Soru 23: Öldükten Sonra İnsanların Kabirde Konuşup Muhammed'i Övebileceklerine İnanır mısınız? Aralık 09

Soru 23: Öldükten Sonra İnsanların Kabirde Konuşup Muhammed’i Övebileceklerine İnanır mısınız?


Soru 23: Öldükten Sonra İnsanların Kabirde Konuşup Muhammed'i Övebileceklerine İnanır mısınız?

Soru 23: “Size deseler: -‘Öldükten sonra Kabr’e giren kişi’ye Tanrı, aklını ve şuurunu iâde eder; bu sayede kişi mezarda iken dahi Muhammed’i övebilir!’-. Bunu söyleyene ne dersiniz?”

Eğer akılcı düşüncenin insanı iseniz, hiç kuşkusuz bunu söyleyeni alaya alır ve muhtemelen onu gericilikle, yobazlıkla suçlarsınız. Fakat hemen belirteyim ki bunu yaptığınız takdirde müslümanlık sınavından yine sıfır almış olur, üstelik İslâm’a inanmamakla damgalanırsınız. Çünkü yukardaki sözleri söyliyen Muhammed’tir. Şöyleki:

“Muhammed’e Göre Muhammed” adli kitabımda uzun uzadıya açıkladığım gibi Muhammed, övünmeyi ve başkaları tarafından övülmeyi aşırı şekilde seven bir kimseydi. Her vesileyle kendisini, bütün insanların ve gelmiş geçmiş bütün peygamberlerin en yücesi, ve Allah katında en değerlisi olarak gösterirdi; örneğin:

“Gözünüzü açın! Ben Allah’ın sevgilisiyim. Allah nezdinde gelmiş ve gelecek bütün insanların en şereflisi, en yücesi benim!”

derdi. Ya da:

“Ben Adem oğullarının seyyidiyim (efendisim)…”

derdi. Ya da kendisini bütün peygamberlerin en yücesi olarak göstermek üzere:
“Ben Resûllerin (Tanrı elçilerinin) önderiyim. Ben Nebi’lerin (Peygamberlerin) kemâlini simgeleyen son nebiyim; Kıyâmet günü ilk sefaât edecek olan ve sefaâti ilk kabul edilecek olan da benim!”

derdi. Övünmekte o kerte ileri giderdi ki, Tanrı’yı bile, melekleriyle birlikte kendisine salavat getirirmiş gibi tanımlamaktan geri kalmaz, insanların da kendisine salavat getirmelerini isterdi. Örneğin Kur’ân’a koyduğu âyet’le Tanrı’nın şöyle konuştuğunu söylemiştir:

“Şüphe yok ki Allah ve melekleri, salavat getirirler Peygamber (Muhammed’e); Ey inanlar! siz de ona salavat getirin, tam teslim olarak da selam verin” (Bkz. Ahzâb sûresi, âyet 56)

[Bu konuda verilecek diğer örnekler için benim “Muhammed’e Göre Muhammed” adli kitabıma bakınız.

İnsanların kendisini yüceltmelerini, kendisine övgü yağdırmalarını, ve bu işi ömürleri boyunca yapmalarını Muhammed yeterli bulmazdı; isterdi ki mezarda dahi bu övgülerine devam etsinler. Ebû Bekr’in kızı Ayşe’nin, ve kızkardeşi olan Esmâ binti Ebî Bekr’in bu konudaki rivâyetleri, bunun ilginç örneklerinden biridir.

Olay şu:

Günlerden bir gün güneş tutulur ve halk korku ve telaşa kapılır. Başta Muhammed olmak üzere herkes, Tanrı’ya sığınmak üzere, namaza durur. Namaza duranlar arasında Muhammed’in eşlerinden Ayşe de vardır. Ayşe’nin kızkardeşi Esma, o sırada evde işiyle meşgul olduğu için halkın telâşını farkedememiştir. Fakat evden çıkıp da halkın namaza durmuş olduğunu görünce Ayşe’nin yanına giderek: “Bu halka ne oluyor (Neden korkuyorlar)” diye sorar. Namaz kılmakta olan Ayşe kendisine güneş tutulduğunu anlatmak için gök yüzüne doğru başı ile işârette bulunur ve “Subhâna’llâh!” der. Esmâ pek bir şey anlamaz ve tekrar sorar: “Bu bir âyet(-i azâb veya tekarrub-i Kıyâmet) mi” (yâni “Bu bir azâb işâreti mi, ya da Kıyâmet’in yaklaşması mı”) diye sorar. Ayşe başiyle “Evet” diye cevap verir. Bunun üzerine Esmâ da namaza durur. Namazdan sonra Muhammed, halkı karşısına alıp:

“Cennet ve Cehennem’e kadar (evvelce) bana gösterilmemiş hiçbir şey kalmadı ki, bu makamda görmüş olmayayım”

diyerek konuşmağa başlar. Konuşmasında Tanrı’nın kendisine vahiy indirdiğini ve bu vahye göre insanların, ölümden sonra kabre (mezar’a) girdiklerinde sınava çekileceklerini, ve sınav sırasında kendilerine:

“Bu adam (yâni Muhammed) hakkındaki ilmin nedir”

diye sorulacağını; bu soruya müslüman kişinin:

“O (Zât-i Şerîf) Muhammed’dir. O (Zât-i Şerîf) Allah’ın Resûludur. Bize kanıtlanmış âyetlerle doğru yolu gösterdi. Biz de onun çağrısına uyarak izinden yürüdük. O (Zât-ı Şerîf) Muhammed’dir”

diyeceğini; bu sözlerin üç kez tekrar edileceğini, ve ondan sonra o kimseye:

“Öyle ise yat da rahâtına bak. O (Zât-i Şerîf’in) peygamberliğine kesin olarak inandığın hususunda şüphe kalmadı”

denileceğini; fakat eğer o kişi “münafık” ise (yâni sadece dış görünüşü ile müslüman olan, fakat iç yönü ile müslüman olmayan bir kimse ise), bu soruya karşı:

“Ben ne bileyim. İşittim, öteki beriki bir şeyler söylüyorlardı. Ben de söyledim”
cevabını vereceğini belirtir [Bkz. Sahih-i Buharî Muhtasarı…, (Diyânet Yayınları) cilt 1, sh. 76, 88-89]

Daha başka bir deyimle Muhammed, mezara girmiş ölü vucûd’ların, kendisi için: “Allah’ın Resûlu bir Zât-ı Şerîf” diye konuştuklarını söylemeyi, övünme vesilesi yapmıştır. Ne var ki mezardaki ölünün bu şekilde konuşabilmesi için akıl ve şuur sahibi olması gerekmekte. Söylemeye gerek yoktur ki bunu sağlamak, Tanrı’nın sevgili elçisi Muhammed için, çok kolaydır. Nitekim Ömer b. Hattâb, bir gün kendisine kabir halinden ve kabir sorunlarından söz edip:

“(Mezarda iken) Aklımız başımıza iâde edilecek mii”

diye sorunca, Muhammed şöyle yanıt verir:

“Evet, bugünkü hey’etinizde akıl ve şuurunuz iâde olunacaktır … ” [Bkz. Sahih-i Buharî Muhtasarı…, (Diyânet Yayınları), cilt 4, sh. 504]

Ama bunu söylerken ölülerin kabirde işitmez olduklarına dair Kur’ân’a koyduğu âyet’i (ki Fâtır sûresi’nin, 22.çi âyeti’dir) göz ardı etmiş olur.

Söylemeye gerek yoktur ki, bütün bunlar böyle iken, yukardaki soruya “Hayır” diye yanıt verecek olursanız, müslümanlık sınavından sıfır almış olacaksınızdır.

İlhan Arsel, Müslümanlık Sınavı
Tanrı Kavramı İle İlgili Bazı Sorular
Hazırlayan: Subat