Kasım 20

Kuran’daki Akıl ve Bilim Dışılıklar 6


Kur’an’da pek çok şey Tevrat kaynaklı (“İsrâiliyyât”). Eski Kur’an yorumcuları (“tefsirciler”), bunu bildikleri için, çoğu kez değişik biçimde Kur’an’a geçmiş olan öykülerdeki boşlukları, Tevrat’a başvurarak doldurmaya çalışmışlardır.

Tevrat’ın kaynağı da “söylenceler” (efsaneler). En temel kaynaktır bu. Örneğin bir “Nuh (Sümer’deki adıyla: Utnapiştim) Tufanı”nın kaynağının “Gılgamış Destanı” olduğu artık biliniyor. O destan ki, Tevrat’tan çok önceki dönemlerin ürünü. “Yaratılış Söylencesi” de bu türden. Yani Tevrat’a söylencelerden yansıma. Dolayısıyla da Kur’an’a…

Yeryüzü, dağlar, ağaçlar, daha ışık yokken yaratılmış

“Nur” sözcüğüyle anlatılan buradaki ışığın ne olduğu açıklanmıyor. “Güneş”in, “Ay”ın, “yıldız”ların “ışık”ları olduğu söylenebilir. “IŞIK, DÖRDÜNCÜ GÜNDE” yaratılmış. Tevrat’a bakıyoruz; burada da öyle. Yani burada da “ışığın dördüncü günde yapıldığı” anlatılıyor. (Bkz. Tevrat, Tekvin, 1: 16-19.) Tevrat’ta da böyle anlatılması doğal. Çünkü ASIL KAYNAK: Tevrat.

Yaratılış Söylencesi

Kur’an’ın “Tanrı’dan olduğu” savı ortaya atıldığında, buna inanmayanlar, “Hayır, bunlar eskilerin masallarıdır…” demişlerdi. (Kur’an’da bu, pek çok yerde aktarılır, örneğin bkz. En’am 25; Enfal 31; Nahl 24…) Böyle diyenler, ne dediklerini biliyorlardı.

“Yaratılış” öyküsü, pek çok toplumun söylencesinde var. Eski Türklerde de türlü “yaratılış efsaneleri”nin bulunduğu bugün biliniyor. Kimi, “kitaplı” diye ünlü olan “din”lerdekine çok benzer. Örneğin: “Tanrı” Ülgen, söylenceye göre “DÜNYA”yı altı günde yaratmış, yedinci gün de yatıp uyumuş”. (Bkz. Abdülkadir İnan, Tarih Boyunca ve Bugün Şamanizm, Ankara, 1972, Türk Tarih Kurumu Yay., s. 20.) Bu, söylencenin yaygınlığını gösterir. A. İnan, “Kitaplı dinlerin, Şamanizm’le beslendiklerini ve bu beslenmenin az olmadığını” yazar. (Bkz. İnan, aynı kitap, s.6. Karşılaştırmak için ayrıca, “Dünyanın ve İnsanların Yaradılışlarına Dair Efsaneler” başlıklı bölüme, s. 13-21’e bkz.)

“Tanrı”nın” Yer”i ve “gökler”i “altı gün”de yarattıktan sonra “yedinci gün dinlendiği”, Tevrat’ta yer aldığı halde, Kur’an’da bu açıklıkla yer almıyor. Yalnızca, işini bitiren “Tanrı’nın, “sonra ARŞ’a İSTİVA ettiği” anlatılıyor. “İstiva”ya “dayanma” anlamı verenler de var. İslam kelamında tartışmalı. Eğer bu anlam doğruysa, “ARŞ’a dayanmak”la “Tanrı”, bir çeşit “dinlenmiş” oluyor diye düşünülebilir. Bununla birlikte Kur’an’ın “Tanrı’sı da “SEBT” gününe son derece önem verdiğini belirtiyor. Öylesine ki, bu günde; çalıştılar, “balık avladılar” diye, insanları (koca bir kasaba halkını) korkunç biçimde cezalandırdığını, bunları “aşağılık maymunlara dönüştürdüğünü” açıklıyor. (Bkz. A’raf 163-166.) “Sebt”, Tevrat inanırlarının, Tanrı’nın “evreni altı günde yarattıktan sonra dinlendiğine inandıkları” (bkz. Tevrat, Tekvin, 1: 1-31; 2: 1-4.) “yedinci gün”dür. Demek ki “SEBT’e önem verdiğini anlatmakla, Kur’an da, “Tanrı’nın “yedinci gün dinlendiğini”, dolaylı da olsa kabul etmiş oluyor. Böyle denebilir. Kaldı ki, Muhammed’in hadiste bir açıklaması var:

Tanrı işini bitirince bir ayağını öbür ayağının üstüne atıp oturmuş; ya da sırt üstü yatmış

Abdullah Oğlu Câbir’in anlattığına göre Muhammed, herhangi bir kimsenin, “ayak ayak üstüne atıp oturmasını ve sırtüstü yatarken de ayak ayak üstüne atmasını” yasaklamıştır; “Sakın ha, kimse bunu yapmasın!” demiştir. (Bkz. Müslim, e’s-Sahih, Kitabu’l-Libâs/72-74, hadis no: 2099; Ebû Dâvûd, e’s-Sünen, Kitabu’l- Edeb/35, hadis no: 4865; Tirmizî, Sünen, Kitabul-Edeb/20, h.no: 2767.)

Muhammed’in şu açıklaması buna ekleniyor: “Çünkü bu oturuş (ayak ayak üstüne atıp oturmak), Yüce Efendi Tanrı’nın (Rabb Teâlâ) oturuşudur.” Bu açıklamasının başı da şöyle: “Yüce Tanrı, yaratıkları yaratma işini bitirince, sırtüstü uzandı. O sırada bir ayağını da öbür ayağının üstüne koymuştu. Bunun benzerini yapmak, hiç kimse için uygun değildir…” (Bkz. Hâfız-Ebûbekr Muhammed İbnü’l-Hasen İbn Fûrek, Müşkili’l-Hadis, tahkik: Dr. Abdul’mu’c. Halep, 1982, s.42.)

Tanrı’nın “ayak ayak üstüne atıp oturması ya da yatması”, biraz ters bulunduğu için Muhammed’in bu açıklamasını uygun biçimde yorumlama çabalarına girişiliyor, bir sürü zorlamalı yorumlar yapılıyor. (Bkz. Ibn Fûrek, aynı kitap, s.42-44.)

Tevrat’ın “Tanrı”sı, “yedinci gün dinlendiğine ilişkin açıklaması yüzünden “Tanrı da yorulur mu ki, dinlenmiş olsun? Ne biçim Tanrı?” diye eleştirilince, Kur’an’ın “Tanrı”sı bu eleştirinin kendisine yönelmemesi için şu açıklamayı yapıyor: (Çeviri: Diyanet’in.)

-“Andolsun ki, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları ALTI GÜNDE yarattık ve Biz, bir YORGUNLUK da duymadık!” (Kâf, ayet 38)

“Yaratılış günleri” olarak “söylencelere” dayanan ve Tevrat’tan alınıp nice zaman sonra da Kur’an’a yansıdığı görülen “ALTI GÜN”le anlatılmak istenenin, “haftanın günleri” olduğu son derece açık. Ne var ki, bunun “akıl”la “mantık”la ve “bilim”le bağdaşmadığını gören kimi Kur’an yorumcusu ille de “bağdaştırmak” için bu konuda da yoğun ve zorlamalı yorumlara girişmişlerdir. Ünlü yorumcu F.Râzî de bu konuda aynı çabaya katılmış görünüyor: “Altı gün, altı evre demektir.” diyor. (bkz. F.Râzî, 28/183-184.) Son yüzyılın İslam propagandacıları da bu yoruma tutunmuşlardır. Maurice Bucaille (Müslüman olmadığı halde İslam propagandasını üstlenmiş görünür. Bu konu için bkz. Bucaille, Müsbet ilim Yönünden Tevrat, İnciller ve Kur’an, çev. Dr.(!) Mehmet Ali Sönmez, Konya 1979, s. 217-224.), Süleyman Ateş (bkz. İslam’a İtirazlar ve Kur’an-ı Kerim’den Cevaplar, Ankara, 1971, s.213 ve öt.) de, bu kervanda kuyruğa girmiş olanlardan.

Oysa “altı gün”, bildiğimiz “haftanın günleri, haftanın altı günü”dür. Bu, açık seçik belli:

– Kur’an’ın “Tanrı’sı, bunca şeyi “altı günde” yarattığını anlatırken, ne denli “GÜÇLÜ” ve “HIZLI” olduğunu anlatmak istemiştir. “Tefsir”lerde de bu belirtiliyor. (Bu, Râzî’de bile belirtilir. Bkz. 27/ 101. Ayrıca bkz. Taberi, 24/61-62.)

– Tevrat’ın “Tanrı’sı da “yaratılışın altı günü”nü, “haftanın günleri” olarak alıp anlatmıştır. (Bkz. Tevrat, Tekvin, 1-2.)

– Muhammed’in “hadis”lerdeki açıklaması da bu doğrultudadır. (Hadisi, daha önce sunulmuştu.)

(2000’e Doğru 11 Şubat 1990, Yıl 4, Sayı 7)

(Turan Dursun, Din Bu 1, Sayfa 204-206)

Düzenleyen: ArapŞükrü

Reklamlar