İslam ve Eşcinsellik Aralık 15

İslam ve Eşcinsellik


İslam ve Eşcinsellik

İslam’ın ve hemen hemen bütün dinlerin barışamadığı belki de en önemli konu eşcinsellik. Müslümanların erkeklik kurgularını tartışmaya gerek bile yok. En temelde “erkek” her şekilde heteroseksüel ve kadın kadınlığını bilmesi gereken varlık. Bir şekilde “eşcinsel” tanımlanamayan özne, hastalıklı kişi, patolojik bir vak’a olarak zihinlere yerleşmiş bir birey tipi. İslam’a dayanarak (bazen başka ideolojilere de dayanarak tabii, Türkçülük gibi, militarizm gibi) bu söylemler her gün yeniden üretiliyor. Sorun yaşama biçimleri ile inançların bir türlü ayrışmamasından kaynaklanıyor. İslam elbette belirli bir yaşam biçimi, disiplinli bir beden ve zihin ve toplumsal ahlakı ön koşul sayan bir din. Tam da bu nedenle İslam’a inanan her bireyin sonuna kadar haklarını savunmak hemen her toplumsal hareket içinde kabul edildi, saygıyla karşılandı veya karşılanmalı. Ancak nedense yeni toplumsal hareketlerin içinde en büyük ayrılık hala eşcinsellik tartışmasında kilitleniyor. İki gün önce LGBT bireylerin sesini duyurmakta büyük payı olan Kaos GL, Boğaziçi Üniversitesi’ndeki etkinlikten Mazlum-Der davetini geri çektiğini açıkladı. Mazlum-Der Türkiye’de diğer bir önemli hareketin öncüsü. Daha önemlisi adı üstünde “mazlum”, mağdur, madun olanın yanında olan bir topluluk. Ancak eşcinsellik özel alan dışına çıkmamalı gibi açıklamalar da bulunmaktan geri kalmıyor. Biz eşcinselliğin “anormal”, “öteki” görülmesine ve buna dair diskurlar kurulmasına karşı savaşırken, eşcinselleri evlerinde garip şeyler yapan bireylere dönüştürme fikri de nereden çıktı? Özel alan ne demek? Özel ile kamusal alanı öylece ayrıştırıp, özel alandakinin politik olmadığını mı söyleyeceksiniz? Yoksa gözlerden uzak eşcinsellik “normal” mi diyeceksiniz? Eşcinselliği yatak odasına öteleyince, toplumsal normların doğrulanmasından ve üzerine heteroseksüelliğin yüceliğini kabul etmekten başka ne yapmış oluyoruz? Bunun arkasındaki mantık şu “Eşcinsellik, Müslümanlar tarafından kabul edilemez ancak eşcinsellere zulme ve baskıya karşıyız”. Peki, eşcinseller evlerinde eşcinsel olduğunda zaten şiddete maruz kalmazlar, o zaman onlara yapılan zulme siz ses çıkarmadan, buna gereksinim kalmadan sorunu çözmüş olacağız öyle mi?

Gözden kaçırdığımız çok önemli bir nokta var: ataerkillik yapısal bir sorundur. Yani, sistemin kendisi patriarkal söylem ile ayrıştırılamayacak kadar iç içe girmiş ve sistem bunun temsillerinin medya, okul, gündelik hayat, işyeri, ev kısacası her yerde uygulandığından emin olan bir gözetim mekanizması geliştirmiştir. Bedenlerimizi, yaşama biçimimizi düzenleyen sosyal kontrol mekanizması. Öznelliğin varoluşunda çıplak bedenin siyasallaşması, her öznenin egemene teslim edilmişliği anlamına gelir. Bu sosyal kontrolün bir parçası olduğu gibi, hetero-normatif söylemi her şekilde üreterek bedenlerin öznellikten ayrışıp kamusal alanda yalnızca disipline edilmiş ve “yaralanabilir” bedenler olarak varoluşunu tanımlayan bir zihniyetin yansımalarıdır.

Gözden kaçırdığımız diğer nokta ise İslam. Hangi İslam? İslam’ın bütüncül bir yaklaşımla, “böyle yaşarsan Müslümansın, yoksa değilsin..” söylemi kabak tadı vermeye çok tan başladı. Müslüman eşcinseller çıkıp, “ben bu şekilde yaşıyorum dinimi, senin egemen İslam söyleminle değil” derse ne yapacaksınız? “Hem Müslüman hem eşcinsel, hiç olur mu öyle şey?” deyip onları da mağaralarına gitmeye mi davet edeceksiniz? Dinin içerisindeki öznelliği fark edip, hem İslam’ı zorba ve tekil bir din gibi göstermekten vazgeçin, hem de eşcinselliği kendi kafanızda kurgulayıp sonra da o dine uyar mı, bu topluma uyar mı diye sorgulamaktan vazgeçin. Sistemin en özünde sakatlık var ve biz bunun için hareket etmeli, her türlü “zulme” karşı bütün komplikasyonların farkında olarak savaşmalıyız.

Şule Can

Radikal Blog