Kurban Kasım 14

Kurban


Adem’in iki oğlu vardır: Kabil ve Hâbil. Birincisi çiftçi, ikincisi de koyun çobanıdır. “Efendi”ye yani “Tanrı’ya” birer kurban sunma yoluna giderler. Çiftçinin kurbanı ne olabilir? Kuşkusuz tarım ürünlerinden. Ve çiftçi bu tür bir kurban sunar. Çobansa “sürünün ilk doğanlarından” ve yağlarından getirip koyar. Tanrı, çobanın kurbanına bakar, yani kabul ettiğini gösterir bu kurbanı. Çiftçininkine ise hiç bakmaz. Yani bu kurbanı kabul etmediğini belli eder. Bu hikâyenin anlatıldığı Tevrat’ta daha sonra, duruma içerleyen çiftçinin (Kabil’in), kardeşi çobanı (Hâbil’i) öldürerek hıncını aldığı yazılır. (Tevrat, tekvin, 4: 1-7)

Sonra Efendi Tanrı, kendisine sunulan “kurban”ın “özürsüz” olmasını ister. Bu da İslam’a geçmiştir (Fıkıh kitapları, Udhiyye bölümü). Kurban “en iyisi”nden olmalıdır.

Yine Efendi-Tanrı’ya sunulan kurban, “ilk doğanlardan” olursa daha çok beğenir. Tevrat’ta bu da özellikle anlatılır (Tevrat, Çıkış, 13: 1, 12, 13, 15; 22: 29, 30; 34: 19; Levililer, 27: 26; Sayılar, 3: 13; 8: 16, 17; 18: 15, 17; Tesniye: 15: 19). Kabil’in kurbanının neden kabul edilmediği ve Hâbil’inkinin neden kabul edildiği İncil’de ise şöyle anlatılır: “Hâbil, Tanrı’ya, Kabil’den daha iyi kurban sundu…” (İncil, İbraniler, 11: 4).

Demek ki Efendi-Tanrı’nın istediği koşullara uygun olan kurban, Hâbil’in kurbanıydı. “Kan” vardı, kurban ‘en iyisi’ndendi ve de “ilk doğan”dı.

 

Tanrı her kurbanı kabul etmez

İyi ama, “Efendi-Tanrı”, zavallı çiftçinin sunduğunu niye kabul etmemiştir?

Anlatılmak istenen şu olmalı: Birincisi, çiftçinin “kurban” olarak sunduğu “tarım ürünü”, belki de “turfanda” yani “ilk yetişen” türden değildi. Oysa “kutsal kitap”ta, Efendi-Tanrı’nın hep “turfanda” türünden ürün istediği işlenir (Tevrat, Çıkış, 22: 29; 23: 16, 19; Sayılar, 18: 12; Süleyman’ın Meselleri, 3: 9) Efendi-Tanrı’nın beğendiği bu.

Ayrıca, Kabil’in (çiftçinin) sunduğu, “kan” değildi. Sunulan kurbanın da, daha çok “kan” olmasını ister, İslâm’a da bu geçmiştir. Dahası kurbanda “kan dökülmesi” vazgeçilemeyecek bir koşuldur. O denli ki, tüm “fıkıh” kitaplarında anlatıldığına göre: “kan akıtılmazsa, kurban caiz olmaz”. Kurban bayramındaki kurban şöyle tanımlanır: “Koşullarının oluşması durumunda, Tanrı yakınlığını sağlamak amacıyla belirli günlerde, belirli yaşta kesilen (yani kanı akıtılan) belirli hayvandır”. (Dürer Kitabu’l-Udhiyye, 11/265 ve öteki fıkıh kitapları) Kurbanda “kan” temel amaç olduğu için, “hacc” sırasında sunulan “kurban”lardan kiminin bir adı da “kan” anlamına gelen “dem” dir. (Fıkıh kitapları, “cinayetler” bölümü)

 

Her adımda kurban

Anadolu’da yeni evlenen çiftlere kurban kesilir. Çiftler kurbanın üzerinden atlarlar. Kanlarını da alınlarına sürerler. Nedeni, evliliklerin mutlu geçmesi. Kan akıtmak, uğur ve mutluluk anlamına geliyor. Yağmur yağmadığı zaman, cuma günleri duaya çıkılır ve kurban kesilir. Yağana kadar bu olay tekrarlanır. Toplumumuzda her önemli gelişmeye kurban kesmek eski bir gelenektir. Yeni bir araba mı alındı? Hemen kurban kesilir. Araba kanın üzerinden geçer, uğur sayılır. Devlet büyükleri de kurbanla karşılanır. Fabrika ve yeni işyerleri açıldığında, çocuğu olmayanların kutsal yerleri ziyaretlerinde, futbol takımlarının sezon açılışlarında… Adı üstünde Kurban Bayramında ise hayvan kesimi katliam boyutlarına ulaşır.

Kurban kesmenin kökeni nerede? İslami bir gelenek mi? Yoksa daha eski çağlara mı uzanıyor?

 

İbrahim ve ilk oğlu

İlk doğanın Tanrı’ya kurban edilmesi çok eski bir gelenektir. Kur’an’dan okuyalım:

“İşte o zaman biz onu uslu bir oğul ile müjdeledik. Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince: ‘Yavrucuğum! Rüyada seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün, ne dersin?’ dedi. O da cevaben: Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulursun, dedi. Her ikisi de teslim olup, onu alnı üzerine yatırınca: ‘Ey İbrahim! Rüyayı gerçekleştirdin. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Bu, gerçekten, çok açık bir imtihandır.’ diye seslendik. Ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik. (Saffat: 101-107)

Bu ayetlerde anlatılan öyküye göre özet olarak şunlar olmuş:

1- İbrahim bir çocuk istemiş Tanrı’dan. “Şöyle akıllı uslu olsun!” Ve de “oğlan”!

2- İbrahim’in dileği kabul edilmiş. Bir oğlu olmuş.

3- Ne var ki bu “ilk oğlan”ı kurban olarak kesmesi gerekmiş. Çünkü “Tanrı”dan öyle buyruk almış. Hem de “düş’ünde”!

4- Oğlan biraz büyüyünce, babası düş’ünü açmış. Oğlan da kesileceğini, ama bunun bir Tanrı buyruğu olduğunu anlayınca, babasına, buyurulanı çekinmeden yapmasını söylemiş.

5- Ve İbrahim, kesmek için oğlanı yüzü üstüne yatırmış. Kesecek!

6- İşte tam o sırada Tanrı: “İbrahim!” diye başlamış seslenmeye. Oğlunu kesmemesini bildirmiş. Düşünde gördüğüne bağlı kaldığını, “sadakat” gösterdiğini anlatmış. “Bu bir denemeydi (seni denedik)!” demiş.

7- Ve de (kuşkusuz gökten) bir kurbanlık göndermiş. “Bir büyük kurbanlık”.

Sorular sorular…

– İbrahim, çocuğunu kurban etmek, kesmek için bir “düş”ü nasıl kanıt saymış? Bunun Tanrı’dan olabileceğini nasıl (daha doğrusu niçin) düşünmüş? “Bu oğlanı bir armağan olarak veren Tanrı’ysa nasıl olur da yatırıp kesmemi buyurur? Böyle ARMAĞAN olur mu? Tanrı’nın amacı armağan vermek mi; cinayet işletmek, öz çocuğumu keserek sonsuz acılara gömmek mi?” diye neden düşünmemiş?

– Burada olduğu gibi başka konularda da, Kur’an’da Tanrı’nın insanları denediğinden söz edilir. Tanrı’nın dememeleri kime karşı, niçin? Bir şey öğrenmeye, ya da kanıtlamaya gereksinimi mi var?

– Bir başka kişi de, “düşünde gördüğünü bir kanıt sayarak”, İbrahim’in tutumunu gösterirse ne olur? İbrahim’in öyküsüyle buna yol açılmış olmuyor mu?

Hemen belirtilmeli ki, bu yola giden Müslümanlar’a da rastlanmıştır.

– Tanrı, İbrahim’e -düşte de olsa- “oğlunu kesmesini” gerçekten buyurmuş da, sonradan buyruğunu geri mi almıştır? Böyleyse, Tanrılıkla bağdaşır mı bu?

– Tanrı İbrahim’e çocuğunu kestirmeyeceğini bildirirken oğlanın yerine bir “kurtulmalığa” (fidyeye) neden gerek görmüş? Bir başka canlıyı kurban etmek niye? Ya da bunun için bir kurbanlık yaratıp göndermek?

Akla gelebilen, ama karşılıksız kalan sorulardır bunlar.

Ayetlerden anlaşılan o ki, “ilk doğan oğlan”ın “Tanrı’ya kurban edilmesi” biçimindeki eski inancın bir yansıması var burada.

Kur’an’daki öykünün kaynağı, kuşkusuz Yahudi kaynakları ve en başta da Tevrat. Aynı öykü Tevrat’ta da anlatılır.

 

“Mal” anlayışının yansıması

İbrahim’in çocuğunu kurban olarak sunmaya götürmesinden söz edilmesi, bir durumu daha yansıtır: Bu dinlerde “insan”, kimi durumlarda “mal”dır. Örneğin köle, sahibinin “mal”ıdır. Karı, kocanın malıdır. Çocuk da, özellikle “baba”nın malıdır. İbrahim’e, çocuğunu “kurban etme” yetkisinin verilmesi bundan.

 

Muhammed: “Ben iki kurbanlığın oğluyum”

Muhammed’in böyle dediği aktarılır. Ve yorumlanır ki: Kurbanlıklardan biri İbrahim’in oğlu İsmail’di; öbürü de Muhammed’in babası Abdullah. (Bkz. Aclûnî, Keşfu’l-Hafa, Arapça, 1985, 1/230, hadis no: 606. Ayrıca bkz. tefsirler, örneğin F. Râzî, 26/152.)

Gelin görün ki, bir terslik var gibi: İbrahim’in oğlu, Tevrat’taki ve Kur’an’daki “Efendi (Bab) Tanrı” için adanmışken; Muhammed’in babası Abdullah, Müslümanlar’ın “put” saydıkları “Hubel” için adanmıştı. (Bkz. Ibn’ul-Kelbî, Kitabu’l-Esnâm, tahkik: Ahmed Zeki Paşa, Ankara, 1969, Arapçası, S. 18, Türkçesi “Putlar Kitabı”, Çev. Beyza Düşüngen, S. 36, İlahiyat Yay.) Yani Peygamberin babası bir “put” için kurban olarak adanmış ve bu adama “put’lara karşı gösterilegelmiş olan Muhammed tarafından da benimsenmiş.

Aslında bunda bir terslik yok. “Put” denen “Hubel”, gerçekte “el-Ba’l” anlamındadır. Yani Fenikelilerin en büyük ve ünlü Tanrısı Ba’l. Mezopotamya’da ve Araplar içinde de son derece yaygın bir tapınma alanı bulan, tanınan “Bal’in anlamı da “efendi”dir. Şu demek oluyor: Tevrat’ın ve Kur’an’ın “Tanrı”sı nasıl “efendi (rab)” niteliğini taşıyorsa, bunlara kaynaklık eden “Ba’l” de bu nitelikteydi. (Bkz. Dr. Muhammed Abdulmuid Han, El Esatiru’l-Arabiyye Kable’l-lslâm, Arapça, Kahire, 1937, S. 114) Demek ki, babasının “Bal’e (Hubel’e)” kurban olarak adanmışlığını Muhammed’in benimsemesinde, gerçekte bir terslik yok. Kendi Tanrısıyla, bu “Tanrı” arasında bir fark olmadığı için.

 

Peki Muhammed’in babasının kurban olarak adanması olayı nedir?

Muhammed’in dedesi Abdulmuttalib, “on tane oğlu olursa, birini TANRI’ya kurban edeceğini” söyleyerek adakta bulunur. Sonra 10 oğlu olmuştur. Oğulları gelişme dönemine girince durumu bildirir onlara. “Andım, adağımdır, içinizden birini kurban olarak keseceğim.” Hepsini toplar Ka’be’ye, Hubel’in önüne götürür. On tane okun üzerine on oğlunun adını yazar. Ve Muhammed’in babası Abdullah’ın adının yazılı bulunduğu ok çıkar sonunda. Kurbanlık Abdullah’tır. Kurban yeri olan İsaf ve Naile adlı putların yanına götürülür. Abdulmuttalib bıçağı eline almıştır. Şakası yok kesecek oğlunu. Ama sonunda kabilesinden kişiler onu bu işten vazgeçilirler. Birtakım öneriler geliştirerek… Sonunda “deve”yi kesmesini önerirler. Abdullah’ın yerine deve kurban edilir. (Bkz. İbn İshak, E’s-Sire, tahkik: Muhammedi Hamidullah, Arapça, Konya, 1981, S. 10-18, fıkra: 16-22; Ibn Hişam, e’s-Sire, 1 / 50; Beyza Düşüngen, Putlar Kitabı, S. 75, not: 190)

Yine anlatıldığına göre, Abdulmuttalib’in adağı ZEMZEM Kuyusu’nu kazma sırasında olmuş. Abdulmuttalib kurbanlık olan oğlunu keseceği sırada, kendisine: “Tanrı’nı razı et de, oğlunun yerine deve kurban edilmesini kabul etsin…” demişler. Sonra öyle olmuş ve adam 100 deve kurban ederek işin içinden kurtulmuş. (Bkz. Aclûnî, 1/230; F. Râzî, 26/152. Ve öteki tefsirler.)

Abdulmuttalib’in kurban olarak kestiği anlatılan “yüz deve”den söz edilince, Muhammed’in kestiği ve kestirdiği “yüz deve” akla geliyor ister istemez:

Buharî’nin de yer verdiği bir hadise göre, Muhammed, “Veda Haccı”nda “YÜZ DEVE KURBAN” olarak sunmuştu. Bunlardan büyük bir kesimini de kendi eliyle kesmişti. Kalanını, damadı Ali’ye kestirmişti. (Bkz. Buharî, e’s-Sahih, Kitabu’l-Hac/121-122; Tecrîd, hadis no: 829; Müslim, e’s-Sahih, Kitabu’1-Hac/348-349, hadis no: 1317.)

Muhammed’in “yüz deve kurban” edebilmiş olması, servetinin büyüklüğünü de ortaya koyuyor. Yahudilerden elde ettiği “ganimet” olarak çokça ve çok önemli hurmalıkları da olan Muhammed, çok da yoksul tanıtılır.

Enes şunu anlatıyor:

“Bir arpa ekmeği ve bir bayat yağla peygambere vardım. Peygamberin zırhı da Medine’de bir Yahudi’ye REHİN olarak verilmişti.” (Bkz. Tecrid, hadis no: 966.) Yani “Peygamber bu denli yoksul.” demek istenir. Ve Muhammed’in bu yoksulluğu cami cemaatlerine de anlatılarak inananlar ağlatılır.

Kurban Bayramı, “kurban”ın, “kurbanlıklar”ın bayramıdır. Ve en eski çağların “tanrılara kurban” geleneğini yansıtır.

Turan Dursun, Din Bu 1, Sayfa 122-127

Düzenleyen: ArapŞükrü