Hadislerde hayvanlar alemi Aralık 09

Hadislerde hayvanlar alemi


Hadislerde hayvanlar alemi

İnsanlarımızın büyük çoğunluğu, İslâm dininin en son ve en mükemmel din olduğuna körü körüne inanmışlardır. Peki acaba bu kişiler şu masalsı hadis ve ayetlerden sınava çekilselerdi sonuç ne olurdu? Prof Dr. İlhan Arsel’in Müslümanlık Sınavı isimli kitabından bölümler… Kitaptaki veriler başta Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları olmak üzere temel İslam kaynaklarından alınmıştır.

Sineğin şifalı kanadı

Size deseler: “Yemek yediğin çanağın ya da şu içtiğin bardağın içine sinek düştüğü zaman sineğin her tarafını batır, sonra çıkar at, ve yemeğine ya da içmene devam et. Çünkü sineğin iki kanadının birisinde hastalık, öbirisinde de şifa vardır. Sinek idrak ve ilahi ilham sahibi olduğu için, önce zehirli olan kanadını sokar, deva olan kanadını disarda bırakır. Eğer sineğin, disarda kalan kalan “şifa” kanadını yemeğin (ya da içeceğin) içine batıracak olursan, şifa hastalığı gidermiş olur” . Bunu söyleyene karşı ne yanıt veridiniz?

Görüldüğü gibi, yukardaki anlatıma göre sinek, idrak ve ilahi ilham sahibi olduğu için insanların sağlığını düşünerek önce zehirli ve hastalıklı kanadını yemeğin (ya da içecek şeyin) içine daldırıyor. şifa kanadını disarda bırakıyor, ki kisi onu da yemeğin içine batırsın da hasta olmasın!

Eğer bu şekilde konuşanlara karşı siz, kalkipta: “aklınızı mi kaçırdınız? Deli misiniz? Bir sineğin iki kanadında nasıl olur da hem hastalık ve hem de şifa olan iki zid hassasiyet bir arada toplanabilir! Ve sanra hakir bir sinek, nasıl olur da yiyecek ya da içecek içine önce zehirli kanadını sokmayı, ve deva olan kanadını geri bırakmayı bilebilir!” diye konuşacak olursanız, müslümanlik sınavından sıfır alır ve “kara cahil” olmakla damgalanırsınız. şu nedenle ki, bu şekilde konuşan kisi Muhammedi inkar etmiş sayılır, çünkü Diyanetin açıklamalarına göre Muhammed aynen söyle demiştir:

“Sizden birinizin içeceği (ve yiyeceği) içine sinek düştüğü zaman, o kisi onun her tarafını batırsın, sonra çıkarsın (atsın). Çünkü sineğin iki kanadının birisinde hastalık, öbirisinde de şifa vardır…”

Hemen ekliyelim ki Muhammedin bu sözleri, Buharının Ebu Hüreyreden rivayeti olarak, ve ayrıca da Hattâbî gibi unlu yorumcuların açiklamalariyle birlikte insanlarımıza Diyanet işleri Başkanlığı tarafından belletilmektedir. Buna inanmayanları Diyanet “Cahil” olarak damgalamaktadır! [Bunun böyle olduğunu anlamak için bkz. Sahihi Buharı Muhtasarı…. (Diyanet Yayınları, Cilt 9 , sh. 70 ve d. Hadis no. 1365)]

Takvim kullanan balıklar

“Balıkların insanları baştan çıkarmak üzere bir takım oyunlara başvurduğunu belleten dinsel kurallara inanır misiniz?”

Biraz önce gördüğümüz gibi, Islamcıların, sinek konusunda Muhammed’ten gelme olduğunu söyledikleri buyruk, Diyanetin açıklamasına göre sineklerin “idrak ve ilahi ilham sahibi ” olduklarını ortaya vurmakta. şimdi bunu öğrendikten sonre kendi kendinize:”Sinek idrak ve ilham sahibi olur da balık olmaz mi?” diye soracak olursanız, iste size Kuranın Bakara ve Araf sürelerinden alınma bir örnek:

Vaktiyle Davud “Peygamber” zamanında, Kizildeniz kıyılarındaki kasabalardan birinde, balıkçılıkla uğraşan bir Yahudi kabilesi varmış. Bu kabile geçimini bununla sağlarmış. Ne var ki balıklar, her Cumartesi günü akın akın bu kıyılara gelip ertesi güne kadar beklerler ve ertesi gün, yanı pazar günü hep birlikte kalkar giderlermiş. Ve haftanın diğer günlerinde bu kıyılara hiç gelmezlermiş. Bu şekilde yapmalarının sebebi Yahudilere oyun oynamak, onları baştan çıkarmak imiş. Çünkü “idrak” sahibi bu kurnaz balıklar, bilirlermiş ki Tanrı, Cumartesi günleri avlanmayı Yahudilere yasaklamıştır. Balıklar bunu bildikleri için yukardaki şekilde Yahudilere oyun oynalarmis. Ne var ki, böyle bir yasağa boyun eğmek, Yahudiler için aç kalmak demek olurdu. Çünkü Cumartesi yasağına uyacak olurlarsa, balıklar diğer günler kıyıya gelmedikleri için, aç ve sefil kalacaklardı. Bu nedenle, Tanrının yasağına uymayıp Cumartesi günleri avlanmaya başlarlar. Bunu duyan Davud “Peygamber” Yahudilere beddua eder. onun bedduasını işiten Tanrı gazaba gelir ve bu kasabadaki Yahudilerin tümünü maymuna dönüştürür!

Şimdi yukardaki masal ile ilgili olarak size sorsalar: “Inanıyor musun bunlara?”. Ne dersiniz? Eğer akılcı eğitimle yetiştirilmiş bir kimse iseniz, vereceğiniz yanıt elbette ki şu türden olacaktır: “Hayır! Böyle şeylere inanmam; velev ki bunlar mucize niteliğinde şeyler sayılsa bile. Çünkü gerçek aydın bir kisinin mucizelere inanması olası değildir; meğer ki çılgın olsun”. Fakat bunu söylediğiniz an Kuranı inkar etmiş, ve dolayisiyle kafir durumuna düşmüş olursunuz. Çünkü bu masal, Kuranın Bakara ve Araf sürelerinde yer almış olup, Muhammedin söylemesine göre, Tanrı sözleri olarak söyle ifade edilmiştir:

“(Ey Muhammed!) Onlara, deniz kıyısında bulunan şehir halkının durumunu sor. hanı onlar Cumartesi gününe saygısızlık gösterip haddi aşıyorlardı. Çünkü Cumartesi tatili yaptıkları gün, balıklar meydana çıkarak akın akın onlara gelirdi; Cumartesi tatili yapmadıkları gün de gelmezlerdi. iste böylece biz, yoldan çıkmalarından dolayı onları sınamaktaydık…” (K. Araf süresi, ayet 163)

Burada geçen “onlar” sözcüğü, yukarda söz konusu edilen Yahudi kabilesidir. Güya Tanrı, bu kabilenin Cumartesi yasağına uyup uymadıklarını denemek için onları böyle bir sınava sokmuş, ve görmüştür ki onlar kendilerine yasak edilen şeylerden vazgeçmeyecek kadar kibirlidirler! Ve iste bu nedenle Tanrı onları maymun haline sokmuştur. Bunun böyle olduğu Kuranda söyle belirtilmekte:

“Kibirlenip de kendilerine yasak edilen şeylerden vazgeçmeyince onlara: -‘aşağılık maymunlar olun’- dedik…” (Araf süresi, ayet 166; ayrıca bkz. Bakara süresi, ayet 65).

Hemen ekliyelim ki Muhammed bu masalı, “Tanrı ve Peygamber buyruklarına uymayanların kötü bir akıbete ugracaklarini” anlatmak, ve dolayisiyle Arapları kendisine baş eğdirtmek maksadiyle kullanmıştır. Düşünmemiştir ki bu tür masallarla eğitilen insanlar, akıl rehberliğinden yoksun kalıp fikirsel gelişme olasılığını yitirirler.

Süt beğenmeyen fareler

“Farelerin deve sütü içmeyip ancak köyün sütü içtiğine, ve çünkü vaktiyle deve sütü içmeyen Yahudi kavimlerinden birinin, Tanrı tarafından fare cinsine dönüştürüldüğüne dair islami inanca katılır misiniz?”

Böyle bir soru karşısında, muhtemelen söyle diyeceksinizdir: “Hayır katılamam! Islamda böyle şeylerin olduğuna da inanmam. Çünkü insanları bu tür inançlarla yetiştirmek, onları beyinsiz kılmak demektir”. Ne var ki bunu dediğiniz takdirde Muhammedin söylediklerini inkar etmiş, ve müslümanlik sınavında başarısız kalmış olursunuz. şu nedenle ki, Muhammedin söylemesine göre Tanrı yasaklarına uymayan, günahkar kavimler, Tanrı tarafından maymun ya da fare gibi hayvan şekline dönüştürülmüşlerdir. Ve iste Tanrı, vaktiyle Beni Israil ‘e (yanı Yahudilere) devenin eti ile sütünü haram kılmış idi. Bu yüzden Beni Israil kesinlikle deve sütü içmezlerdi. Böyle olduğu halde, Beni Israilden bir kavım, bu yasağa aldırış etmediği için Tanrı tarafından fare şekline sokulmuştur. başta Diyanet işleri Başkanlığı yayınları olmak üzere temel Islam kaynaklarına göre Muhammedin konuşması aynen söyle:

Beni Israilden bir kavım (mesh olup) beşer tarihinden silindi, yok oldu. Bilinmez ki, okavim ne (fenalık) işlemiştir. Ben zannetmem ki, o ümmet fareden başka bir şeye mesh ve tahvil edilmiş olsun. Çünkü fare (içsin) diye (bir yere) deve sütü konulursa, onu içmez de köyün sütü konulursa onu içer” [Muhammedin bu sözleri, Diyanet yayınlarından alınmadır. Bkz. . Sahihi Buharı Muhtasarı… Cilt 9, sh. 68, Hadis no. 1364; ayrıca benim Şeriattan kışsalar 1 adli kitabıma bakınız]

Melek gören horozlar

“Horozların melek gördükleri zaman öttüklerine ve öttükleri zaman müslümanlar için Tanrının “kereminden” dilekte bulunmak gerektiğine dair bir hükmü Tanrı ve “Peygamber” buyruğu olarak kabul ediyor musunuz?”

Yine bunun gibi: “Eşeklerin şeytan gördükleri zaman anırdıklarını, ve anırdıkları zaman -‘Eûzü billahi mine’s-seytâni’r-racîm’- deyip Tanrıya sığınmanın müslüman kisi bakımından zorunluk olduğuna inanıyor musunuz?”

Eğer bu sorulara: “Hayır, olmaz böyle şey! Bunlar Tanrıdan ya da Peygamberden gelmiş olamaz. Bu gibi sözleri Tanrıya ve Muhammede yamamak, Tanrıyı ve elcisini alaya almak olur” şeklinde bir yanıt verecek olursanız müslümanlik iddianız tehlikeye girmiş olur. Ve hele bir de bu söylediklerinizi açıklamak üzere, kendi kendinize: “Bunlar akıl dışı şeyler! Neden horoz melek gördüğünde otsun de eşek şeytan gördüğünde anırsın! Eşek melek görmez mi! Gördüğünde ne yapar! Ya da horoz şeytan görmez mi! Gördüğünde ne yapar! Nedir Tanrının ya da Muhammedin eşeklere karşı husumeti ki zavallı hayvanı, şeytandan başka bir şey görmez diye tanımlarlar ve onun anırdığını görenleri Tanrıya siginmaga çalirirlar!” şeklinde akılcı bir yanıta yönelecek olursanız, halınız fena. Çünkü böyle bir şey söylediğiniz zaman Islam şeriatını inkar etmiş sayılır ve kafirlerden olarak cehennemi boylarsınız.

Yok eğer bu yukardaki sorulara “Evet bunların Tanrı ve Peygamber sözleri olduğunu kabul ederim!” diye yanıt verecek olursanız, müslümanlik sınavını başarıyla atlatmış, ve “imanı tam” bir müslüman olarak övünmeye hak kazanmış olursunuz. şu bakımdan ki Muhammed, horozları, müslümanlari namaza uyandıran yaratıklar olarak övgüye layık bulur, onlara sövülmemesini isterdi; örneğin söyle derdi:

“Horoza sövmeyin. Çünkü o namaza uyandırır”

[Ebu Davudun “Kitab’ul-Edeb”inde yer alan bu Hadis için bkz. Imam Nevevî, age , Cilt 3, sh. 328].

Yine bunun gibi Muhammed, horozların melek gördükleri zaman öttüklerine ve eşeklerin şeytan gördükleri zaman anırdıklarına da inanmıştı; söyle derdi:

“Horozların öttüğünü işittiğinizde (dileklerinizi) Allahın fazl-ü kereminden isteyiniz. Zira horozlar melek görmüşler (de öyle ötmüşler)dır. Merkebin anırmasını işittiğiniz de de şeytan(in şerrin)den Allaha sığınınız (ve: Eûzü billahi mine’s-seytâni’r-racîm, deyiniz). Çünkü merkep şeytan görmüş de (öyle anırmış) dır”. [Bkz. Diyanetin “Sahihi Buharı Muhtasarı …” adli yayınlarının 9.cu cildinin 66-67 sayfasında yer alan 1363 sayılı hüküm].

Diyanetin belletmesine göre Muhammed, bu sözleri söyledikten sonra söyle eklemiştir:

“Merkep, şeytan görmedikçe anırmaz. Merkep anırınca siz Allahu Tealayı zikredin, bana da salavat getiriniz” (Diyanet yayınları, Sahihi Buharı Muhtasarı…. Cilt IX, sh. 68).

Dikkat edileceği gibi merkep anırması, kişiye Tanrının adını anıp Muhammede salavat getirmek (dua etmek) gibi bir zorunluk yüklemekte. Böyle bir zorunluğun kutsal duygularla nasıl bağdaşabileceğini düşünmek kuşkusuz ki kolay değil.

Bu yukardaki veriler, Diyanet yayinlariyle insanlarımıza belletilmekte. Ne var ki horozların melek gördükleri zaman öttüklerini, ya da merkeplerin şeytan gördükleri zaman anırdıklarını söyleyen bu aynı Diyanet, halk arasındaki “Kara karga kimin evinde öterse o haneden cenaze çıkar” şeklindeki inançları hurafeden sayar. Daha başka bir deyimle, her hangi bir kimsenin evinde kara karganın ötmesiyle cenaze çıkar olduğuna dair olan inancı hurafe olarak kabul ettiği halde, merkebin şeytan gördüğü için anırması üzerine Tanrıya sığınmak gerektiğine dair hükmü hurafeden saymaz! Ya da, karganın ötmesinin cenaze ile ilişkisini hurafe diye tanımlar, ama horozun ötmesini meleklerden ve merkebin anırmasını şeytandan bilip aynı nitelikteki bir hurafeyi, başka şekiller altında halkımıza sokuşturmaktan geri kalmaz. Ve iste insanlarımızın dinsel eğitimi, bu zihniyetteki bir Diyanete ve onun emrindeki din adamlarına terkedilmis bulunmakta!

Gururlu öküzün dile gelişi

Size deseler:”Öküz, kendi sırtına binilmesinden hoşlanmadığını, ve çünkü gururlu bir hayvan olduğunu söyler. Çünkü o, sadece tarla sürmek için yaratılmış bir hayvan olduğunu kabul eder, ve bunu kendi agziyle Yahudilere bildirmiştir, Muhammed de öküzün bu şekilde konuştuğuna inandığını söylemiştir” .

Bunu söyliyene karşı ne dersiniz? Eğer kalkıp da: “sen benimle alay mi ediyorsun! Ne okuz böyle konuşur ve ne de Muhammed böyle bir şey söyliyebilir” şeklinde konuşacak olursanız, Muhammedi yalanlamış olur ve dolayisiyle müslümanlik sınavından sıfır alırsınız. Çünkü başta Diyanet işleri Başkanlığının yayınları olmak üzere, en sağlam Islam kaynaklarına göre Muhammed, öküzlerin binek hayvanı olmayıp, tarla sürmek için yaratıldıklarını, ve şu hale göre onları merkep gibi kullanmanın isabetsiz olduğunu, ve daha doğrusu çiftçilerin okuz kullanmak suretiyle tarlalarını sürebilmelerinin caiz olduğunu bildirmek üzere halka şu hikayeyi anlatır:

“(Beni Israil zamanında) bir kimse okuz üzerine binmişti. Bu sırada hayvan o kimseye yüzünü çevirip bakarak: -‘Ben bunun için yaratılmadım! Ben tarla sürmek için halk olundum’- demiştir”.

Anlaşılan o ki okuz, merkep gibi sırtına binilmesinden hoşlanmayan, bunu gururuna yediremeyen bir hayvandır; çünkü Tanrı onu sırtına binilsin için değil, tarlaya sürülsün için yaratmıştır.

Yukardaki hikayeyi anlattıktan sonra Muhammed, öküzün bu şekilde konuştuğuna kendisinin de inandığını kanıtlamak üzere şunu ekler:

“Ben, hayvanın böyle söylediğine inandım”.

Fakat bunu yeterli bulmaz; halkı bu söylediklerine biraz daha inandırabilmek için Ebu Bekr ile Ömer b. Hattâb’i kendisine destekçi olarak gösterir ve öküzün bu şekilde konuştuğuna onların da tanık olup inandıklarını belirtir (Bkz. Sahihi…, Cilt VII, sh. 143, Hadis no. 1049. aynı rivayet Müslimin Fazâil’inde ve Tirmizî’nin Menakıbında bulunmakta).

Dikkat edileceği gibi bütün sorun, öküzün binek hayvanı olarak değil fakat çiftçilikte tarla hayvanı olarak kullanılması ile ilgilidir. Bunu anlatmak için Muhammedin yaptığı şey, öküzü konuşuyormuş gibi gösterip mucizevi bir olayı dile getirmek oluyor. Getirirken de kişileri, mucizeden başka bir usul ile (örneğin akılcılık yolu ile) eğitilemezmiş gibi bir duruma sokmuş oluyor. Oysa: “Tarlalarınızı okuz kullanmak suretiyle sürebilirsiniz” şeklinde bir şeyler söylemiş olsa mesele kalmiyacaktir.

Konuşan kurttan dersler

“Kurt denen vahşi hayvanın, insanlarla konuştuğuna ve gelecekten haber verdiğine dair din verilerine inanır misiniz?”

Bunu söyliyene karşı tutumunuz, muhtemelen yine aynı olacak ve yine müslümanlik sınavından başarısız çıkmış olacaksınızdır. Şu nedenle ki, Muhammedin, “gururlu öküzle ilgili olarak yukarda belirttiğimiz sözlerinin devamı kurt denen vahşi hayvanı, hanı sanki ileri görüşlü imiş gibi gösterir niteliktedir! Buharının Ebu Hüreyreden rivayetine göre Muhammed, bir gün halka söyle der:

“… Bir kere de bir köyünü bir kurt kapmıştı. Çoban kurdu peşi sıra takıp etti (ve köyünü bıraktırdı); bunun üzerine kurt, çobana hitâb ederek: -‘Elbette yırtıcı hayvan(larin sürüye saldırdığı bir gün gelir. O fitne) gününde köyünün benden başka çobanı bulunmayacaktır. (Bakalım o gün) köyünü benden kim kurtarır!- dedi”

Bunu anlattıktan sonra yine halkı inandırmak umuduyle ekler:

“Ben, kurdun böyle söylediğine de inandım; Ebu Bekr’le Ömer de inandı” (Bkz. Diyanet yayınlarından: Sahihi Buharı Muhtasarı…, Cilt VII, sh. 144. hadis no. 1049).

Muhammedin açıklamasına göre kurt, Medine şehrinin bir gün gelip orada oturanlar tarafından terk edileceğini, vahşi hayvanların, kurtların ve kuşların istilasına uğrayacağını haber vermiş, böylece ileri görüşlülüğünü ortaya vurmuştur. “Neden dolayı Muhammed, Medinenin böyle bir hale düşeceğini anlatmak için kurt hikayesine başvurmuştur!” diye sorulacak olursa, verilecek yanıt muhtemelen şu olmak gerekir:

Kurtubî ve Ibnü’l Arabi ve Kadı Iyâz gibi kaynakların bildirmesine göre Muhammed, bir gün gelip Medine içinde bir takım fitnelerin ve musibetlerin olacağını, Bedevi Arab’larin gelip şehre yayılacaklarını, ve orada ötedenberi oturanları yerlerinden edeceklerini haber vermiştir (Bkz. Diyanet yayınlarından: Sahihi Buharı Muhtasarı… Cilt VI. sh. 234-236, Hadis no. 885). Pek muhtemelen bu söylediklerini pekiştirmek içindir ki yukardaki kurt hikayesini anlatma ihtiyacını duymuş olmalıdır. Hikayeyi anlatmakla, Medinenin önemini vurgulamak istemiştir. Ne var ki bütün bu felaketlerin Medinenin başına ne zaman geleceği hakkında bilgi vermemiştir. Bundan dolayıdır ki Islam yazarlarından bazıları bu olayın Emevî’ler ve Abbasiler döneminde oluştuğunu söylemişlerdir. Bazıları da kıyamet saatinin yaklaştığı bir zamanda oluşacağını öne sürmüşlerdir (Kurtubî’nin, ve Ibnü’l Arabinin ve Nevevî’nin görüşleri için bkz. Diyanet yayınlarından: Sahihi Buharı Muhtasarı… Cilt VI. sh. 234-236, Hadis no. 885; ve Cilt VII. sh. 143-147, Hadis no. 1049).

Kaynak:

Müslümanlık Sınavı
İlhan Arsel – Mayıs 2002

Agnostik.org