Kasım 14

Ayetler Uydurma mı?


Bazı İslamcı çevrelerin “Şeytan Ayetleri” diye bir şeyin hiçbir zaman olmadığı şeklindeki iddialarını ciddiye almak mümkün değildir. Bu ayetler kesinlikle bir “masal”, bir “uydurma” olmayıp tamamıyla bir gerçektir. Yani Muhammed, Mekke’de iken ilk dönemlerde, “üç tanrıça”nın övgüsünü yapan ve o zamana değin Araplarda da bilinen şiir, Necm Suresi’nin ayetleri arasında okununca (okuyan: Muhammed’in kendisidir), Arap “putatapar”ları da “peygamber”le birlikte “secde” etmişlerdir. Ne var ki “sonra”dan, “Cebrail’in uyardığı ileri sürülerek, ayetler arasına bunu karıştıranın “şeytan” olduğu savunulmuştur. Savunan, “Peygamber”. Bunu aktaran da başta Peygamberin arkadaşları olmak üzere “İslam büyükleri”dir, “İslam hadisçi ve tefsircileri”dir. Olayın bir bölümü yani Necm Suresi’nin okunması sırasında “putataparlar”ın, “Peygamberle birlikte secde ettikleri” Buharî’nin “e’s-Sahih”inde de yazılıdır. (Bkz. Diyanet yayınlarından Tecrid, hadis no: 555-556). Olayın kalan bölümü de sayılamayacak kadar çok “hadis” ve “tefsir” kitaplarında yer almıştır. Olayın bütününe ilişkin hadis, 15. yüzyılın en büyük hadisçi ve ‘tefsirci’lerinden sayılan Celaluddin Süyûtî ve lbn Hacer (el Askalânî) tarafından doğrulanmış, “sağlam” kabul edilmiştir. Yani olay, nitelendiği gibi bir “masal” değildir ve yine ileri sürdüğü gibi, “İslam karşıtı devrimciler” tarafından uydurulmamıştır.

Konunun bir başka yönü: Laik kafa, özgür kafa; özgür düşünür. Düşündüğünü de özgürce ortaya koyar, öyle olması gerekir. Özgür dünyada olması gereken budur. Bu özgürlükse, “dinsel kurarlarla, falanca dinin filanca “kutsalları”yla, bu kutsallara “saygı”yla ya da dinsel duyguları incitiyor mu, incitmiyor mu “hesabı”yla sınırlandırılamaz. Böyle bir sınırlandırma da bu tür sınırlandırmayı kabul etmek de “çağdaş”lıktan uzaklaşmaktır, Ortaçağ karanlığının ölçülerine bağlanmaktır. Bunu isteyen din, İslam olabilir. İslamın bunu istemesi doğaldır da. Yeryüzündeki dinler içinde, Yahudilik ve İslam, yaşamın her alanına el uzatmıştır, insanlara, “Benim kurallarıma göre yaşayacaksınız” der, yöneticilere de “Siz elinizi çekin, ben yöneteceğim.” isteğini yöneltir. Kurallar “kesin’dir, “değişmezlik” gösterir. Mecelle’de, “zamanın değişmesiyle hükümler de değişir” denmesi aldatmamalıdır. Çünkü aynı Mecellede ve İslam fıkhında, ‘değişme’nin ‘esas’ta olamayacağına, “ayet ve hadisin kesin hükmüyle belirlenenlerin, hiçbir biçimde değiştirilemeyeceği”ne ilişkin açıklama da yer alır. Temeli “değişmezlik” olan “din giysisi”, gelişen yaşamın, çağımızın giysisi olamaz. O giysi, bu gövdeye olmaz. Olmadığı, olamadığı için Türkiye Cumhuriyeti’nde ‘laik yasalar’ kabul edilmiştir. Mahmut Esat Bozkurt, Medeni Kanun’un gerekçesinde bunu çok açık bir dille anlatır. Bundan ödün vermemek gerekir. Verildiği zaman işin içinden çıkılmaz. Mollanın biri kalkar; ‘din hükümleri’ni, ‘Kuran hükümleri’ni gösterip uyulmasını ister. Uymayanları da din adına cezalandırmaya yeltenir. Ülke sınırlarını bile umursamazlıktan gelir. Humeyni’nin yaptığı budur. “Nerede bulursanız öldürün!…” Kuran böyle diyor. (Bkz. Bakara, ayet: 191, Nisa: 89, 91 Tevbe: 5.) Humeyni de böyle diyor, “öldürün” diyor. Tarih boyunca hep böyle denmiştir. Bir Cemel Olayı’nda 15 bin kişi öldürülmüştür. Çarpışan iki yanda da “Peygamber”in en yakın arkadaşları (ailesi vs.) bulunduğu halde… Tarihte nice kişiler, değerli insanlar bu “öldürün” fetvalarıyla can vermişlerdir. “Sünnet Ehli”nin “dört mezheb”inde de Humeyni’nin Şii mezhebinde de bir kimse “dinden dönmüş” (ridde) ya da bu eğilimi göstermişse “öldürülmesine” fetva verilir. Dünya, hele “uygar dünya” bu “fetva”lara göre yönetilemez.

Kısacası: Kuran’ın Hacc Suresi’nin 52. ayetinin, bunu izleyen ayetlerin ve bu ayetlere ilişkin aktarma ve yorumların tanıklığıyla “Şeytan Ayetleri” olayı bir gerçektir. Kaynak ileri sürüldüğü gibi yalnızca Taberi değildir. Taberi’den 150 yılı aşkın bir zaman önce yaşamış olan İbn İshak’ın “e’s-Sire”sinde de olay yer alır (Bkz. Siret’ü İbn İshak, yay. Muhammed Hamidullah, fıkra: 219). Bunun yanında bir başka gerçek, laik ve özgür düşünen insan -ki Salman Rüşdü de böyle bir insandır- “din kutsallıklarının çerçevesine sokulamaz. Bunu yapma yolundaki “din terörü” karşısında korkmadan, yılmadan yeterince savaş verilmelidir artık.

Turan Dursun, Din Bu 1, Sayfa 101

Hazırlayan: ArapŞükrü

Reklamlar