Kasım 20

Kuran’daki Akıl ve Bilim Dışılıklar 7


Nuh ve tufanı

“Nuh”un “tufan” öyküsü de, kendisinin “ne kadar yaşadığı”na ilişkin açıklama da “akıl ve bilim dışılık” için çarpıcı örneklerdendir.

Din çevreleri, “Nuh”u, “insanlığın ikinci atası” sayar. (Birincisi: Âdem.)

Kur’an’ın, her konuda ve her şey üstüne, sık sık ant içen, “ant”larıyla Kur’an’ı dolduran “Tanrı”sı, 6 kez de şöyle ant içer:

– “Andolsun ki, Nuh’u da toplumuna (peygamber olarak) gönderdik…” (Bkz. A’râf 59; Hûd 25; Mü’minûn 23; Ankebût 14; Hadîd 26; Nuh 1)

Bu antlardan birinde, bir de açıklama yer alır:

– “Andolsun ki, Nuh’u toplumuna gönderdik. O, onların arasında, elli yıl eksiğiyle bin yıl kaldı (yaşadı). Sonunda, onlar kendilerine yazık etmekteyken tufan kendilerini yakaladı.” (Ankebût 14) “Elli yıl eksiğiyle bin yıl”ın ne demek olduğu belli: “950 yıl”. Kur’an yorumcuları, burada anlatılmak istenenin şu olduğunu yazarlar:

– Nuh’un, tufandan önceki yaşamı 950 yıldır.

Ve Nuh’un “tufandan sonra” da şu kadar, bu kadar yaşadığından söz ederler. Yazdıklarına göre, Nuh, “tufandan sonra”; 60 yıl daha yaşamıştır. Kimine göreyse Nuh’un toplam yaşamı daha çok:

-1300 yıl.
-1400 yıl.

Yorumlar böyle. (Bkz. “Tefsir”ler, örneğin: Taberi, 10/87; Tefsiru’n-Nesefî, 3/252.)

Oysa, Muhammed’in ya da öğretmenlerinin, bu öyküyü aldığı kaynağa, Tevrat’a bakıldığında sorun çözümleniyor:

– “Ve Nuh’un bütün günleri (ömrü), 950 yıldı…” (Tevrat, Tekvin, 9: 29)

“950 yıl”ın nereden çıktığı, böylece anlaşılıyor. Tevrat’taki anlatımla Kur’an’daki anlatım değişiklikleri hep olur; buradakini de yadırgamamak gerekir.

Kur’an’daki ayette, “dokuz yüz elli” denecekken, niçin “elli yıl eksiğiyle bin yıl” deniyor?

Kur’an yorumcuları, bu soruya şu karşılığı verirler:

– Eğer doğrudan “dokuz yüz elli yıl” denseydi, yıl sayısında “kesinlik olmadığı” düşünülebilirdi. Yıl sayısının kesin olarak bu kadar olduğu bilinsin diye, “elli yıl eksiğiyle bin yıl” anlatımı seçilmiştir. (Bkz. Zemahşeri, Keşşaf, 3/371; F.Râzî, 25/41-42; Tefsiru’n-Nesefi, 3/252.)

İyi ama, insan bu kadar yaşayabilir mi? Yani hangi dönemde olursa olsun insanın bu kadar yıl yaşamış olduğu düşünülebilir mi?

Kur’an yorumları da, buna “tıp dünyası”nın “evet” demeyeceğini kabul ediyorlar. Ne var ki yine de bunun olabileceğini tıbbın kabul etmediği şeyi “aklın kabul edebileceğini” savunuyorlar. Ve “ayrıca şu da bilinmelidir ki, en çok 120 yıl olabileceği söylenen ömür, tabiî (doğal yaşamdaki) ömürdür; buradaki ömür (Nuh’unki) ise, ilâhî (Tanrı vergisi) bir ömürdür…” diyorlar. (Bkz. F.Râzî, 25/42.)

Yani gerçekte, “insan aklı”nın ve “bilim”in hiçbir biçimde “olur, olabilir” demediği şey için Kur’an yorumcuları “olabilir”, “olmuştur” diyorlar. Böyle diyorlar, çünkü Kur’an’da var.

“Tufan” öyküsüne gelince:

“Nuh Tufanı”, kesinlikle bir “efsane”(söylence)dir

“Tufan” öyküsünü hemen herkes bilir. Kur’an’ın anlattığı, özet olarak şöyle:

Nuh, toplumuna sürekli uyarılarda bulunur; Tanrı’nın buyruklarına karşı gelmemelerini, Tanrı’ya inanmalarını ve gereğine göre davranmalarını ister; yoksa Tanrı’nın kendilerini cezalandıracağını bildirir. Ama toplumu, Nuh’un öğütlerine aldırmaz. Tanrı cezalandırmaya, “Nuh toplumu”nu dünya çapındaki suda boğmaya karar vermiştir, ancak, Nuh’u ve “aile”sini kurtaracaktır. Bunun için Nuh’a, bir “gemi” yapmasını, günü gelince de “her cinsten bir çift”i ve “inananlar”ı gemiye almasını buyurur. “Tanrı’nın dediği olur. Gemidekiler kurtulur, öbürleri boğulur. Sonunda gemi, bir dağa (Cûdî) oturmuştur… Bu öykü, Kur’an’ın birçok yerine serpiştirilmiştir, (özet için bkz. Hûd, ayet 25-47)

Bu öykünün kaynağı: Tevrat. Tevrat’ta ayrıntılar da var. “Ve Tanrı Nuh’a şöyle dedi: Tüm insanlığın sonu geldi. Çünkü onlar nedeniyle yeryüzü zorbalıkla doldu, işte ben, onları, yeryüzüyle birlikte yok edeceğim. Kendine ‘gofer’ ağacından bir gemi yap…” diye başlar, sürüp gider. (Bkz. Tevrat, Tekvin, 6: 13-22; 7-9.)

Ve tüm araştırmacılar, Tevrat’taki bu öykünün kaynağının da “SÜMER TUFAN EFSANESİ” olduğunda birleşirler. Tevrat’tan bin yılı aşkın bir zaman öncesinin ürünü olan “GILGAMIŞ DESTANI”. “Nuh’un bu “efsane”deki adı: “Utnapiştim (Ut-Napishtim)”dir (Karşılaştırmak için bkz. Gılgameş Destanı, çev. M. Ramazanoğlu, MEB yayınları, İstanbul, 1989, s.80-85.). “NUH TUFANI” öyküsünün, Gılgamış Destanı’ndan alınma olduğunu, araştırmacı “ilahiyatçılar” da kabul etmek zorunda kalmışlardır. İlahiyatçı “Dinler Tarihi Müderris Muavini” A.Hilmi Ömer, bu konuya ayırdığı, gerçekten çaplı incelemesinde, gerçeği açık seçik yazmıştır. (Bkz. A.Hilmi Ömer, Tufan Hikayesi, İlahiyat Fakültesi Mecmuası, İstanbul, 1932, yıl: 5, sayı: 23, s.53-64sayı: 24,s. 33-45.)

(2000’e Doğru 18 Şubat 1990, Yıl 4, Sayı 8)

Turan Dursun, Din Bu 1, sayfa 204-209

Hazırlayan: ArapŞükrü

Reklamlar