Kasım 19

Kuran’daki Akıl ve Bilim Dışılıklar 10


İslam’da “Şakku’l-Kamer (Ay’ın bölünmesi) Mucizesi” olarak bilinen ünlü “mucize”yi birlikte göreceğiz:

Kamer Suresinin 1. ayetine, Diyanet’in resmi çevirisinde şöyle anlam verilir:

– “Kıyamet saati yaklaşır, ay ayrılır.”

Bu çevirideki “yaklaşır, ayrılır” ayetteki sözcüklere uymuyor. Ayette, burada, “geçmiş zaman” kipi kullanılıyor. Bu nedenle, doğrusu: “Yaklaştı, ayrıldı.”dır. “Ayrıldı” yerine de ayetteki “inşakka” sözcüğüne uygun olması için “bölündü”, ya da “parçalandı” demek gerekir. Diyanet’in çevirisi, burada, “akıl ve bilim dişiliği örtmek” amacıyla, sözcükler kendi anlamlarının dışına çıkarılarak, daha sonraki ayetler, ayrıca açıklayıcı hadisler göz ardı edilerek yapılmış bir “yorum”a, İbnü’l-Cevzi’nin yorumuna (Bkz. tefsiru Îbnü’l-Cevzi, 8/89.) dayanmakta. Bu yorum, “tefsirciler”ce kabul edilmez. (Bkz. M.Ali Sâbûnî, Safvetu’t-tefâsîr, 3/284; Hâzin, 4/226.)

Bu durumda ayetin doğru çevirisi şudur:

– “Kıyamet (sat) yaklaştı; AY bölündü (parçalandı)”

Bunu izleyen iki ayetin anlamı da şöyle:

– “Onlar bir mucize gördüklerinde; yüz çevirirler ve: ‘sürüp giden bir büyüdür.’ derler. Yalanladılar ve kendi eğilimlerine uydular. Her şey, yerini bulur.” (Kamer 2-3)

Görüldüğü gibi ayetlerde açıkça, “Kıyametin yaklaştığının da bir belirtisi” olarak, “Ay’ın bölündüğü” ve “bu mucizeyi, inanmazların yalanladıktan” anlatılıyor.

Bu ayetlerin anlattığı “olay”ı aktaran “hadis”lere bakalım:

Gökteki Ay mı, Arabistan’daki “Hira Dağı” mı daha büyük?

İlkokul öğrencileri bile böyle soruyu saçma bulur, değil mi?

Ama hadiste anlatılana bakılırsa bu soruya “saçma” dememek gerek.

“Malik Oğlu Enes” anlatıyor:

Mekkeliler, Peygamberden bir mucize göstermesini istediler. Peygamber de onlara AY’ ı ikiye bölünmüş olarak gösterdi, öylesine ki, onlar, Hira Dağı’nı, bu iki parçanın arasında görüyorlardı.” (Bkz. Buharî, e’s-Sahih, Kitabu’l-Menâkıb 36; Müslim, e’s-Sahih, Kitabu Sıfâti’l- Münâfıkîn 46-47, hadis no: 2802.)

“Abdullah İbn Mes’ud” anlatıyor:

Peygamberle birlikte Mina’daydık. Birden AY iki parçaya bölündü. Bu parçalardan biri, dağın arkasında, biri de dağın beri yanında kaldı. İşte o sırada Peygamber ‘(Bakın da) tanık olun!’ dedi.” (Bkz. Buhari, es-Sahih, aynı yer; Müslim, e’s-Sahih, aynı yer, hadis no: 2800.)

Düşünün.

– İnanmazlar; Muhammed’den, peygamberliğini kanıtlaması için bir “mucize” istiyor.
– “Tanrı” da Muhammed’e güç veriyor. Muhammed “mucize”sini gösteriyor: Şu gökteki, şu Amerikalıların “ayak bastığı”, şu bildiğimiz AY, iki parçaya bölünüyor.
– Parçalanan Ay, YER’e düşüyor. YERYÜZÜ”nün UFACIK BÎR BÖLGESl’ne sığınıyor, düştüğünde orada, kimseyi EZMİYOR.
– Ay öylesine ufakmış ki: Hira dağı ondan daha büyük. Çünkü geriden bakınca, Hira Dağı, AY’ın iki parçası arasında gözükebiliyor.

Ve düşünün:

– Böyle bir “olay”ı bile, Mekkeliler bir “mucize” saymıyor. “Olay”a “tanık” oldukları halde…
– Ve dünyanın her yanından gözüken şu AY, o sırada ikiye bölünüp yere düşüyor da, dünyanın hiçbir yerinde, kimse “farkında” olmuyor. “Olay”ı ne gören oluyor, ne de yazan. Muhammed’in “Sahabî”lerinden başka…

Ayrıca:

– AY’ın “bölünmesi”, haber verilegelen “KIYAMET’in “yaklaştığının bir kanıtı” oluyor.

Yukarıdaki ayet ve hadislere göre, bütün bunlara inanmak gerekiyor. İnanan inanır kuşkusuz. Kim ne diyebilir? Bizim burada yapacağımız şey, yalnızca bir belirleme ve sergileme. Şu da unutulmamalı: İnananın nasıl “inanma hakkı” varsa, inanmayanın da “inanmama hakkı” vardır. İnsanoğlunun aklına, bilime “özgürlük” tanımak bunu gerektirir. İnsan, “kınanmasız” ve “saldırısız” bir ortam içinde insanlığına yakışır nitelikte geliştireceği düşüncesini, kişiliğini meyvelendirir. Bu köşedeki sergilemeler de bunun için…

(2000’e Doğru 11 Mart 1990, Yıl 4, Sayı 11)

(Turan Dursun, Din Bu 1, Sayfa 216-218)

Hazırlayan: ArapŞükrü

Reklamlar