Maddenin Kaldırılması Kasım 17

163. Maddenin Kaldırılması


141. ve 142. maddelerle birlikte 163. madde de kaldırılsın. “Düşünce suçu” diye bir şey istenmiyorsa, bu maddelerin tümünün kaldırılması istenmeli ve sağlanmalı.

“Demokrasi” için, “düşünce özgürlüğü” için bu gerekli, zorunlu. 141. ve 142. maddelerin kaldırılması istenirken, “163. madde kalsın” denemez, denirse “çifte standart olur…

Böyle dene geldiğini biliyoruz. Yani böyle diyenlerin bulunduğunu, dahası az olmadığını…

Bu savın bir gelişmesi var; öyküsü var. Sağ kesimdeki “molla”lar, bir kesim “sol”la “ittifak” girişimleri ve bunu, sonunda başarmaları… Bu yazıda, bunlar üzerinde durulacak değil.

“163. madde kaldırılsın” denirken neyin “olmayacağı”nı belirlemek gerekir. En başta bu yapılmalı. Şu sorunun karşılığı bulunmalı burada:

—163. maddenin “hükmü” kaldırılabilir mi?

163.  Maddenin  hükmünü  kaldırmaya  meclisin  gücü  yetmez:

Bu, şaşılası gibi gelebilir. Ama gerçek.

Bir düşünelim:

163. madde ne tür bir hükmü içine alıyor?

Bilindiği gibi, bu madde: “laikliğe aykırı olarak… ” diye başlar. Ve “laikliğe aykınlıklar”ı bir takım ceza hükümlerine bağlar. Bu madde hükmünün kaldırılması demek, “laikliğe aykırılığın serbest bırakılması” demektir. Bunu, yasama organı yani TBMM yapabilir mi? Yapamaz; çünkü:

Yasama organı, “DEVLET”in “3 erk”inden biridir. Devlet, bu’ gücünü, “laikliğe aykırılık” eylemini “serbest bırakmak”ta kullanamaz. “Laik” olmasaydı kullanabilirdi. Ama herkesin bildiği gibi “laiktir. (Anayasa, Madde:2.) Bu nitelik “değiştirilemez” ve “değiştirilmesi önerilemez” (Anayasa, madde: 4.) Konu, bu denli açık. Tartışması bile olmayacak ölçüde…

Demek ki “kaldırılsın” denen madde hükmü, “kaldırılamaz”. Tüm Partiler biraraya gelse bile, buna güç yetirilemez. “Şeriatçı bir darbe” olmadıkça…

Devlet, hem “laik” olacak; hem de “laikliğe aykırılığın serbest olması” için “irade” gösterecek; gücünü kullanacak. “İsteyen laikliğe aykırı görüş ileri sürsün, bu doğrultuda davransın, partisini kursun, yapabiliyorsa gelsin, iktidar olsun. Olabiliyorsa Şeriat devleti kurulsun…” diyecek!!! Olmaz, olamaz böyle şey. Devlet, “laik” olarak “laikliğe aykırılığı serbest bıraktığı” zaman, “laik olma niteliğini yitirir. Ayrıca da, “Kendi yıkıcısı”nı kendi elleriyle hazırlayamaz.

Ve böyle bir şey istenemez de, Onun için 163. maddenin kaldırılması istenemez. Ne “insan haklarını” savunma adına istenebilir; ne “hukuk” adına istenebilir, ne “demokrasi” adına istenebilir; ne de “Çağdaşlık” adına istenebilir.

“İnsan hakları”nı savunma adına istenemez:

İstenemez çünkü: “Laikliğe aykırılığı serbest bırakmamak”, en geniş anlamıyla “insan haklarının güvence altına almanın bir gereğidir. Laikliğin olmadığı yerde, “insan”ın temel hak”larından olan “düşünce özgürlüğü”, “inanç özgürlüğü” olamaz.

Ayrıca: 163. maddenin yasakladığı “Şeriat iktidarında” insan haklarında değil; “İslam’a inanan insan haklarından sözedebilir olsa olsa. Bu da tam değil; bir ölçüde… Çünkü İslam Şeriatı, İslam “fıkh”ı, İslam’dan başka hiç bir “din”i “din” saymayanın yanında, “ırk ayrımı” yapar (Kur’an’a göre: Tek muhatap ırk Arap’tır, Araplar içinde de En’am/ 92’ye, Şûrâ/7’ye göre de “Mekke ve çevresi”nde bulunanlardır.); “soy-sop ayrımı” yapar (hadislere ve fıkha göre: “en üstün olan, Kureyş Kabilesi”dir.); “mezhep ayrımı” yapar (Şiilerin etkin olduğu yerde sünnilere, sünnilerin etkin olduğu yerdede şiilere ve ötekilere değer verilmez.);” Müslüman ayrımı” yapar (“dindar”ı varken, dinde biraz zayıf olanın değeri yoktur.)… Muhammed’in kendi arkadaşları arasında bile ayrım yapmış; dahası bir kesim öbür kesimle kıyasıya savaşmış, 656 yılında bir savaşta bile (Cemel Savaşı’nda) iki kesimden 15 bin kişi öldürülmüştür. Bu tür savaşlar, öldürmeler, İslam şeriatının egemen olduğu yüzyıllar boyu olmuş süregelmiştir.

İslam Şeriatı, “insan”ın en temel “Hakkı” olan “yaşama hakkı”nı elinden alır kendi ölçüleri içinde. Ve kendi inanırlarına, “inanmazlar” gösterilerek:

-Nerede bulursanız, orada öldürün!” der. (Bkz. Bakara: 191; Nisa: 89,91; Tevbe: 5.)

“İnsan Haklan” yaşıyabilir mi böyle bir ortamda? Bu “terörlerin terörü” ortamında?!

“insan Haklan” için evrensel nitelikte, “uluslararası” kabul edilmiş “bildirge”ler var. Bunlardan hangisi böyle bir ortama “evet” diyebilir? Hangi maddesi hangi hükmü?!!

“Hukuk” adına da istenmez

İstenmez çünkü: “Laikliğe aykırılığı”, ne ülkemizdeki hukuk sistemi benimser; ne de “hukukun genel ilkeleri” buna uygun. 1982 Anayasası bile kesin olarak “laik” dediği devletin bu niteliğini, sağlam güvenceye bağlayan hükümler içeriyor. “Yaptırımı”ysa Türk Ceza Yasası’nda. Ve işte 163. maddesinde.

Aynca Türkiye Cumhuriyeti’nin 2 numaralı yasası olan bir Hiyaneti Vataniye Yasası var. Türk Ceza Yasası’nın 163. maddesiyle yasaklananlar, bu yasada “vatan hainliği” sayılmıştır. Yaptırımı da: idam ve bu yasa, bugün de geçerli. Türk Ceza Yasası’ndaki 163. maddenin kaynağıdır bu yasa.

Laiklik, insanlığın ileri uygarlığı ve gelişmişliğiyle yakından ilgilidir. Ulaşılmış olan bir aşamadır. “Hukukun genel ilişkileri”yle içice olan, ayrılmaz nitelikte bulunan bir aşama… Bu aşamadan geri dönülmez. Geri dönülmesi de istenemez. Hele “hukuk” adına…

Kaldı ki, yukanda da değinildiği gibi, İslam Şeriatı, kendi ölçüleri dışında hiçbir hakka yer vermeyen bir hukuksuzluk düzenidir. Adam öldürmenin türlü biçimlerinin, türlü işkencelerin de bulunduğu bir düzen… Başlı başına bir terör mekanizmasıdır. 163. maddeyle yasaklanan mekanizma işte budur. Bu maddenin kaldırılmasını istemek, bu mekanizmaya “serbestlik” vermektir.

“Demokrasi” adına da istenmez

İstenmez çünkü: 163. madde, demokrasiyle hiç bir biçimde bağdaşmayan bir eylemi “laikliğe aykırılık” niteliğindeki eylemi yasaklıyor.

Yine bu maddeyle yasaklanan “Şeriat” düzeni “demokrasi” için bir ölümdür.

Bu konuda yeterli bilgi almak isteyenler, “yüzyılımızın kitabı” nitelikteki kitabın, Şeriat ve Kadın’ın yazarı, arı duru bilim adamlığıyla yürekliliğin örneğini veren değerli insan Prof. Dr. îlhan Arsel’in, bir hukuk anıtı niteliğindeki “Teokratik Devlet Anlayışından Demokratik Devlet Anlayışına” adlı kitabını okuyabilirler. Ve okumalıdırlar.

163. maddenin kaldırılmasını istemek, “demokrasi”yle bu maddenin yasakladığı şeyin ne olduğunun bilincinde olanların tüylerini ürpertmeye yeter sanırım. Elverir ki ikisi de iyi bilinsin.

“Çağdaşlık”  adına da istenemez:

İstenemez çünkü: Laiklik, çağdaşlığın en “olmazsa olmaz” larındandır.

“Çağdaşlık”ta, “laikliğe aykırılık” eylemi hoşgörülmez. Çünkü: bu eylemin hoşgörülmesi, “düşünce ve inanç özgürlüğünü yok etmek eyleminin hoşgörülmesiyle eşanlamlıdır.

Hele “Şeriat” sözkonusu olunca… Şeriat’ın “iktidar” olmasına kapı açmak, insanı, “orta çağ karanlığına hapsetmenin yani sıra, insan boğazlamanın, işkencenin bir sistem durumuna geldiği düzen için “buyursun, olabilirse iktidar olsun!” demektir.”Çağdaş” insan bunu diyemez.

“MOLLA” başlıklı yazıyıda okuyacaksınız derginin bu sayısında. Bu yazıyı yazdığım zaman, Prof. Dr. Muammer Aksoy, daha öldürülmemişti.

163. maddenin kaldırılması istemine karşı sürekli savaşmış olan bu hukuk ve bilim adamının öldürülmesinden sonra, sağ kesimden şimdilik “mümaşaf’çı davranan kimi “molla” ile, sol kesimden kimileri, “terör”e karşı “ortak bir bildiri” yayımladılar. (7. 2.1990 günlü gazetelerde.) Bence bu “ittifak”ın “terör”e karşı olmak yönünden hiç, ama hiç bir önemi yoktur. Çünkü, sağdaki “Molla”ların savunduklan düzen, İslam’dır, İslam Şeriatı’dır. Bu düzenin, kendini güçlü bulduğu zaman, baştan sonra bir terör durumunu aldığıysa, kimsenin yadsımayacağı bir gerçek. “Terör”le “terör”e karşı çıkabilirler mi?

Ne var ki, “çağdaşlığımızdan kimileri, “mollalarla ittifak”ta direnmekteler. Bence yanlış bir yoldur bu. Unutulmamalı ki, İran’da da bu yola gitmişlerdi ve durum şimdi ortada.

Kısacası: 163. maddenin yasakladığına, “düşünce suçu” demek, “özgürlük düşmanlığı”yla “terör”le “cinayetlerle “düşünce”yi birbirine kanştırmaktadır bence.

Turan Dursun, Din Bu 1, Sayfa 234-238

Düzenleyen: ArapŞükrü