Kasım 18

Kur’an’daki Öldürün Buyruğu


Diyanet Kur’an’ında büyük yanlış

8 Ocak 1990 günlü Sabah gazetesinin manşeti böyle. Altında da iki Kur’an sayfası ve çevirisinin fotokopisi. Birinin üzerinde “doğrusu”, öbürünün üzerinde “hatalısı” diye yazılı.

9 Ocak günlü Sabah’ta, yine birinci haber: “Kur’an’daki Hata Vahim”.

Sabah, “Kur’an’daki vahim hata”dan söz ederken, “Kur’an”ın kendisinden, Kur’an’daki “yanlışlardan, tutarsızlıklardan, çelişkilerden, akıl ve bilime aykırılıklardan” söz etmiyor. Diyanet’in resmi çevirisinde “yanlış” bulduğu bir “anlam”dan söz etmek istiyor. “Kur’an çevirisindeki yanlış” diyecek yerde, “Kur’an’daki yanlış” diyor. Yani “Kur’an”la “çeviri”yi (“meal”) birbirine karıştırıyor.

Sabah’ın ortalığı “heyecan”a boğan haberinde “yanlış” dediği doğru; “doğru” dediğiyse yanlış.

“Sabah”taki iddia çürüyor

Sabah’ın sözünü ettiği ayetin Diyanet’te yayınlanan çevirisi yanlış mı, değil mi?

Bakara Suresi’nin 54. ayetinin, Diyanet çevirisindeki anlamı şöyledir:

“Musa, milletine: ‘Ey milletim! Buzağıyı TANRI olarak benimsemekle kendinize yazık ettiniz. Yaradanınıza tevbe edin, tevbe etmeyenlerinizi öldürün. Bu, yaradanınız katında sizin için hayırlı olur. O, dâima, tevbeleri kabul ve merhamet eden olduğu için tevbenizi kabul eder.’ demişti.”

Sabah’ın haberinde üzerinde durulan nokta, “tevbe etmeyenlerinizi öldürün!”dür. Sabah, bunu yanlış buluyor.

Bu söz, ayetteki “fektulû enfüseküm” sözünün karşılığı olarak yer alıyor çeviride.

Burada, biri “NEFS”, öbürü de “KATL” olmak üzere iki sözcük var. “Nefsinizi katledin.” demek. Sorulacak soru şu:

Buradaki “NEFS” ve “KATL” sözcüklerinin anlamı nedir?

 FAHRUDDÎN-I RAZI ET-TEFSIRUE-

Sabah, buradaki “nefs”i, kimi zaman Türkçe’de kullanılan “nefsi ıslah etmek” deyimlerindeki “nefs” anlamında alıyor. Başvurduğu “İslam bilginleri”nden bu bilgiyi almış. Buna göre ayetteki “nefs”, Türkçe’de kullandığımız “nefsi yenmek”, “nefse uymak” gibi deyimlerde hangi anlamdaysa o anlamdadır. Buradaki “katl” de, “öldürmek” demekse de, gerçek anlamında değil, “soğanı tuzla ezip öldürmek”teki, “bu iş bizi öldürdü”deki, “bugünü, bu zamanı öldürdük”teki gibi “mecaz” anlamındadır.

Acaba gerçekten de, bu sözcüklerin, söz konusu ayetteki anlamları böyle midir?

Bunu öğrenmek için önce, Kur’an’daki hangi sözcüğün hangi anlamda ya da anlamlarda kullanıldığını incelemiş olan, İslam dünyasında da tam güvenilen uzmanların (“ulemâ”) kitaplarına bakalım:

 

Rağıb’ın “müfredat”ı

İsfahanlı Rağıb, tüm İslâm dünyasında son derece önemli ve güvenilir bulunan ünlü “el Müfredat fî-Ğarîbi’l-Kur’an” adlı, Kur’an’daki sözcükleri tek tek ele alıp anlamlarım verdiği kitabında, bu ayetteki “nefs”e “kişi” anlamını veriyor. “Katl”i de “mecaz” anlamıyla değil, kendi gerçek anlamıyla alıyor. Bu durumda ayetteki “nefsi katletmek”, herkesin bildiği “adam öldürmek” anlamındadır. Râğıb, ayette yer alan “fektulû enfüseküm”e, “li yaktül ba’daküm ba’dan”, yani “kimimiz kiminizi öldürsün!” anlamını veriyor. Sonunda ayetteki sözcükleri “mecaz” anlamında kullanan da bulunduğunu belirtiyor. (Bkz. el Müfredat, “K-T-L” maddesi.)

 

Kur’an’daki çok anlamlı sözcükleri inceleyen kitaplar

Kur’an’da, aynı sözcük bir yerde bir anlamda, bir başka yerde başka anlamda yer alır. En azından böyle görülür. Bunu inceleyen kitaplar da vardır. Bu konudaki bütün kitaplarda, Bakara’nın 54. ayetindeki “NEFS”e, bir toplumdaki ya da bir yöredeki “halk”ı (ahali) oluşturan “birey, kişi” anlamı veriliyor. Ve ayetteki “fektulû enfüseküm”ün de şu anlamda olduğu belirtiliyor:

– “Buzağıya tapmamış olanlar, tapmış olanları öldürsünler. (Ya da buzağıya tapmamış olanlarınız, tapmış olanlarınızı öldürsün.)” (Bkz. Abdurrahman İbnü’l-Cezvî, Nüzhetü’l-A’yüni’n-Nevâzır, Beyrut, 1985, s.596; Damığânî, el Vücuh ve’n-Nezâir, “Nefs”; İslâhul-Vücûh, “Nefs”.) Bu kitaplarda, “tüm müfessirler”in, şunda birleştikleri belirtilir. “Nefs”, Kur’an’da 8 anlamda yer alıyor. 4. anlamı EHL’dir. Yani, halkı oluşturan bireyler. Bakara Suresinin 54. ayetindeki NEFS de, bu anlamdadır.” (Bkz. Abdurrahman Ibnü’l-Cezvî, aynı yer.)

Yani çok açık bir biçimde, “halktan suçlu olanların öldürülmeleri”nin “buyrulduğu” belirtiliyor.

 

Tefsirlerde de aynı anlam

20. yüzyılın ünlüleri de içinde olmak üzere, tüm ünlü “müfessir”ler, yani “Kur’an yorumcuları”, Sabah’ın “yanlış” dediği anlamı veriyor söz konusu ayetteki sözlere.

Tanrı seslenerek buyuruyor:

– “…fektulû enfüseküm!”

Sözcük sözcük tam karşılığı şudur:

– “… Hemen kendinizi öldürün!”

“Hemen”, “fektulû” sözcüğündeki “fe”nin; “kendinizi”, “enfüse-küm”ün; “öldürün” de, “fektulû”daki “uktulû”nun karşılığıdır. Kur’an yorumcuları, “hemen kendinizi öldürün!” denirken de, şunun demek istenmiş olabileceğini belirtirler:

– “(Buzağıya taparak suç işlediğiniz için) kendinizi öldürün! İntihar edin.”

– “(Ey buzağıya taparak suç işlemiş olanlar!) Haydi birbirinizi öldürün!”

– “(Ey buzağıya tapmamış olanlar ya da tevbe etmiş kişiler!) Kendi halkınızı (buzağıya tapmış ve tevbe etmemiş olanları) öldürün!”

Kur’an yorumlarında “nefsinizi ıslah edin (ya da temizleyin)” anlamı değil; bu anlamlar var. Diyanet’in resmi çevirisindeki anlam da Kur’an yorumlarındaki bu anlamlara uygun. Olmayabilirdi, ama uygun işte. Bu resmi çeviride, başka yerlerde bir dolu yanlış var ama buradaki yanlış değil. Bunu kanıtlayan kaynakların listesi yandaki sütunlarda.

Dahası da var.

 

Asıl kaynak Tevrat

Kur’an’ın birçok yerinin kaynağı gibi, Bakara’nın sözü edilen 54. ayetinin kaynağı da “TEVRAT”tır. Muhammed’in öğretmenleri (bunlar arasında en çok adlarından söz edilenler, Addas, Yessar, CEBR adlı kölelerdi. Bkz. F. Râzî, 24/50.), kendisine, birçok şey gibi buradaki öyküyü de Tevrat’tan aktarmışlardır. Tevrat’ta şöyle anlatılır:

“Ve dağdan inmek için Musa’nın geciktiğini kavmi görünce, Harun’un yanına toplandı. Ona şöyle dediler: ‘Bizim için ilah yap…’” (Tevrat, Çıkış, 32: 1)

“Ve Rab (Efendi Tanrı), Musa’ya şöyle dedi:

– Git, aşağı in! Çünkü Mısır diyarından çıkardığın kavmin bozuldu. Onlara emrettiğim yoldan çabuk saptılar; kendileri için dökme bir buzağı yaptılar; ona secde kıldılar, ona kurban kestiler…” (Çıkış, 32; 7-8.)

“Ve Musa döndü.” (Çıkış, 32: 15)

“Ve Musa’nın öfkesi alevlendi, elinden levhaları attı…” (Çıkış, 32: 19)

“Ve Musa, kavmin dizginsiz olduğunu gördü. Ordugahın kapısında durup, şöyle dedi:

– Rab’den yana olan bana gelsin.

Bütün Levi oğulları, onun yanına toplandılar. Musa onlara şöyle dedi:

– Herkes kılıcını beline kuşansın; ordugahta kapıdan kapıya dolaşsın! Ve herkes kendi kardeşini, kendi arkadaşını, kendi komşusunu öldürsün.

Levi oğulları, Musa’nın söylediği gibi yaptılar. Ve o gün kavimden 3 bin kadar kişi düştü (öldü).” (Çıkış, 32: 27-28)

Musa, “öldürün” buyruğunu, “Rab”, yani Efendi Tanrı’sı adına veriyordu. Bakara’nın 54. ayetinde anlatılan da işte bu. Demek ki, “fektulû enfüseküm”ün anlamı, Sabah’ta açıklamaları çıkan “bilgin”lerin ileri sürdüğü gibi “nefsinizi ıslah edin!” değil; “kendinizi (ya da içinizden suçlu olanları ya da tevbe etmeyenleri) öldürün! “dür.

Kur’an yorumlarından kiminde de, kaynağın Tevrat olduğu anlatılır. (Bkz. Meraği, 1/102; Muhammed Reşid Rıza, Tefsiru’l-Menâr, 1/ 320; Tantavî, el Cevahir, 1/73; Ömer Nasuhî Bilmen, Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meâl-i Âlisi ve Tefsiri, 1/54.)

 

Sabah’ın Kaynağı kimdir ve nedir?

Bunca temel eser varken, Sabah’ın yayınlarına kaynaklık edenler nedir? “Nebioğlu yayınları” Arapça’yı, hele Kur’an ve hadis Arapçası’nı bilmeyen Abdulbaki Gölpınarlı’nın uydurma çevirisi, “Türkiye’nin en ünlü Kur’an Tefsircisi” diye sunulan, aslında bir “tefsirci (müfessir)” olmayan Hasan Basri Çantay’ın “Meâl”idir.

Hasan Basri Çantay’ın Arapça’yı bilmediği söylenemez kuşkusuz. Türkçe “Meal”i de genellikle, Kur’an’ın aslına bağlı kalınarak yapılmış bir çeviridir. Bunu kabul etmek bir dürüstlük gereğidir. Ama Hasan Basri Çantay bu alanda bir kaynak olamaz. Kimi yerde, akıl ve bilim karşısında, Kur’an’ın dediklerini “kurtarma” çabasını göstermiş, bu çabaları gösterdiği yerlerde de, söz konusu ayette olduğu gibi, zorlamalı yorumla yanlışa düşmüştür. Sabah bir de Lütfi Doğan’ı kaynak gösteriyor. Diyanet işleri Başkanlığı da yaptı diye, MSP eski Milletvekili olan Doğan’ın bir kaynak olabileceği düşünülebilir. Güngör Mengi de, köşesinde, bu kişiyi “din bilgini” diye niteliyor. Lütfi Doğan’ın kendisini “din bilginleri”nden sayacağı kuşkulu. Kendisini bir başvuru kaynağı sayacağı da… Temel kaynaklara karşı, Râzî gibi eski “müfessir”ler şöyle dursun; bir Hamdi Yazır, bir Ömer Nasuhi Bilmen karşısında bile “edeb” dışına çıkmak isteyeceği de… Hüseyin Hatemi de “ünlü din bilimcisi” diye sunulamaz.

 

Zeybek’in Din-İslam kurtarıcılığı

Bakan Zeybek diyor ki:

– “Dini yanlış anlatanlar kadar, dine zarar veren kimse olamaz. Kuran’ı bilmeyen insanlara Kur’an’ın tercüme ettirilmemesi lazım. Bunu tercüme eden, demek ki NEFS kelimesinin anlamını bilmiyor. Binlerce kitap basılmış. Şimdi, bu hata nasıl düzeltilecek? Bu tip tercümeleri, Kur’an’ı bilmeyenlere yaptırmak çok büyük hata.” (Sabah, 9.1.1990)

Prof.Dr. Hüseyin Atay, oku bunları! Oku da Bakan Zeybek’in neler söylediğini gör. Sen, ne “Kur’an”ı, ne de “NEFS” kelimesinin anlamını biliyormuşsun! Öğrenmek istiyorsan, işte kaynak, git öğren!

 

Diyanet’in yalanı

Diyanet işleri Başkanlığı 9 Ocak 1990 günlü Sabah’ta yer alan açıklamasında şöyle diyor:

“Ayet-i kerimede iki defa geçen ‘enfüs’ kelimesi, ‘nefs’ kelimesinin çoğuludur. ‘Nefs’ Arapça’da, sözlük anlamında, ‘ruh, kan ve bir şeyin kendi, aynı’ anlamlarında kullanılır. Bu itibarla, ayet-i kerimedeki ‘nefislerinizi öldürünüz’ ifadesinin, sözlük anlamda, ‘kötü duygularınızı öldürünüz’ olarak anlaşılması mümkün olduğu gibi, “kendinizi öldürünüz’ olarak anlaşılması da mümkündür.”

Oysa, “nefs”e burada birinci anlamı vermek mümkün değildir. Çünkü:

1- Ayetteki öykü bu anlamı vermeye elverişli değildir.

2- Bu öykünün geldiği asıl kaynak olan Tevrat’taki anlatılan biçimi bu anlama uygun değildir. Ve açıklamada deniyor ki:

– “Bu ayet-i kerimedeki ‘nefislerinizi öldürünüz’ ifadesi de, müfessirler tarafından genel olarak “kötü duygularınızı öldürünüz’ şeklinde anlaşılmıştır.”

İşte bu “yalan”. Bunun “yalan” olduğunu yukarıda sunulan “tefsirler” kesin olarak kanıtlamakta. Büyüğü, küçüğüyle tüm “tefsirler”, Diyanet’in bu açıklamada ileri sürdüğünün tersini dile getiriyor.

Buyursunlar, “tefsirler” ne diyormuş; birlikte görelim. Birçok konuda olduğu gibi bu konuda da Diyanet, gerçeği örtüyor. Ve hem görevini, hem de kamuoyundaki “Diyanet dini konularda daha iyisini bilir” biçiminde özetlenebilecek koşullanmayı kötüye kullanıyor. Eğer bu konuda Diyanet’in ileri sürdüğü “doğru”ysa, Râzî’nin, Zemahşeri’nin, Beyzâvi’nin, Kurtubi’nin, Alûsi’nin, Menar’ın, Tantavî’nin ve ötekilerin dedikleri, yazdıkları, savundukları yanlıştır. Ve eğer Diyanet’in dediği doğruysa, hem bu kaynaktakileri, hem de Tevrat’ta yazılı olan öyküyü kazıyıp, çıkarmak gerekir. Buyursunlar tartışmaya. “Ulema”larını toparlayarak gelsinler, işte meydan.

 

Diyanet’i Yalanlayan 17 Arapça ve 5 Türkçe Kaynak

“Tefsir”ler “NEFS”e ve “KATL”e burada “mecaz” değil; gerçek (hakikat) anlamlarını vermekte birleşiyorlar. Bunu kanıtlayan işte 17 Arapça ve 5 Türkçe kaynak.

 

Arapça tefsirler

1-Fahruddin Râzî, e’t-Tefsiru’l-Kebr, Beyrut, 3/81-82.

İslam dünyasında herhangi bir kimse çıkıp da, “F. Razi de kim oluyormuş?” diyebilir mi?

2- Zemahşerî, Keşşaf, Kahire, 1977, 1/69.

3- KâzîBeyzâvî, 1/81.

4- Taberî, Camiu’l-Beyân, Beyrut, 1972, 1/226-229.

5- İbn Kesîr, Beyrut, 1966, 1/161-162.

6- Celaleyn, 1/8.

7- Abdullah Ibn Ahmed e’n-Nesefi, Tefsiru’n-Nesefî, istanbul, 1/ 48-49.

8- Merâğî, Mısır, 1974, 1/120.

9- Kurtubî, 1/342-343.

10- Muhammed Reşid Rızâ, Tefsir’l-Menâr, 1/319-320.

11- Âlûsî, 1/216.

12- Muhammed Ebu’s-Suûd, Tefsiru Ebi’s-Suûd (Irşadu’l-akli’s-Selîm ilâ Mezâya-l-Kur’an’il-Kerim), Mısır, 1928, 1/81-82.

13- Hâzin, Lubâbu’t-Te’vîl, İstanbul, 1371, 1/48.

14- Tantâvî, el Cevahir fî Tefsiri’l-Kur’an, Mısır, 1350, 1/72-73.

15- İsmail Hakkı (Bursalı), Ruhul-Beyân, istanbul, 1306, 1/93-95.

16- Ebu’t-Tayyib Sıddîk, Fethu’l-Beyân, Mısır, 1300, 1/111.

17- Muhammed Ali e’s-Sâbûnî, Safvetu’t-Tefâsir, 1/58.

 

Türkçe tefsirler

İslam dünyasında saygı gören (muteber) Türkçe tefsir sayısı çok değil. En çok tutulan, ünlü olanlar ve başvurulup bakılacak yerleri de şöyle:

1- Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, İstanbul, 1960, 1/354.

“… fektulû enfüseküm”e “hemen kendinizi katlediniz” anlamı veriliyor. “Nefsinizi öldürünüz” de aynı anlamda. Yani “kendinizi öldürün” anlamında. Yani “enfüsiküm”e (“nefsiniz”e) “KENDİNİZ” anlamı verilmekte.

2- Mehmet Vehbi, Hulasetul-Beyân, 1/128-129.

3- Ayıntâbi Mehmet Efendi, Tefsir-i Tibyan, İstanbul 1324, 1/39-40.

4- Ferah Efendi, Tesfir-i Mevâkib, Tefsir-i Tibyan’m kenarı, 1/30-31.

5- Ömer Nasûhi Bilmen, Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meali Âlisi ve Tefsiri. 1/54.

Bir de Arapça’dan Türkçe’ye çevrilmiş olan bir “tefsir”i gösterelim: Prof. Seyyid Kutub, fî Zılâli’l-Kur’an, çev. Emin Saraç, İ.Hakkı Şengüler, Bekir Karlığa, İstanbul, 1970, 1/148-149.

 

Turan Dursun, Din Bu 1, Sayfa 219-227

Hazırlayan: ArapŞükrü

Reklamlar