Kuran'daki Tanrının İnsanları Ayırma Politikası Kasım 14

Kuran’daki Tanrının İnsanları Ayırma Politikası


İnanır-inanmaz (mü’min-kâfir) ayırımı

Yunus suresinin 19. ayetinde (çeviri Diyanet’in) şöyle denir: “İnsanlar bir tek ümmettiler, sonra ayrılığa düştüler…”

Bakara Suresinin 213. ayetinde de, insanların başlangıçta “tek bir ümmet” yani “aynı inancı paylaşan bir topluluk” olduğu anlatılır. Ayrıca anlatıldığına göre, “Tanrı isteseydi, tüm insanları BİR TEK ÜMMET yapabilirdi”. (Bkz. Hûd: 118; Nahl: 93; Şûra: 8.)

Kuran’ın Tanrı’sı, “insanların tek bir ümmet olmamaları için” özel politikası olduğunu, “tek ümmet olmayı” özellikle önlediğini, mal-mülk dağıtımını yaparken de bu politikayı güttüğünü açıklar:

Diyanet’in resmi çevirisinden 3 ayetin anlamı:

“Eğer bütün insanların bir tek inkârcı ümmet olmakta birleşmelerini önlemek istemeseydik; Allah’ı inkâr edenlerin tavanlarını, üzerinde yükseldikleri merdivenleri, evlerinin kapılarını, üzerine yaslanacakları kerevetleri GÜMÜŞTEN yapar ve ALTIN bezeklerle işlerdik. Bunların hepsi ancak, dünya hayatının geçimliğidir. Âhiret, Rabbinin katında, O’na karşı gelmekten sakınanlaradır.” (Zuhruf: 33-35)

Yani: “Bu dünya”da “kâfir”lere daha büyük zenginlikler verebileceğini, ancak, “herkes kafir olur diye” bu yola gitmediğini, zenginlik dağıtımını bunu önleyecek biçimde yaptığını anlatıyor.

İnsanların “kafirlik”te birleşmelerini önlemek için güdülen bu politika anlaşılabilir. Ama insanları “iman”da birleştirmeyi neden gerçekleştirmedi Tanrı? Böyle bir soru sorulabilir. “Tanrı, inanırlara dünyada daha çok mal vererek herkesi imanlı yapabilirdi. Neden yapmadı? “Bu soru soruluyor ve Kur’an yorumlarında şu karşılık veriliyor: “O zaman da İslâm, dünya için Müslüman olan münafıkların dini olurdu.” (Zermahşeri, Keşşâaf, 4/ 197.) Ne var ki bu kez şöyle bir konu getirilebilir. İslam’da, Kur’an’da da geçen bir “El Müelleftü’l-Kulûb” vardır. “Gönülleri İslâm’a kazandırılanlar” diye anlam veriliyor. Buhari’deki hadislerde de yer aldığına göre, bu kapsama giren kimseler varlıklı insanlar oldukları halde bunlara ganimetten çok büyük oranlarda fazla pay verilmiş ve bu da Muhammed’i “adaletsizlik”le suçlamalara, söylenmelere yol açmıştı Müslümanlar arasında. (Bkz. Tecrid-i Sarih, Diyanet Yay., hadis no: 1299-1303.) “El Müellefetü’l-kulûb”, Kur’an’a da geçirilmiştir. Yani ZENGİN de olsalar, bunların zekât almaları uygun görülmüştür, İslâm’ı benimsemeleri ya da İslam’da kalmaları için kendilerine daha çok GANİMET ve ayrıca zekât verilmesi uygun görülen “el Müellefetü’I-Kulûb”a verilen ayrıcalık, Taberî tefsirinde “RÜŞVET” diye niteleniyor. (Bkz. Taberi, 10/113.) Şu sorulabilir: Bu durum da insanları “dünyalık için Müslüman yapıp” İslam’ı münafıkların dini durumuna getirmiyor muydu? Bu sorunun karşılığını bulamıyoruz.

Kur’an’da herşey “Tanrı’nın dilemesi”ne bağlanıyor. Ve değişmez politika: İnsanlardan kimini doğru yola çekme, kimini “saptırma”. Bunun böyle olduğu anlatılıyor hep.

Nahl Suresinin 93. ayetine Diyanet çevirisinde şu anlam veriliyor: “Allah dileseydi sizi TEK BİR ÜMMET yapardı. Ama O, istediğini saptırır; istediğini doğru yola eriştirir, işlediklerinizden, andolsun ki, sorumlu tutulacaksınız.”

Maide Suresinin 48. ayetinde de, Tanrı’nın insanları “tek ümmet” yapmaması, “insanları denemesi”ne bağlanıyor.

Kur’an’ın Tanrı’sının kadın-erkek ayrımı

Bakara Suresinin 228. ayetinde, “erkeklerin DERECELERİNİN, kadınlardan ÜSTÜN olduğu” açıklanır. Nisa suresinin 34. ayetinde de Tanrı’nın erkekleri kadınlara ÜSTÜN yaptığı belirtilir, sonra, kadınlarının kendilerine baş kaldırmalarından kaygılanacak erkeklere: “Onları (o kadınlarınızı) DÖVÜN! “denir.

Kur’an’ın tanrı’sının sınıf ayrımı:

Kur’an’da birçok ayette, Tanrı’nın, “dilediği kimselerin rızkını BOL, dilediği kimselerin rızkınıysa DAR yaptığı” anlatılır. (bkz. Ra’d: 26; İsra:30; Kasas: 82; Ankebût 62; Rûm: 37; Sebe’: 36)

İnsanların kimini neden İŞÇÎ, kimini neden PATRON, işveren yaptığını, bu alandaki politikasını da anlatır Kur’ an’da:

Diyanet’in resmi çevirisinden:

“Ey Muhammedi Rabbinin rahmetini onlar mı taksim edip paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların geçimlerin aralarında BİZ TAKSİM ETTİK. Birbirlerine İŞ GÖRDÜRMELERİ İÇİN KİMİNİ KİMİNE DERECELERLE ÜSTÜN KILDIK. Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri şeylerden daha iyidir.” (Zuhruf: 32.)

Bu ayette açıkça şunlar anlatılıyor:

– İnsanlara mal varlıklarını, veren, TANRI’dır. Malı-mülkü, geçimlikleri Tanrı paylaştırmıştır insanlar arasında.

– Mal varlıklarıyla, zenginliklerle Tanrı insanların kimini kimine üstün yapmıştır.

– Tanrı’nın böyle yapmasının nedeni de, insanları çalıştırmak. İnsanların kimi zengin, kimi yoksul olmasaydı, kimi insan kimi insanı çalıştıramazdı, kimi insan İŞÇİ, kimi insan da İŞVEREN olmaz ve dünyanın düzeni bozulurdu.

Turan Dursun, Tabu Can Çekişiyor, Din Bu, Sayfa 155-157

Hazırlayanlar: İstatistik ve ArapŞükrü