Soru 13: Hırsızlık ve Zina Yapanlar La İlahe İllallah Derlerse Cennete Gireceklerine İnanır mısın? Aralık 05

Soru 13: Hırsızlık ve Zina Yapanlar La İlahe İllallah Derlerse Cennete Gireceklerine İnanır mısın?


Soru 13: Hırsızlık ve Zina Yapanlar La İlahe İllallah Derlerse Cennete Gireceklerine İnanır mısın?

Soru 13 – “Hırsızlık, zinâ vb… gibi suçları işleyen kişilerin, ölmeden önce ‘Lâ ilâhe illa’llâh’ (Allah’tan başka tapacak yoktur) demek sûretiyle her türlü günahtan kurtulup doğruca Cennet’e gideceklerini kabul edebilir misiniz!”

Eğer akılcı düşünce insanı iseniz, ve dolayısıyla müspet hukuk ve müspet ahlak anlayışından yana iseniz, elbetteki böyle bir soruyu yadırgayacak ve “Hayır kabul edemem” diyeceksinizdir. Çünkü akılcı düşünceye göre suç’un karşılığı cezâ’dır. Suçlu olan kişi, suç ile orantılı bir cezâ’ya çarptırılır. Bu cezâ, haksız bir davranışın karşılığıdır; fakat aynı zamanda suç işlenmesini önlemek için başkalarına da bir uyarı’dır. Bu nedenle mutlaka uygulanmalıdır. Her ne kadar çeşitli nedenlerle suç’un bağışlanması, ya da cezâ’nın azaltılması, şart’lara bağlanabilirse de bu şartlar, kişilerin belli çıkarlarını sağlama amacına yönelik olamaz; olacak olursa hukuk’a, adâlet duygusu’na, ve ahlâkiliğe aykırı demektir. Bundan dolayıdır ki akılcı ahlâk sisteminde, suç işleyen, örneğin hırsızlık eden bir kimse’nin, namaz kılmak, oruç tutmak ya da hacc etmek gibi ibâdet yanında “Lâ ilâhe illa’llâh” (yâni “Allah’tan başka tapacak yoktur”) demek sûretiyle suçtan kurtulmak gibi özel çıkarlarıyla ilgili bir sonuca yönelmesi söz konusu olamaz. Ne var ki bu şekilde düşündüğünüz ve yukarıdaki yanıtı verdiğiniz takdirde, müslümanlık sınavından not alamayacaksınızdır. Çünkü İslâm seriât’ı, kişi’ye, “Lâ ilâhe illa’llâh” diyerek, yâni Tanrı’nın tek’liğini ve Muhammed’in “peygamber’ligini” kabul etmek gibi en “sade” ve kolay usûllerle, en iğrenç günahlardan kurtulup Cennet’e girme olasılığını sağlamakta, ve böylece onu, nasıl olsa afolunacağı inancı içinde günah işleme alışkanlığına sürüklemektedir. Şöyleki:
İşlâm seriâti’nin bellettiği “ahlâk” ve “adâlet” anlayışına göre Tanrı, müslüman kişilerin günâhlarını bağışlayacaktır. Muhammed’in Tanrı’sı şöyle diyor:

“…Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar…” (Bkz. 39 Zume sûresi âyet, 53-56).

Her ne kadar İslâmci’lar, “Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin” anlamına gelen bu âyet’in, günah işlemeye devam olasılığını vermediğini söylerlerse de doğru değildir. Çünkü bir kere Muhammed, işlenen suç’u adâlet terazisine değil fakat din terazisine göre ölçeğe vurmuştur. Bundan dolayıdır ki, kişilerin müslüman olmadan önceki günahlarının tümüyle af olunduğunu bildirmek üzere şöyle demiştir:

“İslâm, kendisinden evvel vaki olmuş cürümlerin hükmünü iptal eder” [Diyânet Yayınları: Sahih-i Buharî Muhtasarı… Cilt 11, sh. 923].

Böylece, adam öldürmek, hırsızlık, zinâ vb… gibi en ağır suçları işlemiş olan kimselerin dahi, İslâm olmak sûretiyle günahtan kurtulmuş olarak doğruca cennet’e gideceklerini söylemiştir [Bkz. [Diyânet Yayınları: Sahih-i Buharî Muhtasarı… Cilt 8, sh. 283, H. 1192].

Öte yandan, Müslüman kişiler, dağlar gibi günahlarla Tanrı’nın önüne gitseler bile, günahları af olunacaklardır, yeter ki “şirk” yapmamış, yâni Tanrı’ya ortak koşmamış olsunlar (Bkz. Nisa sûresi, âyet, 48), İslâm’dan çıkmasınlar (yâni “inandıktan” sonra inkâr’da bulunmasınlar) (Bkz.. Nisa 137), ve “kâfir” olmasınlar [Bkz. Nisa 168-169. Ayrıca bkz. İmam Nevevî, Riyâzu’s Salihin…. (İst. 1992) cilt İ, sh. 395)] Bunun dışında ne yaparlarsa yapsınlar, ne kadar büyük günah işlerlerse işlesinler, ibâdet’lerinde kusur etmemek şartıyla bütün günahları bağışlanacaktır. “İbâdet” derken, anlaşılması gereken şey “abdest” almaktan tutunuz da namaz kılmaya, oruç tutmaya, “Beyt-i _erif’i” (Kâ’be’yi) ziyâret etmeye varıncaya kadar, ve fakat bütün bunlar yanında bir de asıl Tanrı’nın tek olduğuna ve Muhammed’in de onun elçisi bulunduğuna dâir sözleri ölüm anında dahi tekrar etmek gibi şeriât’in öngördüğü her şeyi yapmaktır.

Gerçekten de şeriât kaynaklarında (örneğin Diyânet yayınlarında) yazılanlara göre Muhammed, bir gün Harre tarafında dolaşırken Cebrail ile karşılaşır. Cebrail kendisine şöyle der:

“Ümmetine müjdele, kim Allah’a şirk koşmadan ölürse, Cennet’e girecektir”.

Cebrâil’in bu güzel haberine sevinen Muhammed sorar:

“Zinâ eder, hırsızlık ederse de Cennet’e girer mi?”.

Cebrâil: “Evet”

der. Ve bu sözünü üç kez arka arkaya:

“Evet zinâ etse de, hırsızlık etse de Cennet’e girer”

diyerek, söylediklerini pekiştirir. Ve hemen arkasından ekler:

“İçki içse de yine girer” (Bkz. Buharî’nin Kitâbu’t-Tevhîd’inden naklen Diyânet’in yayınladığı Sahih-i Buharî Muhtasarı… Cilt 4. sh. 268).

Bir başka rivâyete göre Muhammed’in dediği şöyle:

“Bana Cibril geldi. Ve müjde verdi ki: -Her kim Allah’a şirketmeden ölürse, Cennet’e dâhil olur. Cibril’e: -‘Sirkat etse de, zinâ etse de mi?-‘ dedim (Evet sirkat etse de, zinâ etse de) diye cevap verdi” [Bkz. Buharî’nin Kitâbu’t-Tevhîd’inden naklen Diyânet’in yayınladığı Sahih-i Buharî Muhtasarı… Cilt 4. sh. 268).

Burada geçen “şirk etmeden ölürse” sözleri “Allah’a ortak koşmadan” anlamınadır. “Sirkat” sözcüğü “hırsızlık”, “zinâ” sözcüğü de “yasa’sız çiftleşme” demektir. Ve işte Muhammed’in söylemesine göre bu gibi suçlardan dolayı günahkâr olanlar “Tanrı’dan başka Tanrı yoktur, Muhammed onun elçisidir” demek sûretiyle bu günahlardan kurtulmuş olarak Cennet’e girerler.

Bu konuda Ebû Zerr(-i Gifârî) nin rivâyeti şöyle:

“… Resûlüllâh: ‘Bana rabbim tarafından (şefâretle) gelen Cibrîl (bir kere daha) gelmiş ve: -Ümmetimden her kim Allâhu Teâlâ’ya hiç bir şey’i (ülûhiyette ve havass-ı rubûbiyette) ortak tanımayarak ölürse, o kimse Cennet’e girer- diye haber verdi- buyurdu. Ben: -(‘Yâ Resûla’llâh) O adam zinâ ettiği ve şirkat eylediği halde (yine Cennnet’e girer)mi? – diye sordum. Resûl-i Ekrem: -‘(Evet) zinâ ve şirkat eylediği halde de (Cennet’e girer) diye cevâb verdi”. (Bkz. Diyânet yayınları, Sahih-i Buharî Muhtasarı… Cilt 4. sh. 263, hadîs no. 617).

Bir başka rivâyet şöyle: Savaş maksadıyla çıkmış olduğu seferlerden birinde Muhammed, yanındaki merkebin terkişinde bulunan Muâz İbn-i Cebel’e, bir aralık:

“Yâ Müâz!”

diye seslenir. Müâz:

“Emir buyurunuz yâ Resûla’llâh! Emrinize itâate, hizmetinizi yerine getirmeye bütün mevcûdiyetimle hâzırım”

diye yanıt verir. Fakat Muhammed duymazlıktan gelir ve:

“Yâ Müâz!”

diye tekrar seslenir. Müâz yine:

“Emir buyurunuz yâ Resûla’llâh”

der. Muhammed yine duymamış gibi davranır ve üçüncü kez:

“Yâ Müâz!”

diye çağırır. Müâz’dan aynı şekilde yanıt alınca, nihâyet söylemek niyetinde olduğu şeyi ağzından çıkarır:

“Hiç bir kimse yoktur ki, kalben tasdik ederek Allah’dan başka Allah’ olmadığına ve Muhammed’ salla’llâhu aleyhi ve sellem’in Resûlullâh olduğuna şehâdet etsin de Allah onu Cehennem’e haram etmesin (her halde haram eder)” (Buharî’nin Kitâb-i İlm’inden naklen Diyânet’in yayınladığı Sahih-i Buharî Muhtasarı…, Cilt İV, sh. 271).

Bir başka rivâyete göre şöyle demiştir:

“Ey Muâz! Halka müjdele ki: Her kim -‘Lâ ilâhe illa’llâh-‘ derse Cennet’e dahil olur” (Bkz. Müsedded’in Müsned’inden naklen, Sahih-i…, Cilt 4. sh. 265).

Bu doğrultuda olmak üzere bir başka rivâyete göre şöyle konuşmuştur:

“Kim ki ‘Lâ ilâhe illa’llâh-‘ diye Allah’ın varlığına ve birliğine şehâdet ederse, Cennet’e dâhil olur” (Ebû Ya’lâ Mûsilî’nin Müsned’inde Ebû Harb’den rivâyet için bkz. Sahih-i…, Cilt 4, sh. 265).

Bir başka vesileyle de şöyle demiştir:

“Kimin son sözü: -‘Lâ ilâhe illa’llâh-‘ olursa Cennet’e girer….” [Ebû Dâvud ve Ahmed b. Hanbel, ve Müslim, ve Tirmizî gibi kaynaklar için bkz. İmam Nevevî, Riyâz’üs Sâlihîn Tercümesi, (Merve Yayınları, İstanbul, 1992, Cilt 2, sh, 259)]

Tekrar anımsatalım ki “Lâ ilâhe illa’llâh” şeklindeki sözler “Tek Tanrı”, ya da “Bir tek Tanrı’dan başka Tanrı yoktur” anlamına gelir.

Yine bunun gibi Müslim’in naklettiği bir rivâyete göre Muhammed, kendisinin “peygamber olduğuna tanıklık eden kimselerin asla cehenneme girmeyeceklerini anlatmak üzere şöyle demiştir:

“Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in O’nun peygamberi olduğuna şehadetlik yapana, Allah cehennemi haram kılar” [Müslim’in “Kitab’ül-İman” adli yapıtında yer alan bu hadîs için bkz. Riyâz’üs Sâlihîn Tercümesi, İstanbul 1992, Merve Yayınları, Cilt İ. sh 382, H. no. 412) ]

Muhammed’in söylemesine göre “Lâ ilâhe illa’llâh” şeklindeki sözler Cennet’in “miftâh” ıdır, yâni Cennet’in anahtarlarıdır. Ve Cennet’in kapısı önüne “dişli anahtar”la gitmek gerekir; aksi takdirde Cennet’in kapısı açılmaz. “Dişli anahtar”dan maksak müslüman kişi’nin ibâdetinde kusur etmemesidir. Daha başka bir deyimle ibâdet görevini yerine getirmek ve öleceği an “Lâ ilâhe illa’llâh” demek sûretiyle kişi, yaşamı boyunca ne kadar büyük günah işlerse işlesin, doğruca Cennet’in nimetlerine ve hürî’lerine kavuşacaktır.

Öyle anlaşılıyor ki Muhammed’in söylediği bu sözleri “şüphe” ile karşılamak, ya da bunlara inanmamak müslüman kişi’nin “hor’luğunu” ve ‘hâkır’liğini” ortaya vurur. şu bakımdan ki, yine kaynakların (örneğin Diyânet’in) belletmesine göre Muhammed, bir def’asında Ebû Zerr’e şöyle der:

“Hiç bir kul yoktur ki -Lâ ilâhe ila’llâh- desin, sonra bu tevhîd akidesi üzerine olsun da Cennet’e girmesin; muhakkak ki Cennet’e girer”.

Bunun üzerine Ebû Zerr sorar:

“Zinâ etse de, şirkat etse de mi?” .

Onun bu sorusuna Muhammed şöyle karşılık verir:

“(Evet) zinâ etse de, şirkat etse de girer”.

Fakat Ebû Zerr, bu tür suçları işleyen kimselerin böylesine kolay yollardan günahsız kalıp Cennet’e girebileceklerine akıl erdiremediği için sorusunu tekrarlar:

“Zinâ etse de, şirkat etse de girer mi?” .

Muhammed cevap verir:

“(Evet) zinâ etse de. Şirkat etse de girer”.

Ebû Zerr yine inanmaz ve sorusunu üçüncü kez tekrarlar. Onun bu ısrarı üzerine Muhammed kızar ve onu âdeta küstahlıkla damgalayarak şöyle der:

“(Evet) Ebû Zerrin horluğuna, hakirliğine rağmen o kul zinâ etse de, şirkat etse de muhakkak Cennet’e girer”. [Bkz. Buharî’nin Kitab-ı Libâs’ında yer alan bu hususlar için Diyânet’in yayınladığı Sahih-i Buharî Muhtasarı… Cilt 4. sh. 268-9)]

Her ne kadar Muhammed, Ebû Zerr’in bu soruyu arka arkaya üç kez tekrarlamasına öfkelenmekle beraber, kendisi de, biraz yukarıda gördüğümüz gibi, Cibril’in getirdiği habere inanmamış görünerek üç kez:

“Zinâ eder, hırsızlık ederse de Cennet’e girer mi?”

diye sormuştur (Bkz. Sahih-i Buharî Muhtasarı… Cilt İV. sh. 268).

Muhammed’in söylemesine göre müslüman kişi, “dağlar” gibi günahlarla Tanrı’nın önüne gitmiş olsa dahi: “Ey Tanrım, senden başka tapılacak yoktur” şeklinde konuşmakla günahlarından kurtulacaktır. Örneğin, Müslim’in Ebû Mûsa’dan rivâyetine göre Muhammed şöyle demiş:

“Müslümanlar kıyamet günü dağlar gibi günahlarla huzura gelirler de Allah günahlarını bağışlar” (Bkz. İmam Nevevî, Riyâzu’s Sâlihîn Tercümesi, Merve Yayınları, İstanbul, 1992, cilt İ, sh. 395, Hadîs no. 432).

Günahlardan kurtulmuş olarak Cennet’e girmenin en kesin yollarından biri de, Allah’a ve Muhammed’e iman etmek yanında, bir de Allah yolunda savaşmaktır. Savaş meydanında şehid ve gazi olan kişi, işlediği günahlar ne olursa olsun, doğruca Cennet’e gider, çünkü Tanrı, müslüman kişinin canını ve malını satın almıştır. Bunun karşılığını ona Cennet’te verecektir:

“Allah, cennet karşılığında mü’minlerin canlarını ve mallarını satın almıştır…” (Bkz. Tevbe sûresi, âyet 111)

Ve bu bakımdan Tanrı yolunda savaşmak, müslüman kişiyi azabtan kurtaracak nitelikte bir ticâret’dir. Kur’ân’da şöyle yazılı:

“Ey mu’minler! Size acı azabtan kurtulmanızı sağlayacak bir ticâret göstereyim mi? Allah’a ve O’nun Resûlune iman eder; Allah yolunda mallarınızla, canlarınızla cihad edersiniz. Eğer bilirseniz bu sizin için hayırlıdır, O zaman Allah günahlarınızı bağışlayarak, sizi altından nehirler akan Cennetlere ve Adn cennetindeki çok güzel evlere koyar. İşte büyük başarı budur. Bunun seveceğiniz başka bir sonucu, Allah’ın yardımı ile yakın vadeli zaferdir; mü’minlere müjdele” (Bkz. Saff sûresi, âyet 10-13)

Öte yandan Allah yolunda bir deve sağlıyacak kadar savaşmak bile müslüman kişinin günahlardan sıyrılmış olarak Cennet’e alınmasına yetecektir, çünkü Muhammed şöyle demiştir:

“Müslüman bir kimse, Allah yolunda, bir deve sağlıyacak kadar cihad ederse, o kimse cennet’i hak eder. Kim Allah yolunda yaralanır ya da başka bir musibete uğrarsa, yarasının kanı her zamankinden daha fazla olarak mahşere gelir; kanının rengi za’feran rengidir ve kokusu da misk kokusu gibidir” (Bkz. Ebû Dâvud ile Tirmizî gibi kaynaklardan alınma bu tür hadîsler için bkz. İmam Nevevî, age. cilt 3.sh. 12; bu konudaki diğer buyruklar için bkz. sh. 5-37]

Fakat iş bununla bitmiş değildir; müslüman olmanın, günahlardan kurtulma bakımından, sağladığı kolaylıklar sınırsızdır. Ve asıl akıl almaz olan şey şudur ki Tanrı, müslüman kişinin günahlarının gizli kalmasına bizzat yardımcı olup, sonra bunların tümünü bağışlamaktan geri kalmaz. Böylece yaşamı boyunca günah işleyen ve bu günahlarını Tanrı’nın yardımı sayesinde gizlemesini bilen müslüman kişileri dahi Tanrı bağrına basar. Çünkü Tanrı, müslüman kişi’nin günahlarını, hiç kimselerin keşfedemeyecekleri şekilde gizli tutmuştur. İbn Ömer’in rivâyetine göre Muhammed şöyle demiştir:

“Kıyamet günü mü’min Allah’a o kadar yaklaşır ki, Allah onu tüm insanlardan gizler ve günahlarını ikrar ettirir ve şöyle buyurur: – Filan günahını hatırlıyor musun? Filan günahını hatırladın mı? . Kul da: -Yâ Rabbi! Biliyorum- der. Cenab-ı Hak da: -Bu günahlarını dünyada iken gizlediğim gibi, bugün de affediyorum- buyurur ve kul’a, iyiliklerinin yazıldığı defter verilir” (Buhârî’nin “Kitab’ut-Tefsir”, ve Müslim’in “Kitab’ut-Tevbe” adli yapıtlarında yer alan bu hadîs için bkz. Riyâzu’s- Sâlihîn Tercümesi, İstanbul, 1992, Cilt İ. sh. 396, Hadîs 433)

İlhan Arsel, Müslümanlık Sınavı
Hukuk ve Ahlâk Anlayışiyle İlgili Bazı Sorular