Kasım 19

Tanrı Diğer Milletleri İsrailoğullarına Yemlik Olarak Kullanıyor


 

Bölüm XII – “Ahd-i al-atık”e göre Tanrı diğer milletleri, sırf İsrail oğullarını denemek ve bu arada onlara savaşmayı öğretmek için yemlik olarak kullanır

Hakimler kitabında Tanrı’nın, sırf İsrail oğullarını denemek ve aynı zamanda onlara cenk etmesini öğretmek maksadıyla bazı milletleri yeryüzünde yaşar bıraktığı yazılıdır (Hakimler Bap 3: 1-31). Bundan dolayıdır ki İsrail oğullarının bu milletler arasında yaşamalarına göz yummuştur. Kitapta şöyle yazılı: “İsrail’i, bütün Kenan cenklerini bilmeyenlerin hepsini onlarla denesin ve ancak İsrail oğulları nesillerinin, hiç olmazsa cenkleri evvelde bilmeyenlerin cenk öğrenmek bilgileri olsun diye Rabbin bıraktığı milletler şunlardır: Filistinlilerin beş beyleri, ve bütün Kenanlılar, ve Saydalılar, ve … Hiviler. Ve Musa vasıtasıyla atalarına emrolunan Rabbin emirlerini dinleyecekler mi diye bilmek için onlarla İsraili denemek üzere bırakıldılar” (Hakimler, Bap 3: 1-5)

Ancak ne var ki İsrailoğulları, Tanrı’nın bütün yasaklarına rağmen, bu milletlerden kız alıp kız verirler, onların putlarına taparlar ve böylece Tanrı’ya karşı suç işlemiş olurlar. Bu nedenle Tanrı’nın öfkesi İsrail’e karşı alevlenir ve onları, sırf bu nedenle cezalandırmak üzere, Mezopotamya Kralına satar. İsrail oğulları sekiz yıl boyunca ona kulluk ederler. Fakat İsrail oğulları pişman olup feryat ederler. Bunun üzerine Tanrı onları affeder ve kulluktan kurtarır (Hakimler, Bap 3: 5-12). Fakat az geçmeden İsrail yine Tanrı’yı unutur ve yasak emirlere başvurur. Tanrı yine gazaba gelir ve kez Moab’lıların kiralı Eglon’u onlara karşı saldırtır ve İsrail oğullarını cezalandırır. İsrailoğulları Eglon’a sekiz yıl boyunca kulluk ederler. Fakat yine nedamet duyup feryat edince Tanrı yine onların yardımına koşar ve onlara Ehud adında birini kurtarıcı olarak gönderir. Ehud, Tanrı’nın emirlerine uyarak olmadık vahşete başvurur ve Moab kralını ve halkını kılıçtan geçirir (Hakimler, Bap 3: 12-15). Görülüyor ki Tanrı, Moab’lılarla birlikte yaşamakta olan İsrail’i, kendisine itaatkâr davranmadı diye cezalandırdıktan sonra, onların feryadı üzerine affetmiş ve bu kez Moab’lıları, işlemedikleri bir suçtan dolayı (çünkü İsrailoğullarının kendilerinden kız alıp vermelerine Moab’lılar sebep olmamışlardır) en vahşiyane usullerle vurmuştur.

Ve “Ahd-i al-atık” in “Hakimler” kitabı bu minval üzere devam eder. Her defasında İsrailoğulları Tanrı’nın gözünde kötü olanı yaparlar ve her defasında Tanrı onları cezalandırır ve başka milletlerin boyunduruğu altına sokar; ve soktuğu an İsrailoğulları feryadı basar, pişmanlık duyar. Her feryat edişte Tanrı rikkate gelir, onları kurtarmak üzere meleklerini, peygamberlerini, elçilerini gönderir. Nitekim Ehud’dan sonra Debora adındaki bir peygamber kadın (Hakimler, Bap 4: 4); sonra Gideon (Hakimler 6: 11); sonra Tola (Hakimler, Bap 10: 1), sonra bir fahişenin oğlu Yeftah (Hakimler, Bap 11: 1-12), sonra İbtsan (Hakimler 12: 8), sonra Elon (Hakimler 12: 11), sonra Abdon (Hakimler 12: 13) sırayla, hep kurtarıcı olarak İsrailin başına geçerler. Hemen hemen aynı olaylar birbirini izler. Bu arada Samson’un hikâyesi vardır ki oldukça eğlendiricidir.

A) Samson ile Dalilah hikâyesi

Abdon’un ölümünden sonra İsrailoğulları, mutad üzere yine Tanrı’ya sırt çevirirler; yine Tanrı onları cezalandırır ve kırk yıl boyunca Filistinlilerin boyunduruğu altına sokar (Hakimler, Bap 13: 1). Bu kötü yasamdan bıkan İsrailoğulları yine feryada başlarlar; Tanrı yine onlara acır ve yardımcı olmak üzere Filistinlilere oyun oynar. Oysa ki zavallı Filistinlilerin günahı yoktur, çünkü İsrailoğulları’nı onların boyunduruğu altına sokan Tanrı’dır. Tanrı’nın Filistinlilere oynadığı oyun Hâkimler kitabında “Simson” hikâyesi olarak anlatılmıştır ki “Samson ve Dalila” adi altında edebiyat tarihine malzeme işini görmüştür.

Gerçekten de Hakimler Kitabı’na göre Tanrı, Danî’ler sıptından Manoah adındaki bir adamın kısır olan karısına meleklerinden birini gönderir. Melek kadına: “İşte simdi, sen kısırsın ve doğurmuyorsun, fakat gebe kalacaksın ve bir oğul doğuracaksın” (Hakimler, Bap. 13: 3) der. Kadın olan bitenleri kocasına anlatır, fakat kocası pek inanmaz ve Tanrı’ya yalvararak meleğini tekrar göndermesini ister. Dilek gereğince Tanrı meleğini gönderir ve melek, daha önce karısına söylemiş olduklarını ona tekrarlar. Manoah Tanrı’ya ekmek ve oğlak takdimesinde bulunur. Az zaman sonra bir oğlu olur ve adını Simson koyar. Çocuk büyür ve Tanrı onu mübarek kılar, ve ruhu ile güçlendirir (Hakimler, Bap, 13: 1-25)

Günlerden bir gün Simson, Timna’ya gider ve orada gördüğü Filistin kızlarından birine aşık olur. Derhal eve döner ve ana, babasına bu kızı kendisine karı olarak almaları için yalvarır. Fakat anası ve babası kendisine, İsrail kavminden biriyle evlenmesini söylerler; şöyle derler: “Kardeşlerinin kızları arasında, yahut bütün kavmimin arasında bir kadın yok mu ki, sünnetsiz Filistîlerden kadın almağa gidiyorsun? ” (Hakimler, Bap 14: 3)

Fakat Simson onları dinlemez ve : “Onu bana al, çünkü gözüme o hoş görünüyor” (Hakimler 14: 4) diye tutturur. Aslında onu bu şekilde söyleten Tanrı’dir, çünkü Tanrı Simson ile bu kızı evlendirmek sûretiyle Filistilerden öç almak kararındadır.

Neden acaba Tanrı bu oyunlara tenezzül eder ve İsrailoğullarını cezalandırmak için önce onları Filistilerin boyunduruğu altına sokar ve sonra kurtarmak için Filistilerden öç almağa çalışır? Ve neden, eğer İsrailoğullarını cezalandırmak gerekiyorsa, bunu başka bir millete zarar vermeden yapmaz?

Bu tür sorulara kalkışmak doğru değildir çünkü kalkışıldığı takdirde halk yığınlarını kandırmak için hikâye bulmak güçleşir. Hikâyemize devam edelim:

Simson’un ısrarı üzerine ana ve baba razı olup hep birlikte Timna’ya inerler. Yolda bir aslanla karşılaşırlar; aslan Simson’a kükrer; hemen o an Tanrı’nın ruhu Simson’a iner; Simson aslanı yakaladığı gibi ikiye böler, parça parça eder. Fakat bu olanları ana ve babası görmezler. Yola devam olunur ve Timna’ya gelindikte Simson, aradığı kızı bulur. Kız ondan hoşlanmıştır. Evlenirler, ziyâfetler verilir, eğlenilir. Daha sonra Simson kadını almak için döndüğünde, aslanın leşini görmek ister. Bir de görür ki aslanın leşinde bir arı sürüsü ile bal var. Balı avuçlarına alır ve babası ile anasının yanına gelir; onlara da bal’dan verir. Fakat bu balı aslanın leşinden aldığını onlara bildirmez.

Simson ziyafete katılan otuz arkadaşa söyle der: “Şimdi size bir bilmece söyleyeyim; ziyafetin yedi gününde onu bulup bana bildirebilirseniz, size otuz keten esvap ve otuz yedek esvap vereceğim; fakat bana bildiremezseniz o zaman siz bana 30 keten esvap ve 30 yedek esvap vereceksiniz”. Ve sonra aslan olayı ile ilgili olduğu anlaşılan su bilmeceyi onlara sorar: “Yiyenden yiyecek çıktı; ve kuvvetliden tatlı çıktı”. (Hakimler, Bap 14: 12)

Bunun üzerine kız tarafından olanlar bilmecenin çözümünün ne olduğunu öğrenmesi için Simson’un karisini sıkıştırırlar: “Kocanı kandır da bize bilmeceyi bildirsin, yoksa seni ve babanın evini yakarız…” derler (Hakimler, Bap 14: 15).

Bu tehdit karşısında kadın, Simson’un önünde ağlar sızlar ve onu kandırmak için: “Benden… nefret ediyor ve beni sevmiyorsun; kavmimin oğullarına bilmece söyledin ve bana bildirmedin” (Hakimler, Bap 14: 16). Fakat karısının bu ısrarlarına rağmen Simson bilmeceyi açıklamak istemez. Bununla beraber karısının yedi gün boyunca ağlayıp sızlamaları üzerine dayanamaz ve herşeyi ona söyler. Kadın da kavminin adamlarına bunu bildirir.

Yedinci günün akşamı, güneş batmadan önce adamlar Simson’a bilmecenin çözümünün ne olduğunu anlatırlar. Bunun üzerine Simson, adamlara 30 keten esvap ve bir o kadar yedek esvap vermek zorunda kalır. Söylemeye gerek yoktur ki Tanrı’nın yardımıyla bunu sağlamaktan kolay bir şey yoktur. Nitekim Tanrı’nın ruhu ile kuvvetlenmiş olarak Askelon denen yere gider ve onlardan otuz insanş öldürür ve esvaplarını alıp bilmeceyi çözenlere verir (Hakimler, Bap 14: 16-20)

Fakat bu olaydan sonra Simson’un karısının babası onu bir başka adamla evlendirir; evlendirdikten sonra da Simson’a söyle der: “Gerçekten ondan tamamen nefret ediyordun diye düşündüm; bundan dolayı onu senin arkadaşına verdim. Küçük kız kardeşi ondan daha güzel değil mi? Rica ederim bunun yerine o senin olsun” (Hakimler, Bap 15: 2). Simson ona: “Bu sefer Filistililere kötülük edince onlardan ötürü suçsuz olurum” der ve gidip üç yüz çakal tutar, çakalları kuyruk kuyruğa çevirir ve iki kuyruğun arasına meşale koyup yakar ve onları Filistililerin ekinlerine salar; ekinlikleri ve zeytinlikleri yakar. Bunun üzerine Filistililer Simson’un karısını ve babasını ateşte yakarlar ve sonra Yahudu’lardan öç almak için karargâh kurarlar. Yahudu’lar korkuya kapılıp Simson’a derler: “Filistilerin bize hâkim olduklarını bilmiyor musun? Ve bize ettiğin bu nedir?”. Simson da yanıt olarak: “Onlar bana ne yaptılarsa, ben de onlara öyle yaptım” der. Bunun üzerine Simson’un ellerini kollarını bağlayıp Filistililere verirler. Fakat Tanrı’nın ruhu yine yetişir ve verdiği kuvvetle Simson bir vuruşta iplerini koparıp ve binlerce Filistiliyi hemen oracıkta öldürür (Hakimler 15: 11-20). Bu arada eline bir eşek çene kemiği geçer; onunla da bin kişiyi öldürür. Büyük bir sevinçle söyle konuşur: “Eşek çene kemiğiyle bir yığın, iki yığın; Eşek çene kemiğiyle bin kişi vurdum” (Hakimler, Bap 15: 16)

Ne iç açıcı ve ahlâk yaratıcı bir davranış değil mi?

Fakat bunları söylerken birdenbire susuzluk duymaya baslar; susuzluktan boğazı kurur. Hemen Tanrı’ya feryat edip yakınır: “Sen kulunun eliyle bu büyük kurtuluşu verdin; ve simdi susuzluktan öleceğim ve sünnetsizlerin eline düşeceğim” (Hakimler, Bap 15: 18)

Hiç Tanrı onun sünnetsizler eline düşmesini ister mi? Elbette ki istemez. İstemediği içindir ki derhal Lehi’deki bir çukuru yarar ve oradan su fışkırtır. Simson kana kana suyu içer, susuzluktan kurtulur. Sonra yoluna devamla Gaza denilen mevkie gelir. Orada bir fahişe görür ve onunla cinsî münasebette bulunur (Hakimler, Bap: 15: 19; Bap 16: 1).

Onun geldigini haber alan Gazalı’lar etrafını sararlar ve şehrin kapısında pusu kurarlar. Fakat Simson gece yarısı kalkar şehir kapısının kanatlarını tuttuğu gibi sürgüleriyle birlikte koparır ve omuzlarının üzerine koyarak Hebron karşısındaki dağın tepesine çıkar (Hakimler, Bap 16: 3). Daha sonra Sorek vadisine iner ve orada bir kadına aşık olur. Kadının adi Delila’dir. Filistî’lerin beyleri Delila sayesinde Simson’u ele geçirmeye çalışırlar ve Delila’ya söyle derler: “Onu kandır, ve bak onun büyük kuvveti nededir, ve onu bağlayıp alçaltmak için ne ile başa çıkabiliriz; ve biz her birimiz sana bin yüz parça gümüş veririz”. (Hakimler, Bap 16: 5)

Delila teklifi kabul eder ve kendisine aşık olan Simson’un sırrını öğrenmek için planlar kurar. Fakat bir türlü başarı sağlayamaz; her defasında Simson onu yanıltır. Her defasında kadın ona: “İste, benimle eğlendin, ve bana yalanlar söyledin; simdi rica ederim, bana bildir, ne ile bağlanabilirsin?” der. Fakat onu sıkıştırmaya devam eder. Nihâyet Simson sırrını açığa vurur ve kadına söyle der: “Başıma ustura değmemiştir, çünkü ben ana rahminden Allah’a nezîrim; eğer tıraş olursam, o zaman kuvvetim benden gider, ve zayıf olup başka her adam gibi olurum” (Hakimler, Bap 16: 17).

Bunu duyan Delila, derhal Filistililere durumu bildirir. Kendisine va’d olunan parayı aldıktan sonra Simson’u dizlerinde uyutur; sonra birisini çağırtıp Simson’un başını tıraş ettirir. Simson artik güçsüz kalmıştır. Sırrını sevdiği kadına açıkladığı için olacak, muhtemelen Tanrı ondan ayrılmış, onu tek başına bırakmıştır. Fakat neden onu bu kadına aşık etmiştir ve neden ona bu oyunları oynamıştır, bilinmez. Bu olsa olsa Tanrı’yı bu hallere düşürmekten kaçınmayanların, yani “Kutsal” kitap yazarlarının bilecekleri iş. Mümkündür ki bu yazarlar kadın, erkeğe ihânet etsin de adı kötüye çıksın diye hikâyenin bu kısmını bu sekle sokmuşlardır!

Bu itibarla hikâyemize devam edebiliriz.

Simson uykudan uyanınca gitmek ister; fakat Filistiler onu yakalayıp gözlerini oyarlar ve Gaza’ya indirip tunç zincirlere bağlarlar ve hapishanede değirmen çevirmeğe mahkum kılarlar (Hakimler, Bap 16: 17-22)

Fakat az zaman sonra Simson’un başında saç uzamağa baslar; fakat Filistilerin durumdan pek haberleri yoktur. İlâhlarına kurban adayıp eğlenmektedirler. Aralarında söyle konuşurlar: “Memleketimizi harap eden, bizden bir çoklarını öldüren düşmanımız Simson’u, ilahimiz bizim elimize verdi” (Hakimler, Bap 16: 23-24).

Bu arada Simson Tanrı’ya yalvarır: “Ya Rab Yehova, niyaz ederim, beni hatırla, ve niyaz ederim, ancak bu kerelik, ey Allah, beni kuvvetlendir de Filistilerden iki gözüm için birden öç alayım” (Hakimler 16: 28)

Dediği gibi olur, Tanrı onu kuvvetlendirir ve bu kuvvetle Simson içinde bulunduğu binanın direklerini temelinden oynatıp yıkar. Bina beylerin ve bütün kavmin üzerine iner ve orada bulunanların hepsi ölür; onlarla birlikte Simson da ölür.

B) İhânet, çapul ve soygunculuk örneklerinden bir kaç demet daha

Efraim dağlığında oturan Mika adında bir adamın evine bir gün Yahuda sıptından Levi’li bir genç gelir. Mika ona nereden ve neden dolayı geldiğini sorar; o da Levi’li olduğunu ve misafir olarak yer aradığını söyler. Mika kendisine: “Benimle otur ve bana baba ve kâhin ol, ve ben sana yılda on parça gümüş, bir kat esvap ve yiyeceğini veririm” der (Hakimler, Bap 17: 10).

Genç adam teklifi kabul eder; Mika buna sevinir, çünkü Levi’li bir kâhine sahip olmakla Tanrı’nın kendisine iyilik edeceğine inanmıştır (Hakimler, Bap 17: 13). Oysa ki başına neler geleceğinden habersizdir. Çünkü iyilik ettiği bu Levi’li kâhin yüzünden hem malından-mülkünden ve hem de Laise adındaki kavmin Danî’ler tarafından kılıçtan geçirilmesine vesile olacaktır. Söyle ki:

Mika’danın Levi’li kâhini evine alıp rahat ettirdiği ve onu kendisine baba yaptığı tarihlerde Dan oğulları diye bilinen Danî’ler sıptı, kendilerine bir ülke aramakla meşgullerdir. İsrail sıptlarından oldukları halde o güne kadar kendilerine henüz miras düşmemiştir. Bu itibarla, tıpkı diğer İsrail sıptları gibi, onlar da saldırı ve çapul yolu ile iş görmeğe ve önlerine çıkan halkları yerlerinden kovup oraya yerleşme siyasetine yönelirler. Bu işi başarılı kılmak için, yine diğer sıptların yaptıkları gibi aralarından beş kişiyi casus olarak seçerler ve “Gidin diyarı araştırın” diyerek gönderirler (Hakimler, Bap 18: 2)

Casuslar Efraim dağlığına inerler ve orada Mika’nın evine misafir olurlar; Levi’li genç ile tanışırlar. Hazır bir kâhin bulmuşken ondan, Tanrı’nın kendilerine yardımcı olup olmayacağını sorarlar. Kâhin de onlara: “Selâmetle gidin, gitmekte olduğunuz yol Rabbin önündedir” der (Hakimler, Bap 18: 6).

Aslında bu yanıtı verirken Mika’ya, yani iyilik gördüğü ve kendisine babalık etmeyi kabul ettiği insana karşı ihânet halindedir; çünkü, kâhin olduğuna göre, verdiği öğütün eninde sonunda Mika’ya zararlı olacağını bilmektedir.

Kâhin’den aldıkları iyi haber üzerine casuslar yola çıkarlar ve Lais denilen ülkeye varırlar. Görürler ki halkı bolluk içinde kaygısız yaşamakta, işiyle gücüyle meşgul olmaktadırlar. Üstelik kendilerini herhangi bir saldırıya karşı koruyacak durumda olmadıktan gayri yardımından yararlanabilecekleri bir müttefikleri de yoktur.

Bu gördükleri şeyleri haber vermek üzere geri dönerler ve Danî’lere söyle derler: “Kalkın ve onlara karşı çıkalım, çünkü memleketi gördük, çok bereketlidir… Memleketi mülk olarak almak için gitmekte… tembellik etmeyin. Gittiğiniz zaman kaygısız bir kavmin üzerine varacaksınız… Allah onu sizin elinize vermiştir; öyle bir yer ki dünyada olan şeylerden hiçbiri orada eksik değildir” (Hakimler, Bap 18: 9-10)

Bunun üzerine Danî’ler sıptından 600 kişi, cenk silahlarıyla kuşanmış olarak Efraim dağlığına geçerler ve Mika’nin evine gelip ondan hal hatır sorarlar. Maksatları evi soymaktır; bundan dolayıdır ki evin kapısını kus uçurtmayacak şekilde sarmışlardır. Hatır gönül sorma işi bittikten sonra evi araştırmağa başlarlar. Herşeyden önce oyma ve dökme putu ortaya çıkarırlar. Kâhin onlara neden böyle yaptıklarını sorar. Onlar da kendisine: “Sus, elini ağzının üzerine koy, ve bizimle gel ve bize baba ve kâhin ol. Bir adamın evinde kâhin olman mı yoksa İsrailde bir aşirete ve bir sıpta kâhin olman mı senin için iyidir?” derler (Hakimler, Bap 18: 18-19)

Kâhin buna sevinir ve onlara katılır. Ele geçirilen hayvanlar ve mallar ve esir alınan çocuklar öne sürülmüş olarak onlarla beraber yürür gider.

Bu yapılanları gören Mika, etrafına topladığı kişilerle peşlerinden yetişir ve onlara seslenir: “Yaptığım ilahlarla kâhini alıp gittiniz ve bana artik ne kaldı?”. Onun bu davranışına Dan oğulları öfkelenirler ve: “Sesin aramızda işitilmesin, yoksa canları yanmış adamlar üzerinize düşerler, ve kendi canını ve evin halkının canlarını kaybedersin” derler (Hakimler, Bap 18: 26).

Mika onların kendisinden güçlü olduklarını görünce dönüp evine gelir. Dan oğulları ise, oldukça yüklü ganimeti böylece ele geçirdikten ve Mika’nın kâhinine de sahip çıktıktan sonra, bu kez Lais kavminin bulunduğu yere yönelirler. Lais, biraz önce belirttiğimiz gibi, kendi halinde yaşayan ve kimseye zararı dokunmayan, ve üstelik hiç kimselerden kendilerine zarar gelmeyeceğini sanan, halim selim bir kavmdir. Böylesine temiz ve saf bir düşünceye bağlı bu kavmi Dan oğulları, bir saldırışla kılıçtan geçirip yok ederler; yerlerini yurtlarını da ateşe verirler.

Bütün bu vahşet ve cinâyetten sonra Dan oğulları, o tarihten itibaren Mika’nin yaptığı oyma putu, kendilerine tapınak edinmek üzere bulundukları yere dikerler. (Hakimler, Bap 18: 27-31)

İlhan Arsel, “Tevrat ve İncil’in Eleştirisi”, Bölüm XII

Hazırlayan: ArapŞükrü

Reklamlar