Soru 24: Tanrının İnsanları El ve Ayakları Çaprazlama Doğramak Gözleri Oymak Gibi Uygulamalarla Cezalandıracağına İnanır mısınız? Aralık 09

Soru 24: Tanrının İnsanları El ve Ayakları Çaprazlama Doğramak Gözleri Oymak Gibi Uygulamalarla Cezalandıracağına İnanır mısınız?


Soru 24: Tanrının İnsanları El ve Ayakları Çaprazlama Doğramak Gözleri Oymak Gibi Uygulamalarla Cezalandıracağına İnanır mısınız?

Soru 24: “Tanrı’nın insanları, vahşet niteliğindeki cezâ’lara çarptıracağına, örneğin el ve ayakları çaprazlama doğratmak, gözleri oydurtmak, ya da kafaları kılıçla doğratmak, ya da astırtmak, vb… gibi uygulamalara mahkûm kılacağına inanır mısınız?”

İnsanî duygularla dolu bir kişi iseniz, kuşkusuz ki böyle bir soruyu şaşkınlıkla karşılayacak ve muhtemelen: “Hayır inanamam! Vahşet niteliğinde sayılmak gereken bu tür cezâların, Tanrı’dan geldiğini kabul edemem!” diyeceksinizdir. Çünkü, her ne kadar suç işleyenleri cezalandırmanın doğal olduğunu kabul ediyor iseniz de, uygulanacak cezanın vahşet niteliğini taşımaması, ve ayrıca da suç ile cezâ arasında denkleşme bulunması gerektiğini düşünmektesinizdir. Ve yine çünkü “Rahîm” (merhametli) olduğu söylenen bir Tanrı’nın, insanlara gaddarlık örneği teşkil etmesini isteyememektesinizdir. Ne var ki bu düşüncenizi ortaya vurduğunuz takdirde müslümanlık sınavında başarısız kalmış olacaksınızdır. Çünkü Muhammed, bu tür cezâların Tanrı buyruğu olduğunu bildirmiş, ve Kur’ân’a bu doğrultuda âyet’ler koymuştur. Bu âyet’lerden biri, hırsızlıkla ilgili olarak şöyle:

“Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık bir cezâ ve Allah’ın bir ibret olmak üzere, ellerini kesin. Allah izzet ve merhamet sahibidir” (K. Mâide sûresi, âyet 38)

Bu âyet’de geçen “hırsızlık” sözcüğü (ki “sirkat” sözcüğünün karşılığıdır), başkasının malını gizlice, yâni onun haberi olmadan almak anlamına geliyor. Dikkat edileceği gibi âyet’de sadece “hırsızlık” denmiş fakat çalınan şeyin miktar ve değeri, ve ne de hangi maksatla çalındığı hususu belirlenmemiştir. Her ne kadar Kur’ân yorumcularından bazıları, çalınan şeyin “az çok mergüb denebilecek bir nisaba bağlı olması” gerektiğini söylemekte iseler de, İbn-i Abbas, İbn Zubeyr ve Haseni Basri gibi kaynaklar böyle bir kıstasa gerek olmadığını, ve çalınan şeyin az ya da çok olduğunun, el kesme cezâsının uygulanmasında etkili bulunmadığını bildirmişlerdir [Bu konuda bkz. Elmalılı H. Yazır, Hak Dîni, Kur’ân Dili, (Bedir Yayınmevi, İstanbul, 1993, Cilt 2, sh. 1672)…]. Fakat her ne olursa olsun, söylemeye gerek yoktur ki hırsızlık yapanın ellerini, bileklerini kesmek gibi bir cezâ insaf dışı ve vicdan sızlatıcı bir cezâ’dır. Üstelik de cezâ hukuku anlayışına aykırı, suç ile cezâ arasındaki dengeyi göz önünde tutmayan bir uygulamadır, ki hırsızlık yapan kişi’yi yeniden suç işlemeye zorlamaktan başka bir işe yaramaz. Çünkü elleri kesilen bir insan, artık çalışamayacağı, ve aç kalacağı için, yeniden hırsızlık yapmaktan başka çare bulamayacaktır.

Yine Muhammed’in, Tanrı’dan gelmedir diye Kur’ân’a koyduğu bir âyet şöyle:
“Allah ve Resulüne karşı savaşanların, ve yer yüzünde fesad çıkaranların cezâsı ancak (acımadan) öldürülmeleri, ya asılmaları, yahut el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut da bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu onların dünyâda rüsvaylışıdır. Onlar için ahirette de büyük azab vardır” (K. Mâide sûresi, âyet 34)

Dikkat edileceği gibi burada, Tanrı’ya ve Muhammed’e karşı savaşanların ve yer yüzünde fesad çıkaranların ne gibi cezalara çarptırılacakları bildiriliyor ki bunlar “acımadan öldürmek”, “asmak”, “el ve ayakları çaprazlama olarak kesmek” ya da “bulundukları yerden sürülmek” gibi dört uygulamadan oluşuyor. Her biri teker teker uygulanabileceği gibi, birlikte de uygulanabilir. Örneğin hem cinâyet işleyen (yâni “katil yapan”) ve hem de aynı zamanda mal çalan kişilerin, biri sağdan, biri de soldan olmak üzere, birer elleriyle birer ayakları kesilir ve sonra bunlar ölüme terkedilir. Bu âyet’in Kur’ân’a girmesiyle ilgili olarak İslâm kaynakları çeşitli sebebler öne sürerler. İkrime ve Haseni Basrî gibi kaynaklara göre yukardaki âyet’ler “müşrik’ler” (puta tapanlar) hakkındadır. İbn-i Abbas gibi kaynaklara göre bu âyet, Yahudi ya da Hıristiyan (yâni Kendilerine Kitap verilmiş olan) kavimlerden birinin Muhammed’le barış andlaşması yaptıktan sonra, andlaşma hükümlerine aykırı olarak yol kesip yeryüzünde fesad çıkarmaları nedeniyle inmiştir! Bir başka rivâyete göre, Hilâl İbn-i Üveymiri kavminin İslâm aleyhtarı davranışları nedeniyle inmiştir: guyâ Benî Kinane kavminden bir kısım halk, müslüman olmak kasdiyle gelirken Hilâl’in kavmine uğramış, ve bu kavmin adamları onların yollarını kesmişler ve kendilerini de öldürmüşlerdir. Ve nihâyet bir başka rivâyete göre de bu âyet, Muhammed’in çobanını öldüren ve develerini çalıp götüren kimseler vesilesiyle konmuştur, ki özeti şöyle: Hicret’in 6.yılında Ükle ve Üreyne kabilelerinden bazı kimseler, Medîne’ye gelerek Muhammed’e sığınırlar. İslâm dinine girdiklerini söylerler, ve hasta ve aç olduklarını belirterek yardım isterler. Muhammed kendilerini, develerinin bulunduğu yere gönderir, ve bakılıp iyileşmelerini sağlar. Bir süre sonra bu kişiler iyilişirler; ve iyileşir iyileşmez müslümanlığı terkederler, ve Muhammed’in çobanını öldürüp develerini götürürler. Haberi alınca Muhammed, gazab’a gelir ve hemen adamlarını gönderip bu kişileri yakalatır. Her birinin ellerini ve ayaklarının çarprazlama kesilmesini, ve ayrıca da gözlerinin oyulmasını emreder. Ve sonra onları bu halde iken kızgın güneşin altında ölüme terkeder [Bu konuda benim “Muhammed’e Göre Muhammed” ve, “Kur’ân’in Eleştirisi 3” adlı kitablarıma, ve ayrıca Elmalılı H Yazır’ın “Hak Dîni, Kur’ân’ Dili” adli yapıtına (Cilt 2 , sh. 1661 ve d.) bakınız]

Bunu yaparken Muhammed, gerekçe olarak Kur’ân’a koyduğu yukardaki âyet’i (yâni Mâide sûresi’nin 34.cu âyeti’ni) kullanır. Ve işte bundan dolayıdır ki müslüman kişiler, bu âyet’i ve Muhammed’in bu davranışını “hak” ve “adâlet” örneği olarak yüceltirler. Eğer siz, bunu bu şekilde kabul edebiliyor iseniz, iyi bir müslüman olmakla övünebilirsiniz! Yok eğer aklınız ve vicdanınız, vahşet niteliğindeki bu tür cezâ’lara “Hayır” diyor ise, müslümanlık sınavından sınıfta kalmış olursunuz!

İlhan Arsel, Müslümanlık Sınavı
Tanrı Kavramı İle İlgili Bazı Sorular
Hazırlayan: Subat