Kasım 11

Tevrat, İncil, Kur’an


Kâfirûn Suresinin son (6.) ayetinin anlamı şudur: “Sizin DİNÎNİZ size, benim DİNİM banadır.”

Bu sure, “Mekkeli”dir (Mekkî). Mekke’nin “putatapar” diye nitelenen kesimine sesleniliyor. Kur’an’ın Tanrı’sı Muhammed’in böyle seslenmesini istiyor.

İbn Abbas’ın yorumu: “Sizin Tanrı’yı yok saymanız, kâfirliğiniz size; benim Tanrı’yı birlemem bana.” (Bkz. F. Râzî, 32/ 147.) Ünlü Kur’an yorumlarında da ayette böyle demek istendiği belirtilir, örneğin Celaleyn tefsirinin yorumu şöyle: “Sizin DÎNÎNİZ, yani sizin PUTATAPARLIĞINIZ size, benim DÎNÎM, yani İSLAM da banadır.” (Bkz. Celaleyn, 2/ 272.) Buhari’de de bu yorum benimseniyor ve “sizin dininiz, yani kâfirliğiniz size, benim dinim, yani İslam banadır” deniyor. (Bkz. Buhari, e’s-Sahih, Kitabu Tefsiri’l-Kur’an/109.) “Din” için burada başka yorumlar yapanlar da var (Bkz. F. Râzî, 32/ 147.) Ama genellikle benimsenen yorum bu. Gerçekten de belli ki böyle demek isteniyor ayette.

Demek ki bu ayette, “KÂFİRLİK”, dahası, kâfirliğin, doruk noktasında sayılan “PUTATAPARLIK” bile “DÎN” sayılıyor, İslam’ı “çağdaş” ve sevimli gösterme çabasında olan çevreler, bu ayeti, “İslam’ın kendinden başka dinleri, inançlara, hatta inançsızlığa bile hoşgörülü olduğu”na kanıt diye gösterirler.

“Medineli (Medenî)” surelerden Âlu imrân suresindeyse çok açık biçimde söyle denir:

“Kesin olarak Tanrı katında DİN, yalnızca İSLAM’dır.”(Âyet: 19.) Aynı surenin 85. ayetinin, Diyanet çevirisindeki anlamı şöyle: “Kim İslâmiyet’ten başka bir dine yönelirse, onunki kabul edilmeyecektir.”

Açıkça görülüyor ki Kur’an’ın Tanrı’sının “din”i, “İslâm”dan başka değil. Bu Tanrı, daha önce, Mekke dönemindeyken, “putataparlığı” bile “din” diye nitelerken, Âlu İmran Suresinin 19. ayetinde, İslam’ın dışında kalan hiçbir “din”i “din” saymıyor, 85. ayetinde ve daha birçok yerde de başka dinde bulunma isteğinin kesinlikle “kabul edilemeyeceğini” bildiriyor. Aynı surenin 83. ayetinde de “TANRININ DİNİ’nden başka bir din mi istiyorlar?” diyerek, başka din isteyenleri kınıyor. Kâfirûn süresindeki ayet, “kılıç ayeti” diye de adlandırılan “cihat ayeti”yle de çelişiyor. Ve bu çelişkiden dolayı, İslam hukukunda, Kâfirûn Süresindeki ayetin “mensuh” olduğu, yani hükmünün “yürürlükten kaldırıldığı” belirtiliyor. (Usûlu’l-fıkıh kitaplarına bkz. Örneğin: İbn Melek, Şerhu’l- Menâr, ist. 1308, Arapça, S. 247.)

Kâfirûn Süresindeki ayet, İslam’ın “mümâşât dönemi”nin, yani yeni ortaya çıktığı, tutunmaya çalıştığı ve öteki “din”lerle “bir arada, barış içinde yürüyüp yaşamak zorunda olduğu” dönemin ürünüdür. Kur’an’ın bütünündeki anlayışı oluşturan hoşgörmezliğin egemen olduğu ayetlerse, daha sonraki dönemlerin.

Hoşgörmezlik, İslam’ı sevimli göstermeye çalışan çevrelerde de yansıyor zaman zaman. Bu çevrelerin sözcüsü durumundaki basında, “TEVRAT’ın, “İNCİL”in tanıtılmasına bile tepki gösteriliyor. Örneğin, bir tanıtım nedeniyle Milli Gazete’de şu başlıkla tepki gösterilmiştir: “Bir Derginin Haçlılara Hizmeti” (5 Ağustos 1989). Zaman Gazetesi’nde de aynı nedenle, müslümanlara seslenen bir mektubun başlığı şöyle: “Yetişir Yattığın Kalk Artık!” (4 Temmuz 1989). Yani müslümanlar böyle kışkırtılıyor. Birinci gazete de “İncil’i hiç okudunuz mu?” diye tanıtım yapanların “Kur’an’ı hiç okudunuz mu?” diye bir tanıtıma yer veremeyeceklerini ileri sürüyor. Oysa kınanan çevre, bu “din çevrelerinden çok daha fazla, “Kur’an’ın okunması”nı ve iyice anlaşılmasını ister. Kur’an’daki “akıl ve bilim”le çelişen çok eski efsane ve geleneklerin kalıntısı, insanlığın yararına olmayan, çağın çok çok gerilerinde kalmış içerik nasıl anlaşılabilir yoksa? Herkes okumalı Kur’an’ı. Özellikle de “İslam’a akıl, mantık dini” sayanlar. Kur’an iyi okunduğu zaman, Atatürk’ün İslam Şeriatı’nı niçin kaldırdığı daha iyi anlaşılır.

Kur’an “okunmalı”, ama başka kitaplar da okunmalı. “Tevrat” da, “İncil” de… Bunlar okunduğu zaman hem bunlardaki birer “efsane ürünü inançlar”, hem de Kur’an’ın içeriğinin çok büyük bir kesiminin kaynağı belli olur.

“Dini çevreler” ve sözcüsü durumundaki basında, yeri geldiğinde, daha doğrusu işlerine geldiğinde, “Tevrat”ın “İncil’in “mukaddes kitaplar” diye nitelendiği görülür. (Bkz. 6 Eylül 1989 günlü Zaman Gazetesi arka sayfa, Kudret Helvası başlıklı yazı.)

Kur’an, birçok ayetinde, kendisini, “Tevrat”ı, “İncil”i “MUSADDIK” olduğunu yani “ONAYLADIĞI”nı açıklar. (Bkz. Bakara: 41, 91, 97; Âlu İmrân: 3, 50; Nisa: 47; Mâide: 46, 48; Fâtır 31; Ahkâf: 30; Saff: 6.) Başka bir yazıda da konu üzerinde ayrıca durulacak.

Eynesil’den (Giresun) mektup yazan bir okurumun mektubunu bu sayıda, mektupların yer aldığı sayfada okuyacaksınız. Okurum yazılarımı övüyor ve benim için kaygılandığını belirtiyor. Okuruma teşekkür eder, “lütfen kaygılanmayın!” derim, okurum, belli ki çok okuyan, kültürlü bir insan. Mektubunda bir kitaptan alıntılara yer veriyor ve bu alıntılarda yer alan açıklamaların doğru olup olmadığını soruyor. Benim bu yazım, sevgili okuruma da bir karşılıktır, öteki yazılarımı da izlersiniz daha geniş yanıt bulabilirsiniz.

Turan Dursun, Din Bu 1, Sayfa 149-151

Reklamlar