Kasım 17

İslam’ın Tanrı’sı Akıllı mı?


Bu soruyu, 45. sayıdaki mektubundan anımsayacağınız gibi Halil Konut adındaki okurumuz da sormuştu. Bu okurumuz, “akaid kitapları”nda, Tanrı için “akıllı, şuurlu” denmediğini, “denemeyeceği”nin belirtildiğini, 22 Eylül günlü Türkiye Gazetesi’nde de, bir okuyucuya bu yönde cevap verildiğini yazmıştı.

Önce şu gerçeğin altım çizelim: İnsanlar, kafalarındaki “Tanrı”yı “insan” gibi düşünürler. “Tanrı”nın varlığını kanıtlama yönteminden, “Tanrı’yı nitelemeler”e dek bu geçerlidir, insanların eliyle yapılanları görmüşler, bir de doğaya, evrene bakmışlar, “öyleyse bu şeylerin de bir YAPAN’ı, YARATAN’ı var” diye düşünmüşler.

“İnsan”ın bir “canlı” olduğunu, yaşadığını, “gördüğünü”, “işittiğini”, “konuştuğunu”, birtakım şeyleri “bildiğini”, “istediğini”, kimi şeylere “güç yetirdiğini”, “sevdiğini”, “sevmediğini”, “acıdığını”, “öfkelendiğini”, “bağışladığını”, “öç aldığını”, “cezalandırma” ve “ödüllendirme” yollarına gittiğini görmüşler; “Tanrı”larında da bu nitelikleri düşünüp inanmışlar. Tanrı’da da “hayat”ın, “bilgi”nin, “görme”nin, “işitme”nin, “irade”nin, “kudret”in, “kelâm”ın ve öteki niteliklerin bulunduğunu savunmuşlardır. İslam inancında da (“kelâm”, “akâid”) bu görülür. Birçok din gibi İslâm da “insan biçimci”dir. (“Antropomorfizm”) Tevrat’ta “Tanrı’nın insanı “kendine benzer biçimde yarattığı”nın açıklanması (Tekvin, 1: 25) ve bunun İncil’e, Kur’an’a, “hadis”lere yansıması (konu için 39. sayımızdaki “Tanrı’nın Biçimi ve Boyu” başlıklı yazıya bkz.) “insan biçimcilik”ten kaynağını alır. Burada ister istemez bir düşünürün sözlerini anımsıyoruz: Elea Okulu’nun en eski filozofu Xenophanes (M.Ö. 570-485): “Ethiob’lu (kara) bir adam, Tanrı’yı KARA sanır. Bir Trakyalı MAVİ GÖZLÜ görür. Öküzler ve atlar da bir Tanrı düşünebilselerdi, kendi biçimlerinde görürlerdi.” (Bu sözleri yorumlarıyla birlikte görmek için bkz. Cemil Sena, Tanrı Anlayışı, İstanbul, 1978, RK Yayın., s. 110.)

“İslam kelâmı”, özellikle “Sünnet Ehli (Sünni ekol)”, Tanrı’da “dirilik”, “bilgi”, “görme”, “işitme” vs. kabul eder de, “AKIL” kabul etmez. Tanrı için “AKILLIDIR (Âkil)” demez. (Bkz. Akaid kitapları, örneğin Hayâli, Şerhu Nuniyye, Arapça, İstanbul, 1318, s.23.)

Tanrı için “akıllıdır’ denemeyeceğinin NEDEN’i açıklanırken, “akıl olmadan önce Tanrı’nın “BİLGİSİZ bir dönem geçirmiş olması”nı kabul etmek gerekeceği, bununsa kabul edilemeyeceği ileri sürülür. (Bkz. Hayâli, aynı yer.) Yani: “AKIL, sonradan yaratıldığına göre, Tanrı için söz konusu olamaz. Tanrı’nın herşeyi AKLIYLA bildiği ileri sürülürse, akıl yaratılmadan önce birşey bilmediği kabul edilmiş olur.” Oysa “Tanrı’nın öteki “nitelik”leri için de aynı şey söylenebilir, örneğin: “HAYAT’ı Tanrı yaratmıştır, “Tanrı’nın hayatı vardır” denemez;. BİLGİ’yi Tanrı yaratmıştır, Tanrı’nın bilgisi var denemez…” gibi savlar ileri sürülebilir.

İslâm kelamında konu şöyle ortaya getirilir. “Tanrı’ya herhangi bir ad ve nitelik vermek, o ad ve niteliğin ayet ve hadiste bulunmasına mı bağlıdır (“tevkîfi”dir), yoksa buna bağlı değil midir?”. Tartışılır. Sünni kesim genellikle “bağlı” olduğu görüşündedir. (Bkz. Hayâli, aynı yer; Ebu’l-Muîn Nesefi, Tebsıra, s.72; Dr. Ali Abdulfettah, el Fıra-ku’l-Kelamiyye, Ezher, 1986, s.390.)

“Tanrı’nın AKILLI olduğu”, ne Kur’an’da var, ne de hadislerde. Tanrı için “şudur ya da budur” diyebilmenin, ayet ve hadislerde geçmesine bağlı olduğunu savunanlara göre “Tanrı akıllıdır” denemez. Tanrı’nın “adlar”ı, “sıfatlar”ı açıklanmıştır. Muhammed, bunların “99” olduğunu ve bunları sayanların da “cennetlik” olacaklarını söylüyor. (Bkz. Buhari, e’s-Sahih, Kitabu’t-Tevhid/12; Müslim, e’s-Sahih, Kita-bu’z-Zikr/5-6, hadis no: 2677.) Muhammed, bunları açıklıyor ve sayıyor. (Bkz. Tirmizi, Sünen, Kitabu’d-Deavât/83, hadis no: 3507.) Bunlara bakıyoruz, bunların arasında, Tanrı’nın “AKILLI” olduğunu anlatan bir ad ve nitelik yok, (“Âkl” ve benzeri bir şey geçmiyor.)

Kimileri “Tanrı ÂLİM (bilgili), KÂDİR (güçlü) de değildir.” dediklerinde SUNNİ kelamcıların buna karşı çıktıkları ve en başta Ebu Mansur Maturîdî’nin şöyle dediği görülür: “O zaman Tanrı BİLGİSİZ, GÜÇSÜZ olur. Böyle bir şeydense Tanrı, yüceliğiyle uzaktır.” (Bkz. Ebu Mansur Maturîdî, Kitabu’t-Tevhid, s.66.) Tanrı için “ÂLIM”, “KADİR”…dememeyi, Tanrı için bir eksiklik sayanların, aynı Tanrı için “AKILLI” dememeyi eksiklik saymamaları ilginçtir.

Akıl İslam’da ne denli önemlidir?

İslâm için, inanırları, savunurları hep “akıl dinidir, mantık dinidir” derler. Bunu kanıtlamaya çalışırken, Kur’an’daki “akl’dan türeme sözcüklerin kullanıldığını ve “aklı olmayanın dini de yoktur” türünden “hadis”leri kanıt olarak gösterirler.

Birçok sözcük gibi “AKL”ın kökü de “deve”lidir. “Ikâl” Arapça’da, “devenin bağlandığı (deveyi bağlamaya yarayan) ip”tir. (Bkz. Arapça sözcükler ve Râğıb, el Müfredat, A-K-L maddesi.) Ayet ve hadislerdeki “akl”dan türeme sözcükler de bu köke dayanır. “Bağlamak, alıkoymak, hapsetmek” anlamlarını içerir. (Bkz. Rağıb.) Ayetlerdeki “belki aklederler…” anlamındaki sözlerde geçen “akletmek” de “anlamak” ve “özellikle Tanrısal konuları düşünmek”tir. Bunun bilinen “akıl”la ilgisi yoktur. Bir başka yazıda konu üzerinde ayrıca durulacak.

“Aklı olmayanın dini de yoktur.” hadisine gelince. Bu hadisin, nice benzerleri gibi “UYDURMA” olduğu, kesin olarak belirlenmiştir. (Bkz. Aclûnî, Keşfu’l-Hafa, 2/487, no: 306.)

Kısacası: “Din” için, “İslam” için “AKIL” değil; “ÎMAN” gereklidir. “Tanrı”sının “AKILLI OLMAMASI’nın, “eksiklik” sayılmaması da buna uygun değil mi?

Turan Dursun, Din Bu 1, Sayfa 171-173

Düzenleyen: ArapŞükrü

Reklamlar