Kasım 11

Kur’an’daki Tanrı’nın Bedduaları


Bilindiği gibi ”beddua” iki sözcükten bed ile dua sözcüklerinden oluşur. Birincisi Farsça. İkincisi Arapçadır. ”Kötü dua” demektir. Türkçesi: İlenme ya da ilenç.

Kuran’ın Tanrısının inandırmak için nasıl and içtiğini, ayetlerden sunmuştuk örnekleriyle. Bu Tanrı inanmayanlara, kızdıklarına beddua eder. Yani ilenir.

Mantıkta, istem üçe ayrılır: Eşitler arasındaki istem. Buna ”iltimas’ ‘(Türkçe’deki değil) denir. Yukarıdan aşağıya olan istem. Bu da buyruktur (emir). Aşağıdan yukarıya yöneltilen istem (dilek). Buysa duadır. Yani aşağı durumda olan bir kimse yukarıda olan birinden bir şey istediğinde, bir dilekte bulunduğunda ”dua” denir buna. Kötü olanına da ”beddua.” Bu dilek yöneltildiği zaman, birinin kötü duruma düşmesi istenir. Bunu sağlaması için yukarıda olan bir kimseden, üstün bir güçten dilenir.

İnsanların Tanrıdan, üstün bir güçten dilekte bulunmaları doğal. Ama Tanrının dilekte bulunmasına gelince, anlaşılır gibi değil. Tanrı, her şeyin her gücün üstünde görüldüğüne göre, hangi üstün güçten dilekte bulunur? Gelin işin içinden çıkın!

Kurandaki Tanrının beddualarını akla uygun bir biçimde yorumlamaya çalışan Kuran yorumcuları da çok zorlanırlar. İşin içinden çıkamazlar bir türlü.

Kuran’ın Tanrısı en başta, insan denen varlığa beddua eder: ”Canı çıksın o insanın, o ne nankördür.” (Abese:17) Bu çeviri diyanetin resmi çevirisidir. Canı çıksın yerine, kahredilesi (Çanta’yın çevirisi), kahrolası (Suudi Arabistan’ın çevirtirttiği), geberesi, gebersin, öldürülsün, başı kesilsin diye de çevrilebilir Türkçe’ye.

İnsan Tanrıya karşı nankör sayılıyor. Tanrının istediği doğrultuda bulunmadığı için. Tanrı, ona bu nedenle kahrolsun, gebersin, başı kopsun diyerek beddua ediyor. Yani derler ya: ”Gebersin inşallah!!!” İşte öyle.

Böyle bir beddua kim için yapılır? Kuşkusuz düşman için. Demek ki insanı da Kuran’ın Tanrısı düşman görüyor genel olarak.

Sonra inanmazlardan özellikle kimilerini seçer, onlara beddua eder: Örneğin Yahudilere, Hristiyanlara. ”Onları (Yahudileri, Hristiyanları) Allah yok etsin!” (Diyanet, Tebe:30) Allah’ın kendisi, Allah onları yok etsin diyor. Şaşılacak şey değil mi? Tüm kafirlere, özellikle bir kesimine: ”And olsun ki, ey inkarcılar! Siz aykırı görüştesiniz. Bundan dönebilecek kimseler döndürülür. Boş sanıda bulunan, bilgisizliğe saplanıp kalanların canları çıksın!” (Zariyat: 8-11)

Boş sanıda bulunmak Tanrıyı Kuran’daki gibi düşünmemek; bilgisizliğe saplanıp kalmak da, yine Kuran’daki gibi inanmamaktır. Bu düşüncede ve inançta olanlara beddua ediyor Tanrı.

”Ey Muhammed! Onlara baktığın zaman, cüsseleri hoşuna gider. Konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Tıpkı sıralanmış kof kütük gibidirler. Her çığlığı kendi aleyhlerine sayarlar. Onlar düşmandır. Onlardan çekin. Allah canlarını alsın! Nasıl da aldatılıp döndürülüyorlar!” (Münafıkın:4)

Burada da Allah, münafıklar için Allah’a beddua ediyor: ”Çünkü o düşündü, ölçtü, biçti! Canı çıkası ne biçim ölçtü biçti! Canı çıkası sonra yine ne biçim ölçtü, biçti! Sonra baktı; sonra kaşlarını çattı, suratını astı; sonra da sırt çevirip büyüklük tasladı. ‘Bu sadece öğretilen bir sihirdir’, bu Kuran, yalnızca bir insan sözüdür dedi. İşte bu adamı, yakıcı bir ateşe yaslıyacağız!” (Diyanet. Maüddeessir: 18-25)

Hadislerde, Kuran yorumlarında belirtildiğine göre, burada kınanan, beddua edilen kimse Muğire Oğlu Velid’dir. (Bkz. F.Razi, 30/198-202) Aynı kimse için Kalem süresinde de birçok sövgüler yer almış, en sonunda ”piç” anlamında ”zenim” denmiştir. (Bkz. Kalem: 8-13 Celaleyn: 2/230 ve öteki tefsirler). Gelin görün ki, bu adamın oğlu ”Halid”, sonradan önemli bir İslam kahramanı niteliğinde ortaya çıkmıştır.

”Ebu Leheb’in elleri kurusun! Yok olsun! Malı ve kazandığı kendisine fayda vermez. Alevli ateşe yaslanacaktır. Karısı da boynunda bir ip olduğu halde ona odun taşıyacaktır. (Diyanet. Tebbet: Tamamı) Elleri kurusun yerine iki eli kurusun diye çevrilirse, ayetteki aslına daha uygun düşer.

Tanrının burada beddua ettiği ”Ebu Leheb”, Muhammed’e inanmadığı için ve düşman sayıldığı için Tanrı beddua ediyor.

2000’e Doğru, 15 Ekim 1989, Yıl 3, Sayı 42

Turan Dursun, Din Bu 1, Sayfa 162-164

Reklamlar