor. Pew Research Center’da geçen yıl yapılan bir araştırmaya göre, dinsizler, Tanrı hakkında, Tanrı’ya inananlardan çok daha bilgili. Sosyolog araştırmacı Barry Kosmin, eskiden dinsizliğin “eğitim düzeyi yüksek, zengin, erkek-egemen, şehirli” topluluklarda yaygınken artık toplumun çok daha geniş bir alanına yayıldıklarını belirtiyor.

 

Peki tüm bunları nasıl yorumlamalıyız? Dini otoriteler, dünyanın daha “iyi” bir yer olabilmesi için gereken ahlakın kaynağını “din”de görürler. Ancak araştırmalar bu genel kabule meydan okuyor. California Pitzer Üniversitesi’nde sekülerlik kürsüsü açma çalışmaları yapan Phil Zuckerman, dinsizlerin dindarlardan bir çok konuda daha “ahlaklı” olduğunu iddia ediyor. Genel olarak dinsizler, idam cezasına, savaşa ve ayrımcılığa, dindarlardan daha çok karşı çıkıyor. Yabancılara ve toplumun dışlanan kesimlerine, örneğin homoseksüellere karşı da daha hoşgörü sahibiler. “Society Without God” (Tanrısız Toplum” kitabının yazarı Zuckerman, günümüzde nüfusunun büyük çoğunluğunu dinsizlerin oluşturduğu Danimarka’yı örnek gösteriyor.

 

Dünya ölçeğinde, ekonomik seviye, düşük suç ve işsizlik oranları, kadın erkek eşitliği, yaşam doyumu gibi göstergeler göz önüne alındığında bu “dinsiz” ülke ilk sıralarda yer alıyor. Zuckerman’a göre Danimarka dinin gerekli olduğuna dair üç temel varsayımı çürütüyor. İlki, dini inancın bir toplumun başarılı ve mutlu olarak bir arada yaşaması için gerekli olduğu varsayımı. İkincisi, insanların din olmadan da hayatlarını anlamlı geçirebilecekleri. Sonuncusu ise insanların din korkusu olmadan da “iyi” ve “ahlaklı” olabilecekleri. Çünkü Danimarka’da suç oranları çok düşük, çocuk ve yaşlılara çok iyi bakılıyor, eşitlik, özgürlük ve demokrasi herkes tarafından saygı görüyor. Sözün kısası, belki de “dinsiz” dünya daha güzel bir yer olacak.

Gökçen B. Dinç

 Gokcenbdinc.com