Soru 16: Namaz Kılmakla Her Türlü Günah'tan Kolaylıkla Kurtulma Olasılığına İnanır mısınız? Aralık 08

Soru 16: Namaz Kılmakla Her Türlü Günah’tan Kolaylıkla Kurtulma Olasılığına İnanır mısınız?


Soru 16: Namaz Kılmakla Her Türlü Günah'tan Kolaylıkla Kurtulma Olasılığına İnanır mısınız?

Soru 16 – “Namaz kılmakla her türlü günah’tan kolaylıkla kurtulma olasılığına inanır mısınız!”

Bu soruya: “Hayır inanmam! Çünkü namaz kılmakla her türlü günahtan kurtulma olasılığına inanan insan, bu güvence içerisinde günah işlemekten asla geri kalmaz. Ama onun aklını ve vicdanını, insan sevgisiyle, ve sorumluluk duygusuyla eğitirsek, ancak o zaman günah işleme olasılığını önlemiş oluruz” şeklinde bir şeyler derseniz, müslümanlık sınavından sıfır alırsınız. Ama “Evet inanıyorum” derseniz, iyi bir müslüman olduğunuzu kanıtlamış olursunuz. Çünkü Muhammed, namaz kılmanın “iyilik” demek olduğunu, ve iyiliklerin ise günahları giderir nitelikte bulunduğunu bildirmiştir. Cezalandırılması gereken bir günah işleyen kişilerin, toplu kılınan namazlara katılmakla günah’tan kurtulabileceklerini söylemekten geri kalmazdı. Buharî ve Müslim gibi kaynakların verdikleri örneklerden biri şöyle: Bir gün adamın biri Muhammed’in yanına gelerek:

“Ya Rasûlallah! Cezalandırılması gereken bir kusur işledim, beni cezalandır”

diye sorar. Sorduğu sırada namaz vakti gelmiş olduğu için Muhammed’le birlikte namaza durur. Sonra tekrar sorar:

“Ya Rasûlullah! Cezalandırılması gereken bir günah işledim. Allah’ın kitabında cezam ne ise bana uygula”.

Bunun üzerine Muhammed sorar:

“Bizimle birlikte şimdi namaz kıldın mı?”.

Adam “evet” diye cevap verir. Muhammed de kendisine şöyle der:

“O halde günahın affedilmiştir” (Bkz. Enes’in rivâyeti olarak Buharî’nin “Kitab’ül- Mühâribîn”, ile Müslim’in “Kitab’ut-Tevbe” adlı yapıtlarında yer alan bu hadîs için Bkz. İmam Nevevî, Riyâz’üs Sâlihîn Tercümesi, İstanbul 1992, Merve Yayınları, cilt İ. sh. 397, Hadis no. 435).

Görülüyor ki Muhammed, işlenen suçun niteliğini bilmeden ve sorgu / sual dahi etmeden, suç işleyen kişi’yi, sırf namaz kıldığı için, affedilmiş saymıştır.

Öte yandan namaz kılmanın “iyilik” (iyi işlerden) olduğunu, ve bu tür bir iyiliğin, işlenmiş suçları günah olmaktan çıkardığını anlatmak maksadiyle Kur’ân’a âyet’ler koymuştur. Bunlardan biri, Hûd sûresi’nin 114.cu âyeti, diğeri ise İsrâ sûresi’nin 78.ci âyeti’dir. Hûd süresi’ndeki âyte’le beş vakit namaz kılan müslümanların günahlardan arınacaklarını, İsrâ sûresi’ndeki âyet’le de, sabah namazı’nın “sahidli” nitelikte olduğunu ve dolayısıyla günah gidereceğini bildirmiştir. Söylemeye gerek yoktur ki her iki âyet de kişilere, namaz sayesinde günahlardan kurtulmanın mümkün olduğu (ve daha doğrusu günah işlemenin cezaî bir sonuç yaratmayacağı) inancını aşılamak bakımından sakıncalıdır. Şöyleki:

Hûd sûresi’nin 114.cu âyet’inde şu yazılı:

“Gündüzün iki ucunda, gecenin de ilk saatlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri (günahları) giderir….” (K. 11 Hûd sûresi, âyet, 114).

Yorumcuların açıklamalarına göre burada geçen “Gündüzün iki ucunda…” deyimi sabah, öğle ve ikindi namazlarını, “gecenin de ilk saatlerinde” deyimi de akşam ve yatsı namazlarını içerir. Bu şekliyle âyet, beş vakit namazdan her birinin günah giderici nitelikte bir “iyilik” anlamına geldiğini bildirmektedir. Nitekim bu konuda Muhammed, bir gün müslümanları karşısına alarak sorar:

“Ne dersiniz, sizden birisinin kapısı önünde bir ırmak bulunsa da, her gün beş defa onda yıkansa kendisinde kir namına bir şey kalır mı?”.

Onun bu sorusuna halktan kişiler: “Hayır” deyince, Muhammed devam eder:

“İşte beş vakit namaz da bunun gibidir ki, Allah o sayede bütün hataları arıtır” (Bkz. Diyânet Vakfı’nın Kur’ân çevirisinde, Hûd 114 âyeti’nin yorumu).

İslâm kaynaklarından öğrenmekteyiz ki, namaz kılmanın günah giderici nitelikte olduğunu anlatan bu âyet, müslüman bir kişinin bir kadını öpmesi üzerine “inmiştir”. İbn Mes’ûd’un rivâyeti şöyle:

“Biri bir kadını öpmüş, sonra da Resulullah’a gelerek olanı ona haber vermişti. Bunun üzerine şu âyet indirildi: – <Gündüzün iki tarafında, gecenin gündüze yakın saatlerinde namaz kıl. Şüphesiz ki iyi işler, kötü işleri silip götürür>-(Hûd 114). Adam: -Bu hüküm yalnız bana mı âittir- diye sorunca Resûlullah: -Tüm ümmetim için geçerlidir- buyurdu”. (Buhârî’nin “Mevâkit-iş- Salât” ında, ve Müslim’in “Kitab’ut Tevbe” sinde yer alan bu hadîs için bkz. İmam Nevevî, Rüyâz’üs-Sâlihîn Tercümesi, İstanbul, 1992 cilt İ. sh. 396, Hadîs no. 434)

Yine bunun gibi İsrâ sûresi’nde, beş vakit namaz içerisinde sabah namazının özelliğini dile getiren bir âyet vardır ki, günahlardan kurtulma güvenliğini sağlamak bakımından müslüman kişiye biraz daha rahatlık sağlar. Ayet şöyle:

“Gündüzün güneş dönüp gecenin karanlığı bastırıncaya kadar (belli vakitlerde) namaz kıl; bir de sabah namazını. Çünkü sabah namazı şahitlidir” (K. 17, İsrâ sûresi, âyet 78).

Yorumculara göre, bu âyet’le müslümanlara beş vakit namaz emrolunmuştur, ve bunlar, güneşin zeval vaktinden sonra kılınmak gereken öğle ve ikindi namazları ile güneşin batmasından sonra akşam ve yatsı namazları, ve bir de sabah namazı’dır. Fakat, âyet’de açıkça işâret edildiği gibi, sabah namazının özelliği ayrıca zikredilmiş ve bu namazın “şahitli” olduğu eklenmiştir. Çünkü yine yorumcuların söylemesine göre, “gece melekleri” ile “gündüz melekleri”, sabah namazında buluşurlar, ve hep birlikte bu namazın kılındığına şahit olurlar. Şahit olduktan sonra gündüz melekleri kalır ve gece melekleri semaya yükselirler (Bkz. Diyânet Vakfı çevirisinde, İsrâ 78 âyeti’nin açıklanması). Anlaşılan o ki, gündüz ve gece meleklerinin sabah namazı “şahidliğinde” birleşmiş olmaları, müslüman kişi’nin hayıinadır ve kimbilir onu nice günahlardan kurtarmış olacaktır.

Öte yandan müezzinin sesini ısıtıp da cemaat namazında hazır bulunan kişi’ye 25 namaz yazılır ve onun iki namaz arasındaki tüm günahları bağışlanır. Ve müezzin, sırf Tanrı’nın “mağfireti’ne” (bağışlamasına) layık olabilmek için, sesini mümkün olduğu kadar uzak yerlere işittirmeğe çalışır. Böyle yapacak olursa, Tanrı’nın yarattığı her şey, onun lehine olacak şekilde şahâdette bulunur. Muhammed’in söylemesi şöyle:

“Müezzine sesinin yetiştiği yer nisbetinde mağfiret olunur. Ratb ü yâbis her şey de ona hüsn-i şahâdette bulunur. Dâ’vet ettiği cemâat namazına hâzır olana da yirmi beş namaz yazılır. Ve iki namaz arasındaki günahaları bağışlanır”.

[Burada geçen “Ratb ü yâbis” deyimi Tanrı’nın yarattığı her şey’dir: yâni ağaç, taş, cin, insan vb… gibi her şeydir. Muhammed’in söylemesine göre bunlar, sesini yüksek tutan müezzin lehine şahâdette bulunacaklardır. Bu hadîs için Ebû Dâvud’un Sünen-i’ ne bakınız. Ayrıca Diyânet yayınlarından Sahih-i Buharî Muhtasarı… Cilt 2, sh. 565]

Yine Muhammed’in söylemesine göre, müslümanlardan ölen bir kimsenin oluşu üzerine cemaatla birlikte namaz kılacak olursa, o kişinin günahlarının Tanrı tarafından bağışlanmasını sağlamış olur. Kaynakların bildirmesine göre namaz kılanların sayısının 40 ilâ 100 arasında olması yeterlidir. Bir rivâyete göre Muhammed’in konuşması şöyle:

“Erkek olsun, kadın olsun, müslümanlardan ölen bir kimse yoktur ki, onun ölüsü üzerine müslümanlardan yüz kişiye bâliğ olan bir zümre namaz kılıp hakkında hayır dilekte bulunursa, bu meyyit (ölü kişi) hakkındaki şefâatleri muhakkak kâbul olunur”.

[Bu konudaki hadîs’ler için bkz. Diyânet Yayınları. Sahih-i Buharî Muhtasarı… Cilt 4, sh. 468-469]

*

Görülüyor ki Muhammed, kendi taraftarlarını, zinâ, hırsızlık, içki içmek, kumar oynamak vb… gibi en büyük suçlar vesilesiyle günahsız kılmanın çeşitli yollarını bulmuştur. Bununla beraber, günah saydığı bir kaç hal var ki, kişi’yi Tanrı’nın bağışlamasından uzak kılar; kişi, bu gibi hallerde doğruca Cehennem’i boylamış olur, çünkü Tanrı, bu tür günahları bağışlamayacağını bildirmiştir. Bu hal’lerden biri, biraz yukarda değindiğimiz gibi, “şirk etmektir”, yâni Tanrı’ya ortak koşmaktır, ki Kur’ân’in Nisâ Sûresi’nde şöyle belirtilmiştir:

“Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını (günahları) dilediği kimse için bağışlar. Allah’a ortak koşan kimse, büyük bir günah (ile) iftira etmiş olur” (K. 4 Nisa 48).

Her ne kadar burada Tanrı’nın, “şirk koşmak” dışındaki günahları dilediği kimselere bağışlayacağı yazılı ise de durum böyle değil. Çünkü yine Nisâ sûresi’nde, inkâr edenlerin, ya da İslâm’a inanıp da sonra inkâr ederek kâfırlikte ya da münafıklıkta karar kılan kişilerin dahi Tanrı tarafından asla bağışlanmayacakları yazılıdır, Nisâ sûresi’nin 137.ci âyet’i şöyle:

“İman edip sonra inkâr edenleri, sonra yine iman edip tekrar inkâr edenleri, sonra da inkârlarını arttıranları Allah ne bağışlayacak, ne de onları doğru yola iletecektir”. (K. 4 Nisâ 137)

Nisâ sûresinin 168.ci âyet’i de şöyle:

“İnkâr edip zulmedenleri Allah asla bağışlayacak değildir. Onları (başka) bir yola iletecek değildir” (K. Nisa 168)

Görülüyor ki Muhammed’in Tanrısı, inkâr edenleri (yâni kâfır’leri), ve İslâm’dan çıkanları ne bağışlıyor ve ne de doğru yola iletiyor. Çünkü bu kişileri, “inkar” ile “iman” arasında kararsız kalıp ömür tüketen, ve en sonunda kâfirliği ya da münafıklığı tercih eden kimseler olarak görüyor ve affetmiyor.

Ne var ki Muhammed’in Kur’ân’a koyduğu hükümlere göre Tanrı’nın bu şekilde davranması biraz adâletsiz olmaktadır, çünkü Kur’ân’a göre Tanrı, dilediğini “imanlı” (yâni “müslüman”) ve dilediğini de “imansız” (yâni “kâfır”) yapandır (Örneğin Bkz. En’âm sûresi, âyet, 125). Üstelik “kayyûm”dur (K. Bakara 255); bütün yarattıklarının “idâresini” bizzat yürüten ve hepsini hesaba çekendir. Şu durumda Muhammed’in Tanrısı, hem kul’larını imansız kılıp hem de “imansızdırlar” diye cezalandırmak sûretiyle adâletsizliğin temsilciliğini yapmış olmuyor mu!

Öte yandan Muhammed’in Tanrısı, hırsızlık, zinâ, katil gibi en bayağı ve en korkunç suçları işleyenlerin günahlarını bağışladığı halde, “müşrik’leri” (yâni Tannri’ya eş koşanları), ya da Kur’ân’a inanmayanları, ya da Muhammed’i inkâr edenleri, ya da İslâm’dan çıkanları, yâni “fikir” suçu diyebileceğimiz eylemde bulunanları, asla bağışlamayıp doğruca cehenneme atmakta! Hani sanki bu eylemler, hırsızlık zinâ, vb… gibi gerçekten büyük günah saydığı günahlardan daha da büyük görmekte ve hiçbir şekilde bağışlamamaktadır. Oysa ki toplum düzeni ve insan varlığının gelişmesi bakımından birinciler, ikincilere oranla çok daha zararlı şeylerdir.

Bununla beraber Muhammed, Tanrı’ya ortak koşmak vb… gibi büyük günahlar yüzünden Cehennem’e gitmiş olan müslümanların dahi, orada biraz olsun cezâ’larını gördükten sonra, eğer “Lâ ilâhe illa’llâh” diyecek olurlarsa, ve kalblerinde bir arpa, bir buğday, bir zerre kadar hayır ve îmân bulunduğunu ortaya vururlarsa, mutlaka Cehennem’den çıkarılıp Cennet’e alınacaklarını söylemiştir (Bkz. Buharî’nin Ebû Saîd-i Hudrî’den rivâyeti için bkz. Diyânet Yayınları. Sahih-i Buharî Muhtasarı… Cilt İ. sh. 36-37, hadîs no. 21; ayrıca bkz. Cilt IV. sh. 270-1)

*

Bu yukardaki örneklere eklenebilecek daha niceleri var. Eğer bunlara, aklı dışlayan şeyler olarak görüyor ve “Hayır bunlara inanmıyorum” diyor iseniz, müslümanlık sınavında kalmış sayılırsınız. Yok eğer bunlara gözü kapalı inanıyor iseniz, bu takdirde “iyi” bir müslüman olduğunuzu kanıtlamış olursunuz. Ancak şunu bilmelisiniz ki, her hususta olduğu gibi, “suç” ile “cezâ” ilişkileri bakımından da “seriâtcilik” ile “Akılcılık” arasında çatışma vardır. Bu çatışmayı çözüme bağlamadan, yâni bu ikisi arasında seçim yapmadan, ve daha açıkçası akılcı düşünceyi, her konuda olduğu gibi, bu konuda da seriât’ın önüne almadan İslâm ülkeleri, müspet hukuk ve ahlâk anlayışına erişemeyecekler, uygar nitelikte toplum yaşamlarına ulaşamayacaklar, kendilerini yöneten sınıflar tarafından sömürülmekten, sefâlet ve felâketlere sürüklenmekten kurtulamayacaklardır.

İlhan Arsel, Müslümanlık Sınavı

Hukuk ve Ahlâk Anlayışiyle İlgili Bazı Sorular

Hazırlayan: Subat