Kasım 18

Şehvet


Türkçe Sözlük’te “şehvet (kösnü)” için şöyle denir:

– “Erkek ve dişinin birbirine karşı duydukları istek”, “istek” ama “coşkunca bir istek”.

Şerif Cürcanî’nin ünlü “e’t-Ta’rîfât”ında “Nefsin, kendisine yatkın olanı isterken gösterdiği harekettir.” diye tanımlanır. (Bkz. “Şehvet” maddesi.) Buradaki “nefs”, “öz varlık”tır, ya da kişinin “doğal eğilimi”dir.

Müslüman ahlakçıların sözlerinde “el kuvvetu’ş-şehevâniyye” (şehvet gücü, şehvete ilişkin güç) diye bir deyim vardır. Eski Yunan düşünce dünyasındaki “erdem (fazilet)” konusundan aktarılma bilgilerle “dört ana erdem (adalet-hikmet-iffet-şecaat)” anlatılırken geçer. Anlatıldığına göre, eğer kişi, “iffet” erdemini elden bırakmak istemiyorsa, “Şehvet gücü”ne tutkun olmamalıdır. (Bkz. Saduddin Teftâzânî, Telvih, istanbul, 1310, 2/511.) “İffet”, özellikle cinsel konuda “dürüstlük” diye Türkçe’ye çevrilebilir.

Kimi de “Şehvet”i “köpeksi olan ve olmayan” diye ayırır. “Köpeksi şehvet (e’ş-şehvetu’l-kelbiyye )” şehvetin hem çok aşırı olması hem de sürmesidir. (Bkz. Muhammed Ali Tehanevi, keşşâfu Istılâha-tı’l-Fünün, 1/788.) Buna göre, aşırı şehveti olan kimsede, “köpeksi (köpeklere özgü) şehvet” var demektir. (Bkz. Aynı yer.)

 

Muhammed’in “30 erkek gücündeki şehveti”

Buhari’nin de yer verdiği bir hadise göre, “Muhammed, günün belirli saatinde, 9 ya da 11 olan karılarını cinsel birleşim için dolaşır ve hepsiyle de birleşimde bulunur”du. Buna nasıl güç yetirebiliyordu?” sorusuna da şu karşılık verilmiştir:

 “…Ona 30 erkek gücü (30 erkeğinki kadar şehvet) verilmişti.”

Bu hadis, Diyanet işleri Başkanlığı yayınları arasında yer alan “Sahih-i Buhari Muhtasar Tecrîd-i Sarih tercemesi” adlı kitapta, 192. hadis olarak yer alır.

Herşeyi “mucize” gibi gösterilmeye çalışılan Muhammed’in “şehvet”i ve “erkeklik gücü”de öyle sunulmuştur inanırlarına. Kimi hadis kaynaklarında da, Muhammed’de “40 erkeğinki kadar şehvet” bulunduğu belirtilir.

Kur’an’da “şehvet” tekil olarak iki kez (Bkz. A’râf 81; Nemi 55.), çoğul olarak da 3 kez (Âl-i İmran 14; Nisa 27; Meryem 59.) geçer. Kur’an’da “şehvet” anlamında “heva”nın da yer aldığı görülür. Tekil ve çoğul olarak çok yerde ve kimi türevleriyle birlikte yer alır. Kur’an sözcükleri uzmanı Râğıb’ın ünlü “el-Müfredatında “heva”, aynen şöyle tanımlanır: “Nefsin, şehvete eğilimi.” (Bkz. El Müfredat, H-V-Y.)

“Muhammed’in hevası”, en çarpıcı biçimde, karılarından Âişe’nin şu sözünde dile getirilir:

– “Görüyorum ki senin Rabbin (Efendi Tanrı’n), senin HEVAN (senin şeyinin keyfini yerine getirmek) için koşuyor.” (Bkz. Buhari, e’s-Sahih, Tefsir/7; Tecrid, hadis no: 1721; Müslim, e’s-Sahih, Rıda’/ 49,50, hadis no: 1464. ve diğer hadis kaynakları.)

Hadiste belirtildiğine göre, Âişe bu sözü, Kur’an’ın “Tanrı”sının Muhammed’e seslenerek: “O karılardan dilediğini geriye bırakır, dilediğini öne alabilirsin…” dediği, Ahzab Suresinin 51. ayetine bir tepki olarak söylemiştir. (Bkz. Aynı kaynaklar.)

Demek ki Muhammed’in “30 erkeğinki kadar” olan “şehvetini dilediğince doyurması için çok özel önem veriyor “Tanrı”sı. aynı surenin 50. ayetinde, (Diyanet’in resmi çevirisiyle “Ey Peygamber! Mehirlerini verdiğin eşlerini (karılarını), Allah’ın sana ganimet olarak verdiği cariyeleri, seninle birlikte hicret eden amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını, teyzelerinin kızlarını… almanı helâl kılmışızdır.” deyip sayarken “kendisini Peygambere vermek isteyen inanır kadını almasını da, öteki mü’minlerden ayrı olarak ve yalnızca Peygambere özgü olmak üzere helâl kıldığını anlamakta. Ve sonunda Muhammed’e verdiği ayrıcalığın gerekçesini bildirmekte. Bu gerekçeye göre, Muhammed’in “bir zorluğa uğramaması içindir” herşey! Yani Muhammed “şehvet”ini öylesine doyurmalı ve bu konuda güçlüklerden, engellerden öylesine uzak kalmalı ki, kendini vahye adamakıllı verebilmeli. Sağlıklı “vahiy” alabilmek için bu gerekli görülüyor. (Bu doğrultudaki yorum için Bkz. F. Râzî, e’t-Tefsiru’l-Kebir, 25/220.)

Muhammed’in o “30 erkeğinki kadar” olduğu bildirilen “şehvet”ini doyurmasına “Tanrı’sı hiç mi bir sınır koymuyor?

Aynı surenin 52. ayetine bakıldığı zaman, bir “sınır” koyduğu söylenebilir. Bu ayetin, Diyanet çevirisindeki anlamı şöyle:

– “Ey Muhammed! Bundan sonra, sana hiçbir kadın, cariyelerin bir yana, güzellikleri ne kadar hoşuna giderse gitsin, hiçbirini başka bir eşle değiştirmen helal değildir. Allah, herşeyi gözetlemektedir.”

O sırada Muhammed’in “karı” türünden ne kadar “kadın”ı olduğu tartışmalı. Kimine göre karı sayısı 9. (Bkz. Tefsirler, Örneğin: Taberi, Camiu’l-Beyan, 22/21; Celaleyn, 2/111; Tefsiru’n-Nesefi, 3/310…) Kimine göre 11. (Hadislere, örneğin Tecrid’de 192 numaralı olarak yer alan hadise bkz.)

52. ayeti ele alan yorumculardan bir kesimine göre; ayette, “(Ey Muhammed!) Bundan sonra sana, cariyelerinin dışında hiçbir kadın helal değildir…”denirken Muhammed’in “karı sayısı”na bir sınır konmuş, o sıradaki karılarından başka bir karı alamayacağı bildirilmiştir. (Bkz. aynı kaynaklar.) Kimi yorumcuya göre de ayette öyle denirken bir “sınır” konmuş oluyor, ama bu sınır, 50. ayette sayılanlar yönündedir. (Bkz. F. Râzî, 25/222; Taberi, 22/21-22.)

“52. ayette, Muhammed’in karı sayısına sınır konmuştur.” denirse, o zaman 50. ayette, kendisine bir güçlük çıkarılamayacağı konusundaki açıklamayla çelişmiyor mu; buna nasıl bir açıklama getirilebilecek?

F. Râzî’nin açıklamasına göre şöyle demek gerekiyor:

 “Muhammed, başlangıçta vahye tam alışık değildi. O zaman kendisini vahye daha iyi verebilsin diye gönül işlerinde kendisine daha bir serbestlik verilmişti. Ama vahye iyice alışınca, buna gerek kalmadı ve sınırlama ondan sonra oldu.” (Bu doğrultudaki yorum için bkz. F. Râzî, 25/222.)

Netleştirilecek olursa 52. ayette şunlar söylenmiş oluyor Muhammed’e:

– “Bundan böyle başka karı sana helal değildir. Ama dilediğin ölçüde cariyelerin olabilir. Karı değiştirmen de olmayacak. Herhangi bir kadının güzelliği seni çekse, imrendirse bile yasağa uymalısın.”

Oysa kendisine daha önce, “gönlünün çektiği her kadın”ı alma yetkisi verilmişti. “Tefsir”lerde, bu arada Fahruddin Râzî’de şu çok ilginç açıklamayı buluyoruz:

 “Peygamberin gözü bir karıyı görmüş olsa da gönlü o kadına düşmüş, o kadını sevmiş bulunsa, o karı, artık kocasına haram olur ve kocasının o karıyı boşaması gerekir.”(Bkz. F. Râzî, 25/222.)

Peki “sınır” konmuşsa, o sınır öylece kalmış mıdır, yoksa sonradan kaldırılmış mıdır? Bu soruya kimi yorumcu, bu arada imamlardan İmam Şafiî, şu karşılığı verir:

 “52. ayetteki hüküm yürürlükten kaldırılmıştır (sınır kalkmıştır).” (Bkz. F. Râzî, 25/223.)

İyi ama “sınırlama” neyle kaldırılmıştır? Yani 52. ayetteki hükmü yürürlükten kaldıran nedir? Kimilerine göre, ayetteki hükmü yürürlükten kaldıran bir “hadis”tir:

Muhammed’in kanlarından Âişe şöyle der:

 “Peygamber, kadınlar kendisine (sınırsız olarak) helal kılınmadan ölmedi.”

Bu hadis, İslâm dünyasında en sağlam kabul edilen hadis kitaplarında da vardır. (Bkz. Tirmizi, Sünen, Kitabu Tefsiri’l-Kur’an/34, hadis no: 3216.) Kuşkusuz tefsirlerde de… (Örneğin bkz. Taberi, 22/23-24; Râzî, 25/223.) Hadis kitaplarında olsun, tefsir kitaplarında olsun, bu hadise, Ahzab suresi’nin 52. ayeti nedeniyle ve ayetteki sınırlamaya ilişkin hükmün kaldırıldığını anlatmak için yer verilir.

Buna göre “hadis”, Kur’an’daki “ayet”in hükmünü yürürlükten kaldırmış oluyor.

Peki bu olabilir mi?

Hanefi mezhebine göre: “Evet!”

Şafii mezhebine göreyse: “Hayır!”

“Usulü’l-fıkh”, yani İslam hukuku kitaplarında, “ayet hükmü”nün “hadis”le kaldırılabileceğine bu hadis örnek verilir, ama Şafiî’nin karşı görüşü de açıklanır, (örneğin bkz. Sadru’ş-Şerîa- Teftâzânî, tavdîh-Telvîb, İstanbul, 1310, 2/488-489; İbn Melek, Mebariku’l-Ezhar fi Şerhi Menari’l-Envar, istanbul, 1308, s. 246.)

Şafii’ye göre, Muhammed’in “karı sayısı ve karı boşaması” konusunda sınırlama getirmiş olan 52. ayetteki “hüküm”, yürürlükten kaldırılmıştır, ama “hadis”le değil; 50. ayetle… Bu durumda bu iki ayetin öncelik sırası, Kur’an’daki gibi değildir. Yani 52. ayet Kur’an’da daha sonra yer almışsa da, aslında 50. ayetten öncedir. (Bkz. Aynı kaynak*lar.)

Sözün özü: Muhammed’in, “şehvet”ini belirli sayıdaki “karılar”la ve sınırı çizilmemiş olan “cariyeler”le doyurması yeterli görülmüyor bu açıklamalara göre.

 

İslam hukukuna göre 9, hatta 5 yaşındaki bir kız da “şehvet” konusudur

İslam hukukunda “müştehât” diye bir sözcük yer alır. Ve çok önemlidir. Anlamı da: “şehvet konusu olacak yaşa gelmiş olan kadın”. “Kadın”ı hep “şehvet aracı” olarak gören İslam Şeriatı’ndaki hüküm şöyle:

“9 yaşına gelmiş olan kız, şehvet konusudur, onunla evlenilebilir. İmam Azam Ebu Hanife’den ve Ebu Yusuf tan aktarılan bir görüşe göre de 5 yaşındaki bir kız da şehvet ve evlilik konusu olabilir.” (Bkz. Tehanevi, Keşşaf, 1/788.)

İslam dünyasında en sağlam hadis kitaplarının yer verdiği hadislere göre, Muhammed de, Âişe’yle, Âişe 6 yaşındayken evlenmiş, 9 yaşındayken de gerdeğe girmiştir. (Bkz. Buhari, e’s-Sahih, Kitabu Menakıbi’l-Ensar/44; Tecrid, hadis no: 1553; Müslim, e’s-Sahih, Kitabu’n-Nikah, hadis no: 1422…)

 

Turan Dursun, Din Bu 1, Sayfa 253-257

Hazırlayan: ArapŞükrü

Reklamlar