Kasım 28

Kuran’a göre Kur’an Evrensel Değildir


Bu yazımda Kur’an’ın içeriğinden ziyade; hem mantıksal olarak, hem de Kur’an’daki birkaç cümleyi baz alarak onun tüm insanları kapsamadığı konusu üzerinde duracağım.

Hemen bir ayetle giriş yapayım. “Onu yabancı bir dilde (arapça olmayan bir dilde) bir Kur’an yapsaydık, herhalde derlerdi ki: ‘Onun ayetleri açıklanmalı değil miydi? Arap olana, A’cemi (Arapça olmayan bir dil )mi olur?”[1]şeklinde önemli bir ayet.

Evet; doğru olanı zaten bu. Madem insanlardan bir şeyler isteniyor, onlara bir mesaj iletilmek isteniyor ve sonuçta da dini inanca göre cennet, cehennem gibi mükafat ve ceza yerleri de söz konusu, o halde insanların rahatça anlayabileceği bir dille olmalı. Daha bitmedi! Başka ayetler de var. Hemen onları da özetle vereyim. ” Ümmü-l Kura” denilen Mekke halkı ve civarında yaşayanları uyarasın diye biz sana Kur’an’ı Arapça olarak indirdik” deniliyor ve bu ayet Kur’an’da iki surede geçiyor.[2] 

Allah konuyu çok benimsediği için Nahl sursinde yeminle başlayarak ,”Yemin olsun ki, biz onların(inanmayanların), “Kur’an’ı ona(Muhammed’e) bir insan öğretiyor” demekte olduklarını biliyoruz. Sözünü ettikleri kişinin dili yabancıdır/Arapça değilidr. Oysaki bu, apaçık Arapça bir dildir[3] deniliyor. Bir ayet de, “Biz onu (Kur’an’ı), öğüt alırlar diye senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık[4]

Bu ayetlerden gayet açık bir şekilde anlaşılıyor ki, Kur’an türkleri, rusları, kürdleri, ingilizleri, kısacası Arapça konuşmayan tüm insanları kapsamaz. Zaten gerekçesi Kur’an’da belirtiliyor: Başka dilde gönderseydim haklı olarak diyecektiniz ki, biz arabız ama bize gelen kitap yabancı. Tam burada biz arap olmayanlar da haklı olarak Kur’an’ın Allah’ından soruyoruz: Peki eğer biz de bu Kur’an’dan sorumluysak,bizim dilimizde olmayan bir dille mi(Arapça) bize kitap gönderiliyor? Niye bu gerekçeyi tanrı araplar için göz önüne alıyor da, biz hakkımızı arayıp soru sorsak haksız gösteriliyoruz! Peki bu adalet mi?

Aslında Kur’an’da, ”Biz, her peygamberi kendi kavminin diliyle gönderdik(onlardan birini seçtik) ki kendilerine açıklasın” ayeti de var[5]. Dinlere inanıp inanmamak(içerik olarak, tanrı boyutlu olup olmamak gibi) bir yana; mantıksal olarak bu ayet doğrudur. A ma nedense sıra Muhammed’e gelince bakıyoruz bu kural çiğnenmiş(Tabi ki Kur’an’da olmamakla birlikte zoraki bir evrensellik misyonu Kur’an’a biçilmiş). Bu durumda tanrı kendi kuralı dışına çıkmış oluyor, mümkün olmayanı topluma teklif ediyor, daha doğrusu radikalleşiyor..

Bir de hadis külliyatında geçen şöyle bir hadis var: Hz. Muhammed ölmek üzereyken bazı tavsiyelerde bulunur. Onlardan biri, ”Arap yarımadasında iki dinin olmaması; buna asla izin verilmemesi” şeklindedir[6]. Bir diğer hadisi de şöyledir:”Müslüman olmayanları Arap yarımadasından çıkarın”. Gayet açıktır ki sad ece o bölgede yaşayan ve arapça konuşan insanları ancak ilgilendiren bir din. Aslına bakılırsa artık bugünkü araplar da Kur’an’dan sorumlu olmamalı. Çünkü o günkü Arapça ile(Kur’an Arapçası) bugün konuşulan ve basın- yayında kullanılan Arapça arasında çok fark vardır. Bulunduğum çevrede birçok arap doktor, öğretmen, mühendis vs branştan insanlar var. Bazen kendilerinden çok kısa cümleler soruyorum; yanıt veremezlez. Bunu şunun için yazıyorum: Artık bugünkü arapların da Kur’an’dan anlamaları için özel bir ihtisas görmeleri gerek.Bunu anlatırken şöyle fıkra tipi bir anı hatırıma geldi. Bizim bölgede Kur’an dilini çok iyi bilen bir hoca vardı(hala yaşıyor; ancak çok yaşlanmış). Yeni Arapça’dan da anlamak için bazı arap gazetelerini okumaya başlıyor. Bir yerde Eski Rusya’nın dışişleri bakanı(Gürcictan eski devlet başkanı) Eduvard Şevardnadze ismi geçiyor. Hoca herhalde cümlenin akışından bunu çıkaramıyor. Sonuçta kalkıp Arapça sözlüklere bakıyor. Ama bu sözlükle halledilen bir kelime değ il ki. Boşuna uğraşıyor. Birgün kahvede arkadaşlarla oturuyoruz o da geldi. Oturur oturmaz hemen sordu: Ya ben o kadar uğraştım çıkaramadım; acaba bu Eduvard Şevardnadze kelimesinin anlamı nedir, bilen var mı? Arkadaşlar gülmeğe başladılar, ”Seyda(yani üstad), bu senin işin değil, sen boşuna uğraşmışsın. Bu bir isim ve Rusya’da bir üst düzey yetkili” dediler. Hocaefendi eskilerden, siyasetle hiç ilgisi olmayan biri. Aynen bugünkü araplarla Kur’an Arapçası da buna benzer: Hiç anlamazlar.

Bu yazıdan amacım, islamın anayasası olan Kur’an içinde de kalsak yine kesinlikle araplar dışındaki insanlar bu dinden sorumlu tutulamazlar.(Bugünkü arapların da Kur’an Arapçasına ne kadar yabancı olduklarını belirttim) Kısacası bu evrensellik fikri halk arasında vardır; ancak bir iftiradır, uyduruktur, Kur’an’da böyle şeyin izi bile yoktur.

Konuyu biraz daha açayım. Diyelim ki Kur’an’dan Türkiye’deki halklar da sorumludur; peki bu insanlar Kur’an dilini bilmiyorlar. Şu halde reva mıdır ki 75 milyon insan, Yaşar Nuri Öztürk, Zekeriya Beyaz, cübbeli Ahmet veya Fethullah ekibinin ağzına baksın, Kur’an’ın ne dediğini onlardan öğrensin ve onlar da din sayesinde köşeyi dönsünler! Hangi mantık, hangi vicdan bunu kabul eder?

Şu sorulabilir: Peki madem bu ayetler açıkça belirtiyor ki bu Kur’an Mekke ve çevresi için Arapça konuşanlar için inmiş; dolayısıyla diğer dillerde konuşanlar bundan sorumlu tutulamaz; o halde nerden çıktı bu halk arasındaki Kur’an’ın tüm insanların yasası olduğudüşüncesi;hiç mi bunun Kur’an’da bir kanıtı yok, bu iftira mı gerçekten?

Bu konuda hadislere girmeyeyim; sadece Kur’an ne diyor buna değineyim. Kur’an’da az önce geçen ayetlerin bir kısmında ”Ümmü-l Kura” kelimesi geçiyor. Bu, o zaman Mekke’nin diğer adıydı. Mekke, Bekke, Ümmü-l Kura hepsi bildiğimiz Mekke şehrinin adlarıdıydı ve bunların tümü de zaten Kur’an’da geçiyor. Bugün nasıl Türkiye’de bazı il, ilçe ve köylerin birden fazla isimleri varsa o zaman Mekke, Medine için de aynı şey söz konusuydu. Mesela Medine’ye aynı zamanda Yesrib de deniliyordu. İşte islam alimleri burada Ümmü-l Kura kelimesinden sözlük anlamını alarak, köylerin anası-ana kent, başkent şeklinde bir yorum çıkarark, bunu tüm dünyanın ve hatta belki ilerde Samanyolu, Galaksi, ne bileyim tüm evrenin başkenti yapıp böylesine bir yorumla Kur’an’ı evrensel yapmağa çalışmışlar. Kabul edelim ki zoraki de olsa Ümmü-l Kura kelimesinden tüm dünyanın başkenti anlamını ç ıkardık ve böylece tüm insanları Kur’an’dan sorumlu tuttuk; peki az önceki net ayetler ne olacak?

Yine tüm insanların Kur’an’dan sorumlu olduğunu iddia edenler şu ayeti kanıt gösteriyorlar.

Biz seni tüm insanlara müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik”.[7] Bir başka surede ,” Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” diyor[8]Bir kere bu son iki ayet Kur’an’ın evrenselliğiyle alakalı değildir. Bunlar afaki açıklamalardır ve birer perspektiftir. Mesela Atatürk, ”Yurtta sulh cihanda sulh” diyor. Bu şu demek değildir ki Atatürk tüm dünyaya taliptir. Kaldı ki tüm dünya şöyle dursun; getirmiş olduğu sistem Türkiye’nin ihtiyaçlarını bile karşılayamıyorDostoyevski, ’Yeryüzünde tek bir can acı çekerken mutlu değilim’ diyor. Herhalde bu güzel sözden dolayı kimse kalkıp onu peygamber ilan etmez.

Bir de madem ki cinlerin de peygamberidir ve cinlerin dili Arapça da değidir,(kim bilir belki onların da dili Arapça’dır ve en çok araplarla dialog kurarlar da o yüzden arap alemi ilerlemiyor!) o halde tüm insanların da peygamberdir gibi yorumlar mümkün. Ben bu cin-min konusuna girmeyeyim; ne bileyim belki cinler çarpar!.Bu benim branşım değil; bu efsuncuların- üfürükçülerin işi.

Halbuki eğer Arapça gönderilen Kur’an’dan tüm insanlar sorumlu tutulsa, bu, ancak asimilasyonun danıskası olur. Bu sakın yanlış anlaşılmasın, hakaret anlamında demiyorum. Çünkü bu durumda inanan insanlar Arapça’ya yönelirler/yönelmeliler. Sonuçta bu inancın girdiği yerlerde anadilin cılız kaldığı bir gerçeklik var. Yaklaşık bir asırdır Türkiye uğraşıyor, Türk Dil Kurmu olsun üniversiteler olsun saf bir Türkçe ortaya çıkarmağa çalışılıyor. Ama hala da türk devleti deniliyor. Devlet Arapça’dır. Cumhurbaşkanlığı en üst makamın adıdır. Halbuki cumhur arapçadır. Adalet dağıtan yerin adı Adliye, uygulayıcısının adı da hakimdir. Bunlar arapçadır. Yine Belediye arapça bir kelimedir. İşte en sivri örnekler ve milliyetçiliği benimseyen bir Türkiye ve bir asırdır yapılan çalışmanın bile silemediği tahribat. Bu yüzden eğer tüm ulusların kitabı olsa asimilasyonun danıskası olur diyorum.

Konuya uyar mı bilemiyorum ama; şöyle kapatmak istiyorum: Seneca(MS.65 ö), ”Din sıradan insanlar için gerçek, aydınlar için yalan, iktidarlar içinse kullanışlıdır” diyor. Evet; görünen köy klavuz istemez.


[1]– Fussilet suresi 44.ayet.

[2] -En’am suresi, 92 ve Şura 7. ayet.

[3] Nahl sursi, 103. ayet.

[4] -Duhan suresi, 58. ayet.

[5] -İbrahim suresi, 4. ayet.

[6] -Buhari, Megazi, Hz. Muhammed’in hastalığı başlığı altında, no: 4431.Müslim, no: 1767

[7]Sebe Suresi, 28

[8]Enbiya suresi, 107. ayet.

Reklamlar