td-hy Aralık 21

Turan Hoca ve Hasan Yoldaş “çok yaşa”


td-hy

Hasan da ben de dönek doktoru olduk, eklemeden edemiyorum;başlangıçta büyük korku var. Sonra rüşvet geliyor, ikisi birleşince kendi geçmişinden nefret ediyor; kendini bilemeden geçmişine bakabiliyor ve sınırsız hareket edebiliyorlar. Bunlar, aynada endamlarına bakıp bir yabancı görerek küfredebilen canlılardır. Küfre ve paraya artık doymuyorlar.

…Bir ülkede böyle bir “adam” çıkmışsa hiç korkmamak gerektiğini düşünüyorum ve haber veriyorum. Şule Perinçek’in “Turan Dursun Hayatını Anlatıyor” gerçekten harikadır; Turan Dursun söylemiş ve Şule bize bırakmış, mükemmeldir. “Babam Türk’tü, anam Kürt’tü” sözleriyle başlıyor ve başlarken “Ben bu dünyayı değiştireceğim” diyor, babası davar çobanı, Turan okulsuz bir köylü çocuğu, ilk işi “köy imamı” ve kendini değiştirmek üzere köy köy dolaşıyor.

 

Artık böyle başlayabiliyoruz, La Kitabe, “kitap yoktur” anlamındadır ve “illa” bizim kitaplarımız, böyle devam ediyoruz. “İlla,” ki biz “ille” diyoruz, Arap-İslam hukukunun temellerindendir. Bunu, “-den başka,” çünkü var ve/veya Fransızca Sinon’a benzetebiliyoruz; artık başkaları yoktur ve sadece bizim kitaplarımız var, devrimdeyiz. Eski devirde, İslami hukukta, hükme “illa” ile ulaşıyorduk, “illa” en etkin nedeni hükme bağlamaktadır. Ben de bağlıyorum; “illa” Turan Dursun’un “Ünlülere Mektuplar” kitabı ile “illa” Hasan Yalçın’ın “Dönekler” kitabı diyorum. Şimdi “iki kitap” önümüzdedir, aslında önümde “iki adam” var.İlla Hasan ve illa Dursun, başlıyorum.

Biz “İncil” olarak kullanıyoruz, “Bible” sözcüğünü biliyoruz, “Kitap” demektir, “Bibliotek,” kitapların çok olduğu yer ve biz “kitaphane” diyoruz; “kütüphane” de olabilir, kitap’tan geliyorlar. Aslı “Tora,” bir futbolcu var “Toraman,” kitapçı veya Tevrat’çı anlamındadır.Tora,” vav ile “o” da oluyor, yazılıyor ve “Tevra” okuyoruz, yalnız Arabi’den aldığımız “Cumhuriye” ile “edebiya” sözcükleri önümüzde, “t” ekliyoruz, işte “Tevrat” budur ve “Tora” karşılığı olmakla “Kitap” biliyoruz. “Furkan” da kitaptır, “Tevrat” manası da var, “Tora” bulunca futbolcu ve “Furkan” görünce televizyonda oyuncu yapıyoruz; çok severiz ve çok para veririz. Bu bir gizli aşktır. “Gizli Tarih” yazıyorum.

Arabi “Kura” ve İbrani “Kara” aynı sözcüktür; okuma anlamındadır, Arabi “Kuran” ve İbrani “Karay” kelimelerine aşinayız. Davutoğlu Ahmet, Refik Halit Karay misli bir Karay’dır, köklerinde Karay İbranileri buluyoruz. Kara-köy de bu kaynaktandır, önceleri Köprülü’nün karşısında yaşıyorlardı, Yeni Cami yapılırken bu yakaya göçerttiler, Kırım kökünden İbraniydiler; biz de ve hükümette çokturlar. “Karaköy” ile yaşamaktadırlar, adlarını verdiler.

Kurucu Davud Bin Annan’dı, “Annan” deyince bir zamanlar çok yakınım Yiğit Bulut’u görüyorum, “Annan” İbrani “bulut” anlamındadır; sadece Tevrat’ı “kara edin” ve “Talmud’u bırakın” diyordu. İslam’daki Vahabi ve/veya Selefiler’e çok yakındırlar. Bütün bunları bulup çıkaran bana gelince boş zamanlarımda, pek yoktur, bütün Kara’lara, bütün Bulut’lara, bütün Kaya’lara, Kırım’da sıla-ı cıfıt nam yerde oturuyorlardı. “Sıla” ise İbrani bir sözcük olmakla “kaya” demektir, koleksiyonlarını yapıyorum. Ve “Maşallah” diyorum. Sıla’lar ve Kaya’lar çoğalıyorlar, “Gizli Tarih” işçiliğine devam ediyorum, ve bu paragraf bir parantez idi, kapatıyorum.

 

Mektuplarda tarih

 

Peki, neler buluyorum, Turan Dursun’un 11 Temmuz 1984 tarihinde Oktay Akbal’a mektubunu buluyorum, burada, geçerken ol tarihte bir “Cumhuriyet yazarı” olan “Cengiz Çandar” bahsinde “din” ve “Arap” kokan bir yazar dedikten sonra, bir zamanlar Cumhuriyet’in Şeyh-ül Muharriri Hıfzı Veldet Velidedeoğlu için de “Velidedeoğlu’na ihanet” eden şahıs tarifi veriyor. Yalnız bunu, kendine ihanet eden profesörü, durup dururken Oktay Akbal’a şikayet etmiyor, çaresiz kalmış ve Oktay’a “ülkemizde gericilik ve karanlık aydınlar eliyle koyulaştı” demek için mektup gönderiyor. 1984 yılı yazındadır.

Peki yine ben mi, kendi kendime soruyorum, Turan Dursun’un “Ünlülere Mektupları”nı, bu kaçıncıdır okuyorum, kitaplarında aktarmaları çoktur; Dursun ne farklı insan, Rusça’da “ragnoçinovtsı” tabiri var, ilk aydın tarifleri arasındadır. Yazdıkları yaşamından, yaşamı yazdıklarından daha çok ilgi çekiyor ve “öldürülecek adam” diyorum.

Şimdi yine zamanı geldi, dedim ve tekrar okuyorum. Velidedeoğlu’na mektubu 22 Ocak 1984 tarihlidir, ol gün Şeyh-ül Cumhuriye, Ceride-i Cumhuriye’de bir fıkra telif etmişler ve Müftü Turan buna itiraz etmektedir. Çünkü Ordinaryus Müderris Velidedeoğlu’nun ol yevm teklif ettiği şudur: “Bütün mezhep, tarikat, fırka adı altındaki ayrılıkları kökünden kaldırıp İslam’ın ilk doğuşundaki kurallara dönmeli. Bunun olanak dışı olduğunu biliyorum, amma aklım ve gönlüm böyle istiyor.” Büyük Laik ve Üstad-ı Azam Velidedeoğlu bunu istiyor ve okuma yazmayı askerlikte öğrenmiş Turan Dursun bu isteğe karşı çıkıyor, çok tuhaf bir haldeyiz ve 1984 yılı başındayız.

Velidedeoğlu’na bir mektup var ve mektupta şunlar yazılı: “Sizin bu ‘aklınızın ve gönülünüzün istediğini’ gerçekleştirmeyi ‘ülkü’ edinmiş olan Suudi Arabistan’ın Vahhabiler’i, Selefiye görüşünü benimseyenler de istediler ve olanca çabalarıyla işe koyuldular.” Ve şimdi, Afrika’nın kuzeyinde de yayılmış haldeler ve biz bunlara şeriatçı diyoruz, buradayız. Ama ne yazık, Turan Dursun çok doğrudur ve Velidedeoğlu, Vahabiliği propaganda etmektedir. Dursun öldürecek adamdır.

İlhan Selçuk’a mektup 11 Mayıs 1990 tarihlidir ve bu mektup İlhan’a yazılanların en ağırı olmakla, o ağır yanlarını almıyorum. Ol tarihte İlhan Selçuk şunları buyuruyor: “Tasavvuf, Türkiye’nin uygarlık tarihinde, edebiyatında, sanatında, felsefesinde çok önemli bir yer tutuyor. Kültürümüzden bütün bu taravvufları dışlayacak mıyız? Eğer bunu yapacaksak geriye ne kalacak?” O halde, İlhan’ın bu tasavvufu olmayan, tarikatsız bir Türkiye’ye gönlünün razı olmadığını anlıyoruz. Yalnız burada bir notum var. Tarikatı ben eklemiyorum, Müftü Turan, “demek, kültürümüzü oluşturan tasavvuf ve bir başka deyişle de şu tarikatlar” ibaresini koymuştur ve böylece tarikatların tasavvufun yolu olduğunu tekrarlamış durumdadır. Hiç kuşku yok, ben bu tespite kesinlikle katılıyorum; “Aydın Üzerine Tezler” ve yakın zamanda çıkan “Çöküş” hep bunun üzerinedir; tarikatçılık, Kemalizm’in Laisizm’den pek erken kopuşu demektir. Bunu yazmaktan hiç yorulmadım ve yorulmuyorum. Turan Dursun ile sürdürüyorum ve sürüyorum.

 

Yaşatılacak adamlar

 

Kim bu adam, bir ülkede böyle bir “adam” çıkmışsa hiç korkmamak gerektiğini düşünüyorum ve haber veriyorum. Şule Perinçek’in “Turan Dursun Hayatını Anlatıyor” gerçekten harikadır; Turan Dursun söylemiş ve Şule bize bırakmış, mükemmeldir. “Babam Türk’tü, anam Kürt’tü” sözleriyle başlıyor ve başlarken “Ben bu dünyayı değiştireceğim” diyor, babası davar çobanı, Turan okulsuz bir köylü çocuğu, ilk işi “köy imamı” ve kendini değiştirmek üzere köy köy dolaşıyor. Tabi yetişmek kolay mı, bir yabancı dil öğrenmekle başlıyor ve bu Kürtçe’dir. Gerçekten ben de “Kürdoloji” tahsil ettim, benimki Paris’te, Kürt köylerinde gerçek hocalar vardır, “mele” diyoruz, Turan’ın ilim peşindeki susamışlığı bana heyecan veriyor; sonunda büyük bir bilgin’dir.

Çok seviniyorum, bir yerde “çok da gururluydum” ve bir diğer yerde “ben değişik olmak istiyordum” diyor; Rusça’ya “raznoçinovıtsı” olarak çeviriyorum çünkü bu tarife ilk önce Rusya tarihinde rastlıyoruz. Tesadüf mü, “intelligentia” sözcüğü de bir Rus icadıdır; Dursun’un söylediği ve Şule’nin yazdıklarının okunmasını şiddetle tavsiye ediyorum. Kısa’dır.

Ama pek yazık kısa da olsa, Hasan hakkında bir kitaptan mahrumuz, çok severdim. Yalnız Hasan Yalçın’ı herkes severdi. Bir ortak yanımız var, öğrenci hareketleri liderliğinden geliyordu, İstanbul Teknik Üniversite Birliği başkanlığı yapmıştı. Bir başkadır, ben de Ankara Üniversitesi Öğrenci Birliği’ni yönetmiştim. TİP’te üye İP’te başkan oldu. Hasan’la galiba en çok Haymana’da görüşürdük. Ben, Doğu ile içerde, Hasan dışarda idi, her hafta buluşurduk; Haymana Zındanı’nda ortada bir demir kafes vardı, ben ve Doğu kafese girerdik, görüşmecilerimiz kafesin çevresinde olurlardı. Doğu’yu bilemem, ama ben, bazen kendimi demir kafeste bir maymun olarak düşünürdüm, içimden gülüyordum. Hapislik mi, bizim için gülme vesilesidir.

 

Dönek ve Kitap

 

Hasan Yalçın’ın “Dönekler” kitabı kalıcıdır, “klasik” demek istiyorum, hem aydını ve hem dönekleri çok iyi biliyor, çok güzel yazmıştır. Ne güzel çiziyor ve buraya alıyorum: “Dönmek, kişiliğin kırılmasıdır.

Gerçi o ana kadar bilinci eğilip bükülmüştü, kuşkusuz ama Almanya daveti sonu getiren olaydır. Oral Çalışlar’ın kırılma noktası” güzel, Hasan bazen, “Herr Daniel Çalışlar” da diyor ve “dönek, kendini önemsizleştirmiş adam” tarifini de ekliyor. Yeterlidir.

Fakat duramıyorum, Hasan da ben de dönek doktoru olduk, eklemeden edemiyorum;başlangıçta büyük korku var. Sonra rüşvet geliyor, ikisi birleşince kendi geçmişinden nefret ediyor; kendini bilemeden geçmişine bakabiliyor ve sınırsız hareket edebiliyorlar. Bunlar, aynada endamlarına bakıp bir yabancı görerek küfredebilen canlılardır. Küfre ve paraya artık doymuyorlar.

Bir adı Daniel, İbrani asıllıların adlarından birisinin şem hakadoş olası şarttır. Oral Çalışlar’ın ki “Daniel”, Tevrat’tan alıyor ve Cengiz Çandar’ınki “Osman”, sabetayizm’de çok kutsaldır ve Daniel’in içine önce kuşku düşüyor. Sonra Almanlar davet ediyor, bir başkasını Amerika olabilir, zamanı gelince yazarım; Almanlar “Herr Daniel Oral” diyorlar, “anlat” ve ne biliyorsan “anlat” diyorlar ve çok beğeniyorlar. Çok güzel anlatıyor ve çok güzel beğeniyorlar; “sen de on bin mark ve ben diyeyim on beş bin” ve devamı ile üstü var. Sonta trt var, “oğlunu da getir” diyorlar ve çok güzel anlatıyorlar ve sonra “İlhan abi” çağırıyor ve sonra Aydın Bey; işte size bir “yeni mürteci”. İpek’e gelmeden burada duruyorum. Üstü var, “kalsın” diyorlar. Artık zengindirler, Büyük Ada’ya göçtüler.

Bir yeni-mürteci fabrikasıdır ve artık döneklikte sonu yoktur, ben Osman Cengiz Çandar’da duruyorum. Hasan Yalçın, Çandar için “gerektiğinde Türk, gerektiğinde Osmanlı, gerektiğinde dönme, ama hepsinden fazla Amerikalı” tarifini veriyor. Yerindedir ve almadığı yoktur; Beni Sadr, Humeyni, Talabani, Turgut Özal, İlhan Selçuk, hepsi hepsi dönem dönem varlar. Ve duramayınca, Hasan’ın şu mükemmel tarifini yazmaktan kendimi alamıyorum: “Gerçek bir hayat hikayesi yoktur döneğin. Yaşamının devrimci döneminden nefret eder.” Ancak kolay değil, nefreti bölmek zordur, yaşamdan, kendisinden, nefret etmesi zorunludur. Ve şimdi ve böylece, Çandar’ı bitirmiş oluyoruz.

Ama ne mümkün, bir ara Çandarlı sülalesinden geldiğini söylüyordu, ben de Aleksander’in dimunitifinin Sander” olduğunu ve Selanik’te “Çandar” dendiğini göstermiştir, ama bilmiyordum.

Hasan Yalçın’da okudum, en son Selanikli olmaya karar vermiş, “Selanikli bir kültürle büyüdüm” ve “Dedem bana Sabetay Sevi’den bahsederdi” sözleri Çandar’ındır. Şimdi Sabetayizm’in bülbülü olmuş, yalnız Filistin Kampı’nda, Mossad tarafından katledilen sekiz devrimci meselesinde hep susmaktadır. Hasan “Dönekler” kitabında, Cengiz Çandar’ın kampı bırakıp Şam’da yaşadığı sırada, katliam yapanlara herhangi bir yardımda bulunup bulunmadığı sorusunu ortaya koyuyor ve bırakıyorum.

 

Döneğin dini

 

Başka bir soruya geliyorum; İlhan Selçuk neden defolu insanlara bu kadar eğilim gösteriyor, Aydın Engin’i, Oral Çalışlar’ı, Cengiz Çandar’ı gazeteci yapan İlhan Selçuk’tur. Neden sağlam adam sevmiyor bilmiyorum ve tekrar Turan Dursun’a dönüyorum. İnatçıdır.

Turan Hoca Hasan Cemal’i de unutmuyor. 5 Ekim 1984 tarihli mektubunda, “sen ve Cengiz Çandar” diyor ve Cumhuriyet Gazetesi’ni “dinlileştirdiniz” sözcüğünü ekliyor, bir yeni tariftir, Dursun’un düşünce sisteminde önemli bir yere sahip görünüyor. Uzatmıyor,“kısacası seni ve Cengiz Çandar’ı biraz islam ve arap kokuyor buluyorum” damgasını vuruyor; daha sonra koku artmıştır, biliyoruz Hasan Cemal de bir İlhan Selçuk product’tır.

Mektuplarının önemli bölümünün İlhan Selçuk’a ayrılmış olduğuna işaret etmek durumundayım; bunların çoğu Cengiz Çandar üzerinedir ve Çandar’ın bir islam mücahidi” rolüyle ortada olduğunu yazıyor, yine 1984 tarihlidirler. Hiçbir işe yaramadığını ben kaydedebiliyorum; ol tarihte, Çandar’ın islamcılığı işportada idi ve kimse İlhan’ı ikna edemedi. Henüz Kenan Evren’in dümeninden çıkmamıştık, diktatorya koyu bir islamiz ile osmanizm çizgisi izliyordu; İlhan, Doğan Avcıoğlu’nun usta tespiti ile, islamizm ve osmanizm ile denge tutuyorduHasan Cemal ve Cengiz Çandar denge için vidadırlar ve İlhan da sabırlı bir usta olarak ortadadır. Sona yaklaşıyoruz.

 

Put kırıcısı laikler

 

Çok acı, pek laik olamadığımız nettir; laisizm için hiçbir felsefi ve politik temelimiz olamadı, pratik nedenlerimiz vardı. Amma sufizm ile tarikatları hep yüksek tuttuk; bu din duygularını yüksek tutmak demektir ki, Turan Dursun bir mektubunda tersini yapmayı savunmaktadır.Bunu laisizm için en canlı, en yüksek ve en usta formül sayıyorum. Turan Usta, din duygularını rencide etmekten korkanların laik olamayacaklarını haber veriyor. Bitiriyorum.

Öldürülecek adamdı ve öldürdük.

Hasan’ı da çok erken kaybettik, emekçi halkımız için kendisini zorladı, ansızın gitti. Şimdi bana Turan Hoca ve Hasan Yoldaş “çok yaşa” demek düşüyor. Çok yaşa! Hasan’ı biliyordum, Turan’ı yazdıklarından tanıdım, iki adamdılar.

Ve illa kitapları var. Bu iki kitabın yanına bir de “Küfür Romanları” çalışmamı koyuyorum; üçü içimizdeki gericiliklere parmak basıyorlar. İçimizde idiler ve şimdi karşımızdalar.

New York Times’da bir söz var, every morning is a fresh beginning ve yeni başlangıçlar için bizim kitaplarımızı hatırlamak durumundayız. İşte bunu yapıyorum.