Kasım 18

Kadına Dayak


İslam’ı savunanlar hep şöyle derler:

– “İslam, insanlık dinidir, insan haklarına önem verir. Kadını da yüceltmiştir…”

Birçokları İslam’ın kendisini bilmedikleri, tanımadıkları halde, yapılan propagandalara ya da kendi kafasında oluşturduğu İslam’a göre konuşur, İslam’ın kendisine, içyüzüne bakıldığı zamansa gerçek ortaya çıkar.

İslam Şeriatı, “din” ayrımı yapar; kendinden başka bir dini tanımaz. (Örneğin bkz. Âl-i Imran: 19, 83, 85) “Irk” ayrımı yapar; Arap toplumuna seslenir (örneğin bkz. Meryem 97). Bu nedenle Kur’an’ın “Arapça” olarak gönderildiğini bildirir (örneğin Bkz. Yusuf 2; Ra’d 37; Tâhâ 113; Şûra 7; Nahl 103). “Oymak (kabile)” ayrımı yapar, hukukunda, “Peygamber”inin diliyle, “HALİFELİK” kurumunu yalnızca “Kureyş Kabilesi”ne verir (Örneğin bkz. Ahmed İbn Hanbel, 5/220-21). “Kent-yöre” ayrımı yapar; Kur’an ve “peygamber”in yalnızca “Mekke ve çevresi”ni uyarmaya yönelik olduğunu bildirir. (Bkz. En’an 92, Şûra 7) “Zengin-yoksul” ayrımı yapar; “nimet”leri “Tanrı’nın bölüştürdüğü”nü, işçinin, çalışanın yanında, bunları çalıştırsınlar diye her zaman “patron”un da bulunması gerektiğini, “Tanrı”nın kimi insanlara karşı “derecelerle üstün kıldığını” anlatıp aşılar (örneğin bkz. Zuhruf 32). Yani “zengin”den, “patron”dan yana ağırlığını koyar. Ganimetleri paylaştırırken de, “peygamber”i eliyle bunu yapmıştır. (Buhari’nin de yer verdiği ilgili hadisleri. Diyanet Yayınlarından Tecrîd’de görmek için, 1040, 1296, 1299-1303. no’lu hadislere bkz.) “Müellefetü’l-Kulûb” (gönülleri İslam’a kazandırılmak istenenler) adını verdiği kimselere, “Müslüman” olsunlar ya da bu dinde kalsınlar diye “ganimetten rüşvet verdiği gibi, zengin olmalarına bakılmaksızın, “zekat’tan da rüşvet vermiştir. (Bkz. Tevbe 60) “Efendi-Köle” ayrımı yapmıştır, insanların bir kesimini “alınan-satılan mal” durumuna sokmuştur (Kur’an da sayısız ayetiyle). Ve “cins” ayrımı yapmış, “erkeği kadına derece ile üstün kılmıştır.” (Örneğin bkz. Bakara 228)

Bakara Suresi’ndeki “derece”yle anlatılmak istenenin ne olduğunu, Kur’an yorumcuları ve İslam hukukçuları açıklarlarken şu görüşleri savunmuşlardır:

Erkek kadından birçok yönden üstündür:

1- Erkeğin akılca üstünlüğü vardır.

2- Diyette (kurtulmalıkta) üstünlüğü vardır.

3- Miras konularında üstünlüğü vardır.

4- Erkek, “kadı (yargıç)”, hükümdar olur, kadın olamaz. Erkek tanıklığa da daha elverişlidir.

5- Erkek, kadının üstüne evlenebilir. Dilerse kansının, karılarının üstüne cariye de alabilir. Kadın için kocasının üstüne evlenmek gibi bir hakkı yoktur.

6- Mirasta erkeğin payı daha çoktur.

7- Erkek kadını boşayabilir; kadın erkeği boşayamaz. Erkek karısını boşadıktan sonra da süresi içinde dönüş yapabilir, kadının bu yönde bir hakkı yoktur.

8- Erkeğin ganimetten payı, kadınınkinden çoktur…” İslam dünyasının ünlü ve en yetkili Kur’an yorumcularından Fahruddin Râzî böyle sayar. (Bkz. F. Râzî, e’t-Tefsiru’l-Kebîr, 6/95) Öteki yorumcular da benzer “sıralamalar” yaparlar ve Bakara Suresinin, “erkeğin, kadından derece yönünden üstün olduğunu” anlatan 228. ayetini böyle yorumlarlar. (Bkz. Taberi, Camiu’l-Beyân, 2/275-276; Tefsiru İbn Kesîr, 1/271; Dr. Kâmil Musa, Derece, Beyrut, 1987, s. 15-26.)

Kur’an’ın “Tanrı’sı, “erkeği kadına üstün yaptığını” duyurmakla kalmıyor; erkeklerin karılarına nasıl davranmaları gerektiğini de bildiriyor:

 

Dünyanın en ilkel hukukunda bile bulunmayan hüküm

Nisa Suresinin 34. ayetinin, Diyanet çevirisindeki anlamı şöyle: “Allah’ın kimini kimine üstün kılmasından ötürü ve erkeklerin, mallarından sarf etmelerinden dolayı, erkekler, kadınlar üzerine hakimdirler, iyi kadınlar, gönülden boyun eğenler ve Allah’ın korunmasını emrettiğini, kocasının bulunmadığı zaman da koruyanlardır. Serkeşlik etmelerinde endişelendiğiniz kadınlara öğüt verin, yataklarında onları yalnız bırakın, nihayet DÖVÜN! Size itaat ediyorlarsa onların aleyhine yol aramayın. Doğrusu Allah Yüce’dir, Büyük’tür.”

Çeviride geçen “serkeşlik”, ayetteki “nuşûz”un karşılığıdır. “Serkeşlik”, Türkçe Sözlük’te şu anlamdadır: “Kafa tutma, baş kaldırma.”

Kur’an’ın “Tanrı”sı erkeklere şunu diyor:

– “Eğer karılarınızın size baş kaldırmalarından, kafa tutmalarından kaygılanıyorsanız, bu tutumu göstereceklerinden kuşkulanıyorsanız, şunu, şunu yapın, sonra da dövün onları.”

“İslam’da kadını dövmenin bulunmadığını” savunanlar, ayetteki bu hükmü görmelidirler. Ayeti okuyup, “… ve sonunda karılarınızı dövün!” buyruğunu unutmamalıdırlar. Ve ayrıca “kadınlar”ın hangi “suçtan” dolayı dövülmelerinin buyrulduğunu da hak-hukuk ve adalet ilkeleri içinde değerlendirmelidirler.

Düşünün: “Kocaya baş kaldırma suçu”(!) daha işlenmemiş. Koca yalnızca bir “kaygı” ve “kuşku” içindedir. Yani, “karısının kendisine baş kaldıracağından kuşkulanıyor”. İşte bu, ayetin hükmüne göre, “kadını cezalandırmak” için yeterli görülüyor. Dünyanın hangi hukuk sisteminde olursa olsun, “suç”la “ceza” ilişkisi önemlidir. “Suç”a göre, “ceza” verilir. “Suç” azsa, “ceza” da azdır. Ve “ceza”, yalnızca “suç işlendikten sonra” verilir. En ilkel hukukta bile, işlenmedik bir suçtan dolayı ceza hükmü yoktur. Kur’an’daki bu ayetteyse son derece açık ve seçik olarak bu var.

“İnsan Hakları”na ilişkin “evrensel bildirim”lerin kabul edilip benimsendiği bir dünyada, İslam Şeriatı’nı savunma çabası içinde olanlar, bu ayet hükmü karşısında da bocalıyor ve durumu kurtarmaya çalışıyorlar. Kuşkusuz, bunu yaparken son derece gülünç durumlara da düşüyorlar, örneğin diyorlar ki:

– “Kur’an’da kadını dövme var, ama bu dövmenin bir koşulu da var: İncitmeden (eza vermeden) dövme.” (Bkz. Dr. Kâmil Musa, Mesail fi’il-Hayati’l-Zevciyye, Beyrut, 1985, s. 126)

Ayette sözü edilen “koşul (şart)” yok. Ayrıca, “incitmeden dövme” nasıl olabilir? “Ceza” için başvurulması istenen “dövme”, ceza verilen kimseyi “hiç incitmeyecekse”, bir anlamı kalır mı?

“Kadının incitilmeden dövülebileceğini” savunanlar, ayetteki “dövme”nin gerekçesini anlatırken, bunun bir “ilaç” olduğunu da savunurlar. “Kadını yola getirmenin bir ilacının da DÖVME olduğunu” yazarlar. (Bkz. Muhammed Ali e’s-Sabuni, Revayiu’l-Beyan Tefsiru Âyati’l-Ahkâm, 1/474-475.)

Ve düşünün, Şeriat savunucuları, ilkellerdekinden daha ilkel olan hukuklarıyla uygar dünyanın karşısına çıkıp “biz de varız” diyebiliyorlar. Kur’an’da, kocaya, daha suç işlememiş olan kadını göstererek: “döv, onu dayakla yola getir!” denip dururken bile…

 

Turan Dursun, Din Bu 1, Sayfa 249-252

Hazırlayan. ArapŞükrü

Reklamlar