Kasım 19

Kuran’daki Akıl ve Bilim Dışılıklar 9


Bir “üfürük”, bir “can” oluyor

– Çamurdan bir biçim, yani bir canlının biçimi, benzeri yapılıyor. Sonra ona “ruh üfürülüyor” ve o, “canlanıveriyor”.

Bu türden şey olur mu?

Kur’an’a göre: “Evet!”

Âdem’in kalıbı böyle yapılmış, yani “çamur”dan bir “insan” yapılmış; sonra ona “ruh üfürülmüş” ve Âdem, canlanıp bir insan oluvermiş. İşte ayet: (Çeviri, Diyanet’in.)

– “Rabbin meleklere şöyle demişti: Ben, çamurdan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ona ruhumdan üflediğim zaman, ona secdeye kapanın.” (Sad, ayet 71-72.)

Âl-i İmran Suresi 59’a göre de, Âdem, önce toprak”tan, yani çamurdan bir heykel olarak yapılmış; sonra: “Ol!” denmiş; o da “hemen oluvermiş”. (Bkz. F.Râzî, 8/76.) Tüm insanlar da ondan, yani Âdem’den türeme Kur’an’a göre. (Bkz. Araf: 172. Bunu anlatan başka ayetler de var.)

Tüm insanlar Âdem’den gelmeyse, insanların derilerinin rengi niye değişik?

Muhammed bu soruya karşılık veriyor:

– “Tanrı Âdem’i yaratırken, tüm yeryüzünden toplayıp avuçladığı topraktan yaptı (heykelini). Tüm Âdemoğulları da (toprağının alındığı) yerin özelliğine göre özellik kazanarak gelmiştir. (Bu nedenle) kimi kızıl, kimi ak, kimi kara derili… olmuştur.” (Bkz. Ebu Dâvûd, Sünen, Kimbu’s-Sünne’ 17, hadis no 4693; Tirmizi, Sünen, Kitabu Tefsiri’l-Kur’an 3, hadis no: 2955; Ahmed İbn Hanbel, Müsned, 4/400, 406.)

Aktarılan kimi hadise göre, Âdem’in heykeli yapılırken toprağından biraz artmış, bundan da Tanrı, bildiğimiz “hurma ağacı”nı yaratmış. Bu nedenle de Muhammed, “hurma”ya, insanoğlunun “HALASI olarak saygı gösterilmesi gerektiğini” bildirir. (Hadis için bkz. Aclûnî, Keşful-Hafa, 1/195-196, 459, hadis no: 511,1223.)

Özgür insan aklına ve bilime göre “komik” gelebilir, ama anlatılan böyle. Âdem, öyle yapılıp yaratılmış. Havva da “onun kaburga kemiğinden”. Muhammed’in açıklamasıdır bu (Bkz. Buhari, e’s-Sahih, Kitabu’l-Enbiya 1; Müslim, e’s-Sahih, Kitabu’r-Rıdâ 59-60, hadis no: 1468.). Kur’an’da da Âdem’in “eşinin, kendisinden (bir parçasından) yaratıldığı” anlatılarak, bu anlatılmak istenmiştir. (Bkz. Nisa, âyet: 1. Ve bu ayete ilişkin tefsirler.) Asıl kaynaksa, yine: Tevrat (Bkz. Tekvin, 2:22)

İsa da “çamurdan bir kuş” yapmış; “üflemiş” ona. Ve “Tanrı’nın izni”yle bildiğimiz “canlı kuş” oluvermiş. (Bkz. Âl-i İmran 49; Mâide 110)

İsa’nın kendisinin de bir “üfürme”nin olduğu bildirilir. Meryem, “ferc”ini yani “kadınlık organı”nı hep “korumuş”. Sonra bu organa “üfürülmüş”. Kur’an’ın “Tanrı”sı diyorki:”… Ona (ferce) ruhumuzdan üfürdük…)(Bkz. Enbiya 91; Tahrim 66) Kur’an yorumcularına göre: “Meryem’in fercine üfüren CEBRAİL”dir. Cebrail, “bir erkek (insan) kılığına girmiş; Meryem’in fercine üfürmüş. Ve Meryem, bu üfürükle İsa’ya gebe kalmıştır.” (Bkz. Söz konusu ayetlerle ilgili tefsirler, örneğin: F. Râzî, 22/218.) Meryem’i “gebe” bırakmak için, Cebrail’in bir “insan kılığına girerek” ona yanaştığı, Kur’an’da da anlatılır. (Bkz. Meryem, ayet 19) İster “Tanrı” üfürmüş olsun, ister Cebrail; burada, “üfürme”nin bir “meni” yerine geçtiği ve Meryem’i döllediği anlatılıyor.

Araştırmalar, bunun kökenin de, “mitoloji”ler (efsaneler) olduğunu ortaya koyar. Cahit Beğenç, “Koca-Ana” da denen “Ay-Ana”ların, mitolojilerde hep “bereket” simgesi olduklarını, “bâkire”yken çocuk doğurduklarını yazar ve örnekler verir: “Anadolu’da Cybele Ana, bakiredir, babasız oğlu, hem de âşığı, Attis’tir. Bâbil ülkesinin koca-Ana’sı: “Iştar Ana”, bakiredir. Babasız doğan oğlunun adı: Temmuz’dur. Mısır ülkesinin Koca Ana’sı: “Isis Ana”dır. Bakiredir. Babasız doğan oğlunun, aynı zamanda sevgilisinin adı: Osiris’tir. Batı Anadolu ve Güney Anadolu bölgesinin Koca Ana’sı: Artemis’tir, bakiredir. Babasız oğlu, aynı zamanda sevgilisi: Adonis’tir. (…) Hazreti Meryem de Koca Ana’dır, bakiredir. Oğlu İsâ, babasızdır…” (Bkz. Beğenç, Anadolu Mitolojisi, s. 70-71; Eren Kutsuz = Turan Dursun, Güneş Kültü, Saçak Dergisi, Şubat 1988, sayı: 49, s. 13.)

“Üfürme” ya da “üfürük”, Kur’an’ın “Tanrısının dilinde, son derece önemlidir. “Cansız”ları “canlandırma” ve “ölü”leri “diriltme” aracıdır. Kıyamet günü, “ölüler”in de “üfürme”lerle diriltilecekleri bildirilir. Bilindiği gibi, Kur’an’da bir “sura üfürme”den söz edilir ve “ölüleri diriltme”lerin bu üfürmeyle gerçekleştirileceği anlatılır (Bkz. En’am 73; Kehf 99; Tâhâ 102; Mü’minûn 101; Nemi 87; Yâsîn 51; Zümen 68; Kâf 20; el Hakke 13; Nebe’ 18.). “Üfürme (NEFHA)”, diriltmeye yaradığı gibi “öldürme”ye de yarıyor. Bildirilir ki, kıyamette “SUR”a iki kez “üfürülecek”. Birinci “üfürme”yle canlılar “ölecek”; ikinci “üfürme”yle de “dirilecek”ler. Şöyle deniyor ayette:

– “Ve SUR’a üfûrülür; Tanrı’nın, tersini dilediklerinin dışında, göklerde ve yerde olan herkes ÖLÜ olarak düşer. Sonra ona bir kez daha üfürülür. İşte o sırada herkes kalkıverir (dirilip ayağa kalkar) ve birbirine bakışır.” (Zümer 68)

Muhammed’in “doktorluğu”na ilişkin yazılarımda (Bkz. 2000’e Doğru Yıl 3, sayı: 31, 32, 33) “üfürük”le “hasta tedavi”den de söz edilmişti. “Üfürükçülük” denen yöntemin, İslâm’de geçerli ve yaygın olmasında, Kur’an’ın “Tanrı’sının dilinde “üfürme”nin çok önemli oluşu rol oynuyor diye düşünülebilir.

(2000’e Doğru 4 Mart 1990, Yıl 4, Sayı 10)

Turan Dursun, Din Bu 1, Sayfa 213-215

Hazırlayan: ArapŞükrü

Reklamlar