Kasım 19

“Barış”, “Kardeşlik”, “Karşılıklı Yardım” ve “Sevgi” Sadece Yahudiler İçin


“Ahd-i al-atık”de (Tevrat’ta) konuştuğu söylenen Tanrı, “Barış”, “Kardeşlik”, “Karşılıklı Yardım”, “Sevgi” vs… gibi şeyleri sadece kendi kavmi olarak benimsediği Yahudiler arasında oluşsun diye ister; Yabancılarla İlgilenmez. İsrailoğulları Kendisine Karşı Asi Olsalar da Onlarsız Yapamaz

New York’ta Birleşmiş Milletler Meydanı’nı süsleyen heykellerden biri vardır ki tabanında “Ahd-i alatik” in İsaya adlı kitabından alınma su sözleri taşır: “… Ve milletler arasında hükmedecek, ve çok kavmlar hakkında karar verecek; ve kılıçlarını sapan demirleri, ve mızraklarını bağcı bıçakları yapacaklar; millet millete karşı kılıç kaldırmayacak ve artık cengi öğrenmeyecektir” (İsaya, 2: 4) Sanılır ki bu satırlar, yer yüzündeki bütün milletleri barış ve kardeşlik içerisinde yaşatma amacını taşımaktadır. Oysa ki bu, aslında sadece Yahudi şeriatına bağlı Yahudi kavmlerini içine alan bir temennidir; Yahudi olmiyan kavmlerle ilgili değildir. Yukarda geçen “milletler arasında hükmedecek” şeklindeki satırlar, Yahudi şeriatı’na işarettir; bu şeriat: “Sion’dan ve Rabbin sözü Yerüşalim’den çıkacaktır” (İsaya, Bap 2: 3). “Milletler” arasında hükmedecek olan şey, işte bu şeriat’dir. Ve bu milletler, güya, Tanrı’nın “oğulları” olan İsrail oğullarıdır, ki daha önce gördüğümüz gibi 12 “sıpt”tan (aşiret’ten, kabile’den) oluşmuştur.

Çünkü “Ahd-i al-atık” (Tevrat), daha ilk satırından son satırına varıncaya kadar, bütünü ile, İsrail oğullarını Tanrı’nın kendi seçkin ve sevgili kulları, kendi kavmı olarak tanımlar; Tanrı güya İsrail oğulları hakkında: “Oğullar besledim ve büyüttüm” (İsaya, Bap 1: 2) diye konuşur. Ve Tanrı’nın bütün istediği şey İsrail oğullarının kendisine karşı asi olmamaları ve verdiği emirleri (şeriatı) harfiyen uygulamalarıdır. Bunu yaptıkları sürece Tanrı onlaranımet yağdırır, onlara yardımcı olur, onları başka kavmlara karşı saldırtır, bu kavmlerin insanlarını kılıçtan geçirtir, ve onların mallarını çapul ettirir. Ve güya Tanrı kendi kendine şunu kararlaştırmıştır ki kendi kavmi dünyanın her yerinden gelip Yerüşalimde oturacaklardır; şöyle der: Ve Tanrı, kendi kavmini bütün diyarlardan kurtarıp Yerüsalime getirecek ve kendisi de onların arasına yerleşecektir: “İşte ben, kavmimi Doğu diyarından ve Batı diyarından kurtaracağım, ve onları getireceğim ve Yerüşalim içinde oturacaklar; ve onlar benim kavmim olacak ve ben hakikatle, adaletle onların Allahı olacağım” (Zekerya, Bap 8:7-8)

Ahd-i al-atık’de (Tevrat’da) bunun böyle olduğunu açıklayan nice örnekler vardır ki bir çoğunu yukardaki sayfalarda gözden geçirdik; diğer bazılarına da ilerde sayfalarda değineceğiz. Fakat şimdiden belirtelim ki, İsaya kitabının yukarıdaki satırlarında sözü geçen “milletler” deyimi, Yahudi Tanrısının çeşitli Yahudi “sıpt”larına (kabilelerine, aşiretlerine) yaptığı atıftan başka bir şey değildir. Bunun böyle olduğunu iyice anlayabilmek için Yeremya başlıklı kitabın birinci Bap’ına göz atmak yeterlidir. Gerçekten de bu kitapta, Yeremya şöyle der:

“Ve bana Rabbin şu sözü geldi: Ana karnında sana şekil vermeden önce seni tanıdım, ve sen doğmadan önce seni takdış ettim; seni milletlere peygamber ettim. Ve ben dedim: -‘ Ah, ya Rab Yehova! İşte, ben söz söylemek bilmiyorum; çünkü çocuğum-‘. Ve Rab bana dedi: -‘ Ben çocuğum deme; çünkü kime seni gönderirsem gideceksin, ve sana emrettiğim her şeyi söyleyeceksin… İşte sözlerimi senin ağzına koydum; bak bugün milletler üzerine ve ülkeler üzerine, kökünden sökmek ve yıkmak için, helak etmek ve yök etmek için, bina etmek için ve dikmek için seni koydum” (Yeremya, Bap 1: 4-10)

Burada geçen “milletler” deyimi çeşitli Yahudi kavmlerine atıftır; ve anlatılmak istenen şey aslında Yahudi egemenliği altında bir dünya barışıdır. Nitekim Mika kitabında bunu kanıtlayan diğer bir örnek vardır ki şöyledir:

“Ve son günlerde vaki olacak ki, dağların başında Rab evinin dağı pekiştirilecek… ve kavmlar ona akacaklar. Ve çok milletler gidecekler ve diyecekler: -‘Gelin, ve Rabbin dağına ve Yakubun Allahının evine çıkalım; kendi yollarını bize öğretecek, ve onun yollarında yüreyeceğiz. Çünkü şeriat Siondan ve Rabbin sözü Yerüşalimden çıkacak ve çok kavmlar arasında hükmedecek, ve uzakta olan kuvvetli milletler hakkında karar verecek; ve kılıçlarını sapan demirleri, ve mızralarını bağcı bıçakları yapacaklar; millet millete karşı kılıç kaldırmayacak ve artık cengi öğrenmeyecekler. Fakat herkes kendi aşması altında ve kendi incir ağacı altında oturacak ve onları korkutan olmayacak…” (Mika, Bap 4: 3-4) Görülüyor ki bu satırlar, İsaya kitabında söylenilenlerin tekrarından başka bir şey değildir. Ve tıpkı orada olduğu gibi burada da İsrail egemenliği altında bir dünya barışı söz konusudur. Yine bunun gibi Zekerya kitabında Tanrı’nın: “Doğru hükmedin ve herkes kardeşine inayet ve merhamet etsin; ve dul kadını ve öksüzü, misafiri ve düşkünü sıkıştırmayın; ve kimse kardeşine karşı yüreğinde kötülük tasarlamasın” (Zekerya, Bap 7: 9-10) dediği hatırlatılır. Burada sözü geçen “kardeş”, “dul kadın”, “öksüz” ya da “misafir” gibi sözcükler sadece İsrail oğulları ile ilgilidir; yabancıları kapsamaz. Çünkü İsrail Tanrı’sinin başka milletleri kendi öz kavmı şeklinde benimsemeğe niyeti yoktur; onları kendi ilahlarıyla başbaşa bırakmıştır. Ama kendi kavmı olan İsrail, kendisine aşı olsa ve kendisini terketse bile Tanrı onları bırakmaz; cezaya çarptırarak kendisine döndürür. Örneğin İsaya’da şöyle yazılı : “Ey gökler, dinleyin; ve ey yer, kulak ver; çünkü Rab söyledi: -‘Oğullar besledim ve büyüttüm, ve bana aşı oldular. Öküz kendi sahibini, eşek de efendisinin yemliğini bilir; fakat İsrail bilmiyor, kavmim kulak aşmıyor. Ah ey suçlu millet, haksızlığı yüklenmiş olan kavm… Rabbi bıraktılar… Niçin sapıklığı arttırarak yine vurulmak istiyorsunuz? ” (İsaya, Bap 1: 2-5)

Ama eğer İsrail oğulları Tanrı’yı bırakıp kendi eski ilahlarına tapacak olurlarsa Tanrı onları su veya bu şekilde yola getirir, ilahlarından uzaklaştırır.

“Eğer istekli olur ve dinlerseniz, diyarın iyi şeylerini yersiniz; fakat istemez ve aşı olursanız, sizi kılıç yiyip bitirir, çünkü Rabbin ağzı söyledi” (İsaya, Bap 1: 19-20)

Fakat Tevrat’ın Tanrı’sı, İsrailoğullarına yaptığı bu şeyleri, başka milletler için yapmağı düşünmez; onları kendi ilahlariyle başbaşa bırakır; İsrail oğullarını ise: “Biz daima ve ebediyen Allahımız Rabbin ismiyle yürürüz” (Mika, Bap 4: 5) şeklinde konuşturmaya çalışır.

Yine Mika’da yer alan şu satırlardan anlaşılmaktadır ki Tanrı, İsrail’i, Asuri’lere ve Nimrod ülkesine karşı galebe çaldıracak, onlar üzerinde egemen kılacak, ve Yakub oğullarının geri kalanlarını yabancı milletler arasında çoğaltacak ve üstün yapacaktır; bütün bu işleri Yahuda kavmı içerisinden çıkacak olan birisi marifetiyle yapacaktır. Şöyle der: “Ve sen Yahuda (aileleri) arasında bulunmak için küçük olan Beyt-lehem Efrata, İsrail üzerine hükümdar olacak adam bana senden çıkacak…” (Mika, Bap 5: 2); “Ve duracak, ve Rabbin kuvvetiyle … sürüsünü güdecek ve yerlerinde kalacaklar; çünkü şimdi yerin uçlarına kadar büyük olacak. Ve o adam selametimiz olacak… Ve kılıçla Asur diyarını, ve… Nimrod diyarını harab edecekler,” (Mika, Bap 5: 4-6)

Ve Rab şunu kesin olarak bildirir ki Yakubun övündüğü şeyi İsrail’in övündüğü şey gibi eski haline getirecektir (Nahum, Bap 2: 21).

İlhan Arsel, “Tevrat ve İncil’in Eleştirisi”, Bölüm XXII

Reklamlar