Kasım 10

İslam’a Göre “Mîllet”


Gerçekte “din” ve”millet” bir değildir. Birinin başka, öbürünün başka tanımı vardır. Gelin görün ki İslâm’a göre, “din”le “millet” birdir. Biri neyse, öbürü de odur.

“Millet” sözcüğü Kur’an’da 15 kez geçer. (Bkz. Bakara: 120, 130, 135; Âli Imran: 95; Nisa: 125, En’am: 61, A’raf: 88, 89; Yusuf: 37, 38 İbrahim: 13; Kehf: 20; Nahl: 123; Hacc: 78; Sad: 7.) Bunların tümünde de “din” anlamındadır. Örneğin bir “İbrahim milleti” deyimi yer alır, “İbrahim dini” demektir. Yahudiler’in, Hristiyanların “milletlerinden söz edilir; “din”leri anlatılmak istenir. “Ataların milleti” konu olur; “Ataların dini” amaçlanır. Ünlü Kur’an yorumcusu, dil bilimci Isfahanlı Râğıb (ölm. 1108), temel kaynak kitaplardan olan “el Müfredat” (Arapça) adlı kitabın da şöyle der:

“Millet de din gibi; Tanrı’nın, kulları için peygamberlerinin dilleriyle, Tanrı’nın güvencesinde olsunlar diye yasalaştırdığı şeyin adıdır.” (Bkz. Müfredat, M -L -L.) Yalnız Râğıb, “millet”le “din” arasında şöyle bir fark bulduğunu belirtiyor “Tanrı’nın dini” deyimi var. Ama “Tanrı’nın dini” anlamında da olsa “Tanrı’nın milleti” deyimine rastlanmıyor. Buna karşılık: “Falanca peygamberin dini” denebiliyor. “Falanca peygamberin dini” denebildiği gibi. İkisi de aynı anlamda.

Kur’an, Muhammed’i ve Müslümanları, “İbrahim’in milleti”nde, yani onun “din”inde gösterir. Bir çok yerde… Muhammed’e: “Biz yalnızca İbrahim’in milletine bağlıyız!” denmesi gerektiği de bildirilir. (Bkz. Bakara: 135.) Aynca “İbrahim’in milletinden (dininden) uzaklaşmayı” bir “beyinsizlik” olarak niteler Kur’an. (Bkz. Bakara: 130.) Buna uyarak, “Müslüman Türkler”de, kendilerini “İbrahim milleti”nden saymışlardır. Atatürk’ün Türk toplumunu gerçek anlamıyla “millet (ulus)” yapma yoluna gittiği dönemlere değin, bu ülkede, “İbrahim milletindenim!” denmesi gerektiğini söylemiştir herkese. Selçuklularda, Osmanlılarda böyle olmuştur hep. Çocuklara ders verilirken: “Din (İslam) ve millet bir midir, ayrı mıdır?” diye soru sorulmuş, “cevab”ının “birdir” olması gerektiği anlatılmıştır. Bu soru ve cevap, “ilmuhal”lerde de yer almıştır. İstenen karşılık alınmayınca, “ders”ten ve “sınıf”tan geçirilmemiştir öğrenciler. Bugün “din öğrenimi veren” okullarda, Kur’an kurslarında, “dinle milletin bir olduğu”nun, “Müslüman olan her Türk’ün de İbrahim milletinden olduğunun öğretildiğinden kuşku duyulmasın hiç. Dahası: “Laik” sayılan okullardaki “din ve ahlak dersleri”nde de bunun böyle öğretildiğine kuşku yok. Çünkü “Kur’an” öğretiliyor, “hadis” öğretiliyor, “fıkıh” öğretiliyor… Bunların hepsinde de bu böyle.

Gerçekte Araplar’dan başkalarının kendilerini “Müslüman” saymaları şaşılası bir olaydır. Ne denli yorumlar yapılırsa yapılsın; gerçek o ki Kur’an, yalnızca Araplar’a seslenir. Araplar’dan başkasını “muhatab” almamıştır. Ayetlerin açık anlatımları buna tanıktır. Dahası: Kur’an, başlangıçta Araplar’ın tümüne de seslenmemiştir. En’am Suresi’nin 92. ve Şûra Suresi’nin 7. ayetlerine göre, Kur’an’ın seslendiği kesim, “Mekke ve çevresi”dir. Bu ayetlerin, Diyanet’in resmi çevirisindeki anlamı şöyledir: “Bu indirdiğimiz (Kur’an), kendinden öncekileri doğrulayan, Mekkelileri ve etrafındakileri uyaran mübarek kitaptır. Âhiret’e inananlar, buna inanırlar. Namazlarına da devam ederler.” (En’am: 92.)

“Ey Muhammed! Böylece şehirlerin anası olan Mekke’de ve çevresinde bulunanları uyarman, şüphe götürmeyen toplanma günüyle uyarman için, sana Arapça okunan bir kitap vahyettik. İnsanların bir takımı cennete, bir takımı da çılgın alevli cehenneme girer.” (Şûra: 7.)

Böyleyken Araplar’dan başkalarının “Müslüman” olmalarına şaşılmaz mı? “Fetihler” olmasaydı bu şaşılası durum, belki de hiçbir zaman gerçekleşmeyecekti.

“Türkler’in Müslümanlığı” ayrıca üzerinde durulacak bir durum. Muhammed’in ve Arapların Türklere nasıl baktıklarını, değerli, aydın bilim adamı Prof. Dr. ilhan Arsel, “Arap Milliyetçiliği ve Türkler” adlı kitabında çok açık ve seçik biçimde dile getirmiştir.

Kur’an’da, İslam’ın bütününde, “din”le “millet”, daha doğrusu “İsllam Şeriatı’yla, “millet” eş anlamlı olunca; dinci kesimin “milliyetçilik”lerini, “millîlik”lerinin ne anlama geldiğini anlamak zor olmasa gerek. Ülkemizdeki İslamcıların “milli görüşü”, Türk toplumunun “ulusal görüş”ü değildir, “ŞERİATÇI GÖRÜŞ”tür. Buna hiç kuşku yok. Bu “görüş”ün sahiplerine “hangi millettensiniz?” diye sorulduğunda, eğer çekindikleri bir yan yoksa, ortamı elverişli buluyorlarsa, kesinlikle şu karşılığı vereceklerdir: “İbrahim Aleyhisselâm milletindenim!”

Bu arada “Türk ve İslam sentezcileri”ne ne denir? Ne denebilir?

Turan Dursun, Din Bu 1, Sayfa 118-119

Reklamlar