Kasım 10

Din Duygularını İncitmek Suç mudur?


Daha güzel bir dünya için her zaman daha ileri bir hukuk gerekli. Prangalı olmayan, dinamik, canlı ve gereken hızla yürüyen, çağdaş bir hukuk.

Türk Medeni Kanunu’nun kabul edilişindeki gerekçesinde din ve şeriat hukukunun neden bırakıldığı çok açık biçimde anlatılır. En temel neden şöyle özetlenebilir: Din – şeriat kuralları “değişmez” özelliktedir. Dinamik değildir. Yaşamsa sürekli değişir. Beliren yeni gereksinimler, yeni karşılıklar ister. “Değişmeyen” kurallarla kolay ilerlenemez, çağdaş olunamaz. Oysa yeni Türk Devleti, her yönden ileri ve çağdaş olmaya yönelmiştir…

“Hukuk” var ki, ayakları “pranga”lıdır.

Hukukun prangaları türlüdür. Bunlardan kimi, geleneklerden, belirli din ve inançlardan kaynağını alır. Bunlarla bağlı olan hukuk, kimi zaman kötürüm, kimi zaman aksaktır.

Gerçek anlamıyla bir “hukuk devleti”nde ve çağdaş toplum yaşamında, etkinlik, egemenlik geleneklere, din ve inançlara verilemez. Verildiğinde de “hukuk”tan, “çağdaşlık”tan söz edilemez.

Durum bu olunca, “din duygularını incitmek”ten kaçınılabilir mi?

Bir gerçektir: “Yeni” geldiğinde, “eski”ye bağlı olanlar, sevimli bulmayabilirler onu. Yararlı bile olsa; zararlı, kötü ve düşman görebilirler. Karşısına geçip onunla savaşabilirler. Ve her karşılaştıkça ondan incinebilirler.

Din – şeriat inanırları, bağımlıları için ters, “rahatsız edici” ve “incitici” olanlardan kaçınılırsa işin içinden çıkılamaz, hiçbir yere de varılamaz. Bu kesimdekilerin “dinsel duygularını inciten” çok şey vardır yaşamda.

“Dinsel duyguların incitilmemesi” gerektiğini savunanlardan kimileri amaçlıdır. “İslami düzen”in, yani şeriatın yeniden gelmesini istemeleri amaçlıdır, “islami düzen”in, yani şeriatın yeniden gelmesini isterler. Çeşitli kılıklara bürünerek bunu sağlamaya çabalarlar. Savunanların kimileriyse “iyi niyetli”dir. İnsanca duygular taşırlar, “incitmek”ten, “incitilmek”ten yana olmadıkları için savunurlar bunu. Ne var ki yanlışa, hem de tehlikelisine düştükleri açık.

Kimi hukukçular da, Türk Ceza Yasası’nın 175. maddesiyle, “dini duyguları incitme”nin “suç” sayıldığı görüşündedirler.

Bilindiği gibi bu madde, 1986’da, ancak bir İslam şeriatı mollasının kafasından, kaleminden çıkma olabilecek türden bir metinle değiştirilmiştir. Hele gerekçesi!… Siyaset tarihçisinin, incelemecinin, geleceğin hukukçusunun bu değişikliği ele alırken, hele gerekçesi üzerinde durup düşünürken; anayasasında”… laik … bir hukuk devleti” olduğu yazılı bir devletin yasama organına nasıl getirilebildiğini ve kabul edildiğine şaşmaktan kendini alamayacağını düşünüyorum. Ama iyi ki, Anayasa Mahkemesi bu değişikliği “iptal” etti (4.11.1986). Bugün yürürlükte olan biçimi, 20.5.1987 tarihlidir. Kuşkusuz, çağın gerisinde olmayanların üzerinde çok şey söyleyebileceği noktalar yine vardır içeriğinde.

Bununla birlikte, bu maddede ve gerekçesinde bile, “dini duyguların incitilmesi”nde sözedilmiyor ve bunun suç sayıldığına ilişkin bir hüküm yer almıyor.

Öyleyken ve ünlü hukukçu Prof. Dr. Faruk Erem, söz konusu maddedeki hükümleri ele alırken; yazık ki “tezyif edilen (değersiz gösterilen) din ve mezhebe mensup kimselerin “dini hislerini rencide edecek” (dinsel duygularını incitecek) türden yayının ve başka davranışın önlenmek istendiğini ileri sürüyor. 1 Erem, görüşünü, Yargıtay’ın bir kararına da dayandırıyor. Erem’i kaynak gösteren Abdullah Pulat Gözübüyük gibi aynı sonuca varan başka hukukçular da var. 3 Ve yazık ki Anayasa Mahkemesi’nin kararında da, bu görüş doğrultusunda sayılabilecek sözler bulunuyor.

Burada dayanak alınan maddenin üçüncü fıkrasının üzerinde durulan hükmü, yasanın alındığı yasada yok. Yapılan ilk çeviride de bulunmuyor. Yani sonradan eklenme. Belki de bu nedenle hangi amaca yönelik olduğu iyice bilinmiyor.

Erem, “bugünkü devletin, dinin müdafiiliği (savunuculuğu) görevini üstlenmiş olamayacağını” belirtiyor. Bu, çok doğrudur.

Yasanın koruduğu, din ve mezheplerin kendisi olamayacağına göre nedir?

Erem’in de içinde bulunduğu kimi hukukçular, yukanda da belirtildiği gibi, “dini duygulardır” karşılığını veriyorlar. İşte bence, yanlışın kaynağı burada. Bence yasa, “dini duygular”ı değil; insan onurunu, kişiliğini güvence altına alıyor. Hiç kimsenin, “din”inden, inancından dolayı da olsa, aşağılanamayacağını, kınanamayacağını hükme bağlıyor. İsteniyor ki herkes dinini, inancını özgürce seçsin. Bölüm başlığının: “Din Hürriyeti Aleyhinde Cürümler” olması da amacının bu olduğunu, suçun konusunun “dini duyguları incitmek” değil; “din – inanç özgürlüğüne saldırı” olduğunu gösterir. Erem de bunu kabul etmek zorunda kalıyor, ne var ki “kanunun sistematik taksimindeki bir eksikliğe” bağlıyor.’ Oysa başka yasa maddeleri, en başta Anayasanın 24. maddesinin 1. ve 3. fıkraları da bunu dile getirir niteliktedir. Kimse ne dininden, inancından; ne de inançsızlığından, düşüncesinden dolayı kınanabilir. Bu evrensel ilke de anayasal güvence akında. Erem, şunu belirtmekten de kendini alamıyor: “Kanunun gayesi, dinleri ve mezhepleri her türlü tenkit dışı bırakmak, onlara neşriyat (yayın) sahasında bir dokunulmazlık tanımak değildir.”** “Dini duyguları incitmeden” din ve mezhebi “tenkit” etmek (eleştirme) nasıl olabilir? Olabilir mi?

Anayasa Mahkemesi’nin kararında şunları okuyoruz: “Modern devlette din, kimi inançlara sahip olmanın şartı değildir. (…) Laik devlette herkes dinini seçmekte ve inançlarını açığa vurabilmekte tanınmış olan din ve vicdan özgürlüğünün sınırlan içinde serbesttir. Hiç bir dine itikadı olmayanlar için de durum aynıdır.”

Anayasanın 174. maddesinde, “Türk Toplumunu çağdaş, uygarlık seviyesinin üstüne çıkarma ve Türkiye Cumhuriyeti’nin laiklik niteliğini koruma amacı”nın, her türlü yasa girişiminin üstünde olduğu, açıkça belirtilir. Bu amaç, “dini duyguları incitme”ye götürdüğünde durum ne olur? Amaçtan vaz mı geçilir, ya da sapmak mı gerekir?

Yasada da, gerekçesinde de yer almadığı halde, “dini duygulan incitme”yi “suç” saymak, “cezalandırma yoluna gitmek, Türk Ceza Yasası’nın 1. maddesindeki genel ve evrensel hukuk ilkesine de aykırıdır. “Yasa”sız “suç” olamaz ve “yasanın açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez”

Sonuç:

Çağ, çağdaş uygarlık, uygarlığın gerekleri ve kimi temel, evrensel ilkeler bir yana bırakılmadan, “dini duyguları incitmek” suç sayılamaz.

Turan Dursun, Din Bu 2, Sy.259-261

Reklamlar